İstanbul’un geri sayımlı gastronomi haritası

Son haftalarda pek sokağa çıkamadınız mı?

Denk gelip de gözde semtlerde şöyle bir turlayamadınız mı? O zaman bildiğiniz, hatırladığınız ne varsa unutun. İstanbul’un hızına yetişmek namümkün, her yer yenilendi, her yer sil baştan. Kaçıranlar/geri kalanlar için hızlandırılmış bir aylık gastronomi turuna

Jamie’s Italian
- Kim gider? Öğle molası veren beyaz yakalılar / “Londra’daki’nin tadı yok” diye hava basmak isteyen ‘oradaydımcılar’, her yaştan Foursquare bağımlısı / her telden gördüm-görüldüm meraklısı....
- Nesi güzel? Yerel ürünlerle, gözünüzün önünde taze hazırlanan yemekler.
- Nesi kötü? Alt katı, üst katı, terası, kapalı alanı... Zorlu’da açılan Jamie’s Italian bütün dünyadakilerin en büyüğü. Belki de bu yüzden Londra’da veya başka şehirlerdeki sıcaklığı eksik, biraz AVM sterilliğinde.
- Ne tatmalıyım? Yaban trüf mantarlı rizotto.
- Sevdin mi? Levent Zorlu Center, (212) 353 68 08
- Sevmedin mi? İlle de İtalyan olsun diyenlere, Jamie’nin Italian’ına karşılık Zorlu’daki ikinci bir alternatif de Michael White’ın Morini’si. (212) 353 67 67

And The Bar
- Kim gider? Emre Ergani’nin kemik kitlesi / Park Şamdan’ın sabit müdavimleri, Nişantaşı’nın sakinleri / dışarlıklı heyecanlılar, yeni mekan bağımlıları / “semtte kalayım” kolaycıları...
- Nesi güzel? 60, 70 ve 80’lerin müzikleri.
- Nesi kötü? Hedef kitle 35 yaş ve üzeri. E hani çıtırlar?
- Ne tatmalıyım? Masaya çökme, kurul bara, içki altı atıştırmalıklar ısmarla.
- Sevdin mi? Nişantaşı, (212) 225 07 10
- Sevmedin mi? City’s’de yazın harareti attığımız Limonata topladı tası tarağı Louis Vuitton’ın yanına kaşındı. (212) 219 65 30

Publico
- Kim gider? Asmalı-Karaköy-Galata gezginleri / keşif seven şehir kurtları, diğer alternatiflere yakın olmak isteyen sağlamcılar / İstiklal kalabalığından soyutlanmak isteyen mızmızlar, her yaştan house meraklısı, her telden Latino sevdalısı...
- Nesi güzel? Pub’ında başka, kulübünde başka müzik çalması.
- Nesi kötü? İnsanların hâlâ içerden çok, sokakta durmak istemesi
- Ne tatmalıyım? Dilli pane.
- Sevdin mi? Türel, (212) 245 40 28.
- Sevmedin mi? Tamam yine Lokal’den gidelim: Tünel meydanındaki Publico oldu, hemen yan sokkataki de kapandı bir haftaya kadar butik şarap ve çikolatacı oluyor ama adı belli değil.

Duble
- Kim gider? Boğaz manzarasından sıkılıp Haliç’e çark edenler, şehrin libidosu tavan yapmış delikanlıları / en flörtöz kızları, aynı mekanlardan sıkılmış Asmalı müdavimleri / müdavim olacak yer arayan civar sakinleri...
- Nesi güzel? Neredeyse ana yemek olmaması bütün mönünün küçük mezelerden oluşması
- Nesi kötü? Modernleştireceğim diye bütün mezelerin biraz fazla ‘Ermenize’ edilmesi. Tarçın hepimiz severiz de bu kadarı fazla!
- Ne tatmalıyım? Pastırma turşusu ve Pers pilavı.
- Sevdin mi? Asmalımescit, (212) 244 01 88
- Sevmedin mi? Küçük porsiyonlardan ve paylaşmaktan hoşlananların Pera’daki ikinci adresi ‘bar food’ sunan Delicatessen Pera. (212) 244 84 55.

Mums Karaköy
- Kim gider? Yenilik düşkünü nano-kaşifler / aceleci gurmeler, en körpesinden kent sevdalıları / olmuş bitmiş Beyoğlu ahkamkarları...
- Nesi güzel? Fransız Gecidinin tarihi atmosferinde, küçücük, turşucuk, sıcacık bir mekân.
- Nesi kötü? Ortam fazla samimi, kalkıp çay servisi yapasınız gelebilir.
- Ne tatmalıyım? Havuçlu kek.
- Sevdin mi? Karaköy, (212) 245 98 48.
- Sevmedin mi? Hemen komşusu Wom’u dene. O da yeni, o da sıfır kilometre (212) 706 07 00.

Son 3 ayda açılanlar
Tutulsun notlar, kesilsin kupürler, yapılsın programlar! Bunlar da son üç ayda olup bitenden aklınızda kalması gerekenler, görmeniz gereken yerler

- Modern Türk mutfağı sevenlere: Yeni Lokanta; Beyoğlu, (212) 292 25 50
- Meyhane’nin Fransız hali: Ma’na; Karaköy (212) 293 09 93
- Füzyon mutfak sevenlere: Ferahfeza; Karaköy (212) 243 51 54
- Et ve şarküteri düşkünlerine: Baltazar; Karaköy (212) 243 64 42
- Humuslu kalamar denemek isteyenlere: Aheste; Galata (212) 245 43 45
- Kebap sevenlere: Günaydın; Maçka (212) 258 12 03
- Alternatif arayan kahve tiryakilerine: Cup of Joy, Bebek (212) 263 00 06
- Dünyanın her yerinden farklı çaylar tatmak isteyenlere: Dem; Karaköy (212) 293 97 92
- Tencere yemeği ve Ege havası sevenlere: Naif, Tophane (212) 251 53 35
- Kebap sevenlere: Ali; Karaköy (212) 293 10 11
- Kokteyl ve manzara sevenlere: Grifin Haliç Karaköy (212) 293 10 11
- Alkent’in içinde biraz Karaköy bohemliği arayanlara Bej; Etiler (212) 352 84 07
- Hamburger sevdalılarına: Nusr’et N-Burger; Nişantaşı (212) 231 24 70
- İstanbul’da New York havası solumak isteyenlere: Junior Wolf; Şişhane’de Autoban’ın eski yeri.
- Rum evinde bistro keyfi sevenlere: Red House; Kadıköy (216) 336 06 52

NE YİYECEĞİZ?

