Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İyi habere üzülmek

Ege CANSEN

Sayım yapıldı... Hepimizi bir keder kapladı ki sormayın. Nasıl olur da şehrimizin nüfusu bu kadar az çıkar? Dikkatimi çeken husus şu: Türkiye toplam nüfusunun 64 milyonu dahi bulmamış olmasından gözle görünür bir şikâyet yok. Rahmetli Özal sağ olsaydı belki o, ‘‘Hele bir 70 milyon olalım, o zaman görürsünüz!’’ diye komşularımıza posta attığı günleri hatırlayarak bir hayal kırıklığı sergileyebilirdi. En büyük üzüntüyü, nüfusu 15 milyon çıkmadı diye İstanbullu hemşerilerim sergiliyor. Kimi görsem, ‘‘Sen söyle Allah aşkına, bu şehrin nüfusunun 9 milyon civarında kalması mümkün mü? Geçen gün bilmem hangi semtten geçtim, çok kalabalıktı. Kesin, bu sayımda bir hata var. Yazın kardeşim, sayım tekrar edilsin’’ diyor.

Nüfus artış hızının yavaşlaması son derece iyi bir haber. Esasen, nüfus konusunu takip edenler, sayım sonuçlarının böyle çıkacağını biliyordu. Çünkü, daha önce yapılan istatistik analizler de aşağı yukarı bu rakamları veriyordu. Ben bile, İstanbul nüfusunun 10 milyonu geçmediğini söylemiştim. İfademin doğruluğu, benim ferasetimden değil, bu konudaki yayınları izlememden kaynaklanıyordu.

Yıllardır, ekonomik ve sosyal kalkınmamızın önündeki en büyük engeli hızlı nüfus artışı olarak gördük. Bu görüşümüz doğruydu. Vehbi Koç hayatının son devresinde bu konuya çok emek verdi. Halkın bilinçlenmesine çalıştı. Bu konuda Türkân Şoray'la Tarık Akan'ın başrolleri paylaştıkları harika bir film de çevrildi. Ne mutlu ki, bu emekler boşa gitmemiş ve Türk halkı, çoğalma içgüdüsünü akıl süzgecinden geçirecek kadar bilinçlenmiş. İnşallah bu bilinçlenme devam eder de, yıllık yüzde 3'lere kadar çıkan nüfus artış oranımız, bugün ulaştığı yüzde 1.6'dan, yüzde 1'in de altına iner.

***

Sırası gelmişken, sizlere canlı türlerinde çoğalma içgüdülerinin nasıl oluştuğu hakkında çok ilginç bir kuramdan söz etmek istiyorum. Bu teoriyi, Kastro (Komünist diktatör Kastro değil) adında bir Latin Amerikalı bilim adamı formüle etmiş. Kastro'ya göre ‘‘Telef olma ihtimali yüksek canlı türlerinde, çoğalma içgüdüsü yüksektir.’’ Gayet anlaşılır bir kuram. Hangi canlı türünün doğumdan itibaren erginliğe erişinceye kadar hayatta kalma şansı düşükse, doğurganlık o oranda yükseliyor. Hakeza, hangi canlı türünün beklenen ömrü kısaysa, o türün çoğalma hızı yüksek oluyor. Böylece, doğada canlılar arasındaki nüfus dağılım dengesi bozulmuyor.

Bu kuramı insan topluluklarına uygularsak, karşımıza şu sonuç çıkar. Hangi toplumda çocuk ölümleri yüksek ve muhtemel ömür kısaysa, o toplumda çoğalma içgüdüsü yüksektir. Şimdi soru şu: Madem ki ortada bir dengeleme söz konusudur, bazı ülkelerde nüfus patlaması niçin ortaya çıktı öyleyse? Cevap: O toplumlar, modern tıpla tanışıp, bebek ve çocuk ölüm oranlarını düşürdü ve muhtemel ömrü uzattı. Ancak, bireylerin bu değişimi algılaması ‘‘faiz farkı’’yla oluştuğu için, yüksek doğurganlık devam etti. Bu da nüfusu patlattı. Değişim algılandıkça bilinç ve davranış değişti. Aile planlaması çalışmalarının Türkiye'de bu sürece katkı sağladığı da muhakkak.

SON SÖZ: Türkiye'de iyi şeyler de oluyor.

X