GeriSeyahat İnsanı gibi şıklığı ve gösterişi seven kent
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İnsanı gibi şıklığı ve gösterişi seven kent

İnsanı gibi şıklığı ve gösterişi seven kent

Her halinden belli. Zengin bir kent. Er geç karşınıza gecekonduların çıkacağını sanıyorsunuz ama sonra buralarda yaşayanların ‘’Gecekondu Önleme Bölgesi’’ndeki arsalara taşındıklarını öğreniyorsunuz. Kent, insanı gibi şıklığı ve gösterişi seviyor. Büyük dükkanlar, yüksek apartmanlar, geceleri ışıl ışıl parlayan bulvarlar, binlerce kişi alan restoranlar...İnsanlar alıyor, satıyor, tüketiyor, para dönüyor. Kayserili öylesine refah içinde ki sanki hiçbir şey onları sarsamaz. Kentin kalbi Cumhuriyet Meydanı. Burası, Atatürk heykeli, 1919 tarihli Saat Kulesi ve Hilton Oteli’nin bulunduğu meydan. Kentin tarihi yapıları da bu civarda ve hoş olan hálá günlük yaşamda kullanılıyor olmaları. Kayseri Kalesi’nin siyah volkanik taştan surları, kent merkezinde hemen dikkat çekiyor. Burası şehri gezmeye başlamak için doğru bir nokta, çünkü kent yaşamı bu civarda en canlı halinde. Surlar, önce 3. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş, 6. yüzyılda ise daraltılmış ve onarılmış. Kayseri kurulduğunda yapılan surların, birbirinden uzak tepeleri, bahçeleri ve mezarlıkları çevirdiği ancak evler suriçini dolduramadığından, Bizans İmparatoru Justinian’ın şehri daha iyi koruyabilmek için, surları daralttığı biliniyor. Genel kanı, bugün görülen surların, Bizans devrinden kalma olduğu. Kale iki bölümden oluşuyor. Dış sur ve burçlardan meydana gelen ve geniş bir koruma alanı sağlayan Dışkale ve günümüzde dahi başlı başına bir kale gibi duran, çarpıcı bir yapı tekniği gösteren İçkale... Güneydoğu kapısının üzerindeki duvarın sağında ve solunda, Selçuklu eserlerinin tipik bir örneği olan taştan iki aslan var. Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı döneminde onarılmış olan İçkale, bugün işportacıların ve dükkanların olduğu bir alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. Kayseri halkının alışveriş ettiği İçkale, turistik açıdan çok keyifli bir yer değil ancak merkezdeki canlı yerlerden. Ünlü pastırmacılar da İçkale’nin sonradan Cumhuriyet Meydanı’na açılan kapısının yakınında. Sur duvarları boyunca da kartpostal satıcıları ve ayakkabı boyacıları var. KERVAN YOLU KAVŞAĞIKalenin hemen doğusunda ve şehri çevreleyen surların dışında bulunan Hunat Hatun Camii ve Külliyesi, kentin önemli sosyal alanlarından biri. Cami ibadete açık ve medresede küçük dükkanlar bulunuyor. Ayrıca külliyenin parçaları olarak türbe ve hamam da var. Burası, Selçuklular’ın Anadolu’da ilk kurduğu külliye olmasından dolayı önemli. 1238’de Selçuklu hükümdarı I.Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılmış. Özellikle medresesi, Anadolu’daki Selçuklu mimarisinin en iyi örneklerinden biri. Merkezde, Cumhuriyet Meydanı’nda, 1268’de Selçuklu veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından çeşmesiyle birlikte yaptırılan Sahabiye Medresesi’nin en ilginç yanı, Selçuklu taş işçiliğinin güzel bir örneği olan ön yüzü ve yanlarındaki dörtgen kaideli silindirik gövdeli köşe kuleleri. Avluya bakan medrese odaları, işyerleri olarak kullanılıyor. Medreseden Belediye Parkı’na doğru yürüyünce Mimar Sinan’ın Kurşunlu Camii solunuzda kalır. 