Kan tahlilleri neden önemli?

Kan tahlilleri yalnızca hastalık teşhisinde kullanılmıyor. Bu analizler sayesinde ileride başınıza gelebilecek sağlık sorunları da tahmin edilebiliyor.

Eskiden hekimlerin işi şimdikinden çok daha zordu. Hekimler kendilerini şifa bulmak amacıyla ziyaret eden hastalarına teşhis koyarken sadece gözlemlerinden, deneyimlerinden ve son derece sınırlı güce sahip ilkel bazı teşhis aletlerinden faydalanırlardı. Zamanla iç organların seslerini dinlememize yarayan stetoskop ve tansiyonu belirlememize yardımcı olan sfingomonometre gibi aletler geliştirildi. İdrarda ve kanda hastalıklara ait işaretleri araştırmaya yarayan testlerin bulunmasıysa tıp bilimine çağ atlattı! Hastalıkların seyrinde oluşan bazı biyokimyasal parametreleri, biyolojik değişimleri, kan, idrar ve vücut sıvılarının analizleriyle günümüzde rahatlık ve güvenle izleyebiliyoruz. Dahası bu tür kimyasal analizler, uyguladığımız tedavilerin işe yarayıp yaramadığını da bize gösterebiliyor. Kısacası son yüzyılda birbiri ardına hizmetimize sunulan laboratuvar hizmetleri biz hekimlerin de sizlerin de işini kolaylaştırıyor.

NASIL YAPILIR?

Kan tahlilleri laboratuvar analizlerinin en sık başvurulduğu alandır. Birkaç santilitrelik kan numunesiyle yapılabilen bu tahliller hem ucuzdur hem de onlar sayesinde neredeyse hücrelerin bile içinde ne olup bittiğini anlamak mümkün olabiliyor. Kan tahlillerinin yalnızca hastalık teşhisi konusunda işe yaradığını düşünmeyin! Bu analizler sayesinde ileride başınıza gelebilecek bazı sağlık sorunları da problem ortaya çıkmadan yıllar önceden anlaşılabiliyor.
Laboratuvar analizleri yalnız kan numuneleriyle de gerçekleştirilmiyor. İhtiyaç duyulduğu zaman idrar örnekleri, boğaz ve burun sıvıları, hatta eklemlerden, omurilikten alınan sıvı örnekleri de biyolojik değişiklikleri araştırmak ve biyokimyasal parametreleri kontrol etmek amacıyla kullanılabiliyor.

Tahlil sonuçları

Laboratuvar analizlerinin sağlığınızı izlemede kullanılan bazı parametreler hakkında güvenilir ve önemli bilgiler vereceğini unutmayın. Doğru zamanda ve doğru biçimde yapılan bazı analizlerin hayat kurtarıcı olabileceğini lütfen aklınızdan çıkarmayın ama size önerilen her bir test hakkında, gerçekleştirilen her testin sonuçları konusunda doğru ve detaylı bilgi edinmeyi de ihmal etmeyin. Bu testlerin yalnızca ‘teşhis’ amacıyla değil, sizi hastalıktan korumak ya da bazı sağlık sorunlarınızı erkenden teşhis etmek amacıyla da yapılabileceğini bir kenara not edin.

Doktorunuza sorun!

 Yapılacak test neyi gösterecek, test için aç mı tok mu olmalıyım, ne kadar süre aç beklemeliyim?
 Susuz kalmam gerekiyor mu?
 Test yapılmadan önceki günlerde özel bir beslenme modeli uygulamam lazım mı?
 Test günün herhangi bir saatinde yapılabiliyor mu?
 Benim için herhangi bir riski var mı?
 Test ne kadar sürecek, hastanede ne kadar kalacağım?
 Testten sonra başıma neler gelecek, ne gibi şeyler hissedeceğim?
 Testin maliyeti nedir, sigortam bu testi karşılıyor mu?

