Kar, Ankara’da güzel

PAZAR akşamı Bilkent’teki dost yemeğinden dışarı çıktığımda kar yağıyordu.

Haberin Devamı

Ankara, kar... Elbette aklıma ilk gelen Ahmet Muhip Dıranas’ın Kar şiiri oldu:

“Kardır yağan üstümüze geceden.
Yağmurlu karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.”

Sabah otelden ayrılıp Bilge Karasu Sempozyumu’na giderken, yollarda çam ağaçlarının üstündeki kar birikintileri çok hoşuma gitti. İstanbul’un içinde böyle bir manzara göreceğimi sanmıyorum. Hele üniversitenin içine girerken karla bezeli çam ağaçları, bana bir kez daha Ankara’yı sevdiriyor.
TRT 3’te çoksesli türküler çalıyor, 2010 yılında 40 Sanatçı, 40 İcra başlıklı bir program.
Bir türkü bana Cumhuriyet rejiminin çoksesli müzik serüvenini özetliyor; İbrahim Yazıcı  yönetimindeki TRT Çoksesli Korosu’nun icra ettiği bir türkü: Gelin Ayşem.
Doğu malzemesinin Batı tekniğiyle yoğurulması. Bu çalışmaların simge parçası, Koyuna Bak Koyuna idi.
* * *
YAZARLAR bir araya gelince, elbet bazı anılar canlandı.
Sedat Örsel ile ben çeşitli komplolar kurarak Bilge Karasu’yu Yaşayan Edebiyatçılar programı için ikna etmeye, daha doğrusu kandırmaya çalışmıştık, ama nafile.
Ankara’da Sedat’ın evindeki çeşitli buluşmalarda sonuca varamadık.
Oysa bugüne iyi bir görüntü kalırdı.
Küçük bir çekim bulunmuş, ama bu toplantıya yetişemedi.
Yazarlarımızın bu tür programları yapılmalı. Elyazıları toplanmalı, bunlar çok önemli belgeler. Yazarın tanınması için...
Bu işler üniversitelere, Kültür Bakanlığı’na, Kütüphane Genel Müdürlüğü’ne düşüyor.
Ankara’da yazarlar yemeğinden fıkra gibi bir anekdot: “Ünlü bir yazar, bir devlet dairesine gitmiş, memura ‘Biliyor musun ben kimim’ diye sormuş. O da ‘Hayır’ demiş.
Yazar bu duruma sinirlenmiş ve ismini söylemiş. Memurun bu cevaptan sonra ne yaptığını bilmiyordum; yazara cevap olarak: ‘Beyefendi sizin adınıza Google’da hiç rastlamadım’ demiş.”

Yazarın Tüm Yazıları