5 şeften beş tabak
-Şemsa Denizsel / Kantin: Yeni Lokanta’da dana kaburga. Islama ekmek üzerinde isot ve kimyonla servis ediliyor, tadı da sunumu da harika! 55 TL. (212) 292 25 50
-Emre Şen / Flamingo: Zuma’da Tuna Tataki. Mühürlenmiş orkinos, marine soğan ve çıtır sarımsak ve turp, düşününce 10 tane birden yiyebileceğim bir tabak. 26 TL. (212) 236 22 96.
-Cüneyd Asan / Günaydın: Beyti’de Beyti kebap. Kıvırcık ve kokusuz kuzu seçilmiş, yanında ıspanak beğendiyle süper olmuş. Ama pilavı daha iyi olabilirmiş. 54 TL. (212) 663 29 90.
-Civan Er / Yeni Lokanta: Meze by Lemon Tree’de acılı, ballı, bademli, kaymaklı muz. Bala ekledikleri biberin acısının muz ve kaymağa nasıl yakıştığına şaşıracaksınız. 15 TL. (212) 252 83 02.
-Murat Bozok / Mimolett:
Beşiktaş Four Seasons - Aqua Restaurant’ta Spaghetti Aglio. İtalyan bir aşçının sarımsak, maydonoz ve kum midyesiyle yaptığı bu basit ama leziz tabak beni bütün kış mutlu edecek. 55 TL. (212) 381 40 00.

NEREYE GİDECEĞİZ?
5 işletmeciden 5 mekan
-Cem Mirap / Lucca: Akaretler
Akaretler Gile.
Modern Türk mutfağı uğraşlarını ve uygulamalarını gerçekten heyecan verici buluyorum. Bu kış da gözdelerimden biri.
-Indhira Taşpınar / Propaganda:
Galatasaray Indigo.
Bence sezonun en sıkı mekânlarından biri rakibimiz Indigo olacak. Hem Murat Uncuoğlu gibi resident DJ’leri hem de yurtdışı seçimleri çok başarılı.
-Emre Çapa / Minyon ve Duble
Taksim Changa.
Değişmezim. Yemekleri zaten hep yıkılıyor ama bu kış İstanbul’un en yaratıcı kokteyl mönülerinden birine sahipler.
-Emre Ergani / Jack Russell:
Nişantaşı Frankie.
Bu kışın en popüler yerlerinden biri tabii ki Frankie olacak. Kalabalığını ve yaş ortalamasını çok seviyorum.
-Levent Özçelik / Zelda Zonc
Tünel Publico
Hem konumu güzel ve düz ayak, hem müzikleri güzel hem de son derece sıcak bir havası var. Bu kış daha ne isteriz ki?

Eğlenecek yer bulamayan gönüllere
On İstanbul çare olabilir mi?

Gastronomi dünyasındaki bu hareketliliğe karşın İstanbul’un eğlence dünyasında yaprak kımıldamıyor desek yeri. Evet, Levent’in gösterişlisi Billionaire’den, Asmalı’nın sakini Bird’e, Taksim’in gediklisi Roxy’den Elmadağ’ın yakışıklısı Flamingo’ya kadar yazın kapananlar kapılarını kışa açtı. Evet, Tünel’deki Local isim değiştirip Publico oldu, Şişhane’deki Ablam artık kendine Hittpera diyor ama hayır; açılan kafe ve restoranlarla kıyaslandığında yeni eğlence yeri çok daha az, alternatifler mutat, mekanlar/müdavimler/tarzlar aynı, aynı aynı...
Gezi olayları Topçu Kışlası’nı topa tuttuğu gibi Beyoğlu’nun eğlence hayatını da tam 90’dan vurdu. Aralarında gösterilere destek vermiş olanlar da dahil, Bronx, Propaganda, Indigo, Nupera, Rehab, Babylon gibi mekânlar hep aynı dertten mustarip: Atılan her gaz bombasından sonra Beyoğlu’nun in-cin ligine sahhne olması.
Buna mukabil görece sakin yerlerde kalan Kuruçeşme Nomads, Emirgan La Boom, Teşvikiye Koridor, Ortaköy Kiki, bebek Tektekçi gibi kulüpler daha az kanlı, çok daha canlı.
Çare? Sarıgül değil tabii. Mesele gaz bombasıysa istikamet şehir dışı... Bütün bu hengamede neredeyse adını bile unuttuğumuz Maslak Venue’ye nur yağdı, Beyoğlu’nun marjinali X Large Club tası tarağı topladığı gibi oraya taşındı, yetmedi yanına bir de On İstanbul adında yeni bir kulüp açıldı.
Yüksek yüksek tavanlı, ferah ferah alanlı 1500 kişilik On İstanbul, eğlenecek yer bulamayan gönüllere 2019 nostaljisi yaşatır mı, bunu önümüzdeki birkaç hafta gösterecek. Şimdilik şu kadarını söyleyebilirim; iki hafta önceki açılış full çekti, o günden beridir de hiç fena gitmiyorlar.
“Merkezden/sahilden şaşmam, Maslak’ta işim ne?” diyene bir alternatif de Kuruçeşme Blackk’in yerine açılan Members olacak. Reina’ya, Sortie’yle kitleleri farklı ama müzik koordinatörlüğünü Doğuş Çabakçor’un yapacağı Members Nomads’la fena kapışacağa benzer.

VATANDAŞ TÜRKÇE EĞLEN

Türkçe müzik dinlemek için gaybar gaybar dolaşılan günler çook geride kaldı.
Dersaadet’in eğlence dünyasında en büyük kapışma Türkçe müzik yapan yerler arasında yaşanıyor. Cenk Eren’in Piyasa’sının, Özgür Aras’ın Ablam’ının kapanması Şişhane Zilly ve Nişantaşı Sess’e yaramıştı. Antalya’da bile şube açmaları bu tek tabanca halin avantajı. Ama rakipsizlik uzun sürmedi, Ablam Hittpera oldu, yetmezmiş gibi burnunun dibine, eski X Large’ın yerine, Özgür Aras destekli Stelyo Pipis mekânı Chanta geldi. Yılların Maçkalısı Scotch, Kurtuluş’un kaşarlısı Aztek durduğu yerde duruyor ama Sess ve Zilly’ye asıl kötü haber Ghetto’dan: MLekânı satın alan Cafe Pi grubu buranın üst katını İstanbul’un en İzmirli Türkçe kulübü haline getirmeye hazırlanıyor, aybaşı itibariyle emrinize amâde.

NEREDE DANSEDECEĞİZ?