Bu testlere dikkat

1Kan şekeri: Açlık ve tokluk kan şekeri değerleri en sık başvurulan testler arasında yer alıyor. Kandaki şeker metabolizması hakkında fikir edinmek için sadece açlık şekeriyle yetinmemek, tokluk şekerini de kontrol etmek gerekiyor. Hatta mümkünse bu incelemelere açlık ve tokluk insülin seviyelerinin araştırılmasını eklemekte de fayda var.
2ALT/ AST: Her ikisi de karaciğer fonksiyonları araştırılırken sık sık başvurulan önemli testlerdir. Ancak seyrek olarak karaciğer sağlamken de yükselebilecekleri biliniyor. Bu iki enzimin birlikte yükselmesi, beklenen bir karaciğer hasarı halinde hekimleri daha detaylı araştırma yapmaya sevk ediyor.
3Hemoglobin/ Hemotokrit: Hemoglobin alyuvarlarda bulunan bir maddedir ve görevi akciğerlerden aldığı oksijeni vücudun her yerindeki hücrelere götürmek ve orada biriken karbondioksiti alarak akciğere geri getirmektir. Hemoglobinin azalması kansızlık olduğuna işaret ediyor. Hemotokritse kan hacminin ne kadarının alyuvarlardan oluştuğunu anlamaya yarıyor ve bu test de daha çok kansızlık araştırmalarında kullanılıyor. Bu değerlerin sonucuna bağlı olarak bir sonraki aşamada demir, demir bağlama kapasitesi, B12 vitamini ve folik asit analizlerine
bakılıyor.
4Sedimantasyon hızı: Vücudunuzda bir enfeksiyon, iltihabi bir hastalık veya kanser gibi tehlikeli bir sağlık sorunu, romatizmal bir problem söz konusuysa bu testin değerlerinde de artış olacaktır. Son derece ucuz, güvenilir ama yorumlanması oldukça güç olan bir kan analizidir.
5TSH: Tiroit bezinin fonksiyonlarını tetkik etmede kullandığımız ucuz ama güvenilir bir tarama testi ve teşhis aracıdır. TSH’nin artışı yetersiz çalışan, azalması ise aşırı hormon üreten bir tiroit bezinin varlığına
işaret eder.
6Ürik asit: Normalde böbreklerden atılan toksik bir atık olan ürik asidin kanda yükselmesi metabolik bir soruna, insülin direncine, böbrek hasarına, kemik iliğinde aşırı kan hücresi üretimine ama her şeyden önemlisi gut hastalığına
işaret eder.
7Total kolesterol: Kanınızdaki toplam kolesterol miktarına işaret eden bir rakamın ifadesidir. Ancak tek başına güvenilirliği sınırlıdır. Çünkü yüksek rakamlı bir total kolesterol raporu iyi kolesterolünüz arttığı için de yükselmiş olabilir (iyi haber!). Normal değerlerdeki bir total kolesterol rakamıysa iyi kolesterolünüz çok düşük olduğu için (kötü haber!) normalmiş gibi de hesaplanabilir. Ayrıca iyi ve kötü kolesterol tamamen normalken sadece trigliserid çok arttığı zaman da toplam kolesterol beklenenden yüksek çıkacak, bu da yanıltıcı olabilecektir.
8Kreatinin: Eğer böbreklerim iyi çalışıyor mu diye merak ediyorsanız güvenebileceğiniz en ucuz ve güvenilir test kanda kreatinin seviyelerinizi ölçtürmenizdir. Kreatinin sadece böbreklerle temizlenebilen atık bir maddedir ve kan seviyesini ölçmek böbreklerin ne kadar iyi çalıştığı hakkında doğru bir fikir verecektir.
9B12 vitamini ve D vitamini seviyeleri: Bu iki vitaminin kan değerleri ölçümlerinden son yıllarda yaygın olarak faydalanıyoruz. Bu sayede hem bağışıklık, bellek kusurlarına yol açabilen hem de kanser, kalp damar hastalığı risklerini arttırabilen sorunlardan da kurtulmuş oluyoruz.

X

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Havada asayiş berkemal

Haziran başından bu yana 8’in üzerinde farklı noktaya yurtiçi uçuşlar yaptım.

