GeriAhmet HAKAN İskilipli Atıf Hoca ve iki torundan mektup
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İskilipli Atıf Hoca ve iki torundan mektup

TORUNLARDAN biri İskilipli Atıf Hoca’nın torunu...

Diğeri ise İskilipli’yi idama götüren “Kel Ali” lakaplı yargıç Ali Çetinkaya’nın torunu...
İkisi de mektup yazmışlar bana, dedelerini savunuyorlar.
* * *
İskilipli’nin torunu Ahmet Faruk İmal şöyle diyor mektubunda:
“Bundan sonra hâlâ ‘İskilipli vatan hainidir, şapka meselesi değil milli mücadeleye karşı çıktığı için asılmıştır’ diyenleri hoşgörü ile karşılamayacağız, gözlerinin içine artık elimizde olan Ankara İstiklal Mahkemesi zabıtlarını sokacağız. İade-i itibar için elimizden gelen mücadeleyi yapacağız. Ama bunu sadece dedemiz için değil bütün mazlumlar için yapacağız”.
* * *
Ali Çetinkaya’nın torunu Anayasa Mahkemesi üyeliğinden tanıdığımız Osman Paksüt de şöyle diyor mektubunda:
“Atıf Hoca şapka hakkındaki kitabından beraat etmiştir. Başında olduğu Teali İslam Cemiyeti adına hazırlattığı beyannameleri Yunan uçaklarıyla cephe gerisine attırması ve böylece kurtuluş savaşında bu milletin çektiği çilelerin, verdiği kayıpların katlanmasına neden olduğu davranışlardan dolayı yargılanıp idam edilmiştir. Benim bildiğim budur”.
* * *
Şu iki mektup arasındaki muazzam çelişki bile İskilipli Atıf Hoca dosyasının açılması gerektiğini ortaya koymuyor mu?
Ben dosyayı açıp “hangi dedenin haklı olduğu” sorusuna yanıt aramaya başladım bile...
Elde ettiğim sonuçları sizlerle paylaşacağım.

Veto ettin iyi ettin de

-  Tamam, kişiye özel yasa çıkarılmaz.
-  Tamam, maç oynanırken kural değiştirilmez.
-  Tamam, Cumhurbaşkanımız kahramandır.
-  Tamam, Şamil hariç bütün Meclis uyumuştur.
-  Tamam, veto ile şike çetesine geçit verilmemiştir.
Kısacası...
Veto pek süper olmuştur.
Vicdanlara sığmayan bir yasa tasarısı, Köşk’ün vicdanına toslamıştır.
* * *
Tamam, tamam da...
Veto ile birlikte ortaya çıkan ve vicdanlara sığmayan şu durumlar ne olacak:
-  Mesela en baştan kötü, adaletsiz ve ölçüsüz hazırlanmış o yasa ne olacak?
-  Mesela ölçüsüz cezalar meselesi ne olacak?
-  Mesela “Futbolda şike” gibi bazı Batı ülkelerinde yargıya bile taşınmayan bir suça getirilen kabul edilemez ağırlıktaki cezalar ne olacak?
-  Mesela her şike için ayrı ceza öngörülerek cezaların yüz yılı bulması meselesi ne olacak?
-  Mesela suçlu oldukları henüz belli olmayan insanların aylardır tutuklu olması sorunu ne olacak?
Söyler misiniz? Bu adaletsizlikler nereye toslayacak?

Başbakan kim olur,  Köşk’e kim çıkar?

TAHA Akyol dünkü yazısında AK Partili bir dostundan işittiklerini yazdı.
Buna göre:
-  Tayyip Erdoğan 2014’te halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilirmiş.
-  Yasal zorunluluk gereği Bülent Arınç başbakanlığı geçici olarak yürütürmüş.
-  Kısa bir süre sonra da Abdullah Gül başbakan olurmuş.
Bu öngörüye pek katılmıyorum.
Nedenini anlatayım:
* * *
Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’na aday olmadı, yerine Abdullah Gül’ü gösterdi.
O gün bugündür ne denli isabetli bir karar verdiğini fark ediyordur.
Şöyle ki: Ahmet Necdet Sezer’in muhalif duruşu nedeniyle Çankaya Köşkü büyük önem arz ediyordu.
Ancak Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasıyla birlikte Çankaya bir dikkat merkezi olmaktan çıktı.
Büyüsünü yitirdi. Önemini de.
Bütün dikkatler Başbakan Erdoğan’a yöneldi. Erdoğan, Sezer dönemine oranla çok daha güçlü bir başbakan haline geldi.
* * *
Erdoğan 2014’te Çankaya’ya çıkacak mı?
Tabii ki çıkacak.
Ama bu kez Çankaya’yı bir “dikkat merkezi” haline dönüştürerek...
Yani başbakanlık görevini “güçlü” ve “bağımsız hareket etme potansiyeli taşıyan” birine bırakmayarak...
Bu nedenle 2014’te başbakanlık için mesela Binali Yıldırım’ın şansı, Abdullah Gül’den daha fazla... En azından Tayyip Erdoğan bu yönde çabalayacaktır.