Üç gece kuşundan bu kışın en hararetli pistleri

-İstanbul Life Yayın Yönetmeni Senem Bal Ay
Nupera
Rehab
Hittpera
Sess
Nomads
-Blogger Hazal Yılmaz:
Koridor
Aztek
Babylon Lounge
Fosil
Kiki
-Gazeteci Esin Övet:
Ulus 29
Hittpera
Anjelique
Propaganda
Rehab

İndir dinle, ezberle söyle

NEYLE EĞLENECEĞİZ?

5 DJ’den 5 parça
-Tarık Koray: Joey Negro - Again (Giom Remix). Groovy havasıyla herkesi kımıldatacak bir dans şarkısı
-BeeGee: Pleasurekraft present Got A Feeling (Bonton Remix) Parçanın adı üstünde, iyi hissettiriyor, dans ettiriyor, sürekli playlist’imde, çıkacağa da benzemiyor.
-Oben Budak: Ben Pearce - What I Might Do. Tarzınız ne olursa olsun bu seksi erkek vokali daha gecenin başında sizi dansa çağırıyor
-Jakuza: Breach - Everything you never had (feat. Andreya Triana). 80’li yılların house parçalarına göz kırpan bu şarkı bu kış listemden çıkmaz
-Doğuş Çabakçor: Gotsome ft. The Get Along Gang - Bassline. Seksi sözleri ve vokalleri bu kış herkesin diline yapışacak.

NE İÇECEĞİZ?

Miksolog Ertan Engin
-Bu kışın içkisi bütün dünyada fenomen haline gelen balon bardakta cin-tonik.
-Votkacılar korkmayın! taze meyve kabukları, çay ve başka bitkilerle dinlendirilmiş votka da revaçta.
-Fantezi peşinde koşanlar bitter soslarla tatlandırılmış vaiski kokteylleri ve Prosecco ile yapılan ‘spritzer’ gibi karışımlarla serinleyebilir.
-Ama sezonun asıl süprizi meşe fıçılarda bekletilmiş romlar.

Anadolu’da neler oluyor,geceler sabaha nasıl bağlanıyor?

ANKARA
ANKARA: İstanbullu Sess hız kesmek bilmiyor; Ankara şubelerini de dün Hilton’un içine açtılar. (312. 457 40 00) Açıldığı günden beri popülerliğini kaybetmeyen Umami Reşit Galip Caddesi’nde. (538. 073 50 60) Sakarya’daki Passage Pub, gecenin ilerleyen saatlerinde doluyor, bir doldu mu boşalmıyor. (312. 433 9799). Filistin Caddesi’ndeki Munki’de gecede birden fazla DJ sahne alıyor. (544. 406 07 06) Tunus Caddesi’nin şu sıralar en popüler mekânı La Bebe. (312. 466 23 23) Şehrin şu sıralar en popüler restoranı Divan Oteli’nin içindeki Niki. Et sevenler için Nusr’et ve Günaydın rekabeti başkentte de aynı şiddette sürüyor. İran Caddesi’ndeki Mezzaluna artık bir klasik ama Papermoon’un yerine açılan La Gioia ona sıkı bir rakip oldu. (312. 426 44 88)

İZMİR
İZMİR: İzmir’de bu yıl Gazi Kadınlar Sokağı iyice hareketlendi; Tren, (232. 463 87 36) Öküz, Radyo, Jackson’s gibi popüler mekânların sayısı 20’yi geçti. Yemekle eğlence arasında ara mekan olarak Yüzde 100 Kafe ve Nicci Lounge rakipsiz gibi (232. 463 00 11). Geceyi ilerletmek isteyenlere en iyi kulüp alternatifleri 1888 ve House 44. Onların Türkçe alternatifiyse Antalya’dan sonra geçen ay İzmir’de de şube açan Sess. Kış gelmesine rağmen Alaçatı hız kesmiyor, haftasonları İyi Pizza (232. 716 07 35) ve Göz Lounge tıklım tıklım partilere ev sahipliği yapıyor. Bu arada İyi Pizza Göstepe’de şube, Alsancak’ta bar açmaya hazırlanıyor. Alaturka sevenlerin adresi belli: Geçen yıl açılan ama kıvamını bu yıl bulan Meyhane Sisim (232. 463 69 87 ) ile ona Alsancak’ta rakip gelen Bade Meyhane.

ANTALYA
Antalya’nın İstanbul’dan ‘apartma’ cemiyet hayatı Fener Caddesi ve Eski Lara Yolu’nda akmaya/sabahlamaya devam ediyor: The House Cafe Antalya, Kitchenette, Big Chefs, Mid Point, Dükkan Burger, Sushico, Northshield’s... Burayı Antalya’nın Bebek ve Teşvikiyesi olarak düşünebilirsiniz. Antalya’nın İstanbul’a hediye ettiği Jolly Joker Balans’a karşılık, İstanbul’dan bildiğiniz duyduğunuz hangi marka varsa Antalya sosyetesi de orada. Geceler mutlaka The House Cafe’de başlıyor. Önüne dizilen lüks arabaları bir görseniz... Yemek ve lounge ve yemek saatini atlattıktan sonra istikamet canlı müzik: Sess, Soho, Chapel, Cece, Ally, Black Live ya da Uzaklar. (The House Cafe: 242. 324 86 96, Kitchenette 242. 324 13 24, Chapel 242. 334 44 33)

Yerel takıl, global düşün glokal eğlen

- Gece hayatının hızla pahalılaşmasının yanına trafik ve otopark sorununu ekleyince artık kentsel eğlencenin yerini yerel/mahalle eğlencesi alıyor. Herkes muhitinde takılacak ya da takılmak istediği mekanların semtine taşınacak. (İşletmeci Emre Ergani)
- Yerelleşme trendi öyle bir hal aldı ki bu da şefleri biraz tembelleşmeye, dünya tekniklerini es geçmelerine neden oldu. Bu yıl yerelleşme trendi devam edecek tabii ama sanki artık üstüne bir kat daha çıkılması gerekiyor. (Şef Murat Bozok)

Tanımadan gitme bilmeden deneme

AKLINDA OLSUN
- Bebek Tektekçi’ye gittiğinde müzik olmadan çılgınca dans eden insanlar göreceksin, şaşırma. Bu syaz Alaçatı’da başlattıkları Silent Disco’yu İstanbul’a taşıdılar. Herkese kulaklık dağıtılıyor, müzik yayını oradan yapılıyor.