1585 yılına ait caminin, mermer işçiliği göze çarpan minberi, mihrabı ve kürsü yeri orijinal. Caminin hemen karşısındaki Mimar Sinan Parkı’nın içindeki Selçuklu devrine ait kompleks Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi (Şifaiye ve Gıyasiye Medresesi, Pazartesi ve Salı hariç her gün, 08:00-12:30 ve 13:30- 17:00 arası açık). 13. yüzyılda Kayseri, kervan yollarının kesiştiği bir kentti. Ayrıca Selçuklu döneminde 15 kadar medresenin bulunduğu bu kent, önemli bir bilim ve sanat merkeziydi. Bunların arasında tıp medresesi ve şifahane olarak yapılan Çifte Medrese, Anadolu’daki ilk tıp merkezi olarak biliniyor. 1205- 1206 yıllarında Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan’ın kızı Gevher Nesibe Sultan adına kardeşi I. Giyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış. Hikayesi şöyle; Gevher Nesibe, bir kumandana aşık olur. Oysa babası ve kardeşi, onu daha yüksek makamdan biriyle evlendirmek istemektedir. Gevher Nesibe razı olmayınca, kumandanı ölmesi muhtemel bir savaşa gönderirler ve genç adam şehit olur. Kara sevdaya tutulan genç kız, o dönemde ince hastalık olarak bilinen tüberküloza yakalanır. Ölüm döşeğinde, babası ve kardeşi ona şu soruyu sorar, ‘’sağlığında dileğini yerine getiremedik, son arzun nedir?’’ O da şöyle cevap verir, ‘’Öyle bir yer yapın ki, orada bu hastalığı tedavi edecek hekimler yetişsin. Kimseden bir kuruş para alınmasın.’’ Bunun üzerine kardeşi Gıyaseddin Keyhüsrev burayı yaptırır. GÖRKEMLİ KONAKLARKapalı Çarşı’nın hemen yanında, Camikebir Mahallesi’nde bulunan Ulu Cami, Danişmendliler’in üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi’nin Kayseri’yi merkez yapmasından sonra, kentteki eski yıkık binaların taş ve sütunlarından yararlanılarak yapılan, dönemin en büyük camisi (1134- 1143). Caminin ünü, sekizgen bir kaideye oturan, silindir şeklindeki tuğla mozaikli minaresi ve ahşap minberinden geliyor. Kayseri’nin canlı ticari yaşamının damarları olan çarşıların üçü, kent merkezinde. Değişik devirlere ait bu çarşıların arasında, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından, 1727’de yapılan, iki katlı Vezir Hanı’nda, bugün halıcılar, kilim tamir edenler, yüncüler ve toptan deri pazarlayan dükkanlar var. Buradan Bedesten ve Kapalı Çarşı’ya geçiş kolay. Bir zamanlar bezzazlar denilen çukacı, kumaşçı, abacı gibi manifatura tüccarlarının bulunduğu, 15. yüzyıla ait Bedesten’de, bugün halı ve turistik eşya satılıyor. 100 bin metrekarelik bir alana yayılan ve son zamanlarda restorasyon gören Kapalı Çarşı, 1853 yılında esnaf ve halk tarafından yaptırılmış. Kazancılar Çarşısı olarak da bilinen ve yaklaşık 500 dükkanın bulunduğu bu önemli ticaret merkezinde, giyim eşyaları satan dükkanlar ve sarraflar var. Çeşmenin yanında kengel sakızı satılıyor.Eski devirlerden beri ticari önemini kaybetmeyen Kayseri’nin, Selçuklu ve Osmanlı devrinde de bu özelliği devam ederken, beceriklilikleriyle ünlü tüccarları kenti daha da zengin etmiş ve buna paralel olarak da görkemli konaklar yapılmış. Bugün, bir zamanlar, Türk, Rum ve Ermeniler’in birlikte yaşadıkları eski mahalleler harap olurken, bazı Kayseri evleri de restore ediliyor. Bunların