Kadınlar göbekleniyor mu

Göbek ve karın bölgesinden yağlanmak daha çok erkeklere has bir özelliktir, çünkü fazla yağları erkekler karın bölgelerinde, kadınlar basenlerinde biriktirir.

Pek çok şey gibi bu durum da son yıllarda değişikliğe uğruyor gibi. Karın bölgesinden yağlanma, yani göbek bağlama sorunu artık kadınlarda da sık görülüyor. Bunun birinci nedeni muhtemelen kadınların eskisinden daha sık ve çok alkol kullanmaya başlamaları. Araştırmalar bu görüşü destekliyor. Kadınların alkol tüketimi gittikçe artıyor. Şeker ve beyaz undan zengin gıdaların fazla yenilip içilmesi de önemli bir etken. Şeker tüketimindeki artış son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştı. Özellikle meşrubat sanayinin kullandığı fruktoz bazlı şekerler sayesinde yıllık şeker tüketimi kişi başına yüz kiloyu çoktan geçti. Bilindiği gibi şeker, un ve nişasta yüklü yiyecek içecekler insülin direncine yol açarak göbeklenmeyi kolaylaştırıyor. Gözden kaçan çok önemli bir neden daha var: Besinlere karışan hormonal kalıntılar ve zararlı kimyasallar, hatta bazı katkı maddeleri. Hormonların özellikle kız çocuklarında göbek bölgesinden kilo almayı kolaylaştırdığı, hatta erken ergenlik sorununa yol açtığı biliniyor. Plastik kaplardan bedenimize karıştığı belirtilen Bisfenol-a ve fitalat gibi kimyasalların da birer göbeklenme tetikleyicisi olmaları mümkün gibi görünüyor. Özetle göbeklenme sorununun artık kadınları da “kapsama alanı”na aldığı kesin!

Besinlerdeki vitamin kayıplarını nasıl önleyebilirim?

Satın alma, saklama, hazırlama ve pişirme koşullarına dikkat etmezseniz yiyeceklerdeki vitaminlerin yarıdan fazlasını daha midenize inmeden kaybedebilirsiniz. Bunu önlemenin yolları var: En kolayı sebze ve meyveleri çiğ yemek! Eğer pişirecekseniz mümkün olduğu kadar kısa sürede pişiren yöntemleri tercih edin. Sebze ve meyvelerin yenilebilen kabuklarını soymadan yemek de etkili bir yol. Beslenme uzmanları sebze meyvelerde vitaminlerin en yoğun bulunduğu yerin kabuk ve kabuğun hemen altındaki kısımlar ya da sebzelerin en dıştaki yaprakları olduğunu söylüyorlar. O pek sevdiğiniz iç kısımlar -yani soğanın cücüğü!- yeteri kadar vitamin ve mineral içermiyor. Sebzeleri pişirmeden önce büyük parçalar halinde kesmeniz de etkili bir yöntem (Parçalar küçüldükçe vitamin kaybı artıyor). Pişme süresi kısaldıkça vitamin kaybı azalacağı için sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağını kapalı tutmak da önemli. Buhar kaybolmayınca pişme süresi azalıyor. Düdüklü tencere kullanmak bu nedenle daha iyi. Sebze ve meyveleri yıkama suyunda fazla bekletmemek de önemli. Az suyla veya susuz pişirme yöntemlerini seçmek de faydalı. Çünkü vitaminlerin çoğu suda çözüldüğü için suyla birlikte kaybolup gidiyor.

Demir eksikliği neden önemli?

