İzmir Alzheimer Derneği ev ziyaretlerine başlıyor

İZMİR Alzheimer Derneği Başkanı Nörolog Dr. Aysel Gürsoy, ’Bugün evdeyseniz size geliyoruz’ adlı bir kampanya başlattıklarını belirtti.

Ekim ayı içinde uygulanacak kampanyanın alzheimer hastalarına yardımcı olmayı amaçladığını söyleyen Dr. Aysel Gürsoy, "Derneğimiz eğitim ve bilgi paylaşımı toplantıları yanında, birinci evre Alzheimer hasta ve yakınlarına merkezimizde psiko-sosyal terapi desteği vermektedir. Evinden çıkamayan ileri dönem hasta ve yakınlarına dayanışma ve rehabilitasyon desteği için ekim ayından itibaren ev ziyaretleri başlatıyoruz. Gönüllülük ilkesiyle çalışan grubumuzda, fizyoterapist, hemşire, gençlik kolu ve derneğimizden birer üye bulunuyor" diye konuştu. Gürsoy, ev ziyareti almak isteyenlerin 02324255472 numaralı telefondan bilgi edinebileceklerini de sözlerine ekledi.

Spor yaparken uzman desteği şart

ENDOKRONOLOJİ Uzmanı Dr. Erdal Duman, kalp hastalığı, kontrolsüz yüksek tansiyonu ve diyabeti olanların egzersiz programından önce bir uzmana danışmaları gerektiğini ifade ederek, "Tiroid, böbrek üstü bezi yetmezliği olanlar ile yeni ameliyat geçirenlerin ilgili hekimlere danışmaları gerekir" diye konuştu. Sıcak ve nemli ortamlarda spor yapmaktan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Erdal Duman, aşırı trafiğin, hava kirliliğinin, karan- lık ve loş ortamların olduğu yerlerde spordan kaçınılmasının doğru olacağını söyledi.

Kan şekeri ölçülmeli

Spordan önceki öğünde tatlılardan uzak durulması gerektiğini de sözlerine ekleyen Duman şunları söyledi; "Spordan önce bol sıvı alınmalıdır. Eğer diyabetimiz var ve kan şekeri düşürücü ilaç kullanıyorsak ilgili ilaç ve insülin dozlarını düşürmeliyiz. Spordan hemen sonra ve spordan sonraki iki saat içinde kan şekerini ölçmemiz, olası bir kan şekeri düşüklüğü açısından önemlidir. Amerikan Cerrahi Birliği kılavuzuna göre kilo vermek için, haftada 6 gün toplam 2000/2500 kaloriye denk gelecek şekilde, mümkünse gün içerisinde iki ayrı periyot halinde 30-50 dakikayı kapsayan orta tempoda yürüyüş veya yüzme başlangıç için yeterlidir."

Acilde bekleme çilesine son

DOKUZ Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Astarcıoğlu, Türkiye’de ilk kez başlattıkları yeni uygulama sayesinde 2025 acil hastanın, 511’inin acile girmeden hastaneyi terketmesini sağladıklarını belirtti. Astarcıoğlu konuyla ilgili şu bilgileri verdi; "Acil servise müracaat eden hastaların, 10 dakika sonra ilgili servise yatırılmasını ve ameliyatının hiç beklemeden yapılmasını sağlıyoruz. Bu, Türkiye’de devrim niteliğinde bir uygulamadır. Hasta acile geldiğinde genel cerrahiye yatması gerekiyorsa ve boş yatak varsa hemen yatırılıyor. Eğer boş yatak yoksa bilgisayara, ’acilden bir hasta genel cerrahi servisine yatmayı bekliyor’ notu düşülüyor. Bu durum- da servisten bir hasta taburcu edildiği zaman önce ve mutlaka acilde bekleyen hasta yatırılıyor. Yani özetle bir servise yatış için bilgisayara giriş yapıldığı zaman sistem önce o servise acilden yatmayı bekleyen hasta olup olmadığına bakacak."

Liposuction ile zayıflayın

PLASTİK ve Estetik cerrah Prof. Dr. Armağan Çağdaş, fazla kilolulara liposakşın (Liposuction) yöntemi önerdiklerini söyledi. Ölümcül rejimlerin yerine bu yöntemi tercih ettiklerini belirten Çağdaş, "Ameliyatta hastasına göre 4 kilo yağ çekebiliyoruz. Liposakşın, küçük bir delikten vücuda sokulan kanüller yardımı ile yağların emilerek vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. Bedenimizde göbek, kalça, bacaklar, diz, bel yanları, sırt bölgesi, ayak bilekleri, kollar ve çene altı gibi bölgelerde başarı ile uygulanmaktadır" dedi. Yöntemin uygulanmasının ardından yeniden yağ biriktiği gibi yanlış bir söylentiye inanılmaması gerektiğini de sözlerine ekleyen Çağdaş, "Hastalar kötü beslenme alışkanlıklarını sürdürürlerse bu sonuç kaçınılmaz olur. Bunun liposakşın yöntemiyle bir ilgisi yok" dedi.
X

Karbonhidratların kaynağına dikkat!

 KARBONHİDRAT sağlıklı olabilir mi?

O kadar hastalık karbonhidrat kullanımına bağlı oluşmuyor mu? Şeker yemek sağlıksız değil mi? Karbonhidrat kullanımı önemli mi? Az karbonhidratlı bir beslenmem var, yanlış mı yapıyorum? Tüm karbonhidratlar suçlu mu? Hangi karbonhidrat grubu sağlıklıdır? Meyve yemek zararlı mıdır? Ekmeksiz bir hayat olabilir mi? Bu ve pek çok soru birçok kişinin hafızasında. Konuyu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin Kıyan’la konuştuk...


