İyot gibi açığa çıkan bir riyakârlık

ASKERİ vesayete karşı mücadele etmek kutsal bir işti.

*

Yolsuzluklara karşı mücadele etmek de en az onun kadar kutsal bir iştir.

*

Dolayısıyla...
Askeri vesayete karşı mücadele verilirken hangi enstrümanlar kullanılıyorsa neden yolsuzluklara karşı mücadele verilirken de aynı enstrümanlar kullanılmasın ki?
Sonuçta...
İkisi de kutsal bir iş.

*

Zaten öyle de oluyor.
İşte bakın:
Askeri vesayete karşı mücadele verilirken hangi odak, hangi ekip, hangi cemaat ön plandaysa...
Yolsuzluğa ve kokuşmuşluğa karşı mücadele verilirken de aynı odak, aynı ekip, aynı cemaat ön planda...

*

Hatta ve hatta savcı bile aynı savcı:
Zekeriya Öz.
Askeri vesayete karşı yalın kılıç ortaya atılan oydu...
Yolsuzluğa karşı da yalınkılıç ortaya atılan o...

*

Ama işte görüyorsunuz:
Askeri vesayete karşı mücadele verilirken...
“Yaşasın! Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyenler.
“Her taşın altında Cemaat’i aramayın” diyenler...
“En kahraman savcı Zekeriya Öz” diyenler...
“Dokunulmaz denilen generallere dokunuluyor... Ne güzel” diyenler...
“İşte böyle kahraman bir savcı çıkar ve vesayete tokadı basar” diyenler...
“Önemli olan vesayeti geriletmektir, isterse işin arkasında Cemaat olsun” diyenler...
“Askeri vesayetle mücadelede yöntemin hiç önemi olmaz” diyenler...
Şimdi tam tersini söylüyorlar.

*

Hiçbiri ama hiçbiri...
“Yaşasın! Yetim hakkının hesabı soruluyor” demiyor.
“Her taşın altında Cemaat’i aramayın” demiyor.
“Kahraman savcı Zekeriya Öz” demiyor.
“Dokunulmaz denilen bakan oğullarına dokunuluyor... Ne güzel” demiyor.
“İşte böyle kahraman bir savcı çıkar ve yolsuzluğa basar tokadı” demiyor.
“Önemli olan yolsuzlukla mücadeledir, isterse işin arkasında cemaat-hükümet kavgası olsun” demiyor.
“Yolsuzlukla mücadelede yöntemin hiç önemi olmaz” demiyor.

*

Ben ömrüm boyunca çok çifte standart, çok riyakârlık, çok çark gördüm.
Fakat bu kadar barizini, bu kadar göstere göstere olanını, bu kadar netini, bu kadar iyot gibi açığa çıkanını hiç ama hiç görmedim.

İşte bunlar hep denetimsizlikten

KUVVETLERİ ayırmayıp birleştirmeye kalkarsanız.
Medyada yolsuzluk haberi vermeyi acayip belalı bir iş haline getirirseniz...
Yargı denetiminin size işlemesinin önünü keserseniz...
Sayıştay denetimine bile geçit vermezseniz.
“Gözünün üstünde kaşın var” bile denemeyecek bir ortam yaratırsanız.
“Nasıl olsa denetim yok” şeklinde bir algı yaratırsanız.
Bakan oğullarına “Hangi çılgın bize operasyon çekecekmiş şaşarım” algısını yerleştirirseniz.
Etrafınızdakilerin “nasıl olsa hesabı sorulmuyor” hayaline kapılıp pervasızlaşmalarına olanak sağlarsanız.
Bir sürtüşme anında...
Elde tutulan yolsuzluk dosyaları, işte böyle “küt” diye ortaya çıkarılır.
Ve operasyon başlar.

*

Eğer yargısal denetimi boğmasaydınız...
Eğer medya denetimini boğmasaydınız...
Eğer Sayıştay denetimini boğmasaydınız...
Eğer etrafınızdakilere “kimse size dokunamaz koçlar” güvenini telkin etmeseydiniz...
Değil Cemaat, feriştahı gelse size kimse bir şey yapamazdı.
Toplum olup bitenleri “Vay anam vay neler dönmüş böyle Serhat” diyerek izlemek durumunda kalmazdı.
Ve sizler de böyle şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez hale düşmezdiniz.