Sağlığınızı korumak için demir ihtiyacınızı düzenli olarak karşılamak zorundasınız. Yoksa bir süre sonra demir eksikliği kansızlığına yakalanırsınız. Demirin yaşamsal element olarak kullanıldığı birçok metabolik süreç var. Burada en önemlisi kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin adı verilen protein. Solunumla kazandığımız oksijen enerji üretiminde kullanılmak üzere hücrelerinize bu proteinle taşınır. Aynı protein enerji dönüşümü sonucu oluşan karbondioksitin hücrelerinizden alınarak akciğerden dışarıya atılmasına da yardım eder. Yetersiz demir kazanımı (ya da fazla miktarda demir kaybı) daha az hemoglobin üretimine sebep olur. Sonuçta kırmızı kan hücreleriniz dokularınıza yeterli oksijeni taşıyamaz, kendinizi yorgun, bitkin ve halsiz hissedersiniz. Hafif bedensel çabalarda bile nefes nefese kalır, çarpıntıdan yakınırsınız. Demirin bağışıklık sistemine de önemli hizmetler yaptığını bir kenara not edin. Kısacası ne yapıp etmeli demirden zengin yiyeceklerden yemelisiniz. Demirden zengin yiyeceklerin başında kırmızı et ve diğer hayvansal etler geliyor. Etin rengi koyulaştıkça içindeki demir miktarı artıyor. Örneğin balık ve tavuk etindeki siyaha yakın koyu renkli kısımlarda demir daha bol.

Çinko kullanımını abartıyor muyuz?

Çinko en az demir ve kalsiyum kadar önemli bir mineral. Vücutta üretilemediği için onun da dışarıdan yiyeceklerle kazanılması gerek. Ağır vejetaryen diyet uygulayanlarda çinko eksikliğine yakalanma ihtimali artar. Nedeni çinkonun temel kaynaklarının kırmızı et, kümes hayvanları ve deniz ürünleri olması. Çinko eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığı doğru ama bu sistemi güçlendirmek adına uzun süreli çinko desteği kullanmak yanlış ve gereksiz! Yeterli ve dengeli beslenen biriyseniz vücudunuzun besin desteği olarak çinko tabletlerine ihtiyacı yok. Hayvansal yiyecekleri yeteri kadar tüketiyorsanız, tam tahıllardan yapılmış ekmek, özellikle kepekli ekmek, kuru baklagiller, ayçiçeği, kabak çekirdeği seviyorsanız çinkonuz kolay kolay azalmaz. Ek çinko desteği almanızın gerekip gerekmediğine yalnızca kan analizlerinizdeki bulgulara bakarak doktorunuz karar vermeli. Saça, bağışıklık sistemine destek olsun diye rastgele çinko hapı kullanılmamalı...

D vitamininden zengin yiyecek ve içecekler hangileri?

D vitami çocuklar için de, yetişkinler ve yaşlılar için de önemli. D vitaminin temel kaynağı güneş ışığı. Güneş ışığında bulunan ultraviyole parçacıkları deriyle temas ettiğinde cilt D vitamini üretiyor. Bunun için haftada 2-3 kez el ve yüzünüzü 20-30 dakika güneşlendirmeniz yeterli. Ama bu her zaman güvenilir bir süreç değil. Yiyip içtiklerimizin çoğu D vitamininden fakir besinler. Bu nedenle D vitamini ihtiyacını karşılamak için bu vitaminle zenginleştirilmiş süt ve süt ürünlerinden de faydalanmak lazım. Önemli bir nokta daha var: Yaş ilerledikçe vücut güneş ışınlarından eskisi kadar kolay vitamin de üretemiyor, elli yaş sonrasında bedenin D vitaminine ihtiyacı artıyor. Kısacası özellikle yaşlıların D vitamini eksikliği yönünden dikkatli olmaları gerek. D vitamini seviyelerinin kan analizleriyle ölçülebildiğini hatırlatalım. D vitamini eksikliğinin özellikle bugünlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek bakımından en az C vitamini kadar önemli olduğunu unutmayalım.

Sağlık taramaları ne kadar faydalı?