HAYATINIZDAN ÇIKARIN
Yenmemesi gereken gıdaları yüksek fruktozlu mısır şurubu, mısır gevreği, hamur işi, gazlı içecek, cips, şeker, kızartma, yapay tatlandırıcılar ve hazır gıdalar gibi pek çok çeşitle anlatan Prof. Dr. Kıyan, bu tür yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğini vurguladı. Karbonhidratların vücudun ana enerji kaynağı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Selahattin Kıyan, sağlıklı ve dengeli bir diyetin önemli bir parçası olan karbonhidratların kaynak ve kalitesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Kıyan, enerjinin yanında vitamin, mineral, bitkisel besin ve lif de sağlayan karbonhidrat kaynaklarını sebzeler, meyveler, kepekli tahıllar, fasulye, baklagiller, süt ürünleri olarak sıraladı. Dengeli bir diyette karbonhidratların yüzde 45-50’ sini oluşturmasının istendiğini aktaran Prof. Dr. Selahattin Kıyan, “Ancak karbonhidratların kısıtlanması gereken hastalıklarda bu oran yüzde 20-40’a kadar indirilebilir. Bu orana fonksiyonel tıp diyetisyeni ve fonksiyonel tıp hekimiyle birlikte karar vermek uygun olur” dedi.


GLİSEMİK İNDEKS VE YÜK
Glisemik indeks ve glisemik yük kavramlarına da değinen Prof. Dr. Kıyan, “Glisemik indeks belirli miktarda sindirilmiş karbonhidratın (50 gram) kişinin kan şekerinde nasıl değişiklikler yaptığını veya kan şekerini ne kadar süre yüksek tuttuğunu gösteren bir ölçüdür. Glisemik yük ise karbonhidrat içeren bir besinin yenilen miktarının kan şekerine etkisidir. Glisemik indeks 0-55 arası düşük, 56-69 arası orta, 70 ve üzeri ise yüksektir. Glisemik yük 0-10arası düşük, 11-19 arası orta, 20 ve üzeriyse yüksektir” bilgilerini verdi.

Yazının Devamını Oku

Padişah hastalığı

 GUT hastalığı yediklerinizden ve içtiklerinizden en çok etkilenen sağlık sorunlarından biri, belki de birincisi. ‘Ürik asit yüksekliği’ denince akla ilk olarak ‘gut hastalığı’ geliyor. Yaşam tarzında yapılan değişiklikler ve ilaçlar, guta neden olan ürik asit düzeylerini düşürebilir. Peki, gut hastalığı nedir? Ürik asit neden yükselir?


ŞİŞME, AĞRI, KIZARIKLIK
Eklemlerde şişme, ağrı, kızarıklık ve ısı artışıyla ortaya çıkıyor. Daha çok ataklar şeklinde seyrediyor. ‘Gut krizleri’ adı verilen bu ataklar genellikle geceleri, çoğu zaman da ağır proteinden zengin (et, balık) ve alkollü bir akşam yemeği sonrasında ortaya çıkıyor. Erkeklerde kadınlara oranlara daha fazla görülen gut hastalığı genellikle ateş, kızarıklık, şişlik ile kendisini belli ediyor. Gut rahatsızlığının nedenleri arasında eklemde biriken ürat kristalleri gösteriliyor.
Geçmişte bazı padişahların ölüm nedeni olduğu için ‘padişah hastalığı’, ‘kral hastalığı’, ‘zengin hastalığı’ gibi adlarla anılan gut hastalığı eklemlerde aniden gelişen ağrı, şişlik, kızarıklık ve hassasiyetle kendini gösteriyor. Tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasardan böbrek yetmezliğine kadar birçok ağır hastalığa neden olabiliyor.

ORTA YAŞLI ERKEKLERDE
Hastalığın birçok kişi tarafından bilinmediğini belirten dahiliye uzmanı doktor Ömer Baran, eklem içinde ve çevresinde monosodium ürat kristalleri birikmesi sonucu ortaya çıkan bir metabolizma hastalığı olan gutun daha çok orta yaşlı erkeklerde görüldüğünü aktardı. Dr. Baran, aşırı alkol tüketimi, proteinden zengin ağır yemek, cerrahi işlemler, düşük doz aspirin ve stres gibi faktörlerin gut krizine yol açabileceğini söyledi.
Hastalığın eklemlerde ağrı, şişlik ve ısı artışı ile belirti gösterdiğini, ağırının genelde gece veya sabaha doğru başladığını ve şiddetinden dolayı hastanın ayağının üzerine basamadığını kaydeden Dr. Ömer Baran, bu hastalarda böbrek taşının daha sık görülebildiğine dikkat çekti.

Yazının Devamını Oku

Beslenme ile gelen gençlik ve güzellik

DENGELİ beslenme, düzenli hareket, nitelikli uyku ve iyi yönetilen stres iyi hayatın olmazsa olmazları ama iş sadece bunlarla da bitmiyor.

Dinç ve zinde olup öyle de kalmayı isteyenlerin yapmaları gereken daha pek çok iş, neticeyi etkileyen daha pek çok bileşen var. Çevresel koşullar, ekonomik imkânlar, eğitim durumu bunların en önemlileri. Bir de genç kalıp genç görünmek arzusu var ki o daha çok kendini genç hissetmekle doğrudan bağlantılı bir konu. İşte size bu konuda birkaç işe yarar ipucu. Dr. Meltem Kılıç hazırladı.
Tüm insanların, özellikle kadınların en çok istedikleri şeydir belki de daha uzun süre genç ve güzel kalabilmek. Bunu başarabilmek için yapılması gerekenler aslında çok zor değil. Ama erken başlamak ve dikkatle devam etmek gerekiyor. Başlıklara ayırmak gerekirse, ilk önce düşünmemiz gereken konu beslenme.