Fakat Şamil

DÜN yazdığım “Kahraman Cumhurbaşkanı Tekerine Çomak Sokuyorum” başlıklı yazım üzerine...
AK Parti’nin güzide mebusu Şamil Tayyar kardeşim, televizyondan seslenmiş:
“Bu işler Nişantaşı kafelerinden anlaşılmaz. Ahmet Hakan Nişantaşı kafelerinden yazıyor”.
* * *
Doğrudur...
Ben yazılarımı Nişantaşı’ndan yazarım. Bu nedenle de olaylara hep biraz Fransız kalırım.
Ve fakat... Bu olayda durum biraz farklı... Çünkü ben söz konusu o yazıyı Bağcılar’da sarı boyalı caminin hemen yanındaki Merkez Kıraathanesi’nde kaleme almıştım.
Ne dersin Şamil?
Yoksa pişkinliğe vurup “seni Bağcılar bile kurtarmaz” falan mı dersin?

Gammazlama meselesi

EKREM Dumanlı yazıyor:
“AK Parti’yi, ‘cemaat’i, Tayyip Erdoğan’ı, Fethullah Gülen’i sürekli dış dünyaya gammazlıyorlar. Bunu gazetecilik adına yapıyorlar, güya... Dünya standartlarında yayıncılık yaptığı sanılan gazete ve dergiler de ‘karşıt görüş’ olmaksızın bu kara propagandaya teslim olup uluslararası lobicilerin dümen suyunda çırpınıp duruyorlar”.
* * *
Bana o kadar tanıdık geldi ki bu satırlar.
28 Şubat günlerine götürdü beni...
O dönemde Refah Partisi’nin başına gelenler ya da bir şiir okudu diye Erdoğan’ın başına gelenler Amerika’da ve Avrupa’da anlatılırdı.
Batılı yayın organlarına demeçler verilirdi.
Paneller kovalanırdı, düşünce kuruluşlarına falan gidilirdi.
Türkiye’deki “antidemokratik gelişmeler” anlatılır, Ekrem Dumanlı’nın tabiriyle “gammazlama” yapılırdı.
O zaman devletin ve hükümetin yanında hizalanan medya organları da bu faaliyetleri, tıpkı bugün Ekrem Dumanlı’nın yaptığı gibi, “gammazlama” olarak nitelerlerdi.
Ekrem Dumanlı gitsin Abdullah Gül’e sorsun, “Geçmişte size ‘Türkiye’yi gammazlıyor’ suçlaması yapıldı mı?” diye...
Gül, kendisine bir sürü öykü anlatacaktır.
* * *
Ben artık “eskiden onlar yapıyordu / şimdi bunlar yapıyor” yazıları yazmaktan bıktım...
Fakat gelin görün ki...
Eskiden yapılanların aynısını bugün yapanlar ne yazık ki yapıp ettiklerinden bıkmadılar, bıkmıyorlar.

X

Selvi Hanım’ın acı kahkahaları

Armağan Çağlayan, muhteşem bir söyleşi yapmış CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’yla...

Baştan sona izledim röportajı. Hiç sıkılmadan. Sorular, cevaplar... Hepsi gayet iyiydi.

*

Selvi Hanım’la ilgili saptamalarım şöyle:

*

Çok hakiki bir insan. Yapmacıklığa asla prim vermiyor. Eşinin her söylediğine katılmadığını söyleyecek denli özgüvenli... Hiç politika yapmıyor. Gayet dobra. Gayet doğrudan konuşuyor. “Hazır röportaj veriyoruz, araya bir iki siyasal mesaj sıkıştırmak gerekir” falan demeye tenezzül etmiyor.

*

Röportajda en ilgimi çeken bölüme gelince...