Kırklı yaşlar sonrasında özellikle ellili, altmışlı yaşlarda yılda bir kez doktora gidip “tepeden tırnağa” elden geçmek, yaygın deyimiyle “check-up yaptırmak” azıcık imkânı olan herkesin hayali. Önce doktordan randevu alınır, sabah aç karnına sağlık merkezine gidilip bir dizi incelemeden geçilir. Kan analizleri, akciğer, kalp, böbrek filmleri, hatta damar sinir incelemeleri, göz, kulak muayeneleri yaptırılır. Beklenen hep o müjdeli haberdir: “Gözünüz aydın, herhangi bir sağlık sorununuz yok!” Yani amaç biraz da “her şeyin yolunda gittiğini” öğrenip, rahatlamak. Yıllık sağlık analizleri neredeyse yüz yıldır yapılıyor. “Check-up” veya modern tanımıyla “sağlık riski analizleri” son elli yılda daha bir önem kazandı. İyi planlanmış kişiye özel sağlık taramalarının işe yaradığından hekimlerin de, hastaların da kuşkusu yok. Bununla birlikte bazı problemler yok değil! En önemli sorun bu taramaların yarattığı güvencenin fazlaca abartılması... Çünkü ne kadar deneyimli ellerde yapılırsa yapılsın en ufak bir dikkatsizlik önemli bir sağlık sorununun atlanmasına sebep olabiliyor. Bu durum sonradan ortaya çıkan belirtilerin önemsenmemesine, yeniden bir tıbbi değerlendirmede geç kalınmasına yol açabiliyor. Yıllık rutin sağlık muayenelerinizi yaptırın ama bu işin baştan savma yapılıp yapılmadığına da dikkat edin.
X

Bu karar doğru karar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı son açıklamalar ve alınan kararlar son derece önemli.

Durumun vahametine ve tehlikenin büyüklüğüne 3 haftadan bu yana ısrarla dikkati çekiyoruz. Daha 3 gün önce pazartesi günkü yazımızda da “Durum vahim” demiş ve tehlikenin büyüklüğüne dikkati çekmiştik. Ardından da “Salgın tabelasında sarı değil kırmızı ışık yanıyor, eğer toparlanmazsak çok daha can yakıcı önlemler bizi bekliyor diye uyarmıştık. Netice beklediğimiz gibi oldu. Bizim o yazımızda 4 Aralık Cuma akşamı başlayıp 14 Aralık Pazartesi sabahı bitmesini tavsiye ettiğimiz “kısıtlama paketi” aynen uygulamaya konuldu ama çok yerinde bir tedbirle başlangıç tarihi 3 gün öne alınarak 1 Aralık’a çekildi. Eğer bu tedbirlere de uymamakta ısrar edersek bilelim ki çok daha acı reçetelere katlanmak zorunda kalacağız. “Peki, bu kararlar yeterli mi?” sorusunun yanıtına gelince...




AMAN DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Durum vahim

Son rakamlar pandemide gidişin maalesef vahim bir noktaya ulaştığını gösteriyor.

Kısacası, trafik tabelasında “sarı” değil “kırmızı” ışık yanıyor. Eğer “can yakıcı” sözcükleriyle ifade edilen bazı tedbirleri bir an önce alıp uygulamaya da ciddiyetle sokmazsak sağlık sistemimiz tıkanacak, kayıplarımız daha da artacak. İşte bu nedenle gelebilecek eleştirileri daha en baştan kabullenerek geçen hafta yaptığım önerileri -üzülerek ve daha da sertleştirerek- bir kez daha tekrarlamak istiyorum.



BANA GÖRE
NE YAPMALIYIZ

Yazının Devamını Oku

Plazma tedavisi fos mu çıktı

Salgının başlangıcında, henüz elimizde hiçbir ilaç alternatifinin bulunmadığı dönemde plazma tedavisi hepimiz için büyük bir umuttu.