1. Bol su içmek.
2. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan mutlaka uzak durmak. En azından alımı kısıtlamak.
3. Alkol ve kahveyi sınırlı tüketmek.
4. Taze sebze-meyve tüketimini artırmak.

Yazının Devamını Oku

KOVİD-19 karşı örnek proje

 KORONA salgını sayesinde sağlımızın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden fark ettik.

Bilim ve teknolojinin önemini, modern tıbbın vazgeçilmezliğini bir kez daha anladık. Ailemizin, sosyal ve toplumsal dayanışmanın, işbirliğinin farkına vardık. Kendimizle dayanışmayı, konuşmayı, hesaplaşmayı, değer yargılarımızı gözden geçirmenin ne kadar gerekli olduğu meselesini gündeme getirdik. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Şükran Köse, Kovid-19’a karşı eğitim süreçlerinin de başarıya ulaşması için örnek bir proje başlattı.

İŞBİRLİĞİ YAPTILAR
İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği’nin de ortak olduğu “Kovid-19 Pandemisi Sırasında ve Sonrasında Hastalığın Yayılımının Azaltılması/Önlenmesi Amacıyla Farklı Toplum Kesimlerine Yönelik Eğitim Seti Hazırlanması” başlığını taşıyan proje tüm Türkiye’ye örnek olacak bir içeriğe sahip.
Prof. Dr. Köse, 31 Aralık 2019’da ortaya çıkan bu hastalığın Türkiye’de yüzde 2 mortalite ile seyrettiğini, virüsün genellikle öksürük sonucu oluşan damlacıklar yoluyla insandan insana bulaştığını hatırlattı. Yüzeylere dokunulmasından sonra kişinin kendi yüzüne dokunmasıyla da bulaş gözlendiğini, kuluçka süresinin 4-14 gün arasında değiştiğini ve hastalık süresinin de 5 gün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şükran Köse, henüz etkinliği kanıtlanmış bir aşının bulunmadığına ve hastalığa karşı en etkili yöntemin tedbir olduğuna dikkat çekti.

İZOLASYON ŞART
İzolasyonun önemini ve şimdiye kadar Türkiye’de alınan önlemleri anlatan Prof. Dr. Köse, projenin amacını şu sözlerle dile getirdi: “Bu proje önerisinin amacı farklı teknolojik olanaklar kullanılarak kolay anlaşılacak şekilde farklı yaş ve çalışma gruplarında bulunan kişilere yönelik pandeminin dünyada ve Türkiye’deki seyrine göre güncellenebilecek dinamik eğitim materyallerin oluşturulması olarak belirtilmiştir. Bu amaç doğrultusunda genel eğitim içeriğinin hazırlanması ve eğitsel senaryoların yazılması, uzaktan eğitim için modelin tasarlanması, içeriklerin öyküleme yöntemiyle video/animasyon olarak hazırlanması, sunum ve etkileşim için mobil uygulamaların geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında EBSO ve İESOB’ya üye firmaların da kullanabileceği nitelikte içeriklerin hazırlanması, farklı çalışma alanlarına yönelik içeriklerin düzenlenmesi, hasta ve yaşlı bakımı konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılması ve ihtiyaca özgü basılı materyallerden oluşan eğitim setlerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.”

EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Sıcak ve nemli havalarda gebelik

YAZ mevsiminde hamilelik sıkıntılı bir süreç gibi görünse de sanılanın aksine avantajları da var.

Kışın hava koşulları yüzünden eve kapanarak geçirilen hamilelik sürecine kıyasla yazın açık havada geçirilen saatler, bol sulu gıdalar ve hamilelikte en faydalı spor olan yürüme ve yüzme alternatifleri, bebeği daha konforlu bir şekilde beklemeyi sağlayabiliyor. İzmir Özel Çınarlı Kadın Doğum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Güngör Tuncay, yaz aylarında sağlıklı bir hamilelik geçirmek isteyen anne adaylarına dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı...

TANSİYON VE UYKUSUZLUK

“Gebelik, anne adayının her yönüyle kendisine daha çok dikkat etmesini gerektiren bir dönem. Çevresel faktörler, özellikle gebelik döneminde kadınları diğer zamanlara göre daha fazla etkiler. Özellikle sıcak yaz aylarında gebeliğin getirdiği yük biraz daha ağırlaşır. Bu dönemde anne, beslenmesine, giyimine, temizliğine daha çok dikkat etmelidir. Çünkü sıcak, ek bir yük olarak gebeliğe eklenir. Yaz deyince aklımıza ilk gelen sıcak ve nemli havadır. Yaz aylarında sıcak ve nem etkisiyle tansiyon oynamaları, el ve ayaklarda şişlikler, halsizlik, uykusuzluk, nefes darlığı, sıcak basmaları, avuç içi ve ayak tabanlarında yanmalar, alerjik problemler, bulantı ve kusmalardaki artış, besin zehirlenmeleri gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunların hepsini birden yaşamanız mümkün değildir. Ancak bir veya birkaçı gebelik yaz aylarına denk geldiği takdirde anne adayını rahatsız edebilecek sonuçlar arasındadır.”

BUNLARA DİKKAT EDİN

Gebelerin özellikle 11.00- 15.00 saatleri arasında, güneş ışınları daha dik ve etkili geldiğinden dışarı çıkmamalarında fayda vardır. 

