GeriKelebek 2 Türk’e gönül verdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

2 Türk’e gönül verdi

20’li yaşlarında aşık olduğu yakışıklı prensinin peşi sıra geldiği Türkiye’de onu nasıl bir yaşamın beklediğini bilmiyordu Donatella Piatti... Önce uyuşturucudan kaybettiği eşinin boşluğu ve daha sonra 10 yıllık beraberliğin ardından onu terk eden sevgilisinin ayrılığına rağmen hayatı dolu dolu yaşıyor... Şimdi tüm yaşananlar ‘‘Yitik Ülkenin Prensi’’ adlı kitabının sayfalarında.

19’uncu yaş gününde yastığının üzerinde bulduğun paketin içinden çıkan bu kitap, senin için yazıldı Batuhan. Annen bu hediyeyi sana hazırladı. Sen henüz doğmadan önce yaşananları; ilk prensi babanı, ailenin diğer üyelerini, babanın uyuşturucu bağımlılığını, annenin mücadelesini, babanın ölümünü, İtalya-Türkiye arasındaki gel-gitleri, aşklarını, korkularını biraz daha iyi hissedip değerlendir diye yazdı. En çok da eğer bir gün seni ne kadar çok sevdiğinden şüphe duyarsan, bunun bir yanılgı olduğunu bil diye yazdı. O, yazar olduğunu kabul etmese de yazma uğraşından çok zevk aldı... Aşkla yazdı; ilk prensi babana, ikinci prensi Murat’a ve sana yazdı... Annenin, yani Donatella’nın yolu kolay değildi; ama o bu yolda ilerlerken cesaretini hiç yitirmedi. Çünkü hepsi kendi seçimiydi. Geriye dönüp bakmadı. Hâlâ da bakmıyor.

Yakın çevrenizden kitabı okuyanlar nasıl değerlendirdiler?’’

‘‘Arkadaşlarım okudu. Tabii hepsi beni çok iyi tanıdıkları için çok beğendiler. Bazı şeyleri bilmiyorlardı veya tahmin edemiyorlardı. Kitapta yazılanlar benim şu anki hayatıma o kadar uzak ki... Ve çok enteresan kısa, küçük bir kitap olduğu için gece yarısı ağlayarak telefon açan arkadaşlarım oldu, ‘Donatella biz bunları bilmiyorduk’ diye...’’

Kitap 20 yıl öncesinden başlıyor, ama bazı şeyleri çok net hatırlıyorsunuz. Türkiye’ye ilk geldiğinizde çayın oyuncak gibi bir bardakla içilmesi, kadınların ev içindeki rolleri, hamam günleri gibi...’’

BAMBAŞKA BİR DÜNYA

‘‘Bunlar kolay kolay unutulacak şeyler değil. Çünkü bambaşka bir dünyaya girmiş gibiydim... Lisan bilmiyordum. Lisan bilmeyince her şeyi gözlerle öğreniyorsun... Ben biraz da iç dünyayla yaşayan bir insan olduğum için tabii ki bunların hepsi beni çok etkiliyor. Zaten o yıllarda yaşanan şeyler Türkiye’de hâlâ yaşanıyor.’’

Şimdi benimsediniz mi bu kültürü?

‘‘Tabii, burada kaldığıma göre...’’

Kitabı kısa sürede mi yazdınız?

‘‘Ben yazar değilim. Kitap yazmak gibi bir niyetim hiç yoktu. Kitap önce İtalya’da yayınlandı. Daha İtalya’dayken hem modayı takip ediyordum ve o zamanlar aktif bir feministtim. Milano’da çıkan bir dergide yazılarım vardı. Her zaman çocuk hikâyeleri yazdım. Bazen öğrencilerim için malzemeyi eksik bulurum ve o zaman ben bir şeyler uydururum.’’

Kitabı Batuhan’a mı yazdınız?

‘‘Evet, oğluma yazdım. Bazen öyle anlar oluyor ki anne çocuk arasındaki iletişimde kelimeler yetmiyor. Kimse bana yardımcı olmuyor; çünkü yalnızım. Bencilim; kendi hayatımı da sürdürmek istiyorum. Yanlış yapmak istemiyorum. Değişik olduğumu izah edemiyorum. Yani o kadar zor bir duruma geldim ki... 19’uncu yaş gününde bir hediye bekliyordu. Babası vefat ettiği için onu aşırı derecede şımartıyordum. O kadar perişandım ki bir şeyi izah etmeye çalışıyordum, beni dinlemiyordu. Doğum günü için ona bir sürpriz yaptım. O her zamanki gibi bir Versace gömlek ya da ayakkabı bekliyordu. Halbuki ben bütün öğrencilerimle birlikte bu yazdığım şeyleri topladım ve yazıları kitap haline getirdim. Bunu da yatağının üzerine bırakıp sürpriz yaptım. O bir hevesle aldı ve içindekini görünce çok bozuldu. Versace gömlek yerine bir kitap bulunca ‘Bu ne demek’ dedi. Ben de ‘Bu kitap senin için yazıldı’ dedim. Terbiyesiz olmadığı için hiçbir şey söylemedi. O gece okudu. Büyük bir tepki göstermedi. Bazı şeyleri biliyordu, ama bazı ayrıntıları bilmiyordu. Bir gün sonra da ‘Güzeldi, ben bile etkilendim’ dedi... Ve okumayı sürdürdü.’’

İLK BASKI İTALYANCA

Önce İtalya’da yayınlanmasına nasıl karar verdiniz?

‘‘İtalya’da okuyan bir arkadaşım neden yayınlamadığımı sordu. Ben de düşündüm ve bir yayınevine yolladım. Hatta büyük bir yayınevine değil de küçük birine yolladım... Şimdi ikinci baskıyı yapmak üzere.’’

Türkçeye çevrilmesi nasıl oldu?

‘‘Sonra Türkiye’de duyanlar ‘‘Neden Türkçede de çıkmasın’’ diye düşündüler. Ben yine de burada yaşadığım için bazı şeylerin bilinmemesi iyi olur diye düşündüm. Ama daha sonra düşündüm ve karar verdim... Bazen insanların düşünceleri beni hiç ilgilendirmiyor. Anlayan anlıyor, anlamayan da anlamasın, hiç önemli değil.’

Yazmak nasıl bir duygu oldu?’’

‘‘Çok eğlenceli... Değişik bir duygu... Ama şu anda çok kızgınım.

Kitabı yazarken başka duygular içindeydim... Şimdi başka... Hayatımda değişiklik olduğu için şimdi bambaşka bir Donatella var... Kitapta geçen uzun ilişkim aniden bitti... Yine tek başıma kaldım. Bu sefer her şeye sıfırdan başladım... Yaş ilerliyor, kolay değil.’’

20’li yaşınızda bir erkeğe güvenerek hiç bilmediğiniz bir ülkeye gelmişsiniz. O zaman bile evlenmeden geri dönebilirdiniz.

‘‘Ben hiçbir zaman evlenmeyi düşünmedim ki. Ailem tiyatro sanatçısı olduğu için bana hiçbir kural öğretilmedi. Büyüyünce evleneceksin değil, büyüyünce çok şey yapacaksın, dendi, ama ne yapacağım belli değildi. Bana klasik ahlak öğretilmedi. Sen düzgün bir insansan zaten her şeyi düzgün yaparsın. Belki doğru belki de yanlış... Ben aşık oldum, tabii ki peşinde koşacaktım. Ama felaket olan nedir? Şu anda yine biri çıksa ve bana ‘Hadi Avusturya’ya gidiyorum’ dese peşinden koşacağım.’’

Güzel olan da bu değil mi? Neden felaket olsun?

‘‘İnsan bir yaştan sonra ayaklarını belki daha sağlam basmalı, ama bir anlamda da bazı şeyler daha kolay geliyor. Çünkü denemişsin, yaşamışsın, nelerle karşılaşacağını biliyorsun. Sonuç olarak kendinize güveniyorsanız, ne olabilir ki?... En kötü ihtimal yine terk edileceğim. Ne olacak ki? Sıfırdan başlayacağım...’’

Belki de bu kez siz terk edersiniz?

‘‘Ben terk etmem. Ben aşık olursam hayatımın sonuna kadar devam ederim. Bir kere karar veriyorum.’’

Kitapta sanki geliştirilmeyi bekleyen pekçok nokta kalmış gibi... ‘‘Arkadaşlarım bana ‘Donatella, sen daha güzel bir kitap yazabilirdin’ dediler. Ama ben yazar değilim, o kolay bir şey değil. İkincisi, ben biraz böyleyim. Her şeyi derin derin gitmek gerekmiyor. O zaman ben de çok üzülürdüm. Onu hatırlamak bile bana acı veriyor. Öldü. Anlayan anlar. ’

Pişmanlık duymamış gibisiniz?’’

‘‘ Geri dönersem aynı hatayı yapacağım, eğer hataysa. Ama bence hiçbiri hata değil. O kadar isteyerek, düşünerek, doya doya yaşayarak yaptım ki... Cezası varsa zaten ben çekiyorum. Yalnız olan benim. Her şeyi isteyerek yaptım. Türkiye’ye dönmemin nedeni bu. Bana bazen soruyorlar; ‘Türkiye’de mutlu musun?’ diye... Tabii ki mutluyum. Ben bir yere uyarım, ama o yer de bana uyar. Ben gece saat ikide evden çıkarım, taksiye binerim. Benim komşularım beni tanıyorlar. Ben kendimi kabul ettirdim. Türkiye’deki bütün problemleri de yaşıyorum. Bazen sinirlendiğim zaman yürüyüşlere bile katılıyorum. ‘Cumartesi Anneleri’ için yürüyüş yaptım. Bazen bağırmak ve isyan etmek istiyorum. İkinci vatanım olarak yaşıyorum işte... Bir taraftan ben de Türk oldum.’

Eşiniz nasıl bir prensti? Siz kendinizi prenses gibi hissettiniz mi?

‘Tabii hissettim. Fiziği sanki bir prens gibiydi. Benim hayalimdeki prens onun gibiydi... Bir de karakter... Çok cömertti, komikti, şefkatliydi. Yalnız para açısından değil, ruhen... Yaşadığı her şey bir maceraydı... Çok sıcak bir insandı... Her meslekten arkadaşları vardı. Onunla yaşamak güzeldi.’

Eşinizin uyuşturucudan ölümü çok zor bir tecrübe olmalı?

‘Zor oldu, ama geçti. Gençler de kullanmasınlar... Kurtuluşu yok. Sadece Türkiye’de değil biz birçok yere gittik. Derya tedavi olmak istedi belki, ama belki de istemedi. İtalya ve İsviçre’deki başarılı merkezleri de gördük, başarılı oranı yüzde 10. Yaklaşık 12 sene bununla mücadele ettiğim için maalesef uyuşturucu hakkında bilgim var. Derya tesadüfen değil, isteyerek öldü. Çünkü o çok akıllıydı, idare edebilirdi. Ama artık çevresine zarar vermeye başladığını gördüm. Batuhan büyüyordu, ben acizdim, onu bırakamazdım. İntihar etti demiyorum, o yok oldu.’

Bunca olumsuz tecrübeye rağmen sevme gücünüzü hiç yitirmemişsiniz...

‘‘Hayatta her şeyi tek başıma idare edebilirim. Çalışabilirim... Çocuğumu bir şekilde büyüttüm. Param olursa harcarım, olmazsa harcamam... O kadar kolay... Arkadaşlarımı idare edebiliyorum. Kendimi kabul ettirdim... Bu şekilde her yerde yaşayabilirim. Tek başıma kalmaktan hiç korkmam. Ama sevgi yoksa tek başına olmuyor... Bunun için yine bir prens peşindeyim... Hiç vazgeçmedim, hiç vazgeçmeyeceğim de... Beni ayakta tutan o....’’

Yine de erkeklere güveniniz biraz azalmış gibi...

‘‘Erkeklere nasıl davranacağımı bilemiyorum, öğrenemedim... Yeni bir kitap yazarsam bambaşka bir Donatella’nın elinden çıkacak.’’






Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False