GeriYavuz GÖKMEN ‘Kan değil, sevdamız akardı geceye’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kan değil, sevdamız akardı geceye’

Yavuz GÖKMEN

Bu mısraı belki de şimdiyedek yazılmış en güzel ‘‘işkence’’ şiirinden aldım. İşkenceyi iliklerine kadar yaşayan Ahmed Arif'in şiiridir bu.

Ancak, işkencenin izleri bile yoktur başlangıcında. Sanırsınız ki, pür aşk ve özlem şiiridir. ‘‘Açardın yalnızlığımda mavi ve yeşil’’ diye başlar.

‘‘Açardın tavşan kanı kınalı berrak

Yenerdim acıları, kahpelikleri

Gitmek gözlerinde gitmek sürgüne

Yatmak gözlerinde yatmak zindanı.''

Diye sürer gider.

Sonra şiirin en güzelim mısraları gelir:

‘‘Canımın gizlisinde bir can idin ki

Kan değil sevdamız akardı geceye.’’

* * *

İşkencenin izleri, şiirin sonuna doğru belli olur. Şiirde işkence hem gizlenir, hem de ince bir sızı gibi okuyanı alıp götürür:

‘‘Susmak gözlerinde susmak, ustura gibi

Gözlerin hani?’’

Şair, işkenceye sevdiğinin gözleriyle dayanır ve ustura gibi susar, konuşmaz. Sürgüne onun gözlerinde gider, zindanı onun gözlerinde yatar.

Ama en son mısrada kahredici gerçeği söylemeden edemez:

‘‘Gözlerin hani?’’

Dayanırsınız dayanabildiğiniz kadar işkenceye; sevdiğinizin gözlerini hayal ederek ve sonra bir bakarsınız ki, sevdiğinizin gözlerini göremez olmuşsunuz. Bu işkenceden de beterdir.

* * *

Ben bundan 25 sene evvel işkenceler gördüm. Üstelik bu işkencelere, bile isteye kendim gittim.

O zamanlar büyük oğulcuğum Altan henüz 3 yaşındaydı; 12 Mart'ın en sıcak günleriydi. Bir şeyler olacağını biliyordum, çünkü başkaldırmış arkadaşlarıma yardım etmiştim.

Yakalanmamak için saklanıyordum ki, karımın gözaltına alındığını öğrendim. Onu bir anlamda rehin almışlardı.

Oğlumu son kez kucakladım ve gidip teslim oldum. Onun bencileyin anasız büyümemesini istiyordum.

Falaka, elektrik, manevi işkencenin bini bir para gitti. Yattığım yerden, başıma dikilerek ağzımdan çıkacak sözleri bekleyenlerin benim karşımda ezildiklerini gördüm.

Falaka dayanılmaz bir acı verir. Elektrik insanı paramparça eder. Bunları yaşamayan asla bilemez.

Saçlarımın ağardığını zannettim ve bir sabah korka korka aynaya baktım.

Hayatımda gördüğüm en güzel yüz ve en parlak dalgalı saçlarla karşılaştım. İşkence ruhumu yüceltmişti.

* * *

Manisalı sevgili çocukların işkence ifadelerini okuyunca ağladım.

Yirmi beş yıl önceyi tekrar yaşadım. Bu açıdan gerçekten ilerlemiştik. Onlara yapılanların çoğu bana yapılmamıştı.

Ama demokraside değil, işkencede ilerleyince aslında geriye ve karanlığa düşüyoruz. El kapılarında himmet arıyor; yüzgeri ediliyoruz.

Aslında kendi kendimize işkence ediyoruz.

Karanlık senaryolarda çıkış arıyor, bulamıyoruz.

Kendi cehennemimizin kapısında bekleyip duruyoruz.

Onu kapat, bunu yolla, ülkeyi toplama kampına çevirmeye çalış.

Allah aşkına, biz ne yaptığımızı biliyor muyuz?

X

Refah kapatılabilecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, bir siyasal partiyi yasal olarak kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmez. Benim tartışmak istediğim, bu noktalardan hem birincisi hem de ikincisidir.

Yavuz GÖKMEN

 

Önce ikinci soruyu yanıtlayayım; çünkü onun yanıtı basit ve kısadır. Refah Partisi'ni kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmeyecektir. RP başka bir isim altında belki de daha da güçlenerek -ki bu güçlenmenin anlam olarak derinliğine tartışılması gerekir- varolacak ve Türkiye siyasal yaşamına damga vuracaktır.

Ancak, şimdi birinci sorunun yanıtına geçmeliyiz. Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecek midir? Bu soruya da iki türlü yanıt aramak gerekir.

1- Anayasa Mahkemesi, RP'yi hukuken kapatabilir mi?

2- Anayasa Mahkemesi, RP'yi siyasal bir kararla kapatabilir mi?

 

İşte mesele bu iki noktada odaklanmaktadır.

Yazının Devamını Oku