Geniş kenarlı şapkalar, güneş ışınlarını yansıtan açık renkli giysiler ve sağlıklı güneş gözlüklerinin kullanılması yararlı olur.

Yaz aylarında herkesin ve özellikle yüksek risk grubunda olan gebelerin bilinen güneşin zararlı ışınlarının kötü etkilerini azaltan koruyucu kremler kullanmaları, gebeliğe zarar vermez. 

Gebelikte zaten az da olsa yükselmiş vücut ısısı nedeniyle yaz sıcakları, gebeliği yorucu, hatta bazen riskli kılar. Bu nedenle ter emici, rahat, hafif, kolay değiştirilebilir ve yıkanabilir giysilerin tercih edilmesi gerekir.

Yazının Devamını Oku

Yemekle ilişkiniz hayatla ilişkinizdir

NEYİ, nasıl, ne zaman, nelerle birlikte yemeliyim sorusunun yanıtlarını merak ediyorsanız buyurun...

Psikolog Yasemin Karaçay, yiyeceklerle aramızda olması gereken sağlıklı ilişkiyi ve sürekli yemek yeme isteğini azaltacak önemli tavsiyeleri şöyle anlattı:
Elbette atılacak ilk önemli adım, yiyeceklerle nasıl bir ilişkiniz olduğunu tespit etmek olmalı. Sağlıksız bir ilişkinin ifadeleri şunlar olabilir: Her zaman açım. Hiçbir zaman açlık hissetmem. Zayıflamama yardımcı olur düşüncesiyle açlığımı görmezden geliyorum. Aç olmadığımı biliyorum, ama yine de yiyiyorum. Acıktığım zaman önümde ne varsa yerim. Tıka basa doyana kadar yerim. Sağlıksız gıdalar yerken kendimi durdurmakta zorlanıyorum. Yemeği yemek saati geldiğinde yerim. Tüm gün boyunca o gün ne yiyeceğimi düşünüyorum. Ne yemem gerektiği konusunda kafam karışık. Bence sağlıklı yiyecekler çok sıkıcı. Bazı yiyecekleri yediğimde kendimi suçlu hissediyorum. Zayıf insanların benim gösteremediğim iradeyi gösterdiklerini düşünüyorum. Bazı yiyecekleri mucize olarak görüyorum. Bazı yiyecekleri asla yememem gereken zehir olarak görüyor ve onlardan kaçıyorum. Sıkıldığım, sinirlendiğim, üzüldüğüm, yalnız hissettiğim, yorgun olduğum zaman yemek yerim. Kendimi yemekle ödüllendiririm, yemek yiyerek rahatlatırım.
Egzersiz yapmaktan nefret ediyorum. Egzersiz yapmaktan zevk almıyorum ama istediklerimi yiyebilmek için mecburen yapıyorum. Çok yediğim zamanlar daha çok egzersiz yapıyorum. Denemediğim diyet kalmadı. Ya diyet yapıyorum ya da çok fazla yiyiyorum. Yeni bir diyete başlamak istemiyorum ancak başka bir alternatifim yok. Diyetle zayıflayamıyorken diyet yapmazsam daha fazla kilo alırım.
Acaba bu ifadelerden size tanıdık gelen var mı? Eğer varsa, günlük hayatınızda ne kadar sıklıkla yer alıyor?
Sıklıkla yer alması yemeğin hayatınızda başrolde olduğu anlamına gelebilir mi? Sizce başrolde olması sağlıklı bir yaşam sürmenize katkı mı sunar, yoksa engel mi olur? Yiyeceklerle ilişkinize dair tespit ettiğiniz tutumlarınızla insanlarla olan ilişkilerinizdeki tutumlarınız arasında bir benzerlik gözlemliyor musunuz?
Yemekle ilişkiniz, hayatla ilişkinizdir!

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs ve spor

BULAŞICI Hastalıkları Önleme Derneği Başkanı, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastenesi Enfeksiyon Hastalıkları ve İmmünoloji Alerji Uzmanı Prof. Dr. Şükran Köse, korona sürecinde enfeksiyonun bulaşmaması için spor faaliyetlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.


* Mümkün olan yerlerde sportif faaliyetler dış ortamlarda yapılmalıdır.
* Tesis, havalandırma sistemleri yürütülen faaliyetler için uygun olmalı ve yüksek verimli hava filtreleri kullanılmalıdır.
* Fiziksel olarak uygunsa, pencere ve kapıları açarak doğal havalandırma tercih edilmelidir.
* Hapşırma ve öksürmeyi önlemek için baskın kokulu oda spreyleri ve parfümler kullanılmamalıdır.
* Aynı anda daha az kişinin bulunması sağlanmalıdır.
* Tesisteki tüm çalışanlara gerekli eğitimler verilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Süt dişlerine dikkat!

İLK dişi çıktığında büyük sevinçle karşılanan diş çıkarma dönemi, bebek ve anne-babaları biraz zorlayabiliyor.

Bu dönemi rahat geçirmeniz ve çocuğunuzun ağız-diş sağlığını koruyabilmeniz için Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği) Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rıza Alpöz’ün sizlere önerileri var.
Diş çürüğü insanlık tarihi kadar eski bir hastalıktır. Başlıca etkeni ‘Streptococcus mutans’ isimli bakteridir. Çocuk doğduğu zaman ağzında çürük yapıcı hiçbir bakteri bulunmaz. Ancak 6’ncı aydan itibaren bu bakteri diş sert dokuları üzerinde kolonize olmaya başlar. Ülkemizde 3-12 yaş grubunda çürük prevalansı yüzde 98 civarındadır. Hazır ve katkılı gıdalar, glukoz, fruktoz ya da mısır şurupları, nişasta bazlı şeker, boyalı şekerli ürünler, çocuklarımızın hem genel, hem de diş sağlığını tehdit eder.