içinde bazıları müze olarak gezilebilir. Örneğin, Atatürk’ün Kayseri’ye geldiğinde kaldığı ev, Atatürk Evi (Raşit Ağa Konağı, Cumhuriyet Mah. Tennuri Cad. Cumartesi- Pazar kapalı, 08.00- 12.00 ve 13.00- 17.00 arası açık). Bir diğeri ise hemen yakınındaki Güpgüpoğlu Konağı (Müze Ev ve Etnografya Müzesi, Pazartesi hariç her gün 08.00- 17.00 arası açık. 0352 222 95 16). Burası, bugüne kalan evlerin en büyük, eski ve en iyi korunmuş olanı. Kentin bir başka kaydadeğer müzesi, Arkeoloji Müzesi (Gültepe Mah. Kışla Cad. Pazartesi hariç her gün, 08.00- 17.00 arası açık. 0352 222 21 48). Müzenin en önemli eserleri, Kültepe buluntuları. Birinci salonda, Hitit devrine ait çivi tabletlerin yanısıra Develi Hitit Kaya Kabartması ve sfenks başı, Aslan Tanrı Kabatması dikkate değer.KÜMBETLER KENTİKayseri’ye, ‘’Kümbetler Kenti’’ demek yanlış olmaz. Kentin dört bir yanına dağılmış, en umulmadık yerlerde karşınıza çıkan bu 12.- 14. yüzyıla ait kümbetler, farklı formları, taş işçilikleri ve süslemeleriyle başlı başına görülecek tarihi eserler. Bu kümbetlere bazen otoyolun kenarında, bazen bir parkta ya da bir lisenin bahçesinde rastlayacaksınız. Genellikle iki katlı olan kümbetlerin üst katında mezar odası ve lahit bulunur. Bu kümbetlerin arasında en ünlü olanı, kent merkezinde Talas yolu üzerinde bir park içindeki, kitabesine göre Şah Cihan Hatun için yapıldığı yazılan Döner Kümbet. Tarihi tam olarak belli değil ancak yaklaşık olarak 1275’te yapıldığı tahmin ediliyor.Kayseri’nin Bizans Hıristiyan dünyasındaki öneminin en iyi örneği, Hacılar- Erciyes yolu üzerinde, merkezden yarım saat yürüme mesafesinde olan, ibadet ve ziyarete açık Surp Kirkor Lusovoriç Kilisesi. Rivayete göre kilisenin temeli, 1700 yıl önce atılmış. Gençliğinin büyük bir bölümünü Kayseri’de geçiren Surp Krikor (Aziz Gregory), Ermeni kilisesinin kurucusu ve ilk piskoposuydu. Bugün burada, mart ve haziran aylarında olmak üzere, yılda sadece iki kez dini tören yapılıyorsa da zamanında bin kişilik bir cemaati varmış. İstanbul Ermeni Patrikliği tarafından yönetilen bu törenler için, İstanbul’dan din adamları geliyor. Kilisenin devamlı bir papazı olmadığından, on kişi kalan Ermeni cemaatinin, vaftiz, düğün ve ölüm törenleri için, yine İstanbul’dan din adamı geliyor. İstanbul ve başka ülkelerde yaşayan Ermeniler için bu kilisenin büyük önemi var. KUŞ GÖZLEMCİLİĞİ İÇİNTürkiye’den geçen iki ana kuş göç yolu üzerinde bulunan ve 300 kuş türü ile 384 bitki türünün bulunduğu Sultan Sazlığı, Türkiye’nin önemli sulak alanlarından. Kuş gözlemciliği açısından, dünyanın dört bir yanından turistlerin ilgisini çeken Sultan Sazlığı, üç statüye sahip; Tabiatı Koruma Alanı, Doğal Sit Alanı ve Ramsar Sözleşmesi’ne girmiş bir sulak alan. Develi- Yeşilhisar- Yahyalı üçgeninde bulunan, Kayseri’nin 70 kilometre güneyindeki Sultan Sazlığı’na, Ovaçiftliği köyünden ulaşılıyor. Yüksek dağlarla çevrili, göllerin bulunduğu, sazlıklarla kaplı bu 17 bin hektarlık kapalı havzada, tatlı su ve tuzlu su olmak üzere, iki farklı ekosistem var. Güvenli hissettiklerinde, yumurtlayıp kuluçkaya yatan kuşların yanısıra, kışı geçirenler de var.Kayseri’nin en az yağış alan bölgesi olan ve yıllardır Sultan Sazlığı’nı besleyen Yahyalı ve Dündarlı