CEBİNDE OLSUN

- Where Chefs Eat: Aralarında Mehmet Gürs ve Şemsa Denizsel’in de bulunduğu dünyaca ünlü 400 şefin favori lokantaları, “Keşke ben açsaydım” dedikleri mekanlar, gurme adresler. Dünyanın dört bir yanından 2300 adres şık ve pratik bir şekilde kategorize edilmiş. (iPhone uyumlu, 26.99 TL)
- Parla’s Istanbul: Gazeteci Katie Parla’nın ikinci evi bellediği İstanbul’a dair tuttuğu blog’lar yetmedi, bir de uygulama çıkardı. Temiz tasarımı ve sıcak fotoğraf kullanımıyla İstanbul’un alternatif yeme içme sahnesine dair hazırlanmış en hoş rehberlerden. (iPhone/iPad uyumlu, 5.49 TL)
- İstanbul Eats: Ansel Mullins ve Yigal Schleifer’dan İstanbul’un arka sokak lezzetlerine dair nefis bir güzelleme. (iPhone/Android uyumlu, 8.99 TL)

X

Nükhet Duru-Ali Kocatepe polemiğinde nerede durmalıyız?

Besteci Ali Kocatepe’nin Nükhet Duru’nun yeni albümü “Hikâyesi Var”da kullandığı üç şarkıya izin vermemesi müzik dünyasının gündeminde. Kendi pozisyonuna göre her kafadan ayrı ses çıkıyor. Kimi yorumcuyu tutuyor, kimi besteciyi. Peki bu olaya biz sade dinleyiciler nasıl bakmalıyız?

Ali Kocatepe haklı:

“Uzun yıllardır emrivaki yaparak bitmiş işlerle karşıma çıkıyor. Şarkılarımla ilgili projelerini önceden paylaşması gerektiğini anlattım. Ama uyarılarımı dikkate almadı.”

Ama Nükhet Hanım, izin almadan da kimsenin şarkısı-bestesi kullanılmaz ki...

Siz belli ki projenin heyecanına kaptırmışsınız kendinizi, gerisini sonra dostlukla, tatlılıkla, işve-cilveyle hallederim diye düşünmüşsünüz.

Evet, hepsinde çok kuvvetlisiniz ama demek papaz her zaman pilav yemiyor.

Demet Akalın haklı:

“Nükhet Duru’nun belgeselini seyrediyorum şu an. Böyle sesler olmasa şarkıları büyük kitleler nasıl duyar bilemedim...”

Evet, şarkıda yorumcu çok önemli, Aynı parçayı bir kişiden çok sevip, bir başkasından itici bulabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Dizilerde neden pandemi yok?

Şimdi diyeceksiniz ki “İki güzel insanın kaşına gözüne, ağzına burnuna bakmak için seyrediyoruz, onu da maskeyle kapatma...”

İyi bir dizi izleyicisi sayılmam ama zapladıkça dikkatimi çekiyor, dizi senaryolarında ne maske var, ne salgın.

Sanki hayatımıza pandemi diye bir şey hiç uğramamış gibi.

Şimdi diyeceksiniz ki “Zaten hayatımız pandemi, bir de dizide bizi rahat bırak...”

Haklısınız. Ama ille de sıkıcı, üzücü olmak zorunda değil ki.

Şaka maka bir senede epeyce bir “pandemi külliyatı” birikti. Ben Gülse Birsel’den ümitliyim mesela.

Şimdi diyeceksiniz ki “İki güzel insanın kaşına gözüne, ağzına burnuna bakmak için seyrediyoruz, onu da maskeyle kapatma...”

Yahu bütün sahneler maskeli olsun demiyorum ki.

Yazının Devamını Oku

Telefonunu değiştir baby

İnanılır gibi değil... Haftanın en gülümseten haberi! Bu da oldu: Demet Akalın en sonunda bir başka sanatçı meslektaşının telefon marka/modeline karıştı.

Biliyorsunuz, Serenay Sarıkaya bir süredir Maldivler’de.

Masmavi plajlarda atmak ne kelime, fink sektiriyor. Bunları da sosyalden paylaşıyor.

Bence gayet güzel kareler. Zaten Maldivler’le Serenay bir araya gelir de ne kadar kötü olabilir ki?

Ama Demet Akalın fotoğrafların ışık, filtre, pürüzsüzlük/selülit ayarlarını beğenmemiş olacak ki buradan Maldivler’e ulaştırdı mesajını: “Telefonunu değiştir baby”...

“Kıtalararası teasing” mi dersiniz, “Demek benden daha çok kıskandı” mı dersiniz?

Ama “Karışmadığı bir o kalmıştı” diyeceksiniz, o kesin.

Haklısınız.

Ama kendi açısından Demet Akalın da haklı değil mi?

Yazının Devamını Oku

Gülmekle ağlamak arasında fark yok

İşte size bol “ama”lı bir ünlü: Yakışıklı ama ilişkilerde kendini başarısız buluyor. Her hayvanı seviyor ama hep köpeği olmuş. Her şeyi geceden planlıyor ama gamsızlara hayran. Tek başına da başkasının omuzunda da çok ağlamış ama... “İstersen senin omuzunda da ağlarım” diyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sahnenin ve ekranın sevilen yüzlerinden Serkan Altunorak.

◊ Hangisinden daha komik hatıralar var: Hacettepe Tiyatro mu Mimar Sinan mı?

- Hacettepe konservatuvar dönemlerimin bende yeri hep ayrıdır. 90’lar, Ankara, hayat bambaşka akıyordu şimdi dönüp bakınca o günleri gerçekten çok özlüyorum. Bugünlerle kıyaslayınca “Uzayda yaşıyormuşuz, haberimiz yokmuş” diyorum.

◊ Hayatınız bir film olsa kim yönetirdi: Ferhan Özpetek mi Wachowski kardeşler mi?

- Ferzan Özpetek beraber çalışma fırsatı yakaladığım çok sevdiğim ve değer verdiğim bir yönetmen. Onun bakış açısından kendi hayatımı izlemek çok zevkli olurdu. COVID-19 sonrası da Wachowski kardeşlerin ilgisini çekebilir. İkisine de hayır demem (gülüyor)...

◊ İmkânınız olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Muhsin Ertuğrul mu Afife Jale mi?

- Afife Jale.

◊ İlkinde 48 bin, ikincisinde 266 bin takipçiniz var. Twitter mı Instagram mı?

Yazının Devamını Oku

Bergüzar Korel’den “sözün bittiği yer”

Ünlü oyuncunun paylaştıkları, sanal zorbalığın nereye vardığına dair çığlık şeklini almış bir manifesto gibi. Kendisi gibi iletişimi kapatmak çare mi? Başka ne yapılabilir kimse bilmiyor.