ALTTAN GELENİ ETKİLER
Süt dişleri daimi dişlerin sağlıklı olarak oluşup sürmelerini sağlayan çok önemli rehberlerdir. Daimi dişlerin oluşumu ve çenelerin gelişimi esnasında hem fonksiyonu sağlarlar, hem de kalıcı dişlerin sürecekleri yolu oluştururlar. Çocuğun konuşması, beslenmesi ve alttan gelecek daimi dişlere yer tutması açısından çok önemlidirler. İltihaplı ya da çürümüş bir süt dişi, altında gelişen daimi dişin oluşumunu yavaşlatır veya bozar. Süt dişindeki harabiyetin durumuna göre bu çok hafif bir hasar olabileceği gibi, ileride daimi dişin tam fonksiyon görmesini engelleyecek ya da çürüğe dayanıksız hale gelmesine sebep olacak bir hasar da olabilir. Ön dişleri çürük nedeniyle tamamen harap olmuş bir çocukta estetik ve konuşma bozukluğunun yanında beslenme bozuklukları da ortaya çıkar.

BİBERON ÇÜRÜĞÜ NEDİR?
“Erken çocukluk çağı çürüğü” demektir. Sadece biberonla uzun süreli beslenmeyle değil, anne sütü ile 1 yıldan fazla beslenen çocuklarda da görülür. Nedeni, anne sütünde bulunan doğal bir şeker olan laktozdur. Eğer şekerli meyve suyu, ballı ya da şekerli süt gibi sıvıları biberonla gece yatarken çocuğumuza veriyorsak çürük riskimiz yüksek olur. Son yıllarda biberon çürüğünün görülme sıklığında ciddi bir artış gözlenmektedir. Bunun nedenleri arasında şekerli gıdaların çocuklarda çok sık tüketilen gıdaların başında olması ve diş fırçalama alışkanlığının hiç olmaması ya da az olmasıdır. “Süt dişidir nasıl olsa alttan yenileri gelir” düşüncesi tamamen yanlıştır.

NELER YAPMAMIZ GEREK?

Yazının Devamını Oku

Bebeklikten yaşlılığa hastalıksız yeni hayat

GÜNLÜK hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle hastalıklardan korunup sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür yaşamanız mümkün.

Sağlıklı ve uzun bir ömür herkesin en büyük dileği. Ama bunun için çaba göstermek gerekiyor. Dahiliye uzmanı Dr. Ümit Yoket, bebeklikten yaşlılığa hastalıksız yeni hayatı anlattı:


ANA RAHMİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ AN
Sağlıklı bir yaşam için öneriler ana rahmine düştüğümüz andan itibaren başlar. Burada anne ve babanın sağlık durumlarının ve genetik yapılarının nasıl olduğunun bilinmesi, bunu hekimleri ile paylaşıp danışmaları ilk akla gelecek adımlardır.
Artık günümüzde rahimdeki bebeğin genetik problemlerinin olup olmadığının saptanması rutin uygulamalardan biridir. Hamilelik esnasında gestasyonel diabetes mellitus, gebelik hipertansiyonu olarak bilinen eklampsiye kadar gidebilen durumlar, hipotiroidi, anemi, hormonların, vitaminlerin ve minerallerin durumu, fetusun normal gelişimleri üstünde direkt etkili olan ve bireyin doğduğu andan itibaren nasıl bir yaşam süreceğini belirleyen faktörlerdir.
Doğumdan itibaren öncelikle uygun süre anne sütü ile beslenme özellikle bağışıklık sistemimiz açısından, sonrası için de yaşamsal değeri olan en önemli faktördür. Aşılanma tablosuna uyulması, dengeli beslenme, uyku süreleri, özellikle karbonhidratlar dediğimiz başta şeker ve undan, ileri yıllarda da fast-food değimiz hamburger, cipsler ve şekerlemelerden uzak durulması ilk yıllardan yaşamın sonuna kadar başa gelebilecek hastalıklardan korunmada birinci derece önem taşır.
Toplumumuzun üçte birinin şeker, yine üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu hatırlarsak, bunlara bağlı obezite, damar, kalp ve beyin, böbrek hastalıkları ve hatta kanser çeşitlerinden korunmada yukarıda belirttiğimiz uyarılara uygun davranmak yaşamımız boyunca sağlıklı olmamızın önünü açacak temel yapı taşlarıdır.

Yazının Devamını Oku

Kovid-19 salgınında kronik kalp hastalarına özel takip

AYDIN Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Güngör, Kovid-19 sürecinde kronik kalp hastalarının yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti, şunları paylaştı:

 


“Her ne kadar telefon veya sosyal medya üzerinden bazı sorunlar çözülebilse de, doğru olan, hastanın hekim tarafından görülmesidir. Takiplerin düzenli yapılamaması ve hastaların virüs korkusu ile şikayetlerini gizlemesi kötüleşmiş bir şekilde acil servislere başvuruyu veya istenmeyen sonuçları artırdı. Ölümlerin bu dönemde büyük çoğunluğunun 60 yaş üzerindeki kişilerde meydana geldi ve erkek hastalar daha çok kaybedildi. Ölen kişilerin yüzde 70’inde hipertansiyon, yüzde 35’inde diyabet, yüzde 30’unda kalp damar hastalığı, yüzde 20’sinde atriyal fibrilasyon isimli ritim bozukluğu mevcut.
Virüsün en önemli özelliği öncelikle enfeksiyon zemininde birçok inflamasyon ilaçlarının bırakılmasına sebep olarak hem kalp krizini tetiklemesi, hem de pıhtılaşmayı artırmasıdır. Buna ek olarak virüs direkt kalp kasına saldırarak miyokardit ismini verdiğimiz kalp kası iltihabına yol açmaktadır. Bu durum ya yeni kalp yetersizliğine yol açmakta veya zemindeki kalp yetersizliği miktarını artırmaktadır. Sonuçta kalp yetersizliği nedeni ve ölümcül ritim bozukluğu nedeniyle hastanın kaybedilmesine neden olmaktadır.
Özellikle stent takılmış ya da koroner arter hastalığı olan olguyu ele alırsak, kan sulandırıcı ilaçlarını kesmesi stentlerin pıhtılaşmasına veya yeni krizlerin oluşmasına yol açar. Tansiyon ilaçlarını aksatan kişilerde yüksek kan basıncına bağlı beyin kanaması, inme, kalp krizi ve kalp yetersizliğinde kötüleşme görülmesi muhtemeldir.
Kalp yetersizliği ilaçlarını bırakanlarda vücudun tekrar su toplaması ve akciğer ödemi dediğimiz tablo görülebilir. Kapak değişim ameliyatı yapılmış veya atriyal fibrilasyon nedeniyle özel takip gereken kan sulandırıcı kullananlarda dozun az gelmesi pıhtılaşmanın artmasına bağlı felç veya kapağın tıkanması gibi çok ciddi sıkıntılara, dozun fazla gelmesi de ölümcül kanamalara yol açabilir.


Yazının Devamını Oku

Hayatın dişli çarkları

GÜNÜMÜZÜN en yaygın sorunlarından stres pek çok soruna yol açıyor. Hayatımızda yapacağımız küçük değişiklikler, alacağımız yeni kararlar, hobiler ya da soruna biraz farklı açıdan yaklaşmak stresle mücadele etmede etkili olabilir. İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Burak Öztop, hayatın dişli çarklarını bakın nasıl anlatıyor...

 


“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...”
Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına sahip Kanuni Sultan Süleyman’ın bütün zenginliklerin üstünde tuttuğu sağlık kavramını Dünya Sağlık Örgütü şu üç temel iyilik haline bağlar:
Bedensel iyilik: Vücudu oluşturan doku ve organlarda eksiklik, işlev bozukluğu, mikrop taşıma gibi durumların olmaması hali.
Ruhsal iyilik: Yaşına uygun olarak düşünebilen, düşündüklerini anlaşılır şekilde ifade edebilen, başkalarını anlayabilen, kendisiyle barışık olma hali.
Sosyal iyilik: Nerede, nasıl davranacağını ve sorumluluklarını bilip, insanlarla iyi ilişkiler içinde olup çevresiyle barışık olma hali.

Yazının Devamını Oku

Kilolarınızdan kurtulmak için 13 altın kural

FAZLA kiloları vermek ve verdikten sonra geri almamak elbette kolay değil.

Kilo sorununuz mu var? Çözümü başkalarında değil, kendinizde arayın. Sorununuz 3-4 kiloluk geçici bir yağlanmaysa tabii ki yola size özel bir diyet uygulayarak başlayabilirsiniz. Ama problemin boyutları biraz daha büyükse, lütfen önce, “Neden kilo aldım ve vermede neden zorlanıyorum?” sorularının yanıtlarını arayın. Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Sinan Altıner, kilolardan kurtulmak için yapılması gerekenleri maddeler halinde anlattı:
1. Daha uzun aralıklarla daha az sayıda öğün yemek (aralıklı oruç), insülin salgılama sıklığını azaltacağı için birçok insanda kilo verdirmekte veya korunmasında etkili oluyor.
2. Yemenin zamanlaması kalori miktarı kadar önemli. Metabolizmanın çalışması günün erken saatlerinde (yaklaşık öğleden sonra saat 15.00’e kadar) daha verimli ve hızlı olduğu için günün daha erken saatlerinde beslenmek özdeş oranda kaloriyi akşam yemeğinde tüketmeye göre kilo açısından daha olumlu sonuçlar verebilir.
3. Yemekleri yediğiniz tabakların büyüklüğü ve tabağa ne kadar yemek koyduğunuz da kalori tüketimini etkiler. Daha küçük tabaklarda, küçük çatal ve kaşıkla yemek, her lokmayı 32 kez çiğnemeyi hedeflemek ve bir lokma bittikten sonra bir sonraki lokmayı almak en doğru yöntem.
4. Egzersiz ve spor yalnızca kilo vermek için değil, kemik erimesini önlemek için de son derece önemli. Kemikler tıpkı kaslar gibi çalıştırıldığı sürece güçlü kalır.
5. Tükettiğimiz şeker pankreasımızın insülin salgılaması ile yağ hücreleri tarafından toplanır ve yağa dönüştürülür. Ayrıca bağımlılık yapabilir.
6. Karbonhidrat tüketiminin aşırı kısıtlandığı ketojenik diyetin birçok potansiyel yararı bulunuyor. Ancak ketojenik diyet bir doktor ve diyetisyen denetiminde uygulanmalı.

Yazının Devamını Oku

Horluyor musunuz? Bu yazı sizin için

KRONİK yorgunluğunuzun ve ne kadar uyursanız uyuyun hemen her güne yorgun ve bitkin uyanmanızın arkasında gizli bir uykuda solunum durması sendromu, yani uyku apnesi meselesi olabilir.