dereleri üzerinde, 80’li yılların sonlarında kurulan Ağcaşar ve Kovalı sulama barajlarıyla, sulak alandaki su seviyesi düşüşe geçti. Çiftçilere su satıldı. Bunun sonucunda büyük bir kuraklık başgösterdi ve Yay Gölü kurudu. Bundan beş yıl önce alan, Gef- II Projesi kapsamına (Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi) alındı. Köylüler, sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşları biraraya gelerek su sorununa çözüm arıyorlar. Kuşların yoğun olduğu tatlı su ekosisteminde, Sarp Gölü, Eğri Göl, Bağınaltı Gölü ve Tuzla Mevkii’deki suların sazlığa giriş yaptığı, bir saat boyunca gidilebilen kanalda turistler kuş gözlemciliği yapabiliyor. Ovaçiftliği köyündeki pansiyonlar turlar düzenliyor. Dolgu kuşların sergilendiği Sultan Sazlığı Müzesi (her gün 08.00- 18.00 arası açık, 0352 658 55 64) küçük ama ilginç.KAYSERİ CİVARIVadi boyunca yüzlerce ev, mağara, kilise ve odaErciyes Dağı’nın yakınındaki Koramaz Dağı, bugünkü çıplak görüntüsüne rağmen, bir asır öncesine kadar ormanlarla kaplıydı. Bu sıradağın doğusunda ve batısında çok sayıda kalabalık nüfuslu köy vardı. Bu köylerde yaşayanlar, ormanları yakacak elde etmek için ve tarim alanları yaratmak için yok ettiler. 16. yüzyılın başlarında, Gesi ve Ağırnas gibi, Koramaz’a bağlı 34 köy vardı. Ancak bunların birçoğu nüfusları başka yerlere göç ettiğinden haritadan silindiler. Koramaz’ın daha çok derin ve uzun olan üç vadisinin içinde ve çevresinde yerleşim var. Ağırnas Vadisi’nin sağ ve sol yamaçları, tüf denilen beyaz ve kırmızı yumuşak bazalt kayalarla kaplı. Bu yumuşak kaya dokusu oyularak, vadi boyunca yüzlerce ev, mağara, kilise ve odalar yapılmış. Bunların tam olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı belli değil. Ancak bu bölgenin Kaniş ve Karum’a yakınlığı ve bazı mağaraların bulunması, ilk yerleşimin Hititler zamanına kadar uzandığını gösteriyor. Kayseri’ye 25 kilometre mesafedeki Ağırnas’ta bulunan yeraltı şehirleri, oyma evler, dehlizler, dehliz ağızlarındaki tıhrız taşları, hayvanların bağlandığı özel odalar, oyma mezarlar, kaya kiliseler, buranın MÖ 2 bin yılından itibaren Hititler, Kapadokyalılar ve Bizanslılar tarafından yerleşim olarak kullanıldığını gösteriyor. Ağırnas Yeraltı Şehri’ni görmek için, Ağırnas Belediyesi’nden Hakan Ağırnaslıgil’i (0352 293 20 03- 0536 776 86 68) aramanız yeterli.Bir zamanlar Müslüman, Rum ve Ermeniler’in birlikte yaşadığı ve Doğu kültürüyle yoğrulan Ağırnas’ın en büyük özelliği Mimar Sinan’ın köyü olması. Sinan, 1490’da bu köyde doğdu. 1512’de devşirme olarak alınıp, Acemi Oğlanlar Ocağı’nda eğitildi. Bugün ustanın Ağırnas’taki evini gezmek mümkün (Bekçi Ahmet Bektaş, 0546 760 55 41). 1857 tarihli Agios Prokopios Kilisesi ile 1905- 1910 yıllarında köyün ilkokuluyken bugün Mimar Sinan Kültür Merkezi olan bina da görülebilir.Ağırnas’a sekiz kilometre mesafede, şarkılara ilham olmuş, meşhur Gesi Bağları var. Bir zamanlar burada Ermeni ve Rumlar’ın üzüm bağları olduğu biliniyorsa da bugün ‘’bağ’’, ‘’bahçe’’ anlamında kullanılıyor. Yemyeşil ağaçları ve bol suları olan Gesi’nin, bahçeli evlerinin yerini alan yeni villalara rağmen, bir özelliği var ki, burayı Kayseri civarındaki en ilginç yerlerden biri yapıyor; Gesi Kuş Evleri... Eskiden