“Birçok kişi yorum ve DM’lerim kapalı olduğu için eleştiride bulunuyor. Çünkü artık kötü sözün de, onu söyleyen kişinin de vahşi bir şekilde bana dokunmasını istemiyorum. Daha doğrusu o kişinin bana dokunduğunu sanmasına izin vermiyorum.”
Aslında Korel’in yaptığı tespit çok önemli:
Çünkü evinizin kapısı kilitli olsa bile kendinizi koruyamıyorsunuz. Saldırı size mülkiyet hakkını bile çiğneyerek ekranınızdan geliyor. Sanki dışarıda bağırıyor ama internette erişmek isteyen herkes görüyor sarf edilen o sözleri.
“Artık sadece içimden geleni, gözümün gördüğünü korkmadan, otosansür uygulamadan paylaşmak istiyorum. Söylenen her şeyi ciddiye alıp o insanı kazanmaya çalışmayı da bıraktım.”
Sosyal medya okuryazarlığı çok önemli. Ama işin diğer ucunda hassasiyetin de sonu yok. Kılık kıyafete kadar...
Söylenen her şeye çok ehemmiyet verdiğinizde olay ister istemez otosansür hali almaya başlıyor.
“İkinci yavruma hamileyken DM kutuma düşen bir mesaj: ‘Pi.in ve senin gebermen için her gün dua ediyorum.’ Başaracak gücüm yok artık. Bir yerlerde sanal zorbalığa uğrayan özellikle yaşı küçük kardeşlerim bu yazdıklarımı okuyorsa; bunun bir suç olduğunu bilin ve ailenizle paylaşın. Sessiz kalmayın!”

Yazının Devamını Oku

Bir tek manzara aynı kalmış

Türkiye’ye geldiklerinde ABD başkanlarının bile önünde poz vermek için seçtikleri manzaraya bakıyorum. Ortaköy’ün eski halinden tek tanıdık görüntü... Sabaha kadar asla bitmeyen trafik, lüks arabalar, her birinden yükselen müzik sesleri, inip yürümeye karar vermiş havalı tipler, mekânların kapısındaki kalabalıklar... Bugün hangisi, neredeydi hatırlaması güç.

Radisson Blu otelinin önündeki ışıklarda iniyorum araçtan. Ortaköy-Kuruçeşme istikametinde sürekli trafik yaratan ışıklarda yığılma yok, hatta boş.

Pandemi yetmezmiş gibi şehir son yılların en yoğun kar yağışını almış...

Bundan 30 sene önce, 90’ların başında bu ışıklara çok yakın bir yerde Flatline adlı gece kulübü vardı. Ağırlıkla kolej çocukları giderdi eğlenmeye, İstanbul’un en marjinal mekânlarından biriydi. Mad Madame gibi gruplar çıkardı. Kaan Tangöze ve arkadaşları gecelikle falan sahne alırdı. Şimdi ya şu dürümcü ya da parfümeri olan yerdeydi diye hatırlıyorum.

Hemen sağa sapınca bu kez Sis Bar’ın uğultusu karşılardı sizi. Özlem Tekin’li, Şebnem Ferah’lı Volvox grubu sahneye çıkardı. Müzik tarzları ve kitleleri birbirine bu kadar yakın olmasına rağmen neden iki mekânın müşterileri arasında o kadar sık kavga çıkardı, anlamak mümkün değil.

Hesaplamaya çalışıyorum, Hikmet Aksesuvar’ın yerinde falandı herhalde. Belki de şimdiki Oasis Bar’ın... ‘Şimdiki’ dediğime bakmayın, Oasis de bir yıldır kapalı.

Oasis’in yanında Arapça bir tabela... Neyse ki tam altında Türkçesi de yazıyor: Lazerle yazı yazıp resim yapabiliyorlarmış.

Karşısındaki PTT’nin sokağı, yani Sağlık Sokak’tan girerseniz solda Ortaköy Oteli’nin yakışıklı kafe, bar ve restoranı var. Çaprazı Laika Tiki Bar ve onun karşısı bir zamanların meşhur Ceneviz Kahvesi. Şehrin üçüncü nesil kahve macerası bu ince-uzun daracık kahvede başladı desek yalan olmaz.

Yazının Devamını Oku

Deniz Çakır’a nasıl karavan bulsak?

Türkiye’deki karavan kıtlığı sete de yansımış, karavan kapmaca oynanıyormuş. Bu sorun nasıl çözülür diye düşündüm. E belli ki yine camia içinden. Karavanı olan ünlüler kimlerdi?

Deniz Çakır yeni projesinin setinde kendine ayrılan karavanı küçük bulunca diğer iki rol arkadaşı Serkay Tütüncü ve İlayda Alişan’ın karavanına geçmiş/yerleşmiş/çökmüş.

Yapım ekibi de çıkaramıyormuş. Diğer iki oyuncu daha küçük olan karavana sığmaya çalışıyormuş.

Çünkü pandemi nedeniyle karavan kıtlığı yaşanıyormuş.

Bu çok lezzetli set kulisini Sinem Vural’dan okuduk dün.

Bu sorun nasıl çözülür diye düşündüm.

E belli ki yine camia içinden.

Şevval Sam

Yazının Devamını Oku

Aferin Işın, bir sen eksiktin!

Dünyanın medeni bir ülkesinde oryantal yapan sunucunun başına bu gelmez, işinden olmazdı. Herkes gülüp geçerdi. Hande Sarıoğlu kendi deyişinle biz erkeklerinin yarattığı “siyah”a hoş geldin. Merak etme; sana dünyayı dar eden o siyahlığın içinde kendimiz de varız. Bu arada Işın Karaca... Cuk oturdun, istersen baş köşeye geç.

Bayılırım dansöze, hele güzel dans edene.

Allah biliyor da vermiyor: İmkânım olsa salonun bir köşesini pist yaparım, uyuyayım, uyanayım, 7x24 oynasınlar orada. 

8+8+8 vardiyalı. Hepsi sigortalı...

Oryantal yaparken videosunu paylaşıp işinden olan spor spikeri Hande Sarıoğlu için çok üzüldüm bu yüzden. Sanatına saygımdan değil.

Videosunu izlediniz mi? Bence kötü dans ediyor. Tam yapacakken işi hafife alır bir havası var, Ahmet Hakan’ın dediği gibi, danstan ziyade “şebermeye” giriyor.

Üzüntüm hayat tarzına saygımdan.

Ne olacak yani: Kimi Gangnam dansı yapar, kimi oryantal, kimi rap...

İsteyen de koyar paylaşır, oyuncu Fırat Çelik’in yeğeniyle yaptığı disko şovlar karantinanın en karanlık günlerinde hepimizi mest etmedi mi?

Yazının Devamını Oku

En zor 14 Şubat geçmiş olsun

Kimse çaktırmıyor ama en zor Sevgililer Günü’nden birini yaşamışız. Karantinayı ilişkisi için avantaja çevirenler de var elbette ama çoğunluk ya ayrı düşmekten ya da çok dip dibe olmaktan şikâyetçi. Özel alan yetersizliği gibi sebeplerden 40 yıllık evlilikler bile çatırdamaya başlamış.

Nişantaşı’nda kameralara yakalanan Aleyna Tilki, “Sevgililer Günü’nü nasıl geçireceksiniz?” sorusuna “Ben ve ben olacağız” diye cevap verdi. N’apsın kızcağız? Sevgili bu, sorulunca cebinden çıkarıp gösteremezsin ki. Yoksa yok işte...
Bir Sevgililer Günü’nü daha atlattık, kurtulduk. İlişkisi olanlar, birini bulmuş olmanın verdiği “haklı bencillik”le sevgilisini ve mutluluğunu sergiledi, biz de elimizde telefon, kaydır kaydır seyrettik.
Yetmiyormuş gibi ideal çift seçmeleri yapıldı, Burak Özçivit-Fahriye Evcen’cilerle Kaan Yıldırım-Hadise’ciler ikiye bölünüp birbirine girdi. Elimde istatistik yok ama bu tür şeylerle uğraşanların çoğu da sevgilisi olmayanlardı bence.
Aynı gün Hürriyet Pazar’da Melis Çalapkulu’nun çok ilginç bir araştırması yer aldı.
Çalapkulu, çiftler ve uzmanlarla konuşarak “Pandemi ilişkilerimizi nasıl etkiledi?” sorusunun peşine düşmüş.
Kimse çaktırmıyor ama en zor 14 Şubat’lardan birini yaşamışız.
Karantinayı ilişkisi için avantaja çevirenler de var elbette ama çoğunluk ya ayrı düşmekten ya da çok dip dibe olmaktan şikâyetçi.

Yazının Devamını Oku

Çirkinlik insanı geliştirir

Leman Kültür’deki stand up gösterilerinin namı kulaktan kulağa yayılırken “1 Erkek 1 Kadın” dizisinin senaristi olduğunu öğrendik. Ama asıl patlamasını YouTube’daki “Konuşanlar” adlı talk show’uyla yaptı; pandemi günlerinin neşesi oldu; “yeni Cem Yılmaz” olarak anılmaya başladı. Şimdi yoluna Exxen platformunda devam ediyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sevilen komedyen Hasan Can Kaya.

◊ Sahne almak mı senaryo yazmak mı?
- Dönem dönem değişiyor... Ne yazdığıma veya ne sahnelediğime bağlı. Ama genel olarak sahne almak.
◊ Canlı seyirci mi canlı yayın mı?
- Kesinlikle canlı seyirci! Direkt performans testi...
◊ Evdeki haliniz: YouTube-Instagram-telefon mu, pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-terlik-bilgisayar. Çünkü evde durduğum bütün vaktim senaryo yazarak geçiyor neredeyse.
◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

Yazının Devamını Oku

Emina Jahovic’in ne acelesi varmış anlamadım

Emina Jahovic, nafaka alamadığı eski eşi Mustafa Sandal’ın evine ve ofisine haciz yollamış. Hesaplarına da tedbir koydurmuş. Tabii ki hukuki hakkı. Hele de söz konusu olan “çocukların nafakası” gibi hassas bir meseleyse... Ama içinde bulunduğumuz salgın koşullarında iki ay nedir ki? İki yetişkin insan kafa kafaya verip bu meseleyi çözememişler mi?

10 yıllık evliliklerini iki yıl önce bitirmiş ama “dostça” ayrılmışlardı.

Bu ayrılık sonucunda Jahovic’e ülkesi Sırbistan’da bir ev alınmış, kendisine ve oğullarına da 25 bin lira nafaka bağlanmıştı.

“Düzgün boşanabilen” nadir çiftlerdendiler.

Jahovic eski eşi için “Ben evliliğimde kötü bir tecrübe yaşamadım, sadece ayrıldım” diyordu.

Üstelik işleri de iyi gidiyordu. Daha yeni, “Yaemina Beauty” adında bir kozmetik markası çıkarmıştı Sırp şarkıcı.

Ama Mustafa Sandal cephesinde her şey o kadar parlak yürümüyordu.

Müziğe uzun süre uzak kalmıştı. Tam Zeynep Bastık’la yaptığı “Mod” düeti falan derken işler açılacaktı...

Herkes gibi onun da omzuna pandemi çöktü. Konserler iptal, mekânlar kapalı derken müzisyenler en olumsuz etkilenen gruplardan biri.

Yazının Devamını Oku

Tünel’e doğru birkaç insan göreceksin; şaşırma...

Onlarca kafe, bar, sahne, meyhane... 10 sene öncesi daha iyiydi ama daha geçen yıla kadar hâlâ kent nabzının attığı, müziğin kahkahaya karıştığı canlı bir bölgeydi Asmalımescit ve onun birbirini kesen dört-beş sokağı. Semtin pandemideki ve hafızalarımızdaki halleri arasında hızlı bir tura var mısınız?

Arabadan Şişhane’deki The Marmara Oteli’nin önünde iniyorum. Günün ve gecenin her saati bir tıkanıklık olan bu küçük meydan bomboş. Eskiden sağ tarafta Pera Taksi’nin sıra sıra arabaları dizilmiş olurdu. Şimdi altı-yedi araç ya var ya yok. 

Fakat taksi parkının hemen yanındaki Pera Palas her zamanki gibi ışıl ışıl. Zaten işgal günlerinde bile sönmemişti ışıkları...

Niyetim, Oteller Sokak’tan Asmalımescit Caddesi’ne bağlanmak. Solda, Balyoz Sokak’ın bir köşesinde Art On İstanbul sanat galerisi var. O da Pera Palas gibi ışıl ışıl ama meydan gibi bomboş. Karşısı The Junction Pub. Otel içinde olduğu için açık. Masalarda tek tük turistler...

Oteller Sokak’taki börekçi-tostçu-pideci faal. Eksik olan, sokağın bitimindeki Ece Bar ve hemen karşısındaki Koridor kulüpten gelen neşeli uğultu. Koridor’un kaldırımındaki smirting’çilerin kahkahaları, karşısındaki Ece’nin masalarından yükselen müdavim kahkahalarına karışırdı. Şimdi sanki hiç açılmamışlar, hiç var olmamışlar, o sohbetler, o geceler hiç yaşanmamış gibi. Zurna-darbuka çalıp para isteyen Romanlardan da eser yok.

Kıyamet filmi gibi

Koridor’un kapısında bir afiş... Bir ucu kopmuş, rüzgârda sallanıyor. Aslında bir bilgilendirme broşürü: ‘Virüs Riskine Karşı 14 Kural’. Kıyamet filmlerinde eski bir gazete uçuşur, manşeti ‘Zombi İstilası’ falan olur ya... Onun gibi.

Yazının Devamını Oku

Hande Erçel gülüp geçmeli

Hande Erçel fotoğrafını paylaşıp altına “bazlama surat” yazan sosyal medya fenomeni Lütfü Alp Kılınç’a açtığı ilk davayı kazandı. Manevi tazminat davası 25 Şubat’ta.

Mahkeme “bazlama” benzetmesini hakaret olarak kabul etti.

Hande Erçel’in bu işin böyle hukuki olarak peşine düşmesinin en başından beri yanlış olduğunu düşünüyorum.

Çünkü “bazlama” lafından bu kadar rahatsızsa bile davalarla konuyu gündemde tutuyor, her seferinde tekrar yazılıp çizilmesine neden oluyor.

Baksanıza ben bile şu son yazıda üç kere “bazlama” demişim.

İkincisi ve daha önemlisi, biraz nasıl desem... Dışarıdan özgüven eksikliği gibi görünüyor.

Sen ekranların tescilli güzelisin. Adın, Türkiye’nin en yakışıklı jönlerinden biriyle anılıyor. Markaların yüzü oluyorsun...

Böyle bir şeye bu kadar takılıp kalmak yerine gülüp geçebilir, hatta yüzyılımızın iletişim kurallarına daha uygun şekilde, durumla dalga bile geçebilirdin.

Ben olsam #bazlama1, #bazlama2 diye en güzel fotoğraflarımı koyduğum bir seri bile yapabilirdim.

Yazının Devamını Oku

Et sevenle sevmeyenin veganlığı bir mi?

Keşke veganlık bamya, pırasa, karnabahar yemeyerek olsaydı mesela. Bekara boşanmak kolay, en başa beni yazın derdim. Ama biz etoburlar, et yemedikçe doyduğunu hissetmeyenler için mesele iki misli çetrefil.

Zülal Kalkandelen Cumhuriyet’teki köşesinde geçen hafta yazdığım vegan kasap yazıma değinmiş; “Vegan kasap, vegan döner, vegan sucuk demeye ne gerek var, veganlar neden etobur terminolojisini yeniden üretiyor?” diye sorduğum bazı soruları “kafa karışıklığı” olarak nitelendirmiş.

Olabilir, bu konuda kafamız çok karışık, kimse kusura bakmasın ama bir süre de öyle olmaya devam edecek.

Çünkü veganlık biz etoburların önüne baş etmemiz gereken ciddi hayat duruşu sorgulaması getiriyor.

Hele de doğaya saygılı ve hayvansever bireylersek...

Hem kuzuyu seveceksin hem pirzolasını...

Olacak iş mi?

Hem Yulin’de köpek yeme festivali düzenliyorlar diye Çinlilere kızacaksın hem kendin her hafta sonu mangal yapacaksın... İnsanın kendine izah etmesi zor.

Hem “

Yazının Devamını Oku

Omurilik elmacığı

Bak bunları tıp fakültelerinde falan okutmazlar, iyi dinle. Soğan, beynin sol lobunda yer alır, içinde bir de cücüğü vardır. Bu cücük erkeklerde daha küçük olduğu için “erkekler ağlamaz”. Elmacık ise kendini koruma içgüdüsünden sorumlu.

"Kim Milyoner Olmak İster” yarışmasında programa joker olarak bağlanan bir doktorun omurilik soğanıyla ilgili basit soruyu bilememesi üzerine başlayan tartışma devam ediyor.

Neden tartışma?

Çünkü mesela Ahmet dün, Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözüne gönderme yaparak, “Gel de kendini emanet et” diye yazdı.

Buna mukabil karşı blokta doktora yüklenilmemesi gerektiğini, bu tür “halk terimlerinin” tıp eğitiminde yeri olmadığını savunan meslektaşları var.

Konu bu kadar dallanıp budaklanınca genel halk sağlığı açısından bazı “ilmi” verileri açıklamak, kitleleri “aydınlatmak” tıbbi bir zorunluluk oldu.

Arkadaşlar kafamızın içinde hem soğan hem de sarımsak var.

İkisi de mevcut.

Soğan, duygularımızdan sorumlu.

Yazının Devamını Oku

Burcumun oburluğundan şikayetçiyim! Hep beş kilo fazlam var

Sosyal medyada onu yüzbinler takip ediyor; yapacakları işlerde, alacakları kararlarda tavsiyelerine kulak veriyor. Bütün bu mesajları derli toplu olarak da hafta sonları Hürriyet okurlarıyla paylaşıyor. Astrolog Dinçer Güner’i bu kez biz “danışan koltuğu”na oturttuk, ikilemli sorularla kendi kendisini analiz ettirdik.

◊ Bir astrolog için en merak ettiğim sorudan başlayayım: Zaman makinesi icat ettiniz nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?

- Vallahi yaptığım iş icabı sürekli geçmişle gelecek arasında mekik dokuyorum zaten. Geçmişte meydana gelmiş olaylardan istatistiki veri yaratıp gelecekte ne olacağını tahmin etmeye çalıştığım için enteresan bir soru oldu. Ama bu soruya gelecek cevabını veririm zira uzaya yolculuğu çok merak ediyorum.

◊ Hayatınız bir film olsa: “Nostradamus” mu olurdu “Geleceğe Dönüş” mü?

- Nostradamus’u “Geleceğe Dönüş”te oynatsak olmaz mı?

◊ Müzede görevlisiniz, yangında ilk hangisini kurtarırsınız: Mısır astrolojisi mi Fransız edebiyatı rafını mı?

Yazının Devamını Oku

Burcu Biricik’in yaptığı 4 faul

Cihangir’deki bir mekanda arkadaşlarıyla bir araya gelen oyuncu Burcu Biricik “Hepimiz test yaptırdık, negatif olduğu için gönül rahatlığıyla buluştuk” dedi. Ne masum bir cümle, değil mi? Ama öyle değil.