*

Yazının Devamını Oku

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel parkı: Nakkaştepe Millet Bahçesi

Üsküdar Belediyesi’nin yaptığı Nakkaştepe Millet Bahçesi’ni gezip gördüm. İzlenimlerimi yazıyorum:

- “Boğaz’a nazır” diye bir tabir var ya... İşte bu tabir, bu parka cuk oturuyor. Yok böyle Boğaz manzarası! Birinci köprü ayaklarınızın altında. Üç köprüyü bir anda görebiliyorsunuz. Ufuk alabildiğine açık. Yeşil ile mavinin harikulade uyumu.



*

- Tamam, manzara güzel! Ama bu parkı, en güzel yapan sadece manzarası değil. Parkın tasarımı çok zarif. Her şey çok kararında. Mimarisi çok iyi planlanmış. Hiçbir şey abartılmamış. Hiçbir şey es geçilmemiş.

*

Yazının Devamını Oku

Seçim sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız

Bir cisim yaklaşıyor ama yaklaşan cisim, erken seçim değil.

Yaklaşan cisim şudur:

*

Erken seçim kampanyası.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, startı verdi:

Seçim kampanyası başladı.

*

Genelde seçime üç beş ay kala girdiğimiz

Yazının Devamını Oku

“Adayımız Kılıçdaroğlu” çıkışının asıl maksadı ne olabilir?

*

BİRİNCİ İHTİMAL

AK Parti’nin “Madem rakibimiz Kemal Kılıçdaroğlu, o halde hiç çalışmamıza gerek yok” diyerek rehavete sürüklenmesini istiyor olabilirler.

İKİNCİ İHTİMAL

CHP Genel Başkanlığı koltuğu, Cumhurbaşkanlığı koltuğundan bile daha tatlı olduğu için hamlelerini buna göre ayarlıyor olabilirler.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, “Belediye başkanısın, belediye başkanı kalacaksın” mesajı vermeye çalışıyor olabilirler.

DÖRDÜNCÜ İHTİMAL

Yazının Devamını Oku

Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü

Zülfü Livaneli’ye göre...

- Ecevit solcu değil.

- Erdal İnönü solcu değil.

- İsmet Paşa zaten solcu değil.

- Atatürk’ün solla alakası yok.

*

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki...

Sanırsın ki...

Kendisi

Yazının Devamını Oku

Alpay Özalan’ın Kızılderili kitabı

Alpay Özalan, bir Kızılderili kitabı yazmış.

Bazıları kafa buluyor.

“Amerikan tarihçisi Ordinaryüs Profesör Alpay, Amerikan tarihi hakkında kitap yazmış” falan diye.

*

Tarih kitabı yazmak için ille de ordinaryüs falan olmaya gerek yok.

İsteyen yazar. Amatörce.


Yazının Devamını Oku

Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz

ABD’de “WASP” diye bir sınıfsal niteleme var.

Yani... Beyaz, Anglosakson, Protestan.

*

Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.

*

ABD’de ne varsa ille bizde de olacak ya...

Bu tanımlamanın bir benzerini bize de uyarlamışlar.

“Türk, Sünni, beyaz”

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal, ‘Ben Kürtleri, Alevileri sevmem’ dedi mi?

Zülfü Livaneli’nin İrfan Aktan’a verdiği röportajı okudum.

 

Genel yorumum şudur:

*

Çok önemli tespitler var röportajda. Özellikle Erdal İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’la ilgili saptamaları ilginç. Çok yararlı, çok etkileyici bir röportaj. Bulup okumanızı tavsiye ederim.

*

Ve fakat Zülfü Livaneli’nin röportajdaki bir sözüne takılmadan da edemedim.

Yazının Devamını Oku

Benim Kartal Tibet’im

Kimine göre Kartal Tibet...

“Atıl kurt” diyen Tarkan’dır.

*

Kimine göre Kartal Tibet...



“Çalıkuşu” filmindeki

Yazının Devamını Oku

Halkımızın onuru: Somalı İsmail Abi

Yer: Soma’da bir kafe...

65 yaşındaki İsmail Abimiz, bir kadın arkadaşıyla kafede oturuyor.

*

Aynı kafede...

İsmail Abi’nin oturduğu masanın biraz ilerisindeki masada...

Adamın biri, bir kadına saldırıyor.

*

Masadaki su bardağını kadının başında kırmalar...

Elindeki bıçakla kadına saldırmalar...

Yazının Devamını Oku