güvercin gübresi toplayabilmek için yapılan bu tarihi kuş evleri, bugün neredeyse tamamıyla işlevlerini yitirmiş. Gübresinden başka etinden de yararlanılan güvercinler, yamaçlara yayılan sayısız kuş evine artık pek uğramıyorlar. Kuş evi sahiplerinin, su ve yem koydukları yerin altında da güvercinler için gözler var. Birine inip bakmak, bu ilginç sistemi anlamanıza yardımcı olabilir. Kayseri’ye 17 kilometre mesafedeki Gesi’nin dar sokaklarında hálá eski evler var. Gesi’ye bağlı Kayabağ (eski adı Darsia) köyünde, 1948 tarihli okulun arkasında, Yanartaş Rum Kilisesi görülebilir. Kayseri civarında kaçırılmayacak iki yer daha var; Germir ve Talas. Merkeze altı kilometre mesafedeki Germir’in yapıları, her ne kadar zamanla biraz daha yıkılıyorsa da dar sokakları, 150- 200 yıllık taş evleri, kapı önü yaşamları, kiliseleriyle mutlaka görülmeli. Burası aynı zamanda, Kayseri kökenli bir Rum ailenin çocuğu olan ünlü Amerikalı yönetmen Elia Kazan’ın annesinin doğduğu köy. Geçen yıl 94 yaşında ölen Elia Kazan en son 1997’de burayı ziyaret etmişti. Özellikle 427. ve 428. sokaklar ve bir süre ahır olarak kullanılmış olan Germir Kilisesi görülmeli. Erciyes Dağı’nın meydana getirdiği sırtların üzerine kurulmuş Talas ise merkeze sekiz kilometre mesafede. Harman Mahallesi, Tablakaya Mahallesi ve Çeşme Sokak civarında dolaşın. Şimdilerde restorasyonda olan olağanüstü kilisesini kaçırmayın. Talas’ın tepesindeki eskiden Türkiye’nin üçüncü büyük Amerikan Koleji olan bina, bugün Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı, güreşçi ve boksörlerin kamp yeri olarak kullanılıyor. 253- 255 numaralı Erciyes Üniversitesi Sosyal Tesisleri ise Rumlar’ın kız mektebiymiş. Ayrıca burada Kayseri’nin en lüks villaları bulunuyor.ARTIK TURİZMLE GEÇİNİYORLARBütün bir gününüz varsa; Erdemli, Keşlik ve Soğanlı’ya, yani Kapadokya’ya doğru bir yolculuk keyifli olabilir. Niğde- Adana yolu üzerinde, Kayseri’den 65 kilometre mesafedeki Erdemli’ye gelmeden Nevşehir sapağı var. Bu sapaktan sonra İncesu’da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Kervansarayı, hamam, cami ve tarihi pazaryerini görmek için birkaç kilometre içeri sapmak isteyebilirsiniz. Erdemli sapağından vadi ve muhteşem Saray Kilise, dört kilometre içeride. Vadide 10 kilometre boyunca yürümek mümkün. Tekrar anayola çıkıp Adana yönüne devam edince, sırada Keşlik ve Soğanlı var. Keşlik, yaz mevsimi dışında, terkedilmiş ve gizemli. Kuraklık ve göç, buranın gerçekleri. Soğanlı içlerinde en turistik olanı. 4. yüzyıldan itibaren Kapadokya’daki Hıristiyanlık merkezlerinden biri olmuş, kiliseler, manastırlar yapılmış. Bir süre önce, Soğanlı halkı, kayaların yuvarlanması nedeniyle kaya evlerinden çıkarılmış ve afet evlerine yerleştirilmiş. Eskiden hayvancılıkla geçiniyorlardı, şimdi turizm ve özellikle yaptıkları soğanlı bebekler sayesinde hayatlarını sürdürüyorlar. Sarp kayalıklarda güvercinlikler ve dağlara oyulmuş küçük kiliseler (Karabaş, Yılanlı, Kubbeli ve Saklı Kiliseler) hemen dikkat çekiyor. Ortam muhteşem ancak kiliselerin freskleri perişan durumda. Kubbeli Kilise’den geçerek, Soğanlı’nın merkezine 20 dakikalık yürüyüşü mutlaka yapın.Ticaretin doğduğu yerKayseri’nin 24 kilometre kuzeydoğusunda, Sivas karayolu üzerinde, kazılardan önce, Türkiye’nin en büyük höyüğü olan Kültepe (07.00- 19.00 arası açık. Bekçi Atıf Öztürk, 0536 562 55 34) var. Bundan 4 bin yıl önce, burada Kaniş krallarının sarayları bulunuyordu. Hemen yanında, dünyanın ilk organize ticaret merkezi olarak adlandırabileceğimiz Karum’a bin kilometre uzaklıktaki Asur’dan, kervanlar altı hafta süren bir yolculuktan sonra varırlardı. M.Ö. 2000’den itibaren, Asurlu tüccarlar Anadolu’ya yayılarak, ticaret kolonileri kurdular. Büyük şehirlerdeki bu ticaret merkezlerine ‘’Karum’’, küçük kentlerdekilere de ‘’Vabartum’’ denirdi. Bunların arasında, en önemlisi, Kaniş Karumu’ydu. Asurlu tüccarlar, ayna, tarak gibi süs eşyalarını, çeşitli kumaşları ve Anadolu’da bulunmayan kalay gibi maddeleri, merkep kervanlarıyla, Dicle ve Fırat boylarından çıkarak, irili ufaklı birçok ticaret merkezine uğrayarak ve ticaret yaparak Kaniş’e getirirler ve Anadolu halkının çıkardığı ve ürettiği kıymetli taşları, madenleri, özellikle altın, gümüş ve bakırı Asur’a götürürlerdi. Kaniş’in bir diğer önemi ise Anadolu’ya ait ilk yazılı belgelerin burada bulunmuş olmasından kaynaklanıyor. 1948’den beri höyükte yapılan kazılarda, MÖ 4 binden Roma devrine kadar süren aralıksız yerleşimin sonucu olarak, dört medeniyet katmanı bulunmuş. Bunlar, Eski Tunç Devri, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Hitit ve Frig dönemleri... Höyükte bulunan çivi yazılı kil tabletlerde, Anadolu ile Asur arasında sürdürülen ticaret hakkında detaylara rastlanıyor. Ayrıca Kaniş’teki kazılarda, koruma surlarının içinde, ev, dükkan, arşiv ve depolara rastlandı. Ölülerin gömüldüğü evlerin alt katlarında, atölye, dükkan ve bazı evlerde de kil tabletlerin fırınlandığı fırınlar bulundu. Bir arşivde, bu tabletlerden 1500 tanesinin depolandığı ve Asur’dan ithal edilen kurşun, kumaş ve kıyafetin yanısıra, bakır gibi metallerin ihracatı da kaydedilmiş. Ticaret için buraya gelen Asurlu tüccarların yerli halkla kaynaşması sonucu, kültürel bir alışveriş de olur ve bu sanata yansır. Anadolu’nun halkı olan Hititler’in, özellikle kazılardan çıkan seramiklerine bakıldığında, Asur Babil sanatıyla bir sentez oluşturduğu ve bu seramik sanatının, Kültepe’de en yüksek seviyeye ulaştığı dikkat çekiyor. KAYSERİ’NİN SEMBOLÜ: ERCİYES3917 metrelik zirvesiyle Erciyes Dağı, Orta Anadolu’nun en yüksek, Türkiye’nin bu üçüncü büyük dağı. Yakın bir geçmişte sönmüş olan bu ‘’küme volkan’’ın volkanik patlamaları, günümüzden 30 milyon yıl önce başlamış. Erciyes’ten çıkan küller, rüzgarla kilometrelerce uzaklara taşınmış ve Hasan Dağı ile birlikte, Nevşehir, Ürgüp etrafındaki peri bacalarını oluşturmuş. Yüksek kısımları her mevsim karla kaplı olan Erciyes’in kuzeyinde bir kilometre uzunluğunda bir dağ buzulu var. Ayrıca dağın doruğunda bulunan Bizans rahiplerinin inzivaya çekildiği mağaralar, aynı zamanda kötü hava koşullarında dağcılar için bir sığınak. KAÇINKuşların yoğun olduğu mevsimi öğrenmeden Sultan Sazlığı’na gitmekKayseri’nin meşhur pastırmasını denemeden kentten ayrılmakTrekking ve kamp tutkunu olup da, henüz Aladağlar’a gitmemiş olmak YAKALAYINKenti gezmeden önce Turizm Danışma’dan bilgi ve broşür almak Kapuzbaşı Şelaleleri’ni görmekErciyes’te kayak yapmak
False