Net ve açık gözlemim şu: Eğer önlemleriniz yeterliyse, uçakla seyahat etmekten korkmayın. Biliniz ki Türk Hava Yolları süreci büyük bir dikkat ve itinayla yürütüyor. Yolcuların yapabilecekleri kuralsız bazı davranışlara da asla izin vermiyor. Uçuş sürecinde gerekli korunma önlemlerine dikkatle uymaya gayret ediyor. Uçağa binerken yolculara verdikleri “hijyenik kitler” mükemmel hazırlanmış. Uçuş sürecinde doğru uyarılar yapılıp, uçak içi hareketlilik kısıtlanmış, baş üstü dolapların kullanımı da yasaklanmış. Bunların hepsi doğru ve yerinde önlemler. Kısacası, eğer siz önerilen tedbirlere gereken uyumu gösterirseniz herhangi bir sorun yaşamadan yolculuğunuzu güvenle tamamlayabiliyorsunuz. Ayrıca başka ayrıntılar da var. O ayrıntılar için alttaki kutuya geçelim.




ÖNLEMLER MÜKEMMEL
İGA DA TGS DE İYİ ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

Kış nasıl geçecek

Kişisel kanaatim şudur: ZOR GEÇECEK!

Her şeyden önce koronavirüs salgınının biraz daha yoğunlaşacağı, biraz daha şiddetlenip can yakacağı kesin gibi görünüyor. Kısacası, bu yıl her zamankinden farklı olarak “COVID’li bir kış” bizi bekliyor. Ayrıca her sene karşılaştığımız o bilinen kış hastalıkları, yani nezleler, gripler, sinüzitler, faranjitler biraz daha arkadan gelecekler, önceki yıllara oranla daha az gündemimizde olacaklar. Hatta diyebilirim ki “maske-sosyal mesafe-hijyenik önlemler” 3’lüsü sayesinde bu “eski kış dostlarımız”a daha az paçamızı kaptıracağız. Ayrıca şunu da bilelim: Kışı ne kadar kötü geçireceğimiz sorusunun yanıtı sadece koronavirüse, daha doğrusu onun oluşturduğu COVID-19 enfeksiyonuna da bağlı değil. Bizim korunma önlemlerine uyma kapasitemiz ve devletin/yöneticilerimizin izleyecekleri pandemi politikaları da sürecin belirleyicisi olacaktır. Ama gelin, biz daha şimdiden şu önemli noktayı gözden kaçırmayalım: Önümüzde ZOR BİR KIŞ VAR. Ve bu zor kışa her zamankinden daha dikkatli hazırlanmamız lazım.




İYİ HABER

Yazının Devamını Oku

Alarm seviyesi yükseltilmeli

Covid-19 ile ilgili rakamlar bizde de sürekli artış halinde.

Her akşam önümüze konan o “turkuvaz tablo”, renginin aksine içimizi karartmaya devam ediyor. Bu nedenle adına ister “ikinci dalga”, ister “COVID-19 tsunamisi”, isterseniz de başka şeyler deyin, görünen köy kılavuz istemiyor. Durum net ve açık: Dünya genelinde olduğu gibi bizde de (eğer böyle giderse) vaka artışlarının devam edeceği anlaşılıyor. Hazırlıklı olmamız, halen uyguladığımız tedbirleri yeniden ve dikkatle gözden geçirmemiz, aksayan noktaları belirleyip süratle düzeltmemiz şart. Ayrıca haziran başında düşürdüğümüz “ALARM SEVİYESİ”ni bir üst kademeye çıkarıp, kış bastırmadan toplumu yeniden ve daha etkili şekilde bir çeşit “pandemi bilinçlenmesi” sürecine sokmamız da lazım. Ayrıca sürecin yalnızca toplumu bilinçlendirmeyle sınırlı kalmaması da mühim bir ayrıntı. Müesseselerin, özellikle de restoran ve kafelerin, yolcu taşıma sistemlerinin, bilhassa da toplu taşıma araçlarının yeniden ve nasıl kışa programlanacağına kafa patlatmak zorundayız. Benim ve herkesin ortak bir gözlemi var: RESTORAN VE KAFELERDE sosyal mesafe kuralına uyulmuyor. Ayrıca TOPLU TAŞIMA ARAÇLARI adeta virüs kaynıyor. MESAFESİZ KALABALIKLAŞMA MESELESİ de mühim bir sorunumuz. Eğer önümüzdeki kışı daha rahat geçirmek, pandemi meselesini kontrol altında tutmak istiyorsak bu 3 soruna da acilen çözümler götürmek zorundayız.