Özellikle koronavirüse bağlı zatürre hastalarının tedavisinde daha önce COVID-19’u geçirip iyileşen hastalardan alınan antikor içeriği yoğun özel plazmalar çok sık kullanıldı. Ne var ki Arjantin’de yapılan ve önemli bir tıp dergisinde, New England Journal of Medicine’de yeni yayımlanan bir araştırma, plazma tedavisinin ciddi bir işe yaramadığını net ve açık olarak ortaya koydu. Araştırmanın sonuçlarına göre bu hastalara ek plazma desteği verilmesi ne hastalığın (zatürrenin) ilerlemesini önleyebiliyor ne de ölüm riskini azaltmada yardımcı olabiliyor. Kısacası, umut “akıllı füzeler” olarak da tanımlanan yapay/sentetik antikorlarda gibi görünüyor.




KALP-DAMAR HASTALIKLARI

Yazının Devamını Oku

Bu böyle gitmez

RAKAMLAR ürkütücü. Daha da açık söylemek gerekirse korkutucu. Üzülerek belirteyim, bu durumu 10 gün önce fark etmiş ve “Bu sayılar benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile ürkütüyor” diyerek muhtemel bir tsunaminin yaklaşmakta olduğunun altını çizmiştim. Ne yazık ki o beklenen tsunami, yaklaşmak bir yana kapımıza dayanmış durumda.

Eğer bir an önce etkili sonuçlar verebilecek bazı önlemleri korkusuzca ve hep birlikte hızla uygulamaya geçirebilirsek, o tsunamiyi işte ancak o zaman önleyebiliriz.Günlük hasta sayısının 7 binleri geçtiği, ağır hasta sayısının hızla arttığı, patlamanın sadece İstanbul, Bursa, Kocaeli, Gaziantep’te değil, hemen her ilde yaşanmaya başlandığı bu riskli dönemde ilk yapılacak şey, önlemleri daha da sıkılaştırmaktır. Eğer bunu bir an önce yapmazsak canımızın çok daha sıkılacağı, yüreklerimizin çok daha fazla yanacağı, acılarımızın dayanılmaz bir noktaya varacağı günler uzak olmayabilir. “Peki, ne yapmalı hocam? O önlemler neler olmalı?” diyorsanız önerim şudur...

BİR ÇAĞRI
TSUNAMİ NASIL ÖNLENECEK
SALGINDAKİ hızlı yayılmayı ülke çapında değilse bile en azından vaka sayılarının yoğun olduğu iller düzeyinde (mesela İstanbul’da) kontrol altına alabilmek için süratle ve hemen, korkmadan ve çekinmeden daha sıkı ve etkili önlemler almamız gerekiyor. Günlük vaka artışları dikkate alınarak da bu önlemleri İstanbul, Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi rakamlarda hızlı artışların kaydedildiği illerde daha da hızla devreye sokmak şart. O tedbirlerin neler olabileceğine gelince...

BANA GÖRE
PANDEMİYE FREN 5 ACİL ÖNERİ

1) Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasakları cuma akşamı saat 22.00’de başlatılmalı, pazartesi sabahı saat 05.00’e kadar ‘ARALIKSIZ’ sürdürülmelidir. Söz konusu uygulamanın en az 4 hafta art arda uygulanması daha net sonuçlar verecektir.

Yazının Devamını Oku

Aşıda imzalar tamam

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uzunca bir konuşma yaptım, kafamdaki pek çok soruya da cevap alma imkânı buldum.

O konuşmada “aşıdan ilaç tedavisine, yasaklardan korunma tedbirlerine, hastane ve yoğun bakım yoğunluklarından salgının geleceği”ne kadar pek çok konuda önemli bilgiler edindim. İşte o bilgiler ve detayları...




VARAN 1

Yazının Devamını Oku

Aşı hakkında her şey

Bir yandan Pfizer ve BioNTech’in geliştirdikleri “mRNA” esaslı, diğer yandan Oxford’un üzerinde çalıştığı ve neticeye çok yaklaştığı “adenovirüs” bazlı, diğer yandan da Rusya’nın “vektör” yapılı, Çin’in de “ölü virüs” aşısı...