CİHANGİR MEKANLARI
Herkes orada görüntüleniyor, “birkaç saat sonra mekandan ayrıldı” bilgisiyle veriliyor. Herkese yasak varken müşteri ağırlayabilen bu yerler nereleri? İsim zikredip hedef göstermek yanlış. Ama kabaca sistem şöyle işliyor: Paket servis serbest. Mekana güya sipariş vermek için gidiyorsunuz, paketiniz hazırlanana kadar “bekliyor” görünüyorsunuz. Hani eski normalde kebabınız hazırlanırken size çay-kahve ikram edilirdi. Yahut beklerken önünüze küçük ikramlar koyarlardı... O kontenjandan görünüyorsunuz. Soran olursa: “Oturmalı müşteri değilim, paket yaptırmaya geldim, o sırada önüme ikramlar koydular...”Biz de çok sıkıldık salgın önlemlerinden ama böyle şey olmaz. Madem eşitlik var, o zaman pandemide de eşitlik, önlemde de eşitlik!
NEGATİF TESTLER
“Testlerimiz negatif çıkınca gönül rahatlığıyla buluştuk” diyor ya Burcu Biricik.. Afiyetinin yerinde olmasına çok sevindim ama bir şeyi yanlış anlamış: Bizim derdimiz onun ve arkadaşlarının sağlığı değil ki. Zaten Şeyma Subaşı’nın, Şevval Şahin’in yalı partilerinde de kendileri için korkmamıştık. Bize ne? İsteyen kendini korur, isteyen korona olur. Sadece kurallara uyulmaması yüzünden biz uyanların da karantina süresi uzuyor, önlemler sertleşiyor.

AŞI OLANLAR İPLERİ KOPARACAK MI?
Testi negatif çıkan Burcu Biricik gibi, aşı olup kendini sağlama alanlar da kuralları çiğnemeye böyle kalkmaz inşallah. Çünkü kendileri için risk oluşturmasa bile taşıyıcılıklarının devam edip etmediği hâlâ belli değil. Mesela ben: Nedense en başından beri koronayı ayakta atlatanlardan olacağıma inanıyorum. Cahil cesareti işte... Ama yine de aylarca evlerine kapatılan 65 üstü yaşlıları düşününce çok utanıyorum, önlemleri harfiyen yerine getiriyorum. Çünkü o yaşlılardan bizim evde de iki tane var.

NE FARK EDER Kİ?

Yazının Devamını Oku

Aldatılmanın formülü

“Aldatılan kadın kendini suçlamasın” diyen Melis Sezen kuyuma bir taş attı, çıkaramıyorum. Çünkü kuyumcu titizliğiyle ele alınması gereken çok boyutlu bir konu bu aldatma meselesi.

Sadakatsiz”de evli bir erkekle aşk yaşayan “Derin” karakterini canlandıran Melis Sezen, “Aldatılan kadın asla kendini suçlamamalı” dedi. Her zaman ilgi çekecek, aldatılan/aldatılmayan, aldatıldığından şüphelenen, kadın/erkek herkesin pürdikkat kesildiği bir konu. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle.

Hatta aldatma/aldatılma hikayelerinin anlatıldığı bir program bile var, ara sıra denk geldiğim.

Yurtdışından hikayeler ama konu evrensel olduğu için orada birinin başından geçen bir detayı (mesela telefonda bir erkek ismi kayıtlı. Ama arayınca karşınıza bir kadın çıkıyor) kendi hayatınıza uyarlıyorsunuz.

İnsanı bütün aşk geçmişinden şüpheye düşürebilecek kadar paranoid.

Kuyumcu titizliğiyle ele alınması gereken, çok boyutlu bir konu aldatma meselesi.

Bir kere daha en baştan şöyle bir matematiksel abukluk var...

Türkiye’deki erkeklere sorsanız yüzde 99.99’u çapkın.

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz neden keyifli

Serenay Sarıkaya ile barışıp barışmadıkları sorulan Cem Yılmaz, “Barışmadık, küsmedik ki barışalım” cevabını verdi. Bu üç kelimede hayatla eğlenen çok zekice bir örgü var. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Gelin bunu biraz masaya yatıralım.

Biliyorsunuz Cem Yılmaz gazetecilerle bomba espriler patlatmayı, ayaküstü sohbet etmeyi, televizyon kanallarında bütün hafta döndüre döndüre yayınlanacak demeçler vermeyi, bomba espriler patlatmayı çok severdi eskiden.

Rahatsız olabileceği bir şey olsa bile topu gayet güzel çevirip gazetecilerin sahasına geri zekice gönderirdi.

Bunu yaparken kendisi neşelenir, toplumun geri kalanını da gülmekten kırıp geçirirdi.

Son birkaç yıldır nedense daha asık suratlı, daha giderli böyle iklimlerde.

Belki “maraba televole” yaşları geçtiğinden, belki de şu son dönemde tadımızdan, tuzumuzdan çok kaybettiğimiz için.

Fakat bu değişiyor olabilir mi?

En son Etiler’de bir klinikten çıkarken görüntülendi. Fizik tedavi için geldiğini söyledi.

Fakat

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya nöbeti

Facebook, Twitter, Instagram, TikTok, şimdi de Clubhouse... Hiç merak etmeyin, devamı da gelir. Yandık... Sabah kalkıp acaba hangisinde ne var diye taramak bile başlı başına bir mesai. Hadi bugün nöbeti ben alayım.

Clubhouse’un tehlikeli/heyecanlı yanı

Siz tam çözebildiniz mi, bilmiyorum. Ben hâlâ anlamaya çalışıyorum yeni sosyal medya mecrası Clubhouse’u.

Ama şurası kesin bilgi: Televizyondan, gazeteden tanıdığımız, bildiğimiz kim varsa orada. Açılan odalarda/gruplarda gece sabahlara kadar car car konuşuyorlar.

İşin tehlikeli mi dersiniz, heyecanlı mı dersiniz kısmı da o zaten.

Çünkü Instagram’a fotoğraf koymak ya da Twitter’da parlak bir cümle paylaşmakla serbest konuşmak arasında fark var.

Her babayiğidin tökezlemeden götürebileceği iş değil yani. Nitekim ilk kaza geçen gece yaşandı. 

Clubhouse’daki “Kulis ve Ötesi” grubunda Fırat Çelik’in Enis Arıkan’a takılıp yaptığı bir şaka, ifşa mıdır değil midir diye tartışılıyor başka platformlarda.

Tarkan TikTok’çu mu oldu?

Yazının Devamını Oku