24 gün yemek yemedim sürekli bayılıp ağlama krizlerine giriyordum

Önce yoğurt ve diyet bisküviyle başladı rejime. Sonra bisküviyi bıraktı. Daha sonra yoğurt bile fazla geldi. Onu da bıraktı. Tam 24 gün ağzına bir şey koymadığı oldu. ‘Anoreksiya Nervoza’ adı verilen yeme bozukluğu hastalığına yakalanan Elvan Odabaşı, hem ruh sağlığını elinden alan hastalığını, hem de hayata yeniden nasıl döndüğünü Formsante Dergisi’nden Yeşim Nur’a anlattı.

İtiraf etmeliyim ki düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenmenin insan yaşamında, özellikle ruh sağlığı üzerinde bu kadar etkili olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Hikayemi anlatmadan önce kendimi tanıtmak istiyorum. Adım Elvan Odabaşı, 23 yaşındayım. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyabetik Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Samsun’da doğdum. Ankara’ya okumak için 5 yıl önce geldim.

Yurttaki böreklerden 80 kiloya çıktım

Ankara’ya geldiğim ilk iki yıl yurtta kaldım. Yurt hayatı ne kadar keyifliydi bilemezsiniz. Her hafta anneler rutin olarak içi yiyecek dolu bir koli gönderirdi. Geceleri saat 24.00 gibi ders çalışırken o kolileri açıp, çok güzel sofra kurardık. Hiç fark etmeden 3 ay içerisinde 57 kilodan 78 kiloya kadar çıkmışım. Bu arada yeni görüntümle bütün yakınlarım dalga geçiyordu. Aynaya bakıp da vücudumdaki yağları görünce kendimi çok kötü hissettim ve korse kullanmaya başladım. Bir gün banyodayken kalçamın üzerinde kırmızı ince damarların çıktığını gördüm. O zaten ne kadar kilo aldığımın ve korsenin ne kadar zararlı olduğunun bir göstergesiydi.

Hazırlık sınıfında olduğum için nasıl diyet yapılır hiç bilmiyordum. Çeşitli yerlerde okuduğum sağlıksız şok diyetlerdi uyguladıklarım. İlk başta her şey çok güzel gidiyordu. Bir ayda 8 kilo vermiştim. Ama bir süre sonra hiç kilo vermemeye başladım. Çünkü yaptığım diyet çok düşük kalorili bir diyetti. Çok az yiyordum, özellikle yağ tüketmemeye çalışıyordum ki bunun çok yanlış olduğunu sonradan öğrenecektim. Böylece bende konsantrasyon bozuklukları, sinirlilik hali baş gösterdi. Hem fiziksel olarak bünyem zayıfladı hem de ruhsal olarak zayıfladım. Ama hala bir şeylerin ters gittiğinin farkında değildim. Üzerimde devamlı bir yorgunluk hali vardı. Bulunduğum ortamda mutlu olamıyordum. Haftada bir iki kez bayılmaya başlamıştım. Zaten Akdeniz Anemisi de var bende. Aslında çok iyi beslenmem gerekiyor. Bu arada yıl sonunda yaklaşık 68 kiloya kadar düştüm.

İnşallah yiyemem çenem kilitlenir

Arkadaşlarım, ‘Biraz kilolusun Elvan, zayıflayablilirsin’ diyorlardı. Zaten onlar bir şey söylemeseler de zayıflama fikri bende artık takıntı haline gelmişti. İncecik olmak istiyordum. Hatta çoğu zaman kendime beddua ettiğim bile oluyordu. ‘İnşallah yiyemem çenem kilitlenir’ diyordum. İnsanlara bakıyordum, ‘Niye bu kadar inceler, ben niye bu kadar kalınım’ diye üzülüyordum. Ve Samsun’a döndüğümde ciddi bir diyete başladım.

Sadece yağsız yoğurt ve sebze yiyordum. Yanında diyet bisküviler de tüketiyordum. Bir süre sonra bisküvileri kestim. O da yetmedi, yoğurdu da sildim defterden. Sadece haşlanmış sebzeyle beslenmeye başladım. Kilom bayağı düştü. Yaz sonunda artık sebzeden de sıkılmıştım. Onu da yiyememeye başladım. İşin tuhafı yiyemedikçe mutlu oluyordum. Artık evdeki yemek kokuları beni rahatsız eder olmuştu.

Saat başı ağlama nöbetleri tutuyordu

İnanmayacaksınız ama hala bende bir rahatsızlık olduğunun bilincinde değildim o zamanlar. Saat başı ağlama nöbetlerim tutuyordu. Tansiyonum küçük 4, büyük 6 şeklindeydi. Bir gün annemle ciddi tartıştım ve o akşam panik atak benzeri bir rahatsızlık geçirdim. O kavgadan sonra deyim yerindeyse bende ipler tamamen koptu. Tam 24 gün boyunca yemek yiyemedim! Suyu bile zorla içiyordum. Devamlı başım dönüyor ama kıyafetlerimi giyip de bana bol geldiklerini görünce mutlu oluyordum. Amacıma ulaşmıştım ama artık psikolojim tamamen altüst olmuş durumdaydı. Sonunda annem o kaçınılmaz kararı aldı ve beni psikiyatriste götürdü. Doktor intihar eğilimli ve anoreksik (yememe hastalığı) bir bozukluğum olduğuna karar verdi. Bu arada 50 kiloya kadar düştüğümü söylemeliyim. Sonunda kendimi 19 Mayıs Tıp Fakültesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde buldum. Aslında çok umutsuzdum ama kendimi kurtaracak hamleyi atmam için oradaki bir görüntü yetti. Bir genç kız gördüm, gözaltları mosmor, o kadar kötü görünüyordu ki! Anneme ‘Ne olur beni burada bırakma’ diye sarıldım. Annem de vazgeçmişti.

Ne kadar güçlü olduğumu öğrendim

O günden sonra iyileşmek için çaba göstermeye başladım. Yemek yemem biraz düzelir gibiydi ama ciddi bir depresyon geçiriyordum. Psikiyatrist ağır ilaçlar yazdı. Devamlı uyuyordum. Az az yiyordum. Bu ortamdan uzaklaşmak için erkek arkadaşımla önce İstanbul’a, sonra da Eskişehir’e gittik. Bu bana iyi geldi. İlaçlarımı da yavaş yavaş bıraktım. Üçüncü sınıfta derslerim de kötüydü. O yaz Samsun’a gitmedim ve Ankara’da part-time işe girdim. İnsanlarla yeniden iletişime geçmeye ve beslenmeme dikkat etmeye başladım. Artık nelere dikkat etmem gerektiğini biliyordum. 6 ay boyunca günde 6 öğün yemek yemeye başladım. Bu yeni beslenme düzeniyle beslenmenin insan ruhu üzerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anladım. Sonunda 58 kiloda kilomu sabitledim. Artık ne kilo alıyor, ne de veriyordum. Başıma daha da kötü şeyler gelmeden hastalığımı yenmiştim. Artık istenilirse her şeyin başarılabileceğini biliyordum. Bu olay bana ne kadar güçlü olduğumu öğretti.

Anoreksiya nedir?

Anoreksiya Nervoza yeme bozukluğu hastalığı olarak tanımlanabilir. Hastalar kendi bedenlerini doğru algılayamaz, kendilerini kilolu algılayarak yemek yemeyi reddederler. Bu nedenlerle de aşırı kilo kaybına uğrarlar. Anoreksiya’nın sözlük anlamı iştah kaybı. Bu hastalık ölüme kadar götürebiliyor.
Haberle ilgili daha fazlası: