GeriSeyahat Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan 5 bin yıllık kapısı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan 5 bin yıllık kapısı

Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan 5 bin yıllık kapısı

Çorum kenti genellikle, Hattuşa, Yazılıkaya ve Alacahöyük Hitit yerleşimlerini gezmek için bir üs olarak kullanılır. Bazı turistler Boğazkale’de, bazılarıysa Çorum merkezdeki yıldızlı otellerde kalmayı tercih ederler.Çorum, Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan kapısıdır. 5 bin yıllık geçmişe sahip bu kentin adı, uzun yıllardır leblebiyle özdeşleşmiştir. Çorum denince akla, artık burada adeta bir sanayi kolu haline dönüşmüş olan leblebicilik gelir. Gerçekten de, kent merkezindeki tek bir caddede dolaşmak, leblebi gibi sıradan, alışılmış ancak sindirim hastalıklarına oldukça iyi gelen bu gıdanın, Çorumlular tarafından ne kadar farklı şekillerde sunularak, cazip kılındığını görmeye yeter. Kent meydanında, Çorum’un simgesi, Saat Kulesi hemen dikkat çeker. 1894 yılında, Çorum Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılan, 27 metre yükseklikteki kuleye, 81 basamaklı, döner bir merdivenle çıkılıyor. Çanı çok kuvvetli olan, sarı renkli kesme taş kulenin üzerinde kitabesi var. Kentin en büyük camisi olan Ulu Cami, bir Selçuklu eseri. Ahşap çatılı, iki katlı, cumbalı, tipik Çorum evlerini görmek için, Çepni, Karakeçili, Devane gibi eski mahallelerde dolaşmak gerekiyor. Çorum kent merkezinin, camileri, hamamları, kalesi ve eski evleriyle karşılaştırılmayacak, muhteşem bir turistik cazibesi var; Çorum Müzesi... Gerek bulunduğu tarihi bina, gerekse kazılarda Hitit yerleşimlerinden çıkarılarak burada sergilenen buluntuların Hitit yaşamına ışık tutması açısından, bu müze, Hattuşa- Yazılıkaya ve Alacahöyük gezisinin tamamlanması için bir ‘olmazsa olmaz.’Çorum’un dışında da görülebilecek gezi noktaları var; bunlardan biri, Kırkdilim mevkiinde bulunan Eymir Gölü ya da halk arasındaki ismiyle, Gölünyazı olarak bilinen önemli bir sulak alan. Yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleri olan ve tarım amaçlı kurutmalarla tehdit altında bulunan bu sazlık ve kamışlık alan, Valilik tarafından koruma altına alınmış. Çorum’un 27 kilometre kuzeyinde, Kapılıkaya Anıtsal Kaya Mezarı var. Komutan İkezios’a ait, bu Helenistik dönem kaya mezarı, M.Ö. 2. yüzyıldan kalma. Çorum’a bağlı Osmancık ilçesinde de tarihi kale, Koyunbaba türbesi ve köprüsü ile Baltacı Mehmet Paşa Çeşmesi var. 15 gözlü köprü, Kızılırmak üzerinde yaklaşık 500 yıldır, zamanın tüm ağırlığını taşımayı sürdürüyor.YAZILIKAYA Tanrılar geçidiBurası, 19. yüzyılda birçok gezgin ve araştırmacının ilgi odağı haline gelmişti. Ancak o dönemde Hititler hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmediğinden, kabartmalar yorumlanamıyordu. Çok sonraları, Yazılıkaya’da tasvir edilenlerin, M.Ö. 13. yüzyıl tanrıları olduğu anlaşılabildi. Bugün artık, aynı dönemde burada inşa edilen kapı ve tapınaktan eser yok. Turistler buraya, gün geçtikçe yıpranan, sayısı 80’e varan kabartmaları görmeye geliyor. Kabartmaların bulunduğu, A ve B Odası olarak adlandırılan, üstü açık iki kült odası, yüksekliği 12 metreye varan kayalıklarla çevrili. Hava tanrısına ait bu evde, yeni yıl ve ilkbahar kutlamalarında, tüm tanrıların biraraya geldiğine inanılıyordu. Bugün bu kabartmaları görebilmek için, değişik mevsim ve saatlerde, farklı ışıklarda izlemek gerekiyor. Hepsi aynı yöne bakan kabartmalar, sanki odanın arka duvarına doğru ilerliyorlar. Arka duvarda; en önemli iki tanrının, Hava Tanrısı Teşup ile Güneş Tanrıçası Hepat’ın karşılaşması var. Onlar, tanrı ve tanrıçalardan oluşan bu geçidin önderleri... B Odası, 19. yüzyıl ortalarında, kazılıncaya kadar, toprakla dolu olduğundan buradaki kabartmalar diğerine göre çok daha iyi korunmuş. Bu odayı, Büyük Kral II. Şuppiluliuma’nın ölen babası IV. Tudhaliya anısına yaptırdığına ve buraya bir heykelini diktirdiğine inanılıyor. Girişte, sağdaki duvarda bir dizi yeraltı tanrısı kabartması var. Omuzlarında orak biçimli kılıç taşıyorlar ve boynuzlu sivri başlıkları tanrı olduklarını gösteriyor. Hemen karşısındaki duvarda üç kabartma var. Bunlardan birinde, Tanrı Şarrumma, Büyük Kral Tudhaliya’ya sarılarak ona kılavuzluk ediyor; Tanrı dev boyutlarıyla ve sivri başlığıyla kendinden daha küçük olan kralı himayesine alarak koruyor. Sıraya dizilmiş yeraltı tanrılarının yanlarında bulunan nişlerin işlevleri tam olarak bilinmese de buraya adak konulduğu düşünülüyor. ALACAHÖYÜK Önemli bir Hatti yerleşimiBoğazkale’nin 25 kilometre kuzeyinde, Hattuşa’dan sonraki en önemli Hitit yerleşimi, Alacahöyük var. M.Ö. 2. yüzyılın başlarında, Hititler tarafından ele geçirilen Alacahöyük, aslında önemli bir Hatti yerleşimiydi. Hattuşa’da da olduğu gibi, Hititler’in çöküşüyle burası bir süre için, Frigler’in eline geçti. Kalıntıların çoğu Hititler’e ait olmakla beraber, kazılarda Hatti devrine ait mezarlarda, birçok eşya bulunmuş. Ören yeriyle Alacahöyük Müzesi aynı bahçenin içinde. Ne yazık ki, bu güzel müze, neredeyse üç yıldır tadilatta. Ören yerine, kapıyı koruyan iki sfenksten adını alan, Güney Sfenks Kapısı’ndan giriliyor. Bu, gözleri oyulmuş gibi duran, ürkütücü ancak aynı zamanda etkileyici heykellerin sağda olanının kaidesinde, Kültepe’de bulunan ve Asurlular’ın ticaret kolonilerinin mühürlerinde sıkça rastlanan, iki başlı kartal figürü var. Kapının her iki yanında, orijinalleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan ve dini törenleri gösteren kabartmaların kopyaları bulunuyor. Daha canlı görünen soldaki kabartmada, cinsel organları abartılmış boyutlarda olan boğaya benzetilen Teşup’a doğru ilerleyen bir geçit töreni tasviri var. Tanrı’ya yaklaşan Kral ve Kraliçe’nin arkalarında, kurban edecekleri hayvanlar, onların arkasında da rahipler ve akrobatlar, tören alayını tamamlıyor.Sfenks Kapısı, iki tarafında da kazı alanlarının bulunduğu ve her bölümün tabelalarla açıklandığı, bir yola açılıyor. Kapıyı geçtikten sonra, şehir surlarından kalma taşlar ve depoların temelleri dikkat çekiyor. Bu depoların ilerisinde, daha aşağı seviyede, solda, Hatti devrinden kalma, 13 mezar var. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin, Bronz Çağı bölümünün, en önemli buluntuları bu mezarlardan çıkma. Mezarların ilerisinde farklı boyutlarda höyükler var. Hattuşa’daki Sfenks Kapısı’nın altındakine benzer bir tünel sistemi, burada da var.HATTUŞA & YAZILIKAYA Bilinçli turistin çekim merkeziAnadolu ile özdeşleşen bir medeniyet, Hititler. Şehircilik anlayışının en eski örneklerinden olan Hitit İmparatorluğu’nun yerleşim bölgeleri, dünyanın dört bir yanından turist akınına uğruyor. Her ne kadar burası görkemli, sütunlu tapınakların, mermer caddelerin, mozaik tabanlı, fresklerle bezenmiş duvarlı evlerin ülkesi değilse de binlerce sene öncesinin akıllar durdurucu mühendislik harikası yapıları, özellikle bilinçli turisti buraya çekiyor. M.Ö. 1650- 1600 ile M.Ö. 1200 yılları arasında, Hitit İmparatorluğu Anadolu’nun büyük bir kısmının hakimiydi. Zaman zaman sınırlarını Suriye’nin kuzeyine kadar genişleten ve başkenti Hattuşa olan imparatorluğun kalıntılarının yanısıra, özellikle yayıldığı geniş alan etkileyici. Bugün Boğazkale (eski adıyla Boğazköy) olarak bilinen kasabanın güneyine doğru uzanan bölge, Hitit İmparatorluğu’nun merkeziydi. Hattuşa ve Yazılıkaya’yı daha iyi gezebilmek için, Dr. Jürgen Seeher’in yazdığı, ‘Hattuşa Rehberi’ni almakta yarar var. Kazılardan çıkarılan buluntuların birçoğu, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve Çorum Müzesi’nde sergileniyor. Hattuşa, oldukça büyük bir alana yayıldığından ve zaman zaman tırmanmayı gerektirdiğinden, burayı özellikle yaz sıcağında yürüyerek gezmek kolay olmayacaktır. Ören yerine araba giriyor. Araçsız olanlar ve yürümeyi göze alamayanlarsa Boğazkale’den taksi tutabilir ya da düzenlenen turlara katılabilirler. Ayrıca Aşıkoğlu Otel’e başvurduğunuz takdirde, yardım etmek için ellerinden geleni yapacaklardır.HATTUŞABugün burada görülen şehir surları, kapılar, tapınak ve saray kalıntıları, şehrin en parlak dönemi, M.Ö. 13. yüzyıldan. Zamanının büyük şehirlerinden olan ve 6 kilometrelik surlarla çevrili Hattuşa’nın, bugün dahi boyutları şaşırtıcı. M.Ö. 2500’de Hattiler’in burada bir yerleşimi var. Hititler, Orta Anadolu’yu aldıktan sonra, imparatorluğun en geniş topraklarına ulaştığı M.Ö. 1375’ten itibaren, burayı başkent yapıyorlar. 19. yüzyılın ilk yarısında yapılan kazılarda, büyük bir alana yayılan evlerden sadece kireçtaşı temeller kalmış. Büyük Mabet Girişi geçince sağda, zamanında burada bulunan yetmiş tapınaktan biri. 1. Mabet olarak biliniyor. M.Ö. 13.-14. yüzyılda yapılmış mabet, ülkenin en büyük iki tanrısı, Hatti ülkesinin Fırtına Tanrısı ile Arinna’nın Güneş Tanrıçası’na adanmış. Hititler’in bu en büyük ve en iyi korunmuş tapınağının ortasındaki büyük mabet, 82 depo odasıyla çevrilmiş. Buranın zamanında nasıl olduğunu hayal etmekte zorlanıyor insan, çünkü taş temellerden başka bir şey yok. Tapınağa girmek için, Merasim Kapısı olan, iki büyük taş blokun arasından geçiliyormuş. Antik kentin sarnıcının bir parçası olan taş aslan ve yeşil küp şeklindeki taş, bu kapının yakınında görülebilir. Seeher’e göre, bu yeşil taş, ‘ne Mısır’dan getirilmiştir ne de uzaydan gelen bir göktaşıdır. Hitit kültünde rol oynamış olabilir ancak nasıl bir rol oynadığı bilinmiyor.’Aslanlı Kapı Büyük Tapınak’tan birkaç yüz metre ileride yol çatallaşınca, sağa kıvrılın. Sağda Hattuşa’nın Büyük İmparatorluk Çağı’ndan kalma, güney surunun iki görkemli kapısından biri olan Aslanlı Kapı’ya varacaksınız. Kapı adını, iki yanında bulunan ve Hattuşa’yı saldırılardan ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılan iki aslan heykelinden alıyor. Aslanların yelesi ve pençeleri, usta bir taş işçiliğiyle yapılmış. Kapının kenarında, belirli aralıklarla yapılmış kulelerin temelleri görülüyor. Kapıyı biraz geçince solda, uzakta, bir kaya kütlesi üzerinde, yıkık bir kale olan Yenicekale var. Kaleyi andıracak pek fazla kalıntı kalmamış olmakla beraber, Hititler inşaata başlamadan, doğal kaya kütlesinin üzerini işleyerek ve yanlarını duvarla örerek, bu taşlık bölgede, yapay bir düzlük yaratmış, üzerine de kaleyi yapmışlar. Kalenin dış duvarının bugüne kalan yüksekliği 7 metre. Duvarı oluşturan taşların ağırlığının, 2-3 tondan fazla olduğu göz önünde bulundurulursa, bu duvarlar, Hitit mühendislerinin başarısını göstermesi açısından, önemli bir örnek.Yerkapı Aynı yönde ilerleyerek, arazinin en ilginç yapısı, şehrin en yüksek noktalarından Yerkapı’ya varılıyor. Şehir suru burada, yapay olarak yığılmış bir toprak setin üzerinden geçer. Bu toprak setin altında, 71 metre uzunluğunda, potern denilen bir tünel var. Bu tünel, bugün Hattuşa’da hálá içine girilebilen tek tünel. Surun yolu üzerinde, yapay setin tam ortasında, Sfenksli Kapı bulunuyor. Önce tünelin içinden geçip, aşağıya, surun dışına çıkın. Buradan toprak setin yapısını ve yukarıdaki Sfenksli Kapı’yı daha iyi görebilirsiniz. Diğerlerinden farklı olarak, kulesiz olan Sfenksli Kapı’da bulunan dört sfenksin parçaları, arkeologlar tarafından birleştirilmiş ve aslan vücutlu insan başlı yaratıklar elde edilmiş. Bugün pek bir şey seçilemiyor. Hititler’in, Mısır firavunlarından adapte ettiği düşünülen sfenkslerin, daha yumuşak yüz hatlarının olması, bunların Mısır’dakilerin aksine dişi yaratıkları temsil ettiğini gösteriyor. Hattuşa’nın en iyi genel görüntüsü, bu noktadan...Kral Kapı ve Nişantepe İki kuleli ve bugün tahrip olmuş sivri kemer biçimli kapı girişiyle, Aslanlı Kapı’ya benzeyen Kral Kapı’nın bugün orijinali, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde. Büyük Kale M.Ö. 14. ve 13. yüzyıllara ait Hitit kralları için, surlarla çevrili korunaklı saray görevini gören Büyük Kale, Nişantepe yolu üzerinde sağda... Büyük Kale, birbirinden daha yüksek olan üç avludan oluşuyor. Bu, saldırı halinde her avlunun, ancak ayrı ayrı zaptedilmesi gerektiği anlamına geliyordu. Orta ve alt avluda hizmetkarların ve kral ailesinin yardımcılarının yaşadığı sanılıyor. Üst kısım ise saray... Bu rüzgarlara açık saray, adeta sarp kayalıklarla korunan şehrin içinde ayrı bir kale gibiydi. Saraya, iyi korunmuş basamaklardan çıkılıyor. Bu girişin yakınında, arkeologlar Hitit yaşamı hakkında geniş bilgi veren, çivi yazısıyla yazılmış 3 bin tablet buldular. Bunlardan biri, M.Ö. 1250 yılında, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanan ve dünyada iki devlet arasında imzalanmış, günümüze gelebilen, en eski yazılı antlaşma olan, Kadeş Antlaşması. Büyük Kale hakkında fikir veren yegane kalıntılar, duvarların alt bölümleri ve yapılardan kalan taş parçaları. Bu tepeden, Büyük Mabed’in görüntüsü oldukça etkileyici...Hiyeroglifli Oda Burası hálá mezar odası ya da kral mezarı olarak anılıyor. Ancak bu tonozlu yapının, dini bir özelliği olduğuna ya da halkın burasını yeraltı dünyasının sembolik girişi olarak kabul ettiğine inanılıyor. Odanın arka duvarındaki Güneş Tanrısı kabartması ve diğer kabartmalar, kapalı yerde kaldıklarından yıpranmamışlar. Güneş Tanrısı’nın başında güneş kursu, elinde de Mısır hayat sembolü Ankh var. HİTİTLEREn az Mısır uygarlığı kadar zengin19. yüzyılın başlarına kadar, onlar hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmiyordu... Taa ki 1834’te, Fransız seyyah, Charles Texier, M.Ö. 2000’lerde, Orta Doğu’nun büyük bir bölümüne hükmetmiş Hitit İmparatorluğu’nun, Boğazköy yakınındaki başkenti Hattuşa’ya rastlayıncaya kadar...Anadolu’ya verilen ilk isim, ‘Hatti Ülkesi’, yerlileriyse Hattiler’di. M.Ö. 2000’lerde Hint- Avrupa kökenli kavimler, Anadolu’ya geldiler. Daha sonra, Hititler adını alacak bu kavimlerden biri, Alacahöyük ve Boğazköy’e yerleşti. Bir beylik olarak başlayan bu hakimiyet, 250- 300 yıl sonra, Kuzey Suriye’ye kadar uzanan bir imparatorluk haline geldi. Hititler, hakimiyetleri altına aldıkları halklar içinde, özellikle Hattiler’le karıştılar, tanrılarını benimsediler, kültürlerinden ve dillerinden etkilendiler. Hattiler’in başkenti olan Hattuşa’ya yerleştiler ve buranın gelişmesini sağladılar. 1905’te başlayan kazılarda bulunan, binlerce toprak tablet üzerine, çivi yazısıyla yazılmış Hitit devlet arşivleri sayesinde, Hitit İmparatorluğu’nun tarihi günışığına çıktı. Bu tabletlerden, Hitit toplumunun, 200 kadar kanunla, iyi organize olmuş bir sosyal hayatı, en önemlileri Fırtına Tanrısı Teşub ve Güneş Tanrıçası Hebat olan bine yakın tanrısı olduğu öğrenildi. M.Ö. 1250 yıllarında, imparatorluk gücünü kaybetmeye başladı. Özellikle Frigler’in gelmesiyle bu süreç hızlandı. En sonunda, varlığını sürdürmeye çalışan Suriye şehir devletleri de Asurlular tarafından alınınca, Hitit İmparatorluğu tarihe karıştı. Hititler’in kurduğu ve belirli bir düzenle yönetilen devleti, Yakın Doğu’daki komşularından ayıran en büyük özellik, insan haklarına verilen önemdi. Hitit hukukundaki cezalar, bazı diğer ülkelerdeki kadar acımasız değildi. Kanunlarda özgür insanlarla köleler arasındaki fark belirgin olmakla beraber, kölelere de birçok haklar verilmişti. Hitit aile hukukunda, boşanma davalarında, kadın kocasının servetini kazanmasında payı olduğunu kanıtlarsa, kocanın varlığı ikisi arasında eşit olarak bölüştürülürdü. İlginçtir ki bu, Amerika’da da bugün geçerli bir kanun. Hitit hukukunun en önemli özelliği, Mezopotamya kültürlerinde olduğunun aksine, intikam değil zararın tazmini ilkesine dayanmasıydı. Ancak cinsel suçlara karşı acımasızdılar. İngilizler, tarihin en eski anayasası olarak kabul ettikleri, M.S. 1215 tarihli Magna Carta’larıyla övünürken, bundan 2700 yıl önce, Hititler, Kral Telipinu zamanında, kralı uyarıcı ve başına buyruk olmasını engelleyici kanunlarla, bir anayasa çıkartmışlardı. En az Mısır uygarlığı kadar eski ve zengin bir medeniyete sahip olan Hititler, tarihte birçok ilke imzalarını attılar. Tabii ki, bunların en başında, Kadeş Barış Antlaşması (M.Ö. 12150) var. Ayrıca burada, dünya tarihinde ilk olarak, kocasının yanında, eşit bir hükümdar unvanıyla, siyasal bir antlaşmaya imzasını atan, ilk kadın, karısı Kraliçe Puduhepa oldu. İSKİLİP Demir Atlılar Ülkesiİç Anadolu ile Karadeniz bölgelerinin kesiştiği bir noktada, Kös Dağı’nın güney yamaçları ile Kızılırmak Ovası arasında sıkışıp kalan İskilip’in adını ilk anda söyleyebilmek kolay değil. Bu adın, antik Yunan’da Tıp ve Sağlık Tanrısı olan Asklepios’tan geldiğine inanılıyor. Her ne kadar Hititler’in M.Ö. 3000 yıllarında bu bölgeye yerleştikleri tahmin ediliyorsa da tarihi belgeler, bu ilçenin geçmişini M.Ö. 700’e, Paflagonya devletine dayandırıyor. İskilip Kalesi, Kaya Mezarları ve Kaya Tünelleri bu döneme ait. ‘Demir Atlılar Ülkesi’ anlamına gelen Paflagonya’nın halkı, M.Ö. 1000’den sonra Anadolu’ya gelmiş. Ünlü coğrafyacı Amasyalı Strabon, İskilip Kalesi’nin Paflagonya Kralı Deistarus’un krallık kalesi olduğundan bahseder. İskilip’teki Deri Hamamı olarak bilinen Roma Hamamı ile Ankara- Çankırı ticaret yolunun buradan geçtiğini belirten miltaşı, Roma devrine ait iki önemli eser.MÜZELERÇorum Müzesi Daha içeri girmeden, 1914 tarihli binadan etkileniyorsunuz. Oldukça iyi düzenlenmiş müzenin ışıklandırması, eserlerin güzelliğini ortaya çıkaracak şekilde ayarlanmış. Çorum civarındaki Hattuşa, Alacahöyük ve Ortaköy (Şapinuva) kazılarında çıkarılan arkeolojik buluntular burada sergileniyor. (Pazartesi hariç, 08.00- 12.00 ve 13.00- 17.00, 0364 213 15 68)Boğazköy Müzesi Zengin bir koleksiyonunun olmaması, büyük ölçüde birçok parçanın buradan Çorum Müzesi’ne götürülmüş olmasından kaynaklanıyor. Bundan 28 yıl önce, Boğazköy- Hattuşa kazılarında açığa çıkan ve çevreden müzeye getirilen eserlerin depolanması ve sergilemesi amacıyla, mahalli bir müze olarak açılmıştı. Müzede, Hitit dönemine ait eserler ağırlıkta. Ayrıca, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemleri eserleri de var. (Pazartesi hariç, her gün 08.00- 17.00 arası açık... 0364 452 20 06)Alacahöyük Müzesi Alacahöyük ören yeriyle aynı bahçe içinde bulunan müze, ne yazık ki uzun bir süredir tadilatta. Oysa, Hitit uygarlığı ile ilgili eserlerin sergilendiği bu müze de, Hitit turunu zenginleştiren yerlerden biri. (Her gün, kışın 08.00- 17:00, yazın 08.00- 20.00 arası açık, müze hakkında bilgi için; 0364 422 70 11) KAÇINYazın öğle sıcağında, Hattuşa’yı yürüyerek gezmeye kalkışmakRehbersiz ya da turistik kitap olmadan, Hattuşa- Yazılıkaya- Alacahöyük’ten keyif almaya çalışmakİskilipçe öğrenmekte ve anlamakta kararlı olmak YAKALAYIN Hattuşa’nın gölgesinde kaldığı için fazla gezilmeyen, bir başka önemli Hitit yerleşimi Şapinuva’yı keşfetmekİskilip Halk Eğitim Merkezi’nde nasıl emekle çalışıldığını gözlemlemekÇorum’un yöresel yemeklerini Katipler Konağı’nda tatmak
False