İnsan hakları için kulak çekme

Zeynep ATİKKAN

Bir özel okulda öğretmen, sekizinci sınıf öğrencilerine ‘‘Tartışmak üzere hangi konuları işlemek istediklerini’’ soruyor.

Seksen kişilik sınıfta yirmi öğrenci, ‘‘insan hakları, demokrasi, şiddet ve işkence’’ diyor.

Bu öğrenciler İstanbullu. Paralı bir yabancı okulda okuyorlar. Çok tüketiciler. Muhtemelen dayak yemeden büyüyen çocuklar onlar. Olanakları geniş, yurt dışına gidip gelebiliyorlar.

Eğer böyle bir soru varoş okullarında ya da Güney Doğu'da gündeme gelse kuşkusuz ki ezici çoğunluk ‘‘insan hakları, demokrasi, işkence’’ diye yanıtlayacaktı.

Tuzu kuru ailelerin 15 yaşındaki çocukları bile artık işkence konusunda aydınlanmak istiyorsa, bu ülkede çok yavaş da olsa gelişen bir demokrasi talebi var demektir. Sanıyorum Türkiye'nin yapması gereken ev ödevinin anahtarı da bu. İnsan haklarına ve demokrasiye sahip çıkan kuşaklar yetiştirmek.

Sözünü ettiğim bu okulda insan hakları ve hukuk düzeni üzerinde yaptığım konuşmadan sonra öğrenciler bana, ‘‘Polis neden gençleri dövüyor? Polis doğuştan mı gaddar? Yoksa şiddete başvurmaları için onlara da mı baskı yapılıyor?’’ sorularını yönelttiler.

Ekranlara yansıyan şiddet ve vahşet manzaralarının toplumda yarattığı olumlu izler bunlar. Bu tepkilerin hissedilir bir talebe dönüşmesi sanıyorum gene okullardan başlayacak.

Kimilerimiz, 8 yıl reformu ile böbürlene dursun, okullarda parmak kadar çocuklar hâlâ ‘‘hazırol’’ ve ‘‘rahat’’la sıraya giriyorlar. Marş söylüyorlar. Büyüyüp meslek sahibi oluyorlar, hâlâ ‘‘hazırolda’’ marş söylemeye devam ediyorlar. İşin en garip yönü de bunun sivil bir tepki olduğunu düşünüyorlar.

‘‘Hazırol’’ ve ‘‘rahatla’’ şekillenmiş bir eğitim sisteminde insan hakları ve demokrasi okyanusuna nasıl yelken açılır? Şartlı reflekslere alışmış beyinlerle nasıl özgür birey yetiştirilir.

Okullarda 15 yaşındaki çocuklar artık işkenceyi gündeme getiriyorlarsa toplumdaki değişimin yönünü ve hızını iyi kestirmemiz gerekiyor.

Bu nasıl olur?

Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin bir süre önce İstanbul'da düzenlediği sekiz yıllık eğitim seminerinde uzun uzun tartışıldı okullarda insan hakları eğitimi. Prof. Mesut Gülmez, ‘‘Artık silkinmeliyiz. Bu silkinme insan hakları eğitimi ile olur’’ diyordu.

Bu kavramların ders kitaplarına girmesi kolay olacak mı? Hayır. Soğuk savaş zihniyeti direnecek. Yasaksavar gibi birşeyler yapılacak. Özgür düşünen insanlar yetiştirmek için gerekli o felsefi altyapıyı kurmak çok zaman alacak.

Birleşmiş Milletler 1994-2004 insan hakları eğitiminin 10 yılı ilan etmiş. Bu 10 yıl içinde okullarda insan hakları eğitimi için bir eylem planı geliştirilmesi öngörülmüş.

Acaba kaç okulun müdürü böyle bir 10 yılın içinde olduğunun bilincinde? Sekiz yıl reformu, insan hakları eğitimini bir temel hedef olarak koyabilmiş mi?

Prof. Mesut Gülmez, konuşmasında ‘‘insan hakları adı altında göstermelik bir ders koymanın anlamı olmadığını’’ söylüyor. Çünkü demokrasi eğitimi yaşamı kapsayan bir bütünsel süreç. Bu nedenle okutulan bütün kitapların bu ilke çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Sosyal bilgiler, tarih, coğrafya, müzik ve resim... İnsan hakları eğitimi için önemli olanaklar sunan dersler değiller mi?

Evet ama yazar Kürşat Bumin'in belirttiği gibi insan hakları öğretmeninin bile çocuğun kulağını kopartabileceği bir ülke Türkiye...

Çelişkiler böylesine büyük.

Ancak insan hakları ve demokarasi kültürü ile yetişmiş kuşaklar toplumun kulağını çekenleri tasviye edebilir... İnsanı değiştirmeden zorba yöneticileri değiştirmek mümkün mü? Asıl sorun da bu.

Çünkü kulak çekenler öyle bir direnecekler ki.

X