GeriKelebek alıntı senaryolar! tiyatro, geçmişi çok eskilere dayanan, izleyiciye görsel ve işitsel temaları birlikte sunabilen, son derece önemli, ciddiye alınması
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

alıntı senaryolar! tiyatro, geçmişi çok eskilere dayanan, izleyiciye görsel ve işitsel temaları birlikte sunabilen, son derece önemli, ciddiye alınması

alıntı senaryolar! tiyatro, geçmişi çok eskilere dayanan, izleyiciye görsel ve işitsel temaları birlikte sunabilen, son derece önemli, ciddiye alınması gereken bir sanat dalı. ne var ki, türkiye' de tiyatro severlerin dolaylı yoldan bile olsa kandırıldığını düşünmüşümdür hep. bir yandan tiyatronun canlı mekanı içinde tiyatro sanatçısının oyunu hazırlarken ve sunarken ona verdiği emek, bir yandan da ortaya konan ürünün sizi hayal kırıklığına uğratması, zamanımı boşa mı geçirdim? sorusunu beyninize yerleştirmesi... çoğunuz gittiğiniz pek çok oyundan buna benzer düşüncelerle çıkmadınız mı?ben çıktım; gittiğim pek çok oyunun hiçbir şey anlatmayan, yaratıcılıktan uzak senaryoları karşısında, benim için saatler boyunca bir şeyler yapmaya çalışan oyuncuları alkışladım yine de. birinci senaryo: peter shaffer bir ingiliz oyun yazarı (1926, liverpool). önceleri televizyon dizileriyle başlayan yazarlık hayatı, five finger exercise (beş parmak temrini) adlı tiyatro oyunuyla doruk noktasına ulaştı. oyunları daha sonra pek çok dile çevrilen ve gerçek bir gözlemci-üretici-yorumcu olan shaffer' in ülkemizde, 1973 yılında yazdığı ve orjinal adı equus olan atlar (küheylan) adlı oyunu bilkent üniversitesi tiyatro bölümü tarafından cüneyt gökçer yönetiminde 1998 yılında izleyiciyle buluştu. oyun aynı yıl izlenme rekorlarından sonra yılın oyunu da seçildi. bir gencin psikolojik sorunları ve dışlanmışlığı -ya da kendini öyle görmesi- sonucu bir ahırdan gece at çalarak onları koşturması, atın üzerindeyken kendini son derece özgür, onlarla bütünleşmiş olarak hissetmesi, sabah olmadan da aldığı atı yeniden ahıra getirip, onu sevip, tımarladıktan ve karnını doyurduktan sonra kimseye görünmeden oradan uzaklaşması ve bu davranışının altında yatan gerekçeleri ana tema olarak sorguluyordu oyun. bir de ilgi duyduğu, platonik olarak aşık olduğu bir kız vardı oyun kahramanı gencin. doğrusunu söylemek gerekirse oyundan çok etkilenmiş, etkisini günlerce üzerimden atamamıştım.ikinci senaryo: ast (ankara sanat tiyatrosu), yıllardır bütün güçlüklere rağmen ankara' da ayakta kalmayı başarabilmiş belki de tek özel tiyatro. izmir caddesi, ıhlamur sokak'taki salonunda, ankara' nın devlet tiyatrolarından sıkılmış izleyicilerine farklı bir pencere açabilmek için birkaç oyunu birden dönüşümlü oynar ast oyuncuları. 1998' in sonlarıydı. rejisörlüğünü ve metin yazarlığını metin balay' ın yaptığı, altan erkekli' nin oynadığı inadına yaşamak adlı tek kişilik oyunu izlemeye gitmiştim. oyun, içinde pek çok küçük hikayeden oluşuyordu. bunlardan biri de, bir gencin geceleri araba çalması ve çaldığı arabalarla sabaha kadar gezdikten sonra gün doğarken onları aldığı yere geri getirerek -hatta temizleyip silerek- bırakması üzerine kuruluydu. bir de, ilgi duyduğu, uzaktan sevdiği bir kız vardı sevimli araba hırsızımızın. oyunu izlerken, ne yalan söyleyeyim, küheylan adlı oyun geldi aklıma; birinde atlar, diğerinde arabalar çalınıyor, yeniden eski yerlerine getiriliyorlardı. üstelik her iki kahramanın da uzaktan sevdikleri, zaman zaman konuştukları ama sevgilerini belli edemedikleri birer sevgilileri vardı. biri diğerinden esinlenmişti (!), ama kimdi?üçüncü senaryo: derken, aradan çok da uzun bir zaman geçmeden, sekizinci sanat; sinema girdi işin içine... hepiniz anımsarsınız; yapımcılığını istisnai film' in üstlendiği, derviş zaim' in senaryosunu yazdığı, ahmet uğurlu, tuncel kurtiz ve ayşen aydemir' in oynadıkları tabutta rövaşata! filmin çok geniş bir kitle tarafından izlendiğini düşünerek, burada senaryosundan söz etmeyeceğim. merak edenler birinci ve ikinci senaryoya bakıp, benzer bir senaryo oluşturabilirler kafalarında. bu arada film için eleştirmenlerin fazlaca batı etkisi taşıdığını, ancak bu etkilerin ne olduğu konusunda bir açıklama da yapmadıklarını, buna rağmen filmi çok başarılı bulduklarını da belirtmek isterim. (ç)almak: her üç senaryo metni arasında neredeyse +1' e yaklaşan korelasyon, beni sanat eserindeki yaratıcılık ve biriciklik üzerinde düşünmeye itti. sanatçıların birbirlerinden esinlenmelerini -hadi bu senaryolar arasındaki kimi benzerliklere esinlenme diyelim- anlarım da, üretilmiş bir metni baz alarak, onu, yeniden, hatta sıfırdan üretmeye yönelik hiçbir çaba göstermemesini anlayamam doğrusu. herkes kabul eder ki, bir üretideki nesneleri değiştirmek, o üretiden yola çıkarak size çağrıştırdığı başka bir sanat eserinin üretilmesiyle aynı değildir. sonuçta ne olur peki; üretinin nesnelerini değiştirerek üretimde bulunduğunu sanan sanatçı (!) aslında kendisi nesne olmaktan kurtulamaz. ortada bir düşünce, aykırılık, us'ta bırakılan bir soru işareti, şaşkınlık, yenilik vb. en önemlisi de üretici bir özne olmayınca, sanatın evrenselliğine ve kalıcılığına inancı olmayanlarca, günü kurtarmak, doyuma ulaşmak amaçlı tasarlanan bu planlar, elbette zaman içinde gerekli değerlerini -ya da değersizliklerini- bulacaktır. almak ve çalmak arasındaki kuyruklu bir c, tarih dediğimiz zaman yolculuğunda, bizim olanla bizim olmayanı birbirinden uzak tutacak kadar güçlü değil ne yazık ki...Ali Hikmet EREN - 7 Haziran 2000, Çarşamba
False