Aşı seçeneklerimiz -ne iyi ki- her geçen gün çoğalıyor. Görünen o ki bunların içinde mRNA’lı olanlar gerek güvenlikleri gerekse de etkinlikleri ile biraz daha öne çıkıyor. Peki diğerlerinde durum ne? Bizde uygulamaya geçeceği Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca tarafından açıklanan Çin aşısında durum nasıl? Hatta biraz daha ileri gidelim. Rusların geliştirdikleri aşıdan yeni haberler var mı? Ayrıca aşı konusunda merak ettiğimiz başka detaylar yok mu? Tabii ki var! Eğer siz de benim gibi “Daha çok bilgi!” diyorsanız buyurun...

VARAN 1
AŞILAR YETERİNCE GÜÇLÜ MÜ

İlk açıklama Ruslardan geldi. Onlar “Biz yüzde 90 netice alıyoruz” dediler. Ardından BioNTech-Pfizer ikilisi devreye girdi, “Bizde rakam yüzde 94.5’i buluyor” açıklaması geldi. Aradan birkaç gün geçti geçmedi, Ruslar geliştirdikleri aşının etkinlik oranını yüzde 92’ye çıkarıverdiler! Yarış bitmedi, devam etti: Hemen ardından da BioNTech-Pfizer ikilisi, “Elimizdeki neticeler yüzde 95 etkinlik gösteriyor” deyiverdi! Yani ortada neredeyse “bir rakam yarışı”, bir çeşit “Yok mu arttıran abiler!” durumu var. Bence net sonuç şu: Aşıların hemen hepsi FDA’nın (Amerikan Ulusal Besin ve İlaç Dairesi) koyduğu “yüzde 50 başarı kotasını” çoktan aşmış durumda.

VARAN 2
O RAKAMLAR NET Mİ

Yazının Devamını Oku

Uyku neden bağışıklık dostu

Yeterli ve kaliteli bir uykunun son derece etkili, güvenli ve ucuz bir bağışıklık dostu olduğu kesindir.

Yeterli ve kaliteli güzel bir gece uykusu bakın bağışıklık sistemimize hangi avantajları sağlıyor...

VARAN 1SAVAŞÇI SAYIMIZ ARTIYOR: Araştırmalar, uyku süresi kısaldıkça bağışıklık sisteminin temel taşları sayılan doğal savaşçı katil hücrelerin sayısının da azaldığını gösteriyor. Bir çalışmada sadece bir gece bile 4 saat eksik uyumanın, 8 saatlik kaliteli bir uykuya kıyasla bağışıklık sisteminde dolaşan doğal katil hücrelerin neredeyse yüzde 70’ini yok ettiği gösterilmiş. Kısacası, uyku süreniz kısaldıkça bağışıklık gücünüzü sağlayan savaşçılarınızın (T lenfositler) sayısı da azalıyor.

VARAN 2SİLAHLARIMIZ ÇOĞALIYOR: İyi bir gece uykusu, mikroplara karşı üretilen silahlarımızın sayısını, yani antikor üretim gücümüzü de etkiliyor. Herhangi bir enfeksiyon geçiren kişiler hastalık süresince eğer yeteri kadar kaliteli bir gece uykusu uyuma şansı yakalayabilirlerse, daha çok antikor üretiyor ve daha kısa sürede iyileşme şansı yakalıyor.



VARAN 3 AŞILAR GÜÇLENİYOR:

Yazının Devamını Oku

Geç mi kaldık

GERÇEK net ve açık, üstelik hiçbir yerde, hiçbir ülkede, hiçbir koşulda değişmeyeceği de daha önce yüzlerce defa kanıtlanmış: HİÇBİR SALGIN HASTANEDE YENİLMEZ, SALGINLA SAVAŞ SAHADA KAZANILIR...

Devamı var: Hiçbir salgında savaş hastane yataklarında kazanılmaz... Hiçbir salgını ne sağlık ordusunun tecrübesi, ne hastane yataklarının fazlalığı, ne de yoğun bakım gücü organizasyonları yenmez, yenemez! Hiçbir salgınla devletin kolluk kuvvetlerinin ve sahip olduğu sağlık sistemlerinin etkinliği ile de baş edilmez, edilemez. Peki çözüm? O savaş nasıl kazanılır? Salgınlarda savaşı kazanmanın tek yolu halkı doğru bilgilendirmek ve gönüllü, yürekli bir çözüm ortağı haline getirmekten geçer!