 

Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nin kurucularından Opr. Dr. Ümit Filiz, horlama hakkında bilmediklerinizi anlattı:

ERKEKLERDE DAHA FAZLA
“Horlama aslında uykudayken üst solunum yollarında gelişen tıkanıklığa bağlı hızlanan hava akımının çevre dokuları titreştirmesiyle oluşan ses demek. Sadece Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin horladığı düşünülüyor. Toplumdaki kadınların yüzde 24’ünün, erkeklerin ise yüzde 40’ının düzenli olarak horladığı saptanmış bulunuyor. Yüksek sesle horlayan insanların yaklaşık yarısında ciddi sorunlara yol açabilen uykuda solunum bozuklukları görülüyor. Bunlardan en sık ve önemli olanı ise tıkayıcı uyku apnesi olarak adlandırılıyor.”

TIKAYICI UYKU APNESİ
“Uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolu tıkanması veya daralmasına bağlı atakların ve eşlik eden kan oksijen seviyesinde azalmanın geliştiği bir klinik tablo. Bir gecelik uykuda saatte ortalama beş defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren nefes durması geliştiğinde klinik olarak tıkayıcı uyku apnesi tanısı konulur. Sıklığının yüzde 1-5 olduğu bildiriliyor. İzmir’de 2.5 milyon insan olduğu düşünülürse, 25-125 bin arasında tıkayıcı uyku apneli hasta olduğu tahmin ediliyor. 65 yaş üzerindeki erişkinlerde kadınlarda yüzde 9, erkeklerde yüzde 24 olarak saptanmıştır.”

KALP SAĞLIĞINA DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Şikayet yokken check-up yaptır

SAĞLIĞIMIZ önemli. Hastalıkları önleme ve erken teşhisin yolu fiziksel ve kimyasal beden taramalarından geçiyor.

 Bu taramalara kısaca “check-up” deniyor. İmkanı olan herkes bu taramalardan yılda bir defa geçiyor. Neticede sağlığının ne durumda olduğunu anlayıp, bazı tehlikelere karşı önlem alıyor. Karataş Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Radyoloji Uzmanı Dr. Ümit Derundere “Check-up şikayet yokken yapılır” diyor ve şöyle anlatıyor;
* Hocam, ama benim hiçbir şikayetim yok ki...
Son yıllarda duyduğum en çok ve en dikkatimi çeken cümle. Bu cümleyi neden? Ne zaman? Kim söylüyor?
Hasbelkader check-up yaptıran ve herhangi bir organında tümör başta olmak üzere herhangi bir hastalık tespit ettiğimiz hastaların ifadeleri...
* Neden kişi buna inanmak istemiyor?
- Önceleri tıp teknolojisi bu kadar ileri değilken biz doktorlar hastalıkları özellikle kanseri ileri evre (evre 3-4 ) tespit ederdik
- Hastalar da şikâyeti yokken hastaneye, doktora gelmezdi. Hal böyle olunca şikâyeti olan hasta eğer kanserse zaten evre 3-4 idi. Yani nerdeyse çogu ameliyat edilemez durumdaydı.

Yazının Devamını Oku

100 sağlık anahtarı

HAYATINIZIN birkaç yıl daha uzaması mı, yoksa o hayatın size daha çok neşe, keyif, mutluluk vermesi mi daha önemli?

 

Sağlıklı bir yaşama sahip olabilmek için öncelikle vücudumuzu ve ihtiyaçlarını iyi tanımalıyız. Yenişehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Doktoru, Bulaşıcı Hastalıkları Önleme Derneği (BUHASDER) Başkanı Prof. Dr. Şükran Köse, sağlıklı yaşamın şifrelerini anlattı:

Beslenme, uyku düzeni, günlük en az 30 dakika yürüyüş gibi temel ihtiyacımız olan değerleri aksatmadan, geçiştirmeden düzenli bir şekilde karşılamalıyız. Bu gereksinimlerimizi yerine getirmeye çalışırken karşılaşacağımız belli başlı zorluklar var. Bunların başında; günümüzde artan yoğunluklar, gelişen teknoloji, değişen alışkanlıklar ve adeta gizli bir salgın hastalık durumuna gelen stres yer alıyor. Bunların her biri kendi içinde sağlıklı bir şekilde yaşamına devam etmeye çalışan insanlar için ayrı ayrı ve bir arada farklı sorunlar barındırıyor. Sağlıklı bir yaşam hem kişisel hem de çevrenizin mutluluğu için çok önemlidir. Şimdi bu sağlıklı yaşama sahip olabilmek için önerilere göz atalım.

 

Sağlıklı beslen, pişman olma;

Bedeniniz, aklınız ve ruhunuz için dinlenme ve egzersiz olmazsa olmamız;

 Sağlığınıza En iyi Yatırım, Sağlıklıyken Yapılan Yatırım...

Kişisel temizlik ve çevre temizliği, sağlıklı yaşamın destekçisi;

Yazının Devamını Oku

Göz görmezse gönül yaşlanır

 Yaşlanma etkilerinin ilk görüldüğü organlardan biri de gözler. Her göz, tıpkı cildimiz gibi dıştan değil, içten beslenmeyi hak ediyor.