ÜZÜCÜ
BİTSİN BU VAHŞET

SAĞLIK çalışanlarımızın her biri sadece bugünümüzün değil, hayatımızın her anının görünmez kahramanlarıdır. Gece gündüz nöbet tutan, günün 24 saatini haftanın 7 günü ile çarparak gözünü kırpmadan görevinin başında olan o güzel ve mübarek insanlara yapılan saldırıları anlamak da tanımlamak da mümkün değildir. 10 yıla yakın bir süre dönemin en büyük hastanesinin, Ankara Numune Hastanesi’nin başhekimliği görevinde bulundum. 1999’un büyük depremini o hastanede 3 binin üzerinde sağlık çalışanıyla birlikte yaşadım. Deprem sürecinde gördüğüm manzaraları, izlediğim fedakârlıkları hiçbir zaman unutmadım, unutmayacağım. Pandemide, yani bugün de aynı durum söz konusu. Sağlık çalışanlarımız acil servislerde, yoğun bakımlarda, ameliyathanelerde, poliklinik ve kliniklerde, kısacası “derde deva aranan her yerde” kan ter içinde görevlerini yapmaya çalışıyor. Ama ne yazık ki bu durumda bile ahlaksız insanların vahşi saldırılarına maruz kalabiliyorlar. Saldırıları şiddetle kınıyor ve verilebilecek en büyük cezaların uygulanması talebimi kayda geçiriyorum.


Yazının Devamını Oku

Şimdi bize ‘pandemi gönüllüleri’ lazım

Zor günlerden geçtiğimiz kesin. Sağlığımız, sosyal yaşamımız, ekonomik geleceğimiz tehdit altında ve bu hepimizi üzüyor, kaygılandırıyor.

İşte bu nedenle kavganın değil dayanışmanın, itişip kakışmanın değil barışmanın, kısacası hepimizin birer “pandemi gönüllüsü” gibi davranmasının önem kazandığı hassas bir zaman dilimindeyiz. Geçmişteki hataları tartışarak, birbirimizi eleştirerek, doğru yapılacak işleri değil yanlış yapılanları gündemde tutarak bu savaşı kazanamayız. Eğer aynı yanlışları tekrarlayıp durursak, pandeminin süresi de dozu da vereceği zayiat da artacaktır. Özetle, herkesin “eteğindeki taşları dökmesinin” ve bu mühim savaşta kendini bir çeşit “pandemi görevlisi/nöbetçisi” ve “pandemi gönüllüsü” gibi hissetmesinin önem kazandığı günlerden geçiyoruz.




BİR ÖNERİ
GERGİNLİKTEN UZAK DURUN

Yazının Devamını Oku

Aşılarda karaborsa mı var

Pandeminin sağlık gündemimizin ilk maddesi olduğu kesin.

Hemen her gün, her an, her ortamda pandemi meselesi mutlaka konuşuluyor. Konu pandemi olunca da doğal olarak anında zatürre ve grip aşıları akla geliyor. Sırası gelmişken sevgili Sağlık Bakanımıza mühim bir bilgiyi aktaralım: Ciddi bir aşı karaborsası başladı. Özellikle zatürre aşısı hiçbir yerde bulunmuyor. Durum böyle olunca da tek doz zatürre aşısını 350 TL yerine 4-5 bin TL’ye satmak isteyen uyanıklar devreye giriyor. Grip aşısında da muhtemelen aynı sorunla karşılaşacağız. O aşının da ne zaman satışa sunulacağı, satışında kimlere öncelik tanınacağı, hangi fiyat ve kuralların uygulanacağı maalesef hâlâ net ve açık değil. Kısacası gerek grip gerek zatürre aşıları için çok sayıda “bilinmeyen” toplumun kafasını meşgul ediyor. Peki bu bilinmeyenler neler? Eğrisi doğrusu ne?