Eğer sizin de aklınıza başlıktaki soru geliyorsa yukarıdaki cümleleri bir değil birkaç defa daha okuyun, yanıtınızı ise ondan sonra verin derim.

GÜNÜN PANDEMİ NOTU: PANDEMİYLE SAVAŞTA EVLERİMİZ CEPHEMİZ, SABRIMIZ CEPHANEMİZ OLSUN!

BUNDAN SONRABİZE ‘ÜÇLÜ SAVUNMA’ DA YETMEZ

GELDİĞİMİZ noktada pandemide çözümü yalnızca “maske/mesafe/hijyen”den oluşan “savunma üçlüsü”ne devretmek yeterli olmayacaktır. Daha güçlü bir savunma için, daha doğrusu “daha az gol yemek ve maçı kazanmak için” şu üç oyuncuyu da acilen sahaya yeniden sürmemiz lazım:

ÖNLEM 1: KALABALIKLAŞMA

Yazının Devamını Oku

Tsunami kapıda mı

COVID-19 pandemisinde geldiğimiz son nokta çok can sıkıcı.

Uzmanların çoğu eğer “şehirlerarası ulaşımı minimuma indirmek, mesai saatlerindeki kaydırmayı tüm ülkeye yaymak, kapalı ortamlarda belirli sayıdan fazla insanın bir arada bulunmasını sınırlamak ve hatta kısa süreli kapanmalar uygulamasına geçmek” gibi önlemler bir an önce devreye sokulmazsa son günlerde rakamlarda izlediğimiz korkutucu ve ciddi yükselişin “ani bir tsunamiye” dönüşebileceğini söylüyorlar. Üzülerek belirteyim, “iflah olmaz iyimser” olarak bilinsem de ben de muhtemel bir tsunaminin patlamak üzere olduğu düşüncesindeyim. NEDENİ ŞU: Son bir ayda ağır hasta sayısında yüzde 50’lileri, ölüm oranlarında yüzde 55’leri bulan bir artış var. Ve bu artış muhtemel bir tsunaminin işareti gibi görünüyor. Kısacası, içinde bulunduğumuz şu günler çok önemli ve dikkat kesilmemiz gereken zor günlerdir. Konsantrasyonumuzu yitirmemeli, tedbirleri asla gevşetmemeli, süreci bir çeşit toplumsal işbirliği içinde yönetebilmeliyiz.




KÖTÜ HABER
COVID-19 AKIL SAĞLIĞINI DA BOZABİLİYOR

Yazının Devamını Oku

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Acaba ben de mi COVID-19 oldum

Vaka sayılarının artması ve etrafımızdaki COVID-19 halkasının giderek daralması, çoğumuzda “takıntı benzeri” gelişmelere yol açtı.

Herhangi bir yerinde en ufak bir ağrı hisseden, hafif de olsa yorgunluk ve halsizlikten yakınan, ateş, terleme ve benzeri şikâyetleri olan herkesin aklına hemen ve anında “Acaba COVID-19 hastası mı oldum?” sorusu geliveriyor. Haksızlar mı? Hayır! Görünen o ki günün birinde bu tatsız hastalığa herkesin yakalanması mümkün. Peki, hangi verilerin varlığında biz COVID-19’dan daha çok kuşkulanmalıyız? Ve ne zaman “acil durum” ilan edip COVID-19 testi yaptırmalıyız? Merak ettiğinizi çok iyi biliyorum, gecikmeden buyurun...




İYİ BİLGİ
COVID-19 İLE 7 SEMPTOM GRUBU

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

D vitamini şimdi daha önemli

D vitamini eksikliğinin bağışıklık gücümüzü azalttığı kesin.