Bak, ne diyor Başbakanımız

TARİH: 19 Ocak 2009
Ergenekon Operasyonu’na imza atan Savcı Zekeriya Öz hedefte...
Başbakan Erdoğan, Savcı Öz’e yönelik eleştirilere yanıt veriyor.
Hem de pek veciz bir şekilde.
Lütfen dikkatle okuyalım:

*

İtalya’da ‘Temiz Eller Operasyonu’ olduğu zaman İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler, lütfen şu anda Türkiye’de ‘Temiz Eller Operasyonu’ yapanlara saygı duysunlar.
Bir gazetenin bir mensubu ta İtalya’ya gitmiş. Kimi bulmuş? ‘Temiz Eller Operasyonu’nun savcısını bulmuş. Onunla söyleşi yapıyor. Ne kadar güzel! Tamam da benim ülkemde bu operasyonu yapana da saygın olsun... Niye ona durmadan vuruyorsun?
Bırakın bakalım nereye varacak bu işin sonu. Rahat olun! Anadolu’da güzel bir söz var: Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Mesele bu.

İktidar için 4 maddelik kurtuluş reçetesi

BİR: Polise ve savcıya müdahale etmek, o polisi alıp başka polisi getirmek, savcılara gözdağı vermek yerine... Polisin ve savcının rahat çalışmasına imkân tanırsanız ve bunu samimiyetle yaptığınıza herkesi ikna ederseniz kurtulabilirsiniz.

*

İKİ: Polisi görevden almak, savcıyı bunaltmak gibi işlere tevessül edip “bunlar yargıdan kaçıyor” izlenimi vermek yerine... “Soruşturmada adı geçen bakanlarımız istifa ediyor... Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın... Hadi soruştur bizi aslanım” diye meydan okuyabilirseniz kurtulursunuz.

*

ÜÇ: “Vatan-millet–Sakarya– Amerika– İsrail–cunta–komplo” türküleri söyleyerek mağduriyet zırhını kuşanmaya çalışmak yerine... “Yolsuzluk iddiasına maruz kalan babamın oğlu da olsa soruşturulur... Hırsızlık yaptığı iddia edilen kızım Fatıma da olsa soruşturulur...” diye gür bir seda ile haykırabilirseniz kurtulursunuz.

*

DÖRT: “Zamanlama manidar” ya da “İyi ama neden şimdi” veya “Emniyet yargı cuntası var, bu işi hep onlar yapıyor” gibi meselenin özüne dokunmayan sızlanmalarla olayı geçiştirmek yerine... “Ey cunta! Bizim alnımız ak, gel soruştur, elinden geleni ardına koyma” diye meydan okuyabilirseniz kurtulursunuz.

Tutuklanacaksın oğlum Rasim

OĞLUM Rasim, tutuklanacaksın. Hapislerde çürüyeceksin.
Polisler ve savcılar son hazırlıklarını tamamladı. Ek iddianame geliyor. Demir parmaklıklar seni bekliyor oğlum.
Aklını başına al. “Haydaa” ya da “maydaa” falan diye höykürme.
Bana da kızma... Ben elçiyim oğlum elçi... Elçiye zeval olmaz.
Ayrıca önümüzdeki salı senin depremin olacak.

*

Şaka lan şaka... Şaka yaptım Rasim.
Korkma. Korkma.

*

Hakkımda onlarca kez yazıp söylediğin şeylerin tıpatıp aynısını sana yazarak azıcık empati yapmanı istedim. Nafile bir çaba olduğunu bilsem de seni birazcık utandırmak, yüzünü bir santim olsun kızartmak istedim. Korkma. Rahat oyna.

X

Nihat Hatipoğlu’ndan ne bekliyorsunuz ki?

Ünlü ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu, sokakta gezerken dört genç kızın bira içtiğini görmüş ve hayretler içinde kalmış.

Bunu da ifade etmiş.

*

Ortalık toz duman!

Vay efendim, nasıl olurmuş da Nihat Hatipoğlu, bira içen genç kızları gördüğünde hayretler içinde kalırmış.



Yazının Devamını Oku

Hak geldi batıl zail oldu

Bu cümle, Kuran-ı Kerim’den bir ayettir.

Ayetin tamamı şöyledir:

*

“De ki... Hak geldi, batıl yıkılıp gitti... Zaten batıl, yıkılmaya mahkûmdur.” (İsra–81)

*


Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ’a karşı İYİ Parti ne yapmalı

Ümit Özdağ ismi, İYİ Parti açısından sıradan bir isim değildir.

Kimdir Ümit Özdağ?

İYİ Parti’nin iki kurucusundan biridir.

İYİ Parti’de genel başkan yardımcılığı yapmıştır.

İYİ Parti’nin var oluşunun temel dayanaklarından biridir.

İYİ Parti’nin milletvekilidir.

İşte tam da bu nedenle...

İYİ Parti

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ bombası nasıl patladı?

Ümit Özdağ programa nasıl çıktı, ortalığı sarsan konuşmasını nasıl yaptı? Program öncesi ve sonrası Tarafsız Bölge stüdyosunda neler yaşandı? Perde arkasını anlatıyorum...

- ÖZDAĞ ARADI: Ümit Özdağ, İYİ Parti içinde yaşanan tartışmalara hiç girmemişti bu zamana kadar. “Partimin iç meselelerini kamuoyu önünde tartışmam” diyerek... Bir sabah beni aradı. Ve şöyle dedi: “Ahmet Bey, ben sizin programınızda İYİ Parti’de yaşananlarla ilgili konuşmak istiyorum.” Hiç düşünmeden cevap verdim: “Tabii ki.”

*

- UZUN HAZIRLIK: Bir hafta sonrası için sözleştik. Yani Ümit Özdağ, programda yapacağı açıklamalara bir hafta boyunca hazırlanmıştı. Bir çıkış yapmaya karar vermişti, sonuçlarını da göze alarak... Üzerine basa basa şunu söyledi: “Programda İYİ Parti ile ilgili her konuyu konuşmak istiyorum.”

*

- BOMBA PATLAYACAK: Program saatine yaklaşık yarım saat kala Ümit Özdağ, CNN Türk’e geldi. Ne diyecekti? Nasıl bir açıklama yapacaktı? O ana kadar bilmiyordum. Selamlaştık. Çay-kahve söyledik. Ve ben, “Ne diyeceksiniz programda? Koray Aydın’dan mı söz edeceksiniz?” diye program öncesi sohbeti başlattım. Koray Aydın’dan bahsedeceğini söyledi. “Sadece Koray Aydın’dan mı söz edeceksiniz?” diye sordum. Güldü. “Hayır” dedi. Ve ekledi: “Başka şeylerden de söz edeceğim. Bu akşam burada bomba patlayacak.”

*

- AYDIN DEĞİL KAVUNCU: Sohbeti biraz ilerlettiğimizde şunu fark ettim: Ümit Özdağ’ın temel meselesi Koray Aydın’la ilgili değildi. Koray Aydın’ı dar kadrocu motivasyonla hareket etmekle suçluyordu falan ama asıl meselesi İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu idi.

Yazının Devamını Oku

Bekir Coşkun’un ardından

Yazdığını okutturmak...

Yazıyla haşir neşir olan herkesin en büyük rüyasıdır.

*

Yazdığını okutturmanın ordinaryüsüydü Bekir Coşkun.

*

Yazıyla var olmak...

Var oluşların en zorlusu, en yıpratıcısı, en soylusudur.

*

Yazıyla var olmanın profesörüydü

Yazının Devamını Oku

Vali Bey’in alması gereken kurslar

Denizli Valisi, Denizli sokaklarında gerçekleştirdiği korona teftişinde şu iki olaya imza attı:

BİR: Döner ustası kendisini pek takmayınca dönerciyi kapattırdı. İKİ: Bu olayın ardından yaptığı yazılı açıklamada ifade ve imla açısından Türkçeyi resmen katletti.

*

Denizli Valisi’ne acilen şu kurslara gitmesini hararetle tavsiye ediyorum:



*

Yazının Devamını Oku

Garo Paylan’a vicdani noktadan bir sesleniş

Sayın Garo Paylan...

Ermenistan, bebekleri katlederken...

HDP milletvekili olarak şöyle dediniz:

*

“Karabağ’da süren savaşta her iki taraf da sivil yerleşim yerlerine saldırılar düzenliyor. Azeri ve Ermeni güçleri, derhal sivil yerleşim yerlerine saldırıları durdurmalıdır”.

*

Sayın Garo Paylan...

Ermenistan’ın, savaş hattının çok uzağındaki Gence kentinde bebekleri katlettiği gecenin sabahında vicdanlı bir siyasetçinin yapacağı açıklama böyle mi olmalıydı?

“İki taraf da yapıyor”

Yazının Devamını Oku

Aranan aday niye Ahmet Necdet Sezer olmasın ki?

“Sustu, sustu, sustu... Işık olayında konuştu” diye bir eleştiri yazdım dün Ahmet Necdet Sezer için.

 

Ağır bir eleştiri değildi ha!

İmbat rüzgârı gibi hafif bir eleştiriydi.

*

Hatta eleştiri bile sayılmazdı yazdıklarım.

Minnacık bir yadırgama denilip geçilecek cinstendi.

*

Öyle bir tepki aldım ki...

Yazının Devamını Oku

Susup susup susup ışık olayında konuşmak

Eski cumhurbaşkanlarımızdan Ahmet Necdet Sezer...

Sel oldu sustu, deprem oldu sustu.

Seçim oldu sustu, referandum oldu sustu.

Darbe oldu sustu, Ergenekon oldu sustu.

Afrin’de sustu, Libya’da sustu.

10 Kasım’lar, 29 Ekim’ler, 30 Ağustos’lar... Sustu.

Düğün oldu sustu, cenaze oldu sustu.

Dirayetli bir susuştu onunki.

Yazının Devamını Oku

Anayasa Mahkemesi palyaçoluk yeri değildir

Gençler pek bilmez:

 

Eskiden darbeler şu iki parolayla “Geliyorum” derdi:

*

- BİR: Genelkurmay’ın ışıkları yanıyor.

*

- İKİ: Genç subaylar rahatsız.

*

Bu

Yazının Devamını Oku

Peki, iyi tamam... Sunmayın halkoyuna

İyi niyetli bir yazı yazdım.

Dedim ki:

*

“İstanbul’da yol kenarlarındaki yeşil peyzajlar, benim hoşuma gidiyordu. Yerine yapılacak olanı da pek sevmedim. Ama bu benim kişisel görüşüm. Belki İstanbul halkı, benden farklı düşünüyor olabilir. Bu konu halkoyuna sunulamaz mı?”

*



Yazının Devamını Oku

Hiç utanmadan üstleniyorlar

Yangınlar çıktı.

- Börtü böcek, kurt kuş yandı.

- Ağaçlar kavruldu, yeşiller gri oldu.

- Doğayı simsiyah bir duman kapladı.

- Evler, ocaklar söndü.

*

“Ateşin Çocukları” adlı PKK’nın alçaklar sürüsü...

Yazının Devamını Oku

Bozulur bu ateşkes

Dikkatinizi çekti mi?

Şu ana kadar...

Şu koca yeryüzünde...

Bir tek kişi bile...

“Ermenistan haklıdır” demedi, diyemedi.

Putin’i, Macron’u, Trump’ı...

Hatta ve hatta Paşinyan’ı bile...

Böyle bir şey demedi, diyemedi.

Yazının Devamını Oku

Uyan da bak ey Denktaş başımıza gelen şu işe!

Rauf Denktaş, bizim açımızdan şu iki şeyi temsil ediyordu:

- BİR: Statükoculuğu...

- İKİ: Çözümü çözümsüzlükte aramayı...



*

Şimdi Rauf Denktaş’ın koltuğunda

Yazının Devamını Oku

Azerbaycan’dan üç kadın portresi

Tarafsız Bölge’de üç Azerbaycan kadınını tanıdım.

Biri sanatçı... Biri bürokrat... Biri siyasetçi...

Üçüne de hayran kaldım.

*

Üçü de bilinçli... Üçü de yürekli... Üçü de kararlı... Üçü de dikkatli... Üçü de ölçülü... Üçü de konuya fazlasıyla hâkim... Üçü de dünyaya açık... Üçü de müthiş hatip... Üçü de çok iyi yetişmiş...

*

Tek tek tanıtmak isterim bu üç Azerbaycan kadınını:

Yazının Devamını Oku

Tarikatçıların devlette görev almasına dair

Bir tarikata ya da bir cemaate gönül vermiş bir insanın devlet kademelerinde görev almasına hiç karşı değildim ben.

Çok yazı yazdım bu konuda. “Ne yani? Adam cemaatçi ya da tarikatçı diye devlet kademelerinde görev alamayacak mı?” falan diye...

*

Ama FETÖ vakasını görünce... Bu yaklaşımım allak bullak oldu.

FETÖ vakası ne demektir? En basit, en yalın, en dört başı mamur bir şekilde şu demektir:

*

Bir cemaate gönül vermiş bir insanın; general, hâkim, savcı, daire başkanı, özel kalem müdürü, müsteşar, Emniyet müdürü olduğunda...

Devlet hiyerarşisini bir tarafa bırakıp bağlı olduğu cemaatin hiyerarşisine tabi olması demektir.

*

Yazının Devamını Oku

GATA’nın meczubuna dair

Adı Ali Edizer...

GATA’da başhekim yardımcısı... Yaptığı paylaşımlar nedeniyle görevden alındı... Adam herkesin dilinde... Ben de şöyle bir baktım paylaşımlarına... Çok ilginç bir portre var karşımızda... Şöyle bir portre:

*

Adam, tam bir magazin düşkünü.

Ajda Pekkan’ın aşklarından falan söz ediyor.

*

Adam, tam kadın öfkesine maruz kalabilecek bir tip.

Eşini aldatan erkeklere, ikinci/üçüncü eş almayı öneriyor.

*

Yazının Devamını Oku

Ayıptır ayıp

Bir sosyal medya hesabı var.

Palavracı bir hesap. Her tarafından pislik akıyor. Küfürler, hakaretler, kabalıklar, çirkinlikler falan.

*

Bu hesabın işi gücü Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’la ilgili yalanlar uydurmak.



“Ali Erbaş şöyle dedi”

Yazının Devamını Oku