BANA GÖRE
ZATÜRRE VE GRİP AŞILARI MUTLAKA YAPILMALI MI

Yazının Devamını Oku

Aşıda ‘adil paylaşım’ istiyoruz

Şu kesin: Hepimiz “Tamam, bu işi başardık. Etkili bir aşıyı bulduk” haberine odaklanmış durumdayız.

Peki o aşı bulununca sonrası nasıl gelecek? Herkes o aşıdan aynı zamanda ve hızla faydalanabilecek mi? Öncelik risk gruplarının mı, yani “kronik hastalar, yaşlılar, sağlık çalışanları”nın mı yoksa parası pulu olanların mı olacak? Zengin ülkeler önceliği alacak, fakir ülkeler sırada mı olacak? İtiraf edeyim ki böyle bir kuşku bende de var. Nedeni de medyaya yansıyan haberler. O haberlerin özetinde bakın neler var...


ÖNEMLİ
OXFORD AŞISINDAN UMUDU KESELİM Mİ

ÇOK sayıda merkez farklı ülkelerde etkili bir COVID-19 aşısı geliştirebilme gayreti içinde. Onlardan bazılarının daha önde gittiği ve mutlu sona bir hayli yaklaştıkları biliniyor. Bunlardan birinin de Oxford Üniversitesi ile AstraZeneca ilaç firmasının geliştirmeye çalıştıkları aşı olduğu kesin. Ne var ki geçtiğimiz hafta Oxford Üniversitesi yetkilileri, muhtemel bir yan etkiden kuşkulandıklarını ve bu nedenle aşı çalışmalarını durdurduklarını açıkladılar. Peki bu “Oxford aşısı”nın sonu anlamına mı geliyor? Hayır! Bilelim ki, bu aşı çalışmalarında sık sık karşılaşılan bir sorun. Dolayısıyla herhangi bir hayal kırıklığına kapılmamak lazım. Mesele şu: Herhangi bir aşı üretilirken o aşı denekler üzerinde tekrar tekrar test edilir. Eğer aşının test edildiği o deneklerden sadece biri bile herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle başvurursa, o sorunun nedeni belirlenene kadar aşı çalışmaları otomatik olarak askıya alınır. Oxford’un yaptığı da budur ve doğrudur. Ama bilelim ki binlerce denek üzerinde aşı test edilirken deneklerden herhangi birinde tesadüfen herhangi bir hastalık her zaman ortaya çıkabilir. Nitekim Oxford yetkilileri yaptıkları yeni açıklamada sorunun nedeni anlaşıldıktan sonra aşı çalışmalarının devam edeceğini, etkili bir aşının bu yılın sonuna yetiştirilebileceği umudunu koruduklarını açıkladılar. Kısacası paniğe gerek yok.


Yazının Devamını Oku

Grip ve zatürre aşısı olalım ama...

Özellikle risk grubunda olanların, bu yıl grip ve zatürre aşısı yaptırmalarını diğer uzmanlar gibi ben de tavsiye ediyorum.

Zatürre aşısının mevsimi yok, onu her zaman yaptırabilirsiniz. Ama eğer bugüne kadar yaptırmadıysanız şimdi tam zamanıdır. Zira COVID-19 salgını sürerken geçirebileceğimiz bir zatürre atağı bizi çok zor bir durumda bırakabilir. Ayrıca sonbahara merhaba dedik, kış kapıda hazır, bizi bekliyor. Bu mevsimsel değişimin doğal sonuçlarından biri de grip vakalarındaki artıştır. Kısacası başımızdaki pandemi belası da dikkate alındığında grip ve zatürreden aşılanarak korunmak bu yıl çok daha önemli bir ayrıntıdır. İsterseniz gelin biraz daha detaylara girelim...

KISA BİLGİ
BU YIL AŞILAR NEDEN DAHA ÖNEMLİ

BİLELİM ki bu aşılar sayesinde boğazı ağrıyan, ateşi yükselen, öksüren, hapşıran, aksıranlarla karşılaşıldığında “Acaba grip mi, COVID-19 mu?” şeklinde karışıklık yaşanması olasılığı azalacak, sizin de doktorların da işi kolaylaşacaktır. Ayrıca yaptıracağınız grip aşısının bağışıklık sisteminizi COVID-19 enfeksiyonuna karşı yorgun ve dirençsiz düşüreceği bilgisi de doğru değildir. Tam tersine, grip aşısı ile bağışıklığınız daha da güçlenecek, virüsün vücudunuzu aşırı hırpalayarak canınızı yakma ihtimali de sınırlanacaktır. Grip aşısını da herkes yaptırabilir, ama çocukların aşılanması konusu çocuk sağlığı uzmanlarının kararına bırakılmalıdır. Aşı konusunda başka uyarılarım da var...

ÖNEMLİ
HERKES AŞI OLMALI MI

Yazının Devamını Oku

Pandemide depresyona dikkat

Pandeminin süresi uzayıp çözüm beklentileri geciktikçe kaygı bozukluğuna paçasını kaptıranlar artıyor.

Bu uzamış ve yoğun kaygı bozukluğu da zihin sağlığımızı fena halde tehdit ediyor. Bu tehdidin en yaygın sonuçlarından birinin “depresyon” olacağı ise ruh sağlığı uzmanlarının ortak görüşü. Hatırlatalım: Uzamış kaygı bozukluğu uyku sorunlarına, panik ataklarına ve daha pek çok ruhsal soruna da yol açabilir. Konuştuğum psikiyatri uzmanları COVID-19’la bağlantılı depresyon vakalarının sayısında özellikle haziran ayı itibarıyla ciddi bir artış olduğunun altını çizdiler. En önemli risk gruplarını ise çocuk, kadın ve yaşlıların oluşturduğunu belirttiler. Kısacası, sık sık belirttiğim gibi, eylül başı itibarıyla COVID-19 ile mücadelede vites değiştirmemiz ve sürecin ruhsal yönüne de odaklanmamızda fayda var. Sağlık Bakanımıza tavsiyem şu: Hiç beklemeden pandemi Bilim Kurulu’na tecrübeli ruh sağlığı uzmanlarını da dahil etmesinde fayda var.

OKUR SORUSU

METFORMİN COVID-19’DA DA İŞE YARIYOR MU
TİP-2 diyabet tedavisi ve insülin direnci meselesiyle mücadelede çok sık kullanılan “metformin”in, COVID-19’a yakalananlarda yaşam kaybı riskini azaltabileceğini gösteren farklı çalışmalar olsa da -şimdilik- sadece bunlara bakarak bir kanaat oluşturmak doğru olmaz. Bir ay kadar önce yapılan büyükçe bir çalışma, metformin kullanımını neredeyse yüzde 70’e yaklaşan yaşam kaybı riski azalması olduğunu gösterse de biraz daha sabırlı olmak ve bu bilginin yeni çalışmalarla desteklenmesini beklemekte fayda var. Özeti şudur: Başlıktaki sorunun cevabı henüz net ve açık değil. Beklemek gerekir.

PANDEMİNİN ORTASINA GELDİK Mİ

HERKESİN aklında aynı sorular var: COVID-19 salgınıyla savaşı kazanıyor muyuz? Kaybetme ihtimalimiz var mı? İkinci dalga tehdidi gerçekleşecek mi, gerçekleşmeyecek mi? Eğer mücadelede iyi noktadaysak, sona yaklaştığımız söylenebilir mi? Soruları daha da uzatmak mümkün ama sadece bu kadarı bile canımızı sıkmaya, kafamızı karıştırmaya, kaygı yükümüzü arttırmaya yetiyor. Başlıktaki sorunun yanıtına gelince, başından beri pandemiyi yakından izleyen biri olarak ciddi bir mesafe aldığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama bilmeliyiz ki ülkesel ölçekte de küresel ölçekte de pandeminin henüz ortalarındayız. Önümüzde daha uzun bir yol var gibi görünüyor. Başarısızlığımızın, sürecin bütün gayretlere rağmen uzamasının temel nedeni ise sadece iki sözcükten ibaret: İnat ve İhmal! Biliyorsunuz, inat da ihmal de neredeyse iki milli sporumuz! Maske takmama ve sosyal mesafeyi koruma konusunda da inatçı ve ihmalkârız.

KORONA OLDUM YENİDEN OLUR MUYUM

Yazının Devamını Oku