Çünkü siz ne kadar sağlıklı kalırsanız kalın yaşlanma sürecinde karşılaşabileceğiniz önemli bazı göz sorunları var ve bunlar yaşlılığın doğal neticeleri değil, sizin gözlerinize gösterdiğiniz ilgiyle bağlantılı hastalıklar. Yaşa bağlı makula dejeneresansı, katarakt, diyabetik retinopati, glokom, kuru göz, blefarit, göz kapağı düşüklüğünü ve ileri yaşlarda göz problemlerinin tedavi ve korunmasını Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu şöyle anlatıyor:

ÖNEMLİ SAĞLIK SORUNU

Yaşam süresi arttıkça görme kaybı önemli bir sağlık sorunu oluşturuyor. Doğal yaşlanmayla birlikte yakını görememe, hassasiyet azalması, renkleri iyi ayıramama, daha fazla ışığa gereksinim duyma yakınmaları da artar. Halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinen yaşa bağlı makula dejeneresansı, katarakt, şeker hastalığına bağlı diyabetik retinopati, göz tansiyonu hastalığı glokom, göz yaşı eksikliğine bağlı kuru göz, blefarit ve göz kapağı düşüklüğü oldukça sık görülür. Şimdi bu hastalıklardan sırasıyla tıbbi isimleriyle bahsedelim:

- Yaşa bağlı makula dejeneresansı: 50 yaş üzerindeki erişkinlerde en önde gelen görme kaybı nedenidir. Akdeniz tipi beslenme ve sigara kullanmama, makula dejeneresansından korunmada önde gelen iki faktör.

- Katarakt: İleri yaşlarda çok sık görülen ve tedavisi en başarılı rahatsızlıktır. Ameliyattan başka tedavisi yoktur. Ameliyat kısadır ve hastanede kalınması gerekmez. Sigara kullananlarda, kötü beslenenlerde ve diyabetlilerde daha sık görülür.

- Diyabetik retinopati: Şeker hastalarında gözün sinir tabakası olan retinadaki kan damarları hasar görür. Erken teşhis ve tedaviyle şeker hastalığına bağlı körlük önlenebilir. Ayrıca şeker kontrolüne dikkat edilmesi gerekir.

- Glokom: Göz tansiyonu olarak bilinen glokom, göz içindeki basıncın artması sonucu görme sinirinin hasar görmesine neden olur. En kısa zamanda tedavi edilmediği takdirde görme kaybına neden olur.

- Kuru göz: Gözyaşınız gözünüzü yeterince nemlendirmediğinde ortaya çıkan duruma kuru göz denir. Tedavide başlıca ilaç suni gözyaşı damlaları olup punktum tıkaçları diğer bir alternatiftir.

Yazının Devamını Oku

Mucize tedavi ozon terapi

 OZON mucizevi etkileri olan oksijen türevi bir gazdır. Ozon terapi, uygun ekipmanlarla uygun dozlardaki ozonun insan vücuduna verilerek tedavi edilmesidir. Ozon tedavisi ile tüm dokularda oksijenizasyon artar ve hücre yenilenmesi sağlanır. Birçok hastalıkta kullanılmakla birlikte tamamen sağlıklı kişilere de enerji ve zindelik verir.


Ekol Hastanesi Alternatif Tıp Uzmanı Dr. Asuman Özkan, “insan sağlığı için en önemli elementlerden biri olan ozon gazının vücut için en yararlı şekilde kullanılması sonucu ortaya çıkan tedaviler bütünü olduğunu ifade ederek, ozon terapi ile amaç hastalıklı ya da zarar görmüş olan bölgelere oksijen girişinin artırılarak bölgenin sağlıklı dolaşım seviyesine ulaşmasıdır” dedi.
Ozonun, yaşamımız için çok önemli olan oksijen molekülünün üç atomlu şekli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özkan, “Atmosferde bulunan oksijenden, çeşitli reaksiyonlar sonucu oluşan ozon, tıbbi kullanım için, özel cihazlar tarafından elektriksel aktivasyonla, saf tıbbi oksijenden üretilmektedir” bilgisini verdi.

EN İYİ VİRÜS ÖLDÜRÜCÜ
Ozon tedavisinin fizyolojik ve biyokimyasal etkileri hakkında bilgiler veren Uzm. Dr. Asuman Özkan, şöyle anlattı: “Beyaz kan hücrelerinin üretimini artırır, interferon düzeylerinde artış sağlar, tümör nekroz faktörünün (TNF) üretimini artırır, bakterilerin çoğunu düşük konsantrasyonlarda bile öldürür, bütün mantar çeşitlerine karşı etkilidir, bilinen en iyi virüs öldürücüsüdür, antikanserdir, atardamarların daralmasına yol açan plakları okside eder (yakar-eritir), alyuvarların esnekliğini artırır. Sitrik asit siklusunu aktive ederek, hücrelerdeki enerji üretimini artırır, antioksidan enzimleri daha etkin hale getirerek yaşlanmayı durdurur, vücutta birikmiş petrokimyasalları yıkarak vücutta var olan plastik benzeri atık maddeleri temizler, tıbbi kullanımda ağrı kesici etkisi vardır, metabolizmayı hızlandırır, detoks etkisi vardır.”

KULLANILDIĞI DURUMLAR
Ozon tedavisinin kullanıldığı durumlar hakkında bilgiler veren Özkan, “Zayıflama, sellülit tedavisi, antiaging (yaşlanma geciktirme), detoks, vücut direnci artırma, alerji, hipotiroidi, diyabet hastalığına bağlı angiopatiler, yara tedavisi, romatizmal hastalıklar, oto-immün hastalıklar, fibromiyalji, periferik dolaşım bozuklukları, stres yönetimi, karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C), herpes enfeksiyonları, kronik yorgunluk gibi durumlarda kullanılmaktadır. Ozon tedavisi sağlıklı yaşam için hayatımızın içine dahil edilmesi gereken önemli bir tedavi şeklidir” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku