IMF ile anlaşacaksak

SONUNDA ekonomik gerçekler galiba siyasi kaygıların önüne geçiyor. IMF ile bir uzlaşmanın yolları aranıyor. Geç de olsa, yanlıştan dönmek de olumludur.

IMF ile bir uzlaşma geçmişten farklı olmalı. Farklı bir bakış açısıyla farklı konuları öne çıkarmalı. İçinde yaşanan kriz ortamı bizim iç dengesizliklerimizden kaynaklanmadı. Yurtdışından kaynaklanan "kredi çöküşü" ile beraber Türkiye’nin yurt dışından kaynak bulabilmesi zorlaştı. Bu zorluk içinde, şimdi Türkiye ekonomisi kısıtlı dış kaynak ortamına uyumda doğal olarak sıkıntılar yaşıyor. O halde, IMF ile varılacak bir uzlaşma ve ortaya konacak program (mali destekle beraber) Türkiye ekonomisinin iç dengelerini daha da sağlamlaştırırken, dış kaynaklara erişim sorununu da hafifletmeyi amaçlamalı.

YURTDIŞI  PİYASALARI İKNA

Türkiye, IMF ile yapılacak bir programda ekonomik büyümeye kafayı takmamalı
. Bu çeşit programlarda "ekonomik büyüme" bir hedef değil, tahmin olarak algılanmalı. 2001 yılından sonra hedeflenen büyüme rakamı genelde yüzde 5’di, ama büyüme yüzde 7’lerede gerçekleşmişti. Dolayısıyla, belli varsayımlar altında ekonomik büyümenin yüzde 2 gibi tahmin edilmesi ne moralleri bozmalı ne de çok fazla umuda kapılmalıyız. Bilmeliyiz ki, varsayılandan daha çok dış kaynak bulabildiğimizde, ekonomik büyüme hızlanacak. Dış kaynak akışı tahminlerin altında kaldığında, düşük bulduğumuz ekonomik büyüme rakamlarını dahi tutturamayabiliriz.

Hedefimiz IMF yoluyla gelecek mali desteğin boyutunun özellikle 2009 yılına yönelik olarak dış kaynak ihtiyacımızla tutarlı olmasıdır. Elbette, tüm dış kaynak ihtiyacımız IMF tarafından karşılanmayacaktır. Ama, IMF’nin Türkiye’ye tahsis edeceği mali desteğin boyutu yurtdışı piyasaları olumlu yönde etkilemelidir. Türkiye ekonomisinin riskini aşağıya çekmelidir.

Mali piyasalar küçülürken, Türkiye’nin de uluslararası piyasalardan alabileceği kaynak doğal olarak azalacaktır. Önemli olan, diğer gelişmekte olan ülkelere göre, Türkiye’nin daha az riskli bir konumda olduğunu gösterebilmek ve piyasaları bu yönde ikna etmektir. IMF ile