GeriSeyahat İstanbul Yazıları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İstanbul Yazıları

İstanbul Yazıları

Bizans'ta Günlük Yaşam

(...) Evler genellikle merkezi bir salonun çevresine yapılırdı. Bu salonlar çoğunlukla evin erkeklerince kabul salonu olarak kullanılırdı. Ailenin odalarının bulunduğu üst katları desteklemek için salonlara konan taş ya da tahta sütunlar aynı zamanda da dekor işlevini yerine getirirdi.

Zengin evlerde taş ve en zengin evlerde de mermerden yapılan, fakat çoğunlukla tahtadan yapılmış bir merdiven birinci katta olan asıl odalara çıkardı. Bu odaların pencereleri avluya bakan galerilere açılırdı. Bu gibi evlerin çoğunlukla birden çok oturma odası olurdu; bir çoğu gibi bunların da çoğunlukla haç ve dinsel metinlerle bezenmiş kireç duvarları vardı, fakat daha sonraları dinsel olmayan duvar resimleri yaygınlaştı. Oturma odaları evin kadınlarından çok erkekleri tarafından kullanılırdı; kadınlar zamanlarının çoğunu evin en üst katında olan odalarda çocuklarının ve hizmetçilerinin eşliğinde geçirirlerdi. Manastırlarda olduğu gibi bu evlerde de Konstantinopolis'in kışına özgü çok soğuk günlerde ısıtılan bir odası bulunurdu; zengin evlerinin bir çoğu Romalıların kullandığı yeraltı (hypocaust) sistemiyle merkezi olarak ısıtılırdıysa da, çoğu insan mangal kullanırdı. Mutfaklarda açık kömür ocakları yerine odun ateşinin dumanını çekmesi için bir baca oluşturaün dörtköşe borulu alçak fırınlar yeğlenirdi. Bütün evlerde kanalizasyonları denize akan tuvaletler vardı. Her evin, çoğunlukla bahçeye yapılmış bir hamamı olması da gelenekti. Zenginlerin kendi topraklarında bir şapalleri, ya da en azından, bir ayazmaları olurdu. Bunun tersine yoksulların evleri acınacak durumdaydı; yalnızca aralarından en şanslıları çatıları hasırla kaplı ve sıkıştırılmış toprak tabanlı küçük evlerde otururlardı. Beşinci yüzyıldan başlayarak kiralanmak üzere beş-dokuz katlı gökdelen blokları yapılmaya başlandı. Bunlar, küçük dairelere bölünerek buralarda büyük bir yoksulluk içinde neredeyse gecekondu koşullarında yaşayan işçilere kiralanırdı. Her yerde çok sefil evlerz görülüyordu. Bunların çoğu bir gecekondu olarak türüyor ve bunları yapanlar bir kez başlarının üzerine çatıyı çektikten sonra, içlerinde sürekli olarak kalabiliyorlardı. En kötü gecekondu mahallelerinden bazıları Büyük Saray'ın çevresinde oluşmuştu. Bu uğursuz bölgelerde cinayet ve hırsızlık çok yaygındı ve başkentin yaşamını kesintiye uğratan isyanların çoğu da buralarda başlıyordu.

Yetkililer gecekondu semtlerinin yarattığı sorunları çözmeyi hiçbir zaman başaramadılar; bunlar varlıklarını en baştan beri Konstantinopolis'in imparatorluğun her yerinden insanları kendine çeken mıknatıs gibi çekiciliğine borçluydu. Beşinci yüzyılda Konstantinopolis'in üzerinde 4.383 ev, parasız ekmek alma hakkına sahip kimselere ekmek çıkaran devlete ait 20 fırın ve ayrıca 123 fırın daha bulunan 323 sokağı bulunuyordu. Bu bölgedeki nüfusun 500.000 olduğu düşünülmektedir; dokuzuncu yüzyılda bu sayı bir milyona çıkmıştı ama kenti Latinler istila edince bu sayı hızla düştü ve aynı sayıya hiç bir zaman çıkmadı.

(Bizans'ta Günlük Yaşam. Göçebe Yayınları. 1998.)

False