Yeteri kadar D vitaminine sahip değilsek virüsler ve diğer mikroplar bize daha kolay bulaşabiliyor. Hastalık daha ağır seyrediyor. Hastalığın iyileşmesi de bir hayli gecikebiliyor. Bu mühim ayrıntıların COVID-19 enfeksiyonunda da geçerli olduğu net ve açık olarak doğrulandı. Pandemide de D vitamini yetersiz kişilerin hastalığa daha kolay yakalandıkları, hastalığı daha ağır geçirdikleri, iyileşmekte de ciddi ölçüde zorlandıkları görüldü. İşte bu nedenle karakışın iyice yaklaştığı, pandeminin şiddetinin daha da arttığı bugünlerde D vitamini eksikliği meselesini yeniden masaya yatırmamızda fayda var.

SORU ŞU
D VİTAMİNİNİZ YETERLİ Mİ

Bilindiği gibi D vitamini üretiminin neredeyse yüzde 95’i güneşlenerek yani cildi güneşle buluşturarak sağlanabiliyor. Kış aylarında güneşin yüzünü pek göstermeyeceği, bizim de zamanımızın önemli bir bölümünü güneşsiz alanlarda, iç mekânlarda geçireceğimiz kesin. Gıdalarla (balık, süt ürünleri, yumurta) kazanacağımız D vitamininin ise ihtiyacımızı karşılaması imkânsız. İşte bu nedenle D vitaminimiz eksikse süratle tamamlamamız ve kış süresince günlük ihtiyacımızı karşılayacak kadar D vitaminini takviye olarak almamız özellikle bu kış için çok önemli bir sağlıklı yaşam ayrıntısı.


Yazının Devamını Oku

COVID-19’da ölüm oranları neden düştü

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var.

Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. YENİ KORONAVİRÜS BUGÜN DE HÂLÂ AYNI DERECEDE TEHLİKELİ VE ÖLÜMCÜL. Ölüm oranlarındaki düşmenin de virüsteki güç azalmasından, virüsün kolunun kanadının kırılmasından ziyade yeni gelişen bazı değişimlere bağlı olduğu kesin. O değişimlerin neler olduğuna gelince. ntv.com.tr’de Ayşegül Engür Dahil, bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. Bugün size o yazıdaki çok değerli bulduğum bilgileri özetleyerek aktaracağım. Buyurun... 



İYİ BİLGİ
VAKA SAYILARI ARTIYOR, ÖLÜM ORANLARI DÜŞÜYOR! PEKİ NEDEN

Yazının Devamını Oku

Virüs aldatmaya devam ediyor

“Yeni koronavirüs”ün her geçen gün “yeni bir numarası” ortaya çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu köşede, enteresan virüsün hastalığı hafif geçirdiği bilinen çocuk ve gençlerde IQ seviyesini düşürebileceğinin anlaşıldığını yazmıştım. Çocuk ve gençlerde görülen bu şaşırtıcı IQ kaybının da bazen yüzde 10’ları bulabileceğinin altını çizmiştim. Şimdi de virüsün yeni ve şaşırtıcı bir başka hüneri(!) daha ortaya çıktı. O hüner de şu...




ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Babasının oğlu

Bugünlerde sık duyduğumuz ve çok sevdiğimiz bir cümle var: “TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İKİ DEVLET BİR MİLLETTİR”

Bu cümlenin mimarları ise 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel ile Azerbaycan’ın rahmetli cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’dir. Bu iki değerli devlet adamının arasındaki yakın dostluğun en yakın tanıklarından biriyim. Bu dostluk hep vardı ama Haydar Aliyev’in 1999’da geçirdiği o önemli rahatsızlıktan sonra daha da kökleşti. Bu satırların yazarı da bugünün Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de o hastalık döneminde tanıştı, yakın bir dostluk oluşturma fırsatı buldu. Hastalık ve sonrasının hikâyesine gelince...



BİR ÇAĞRI
ACELE DOKTOR YETİŞTİRİN!

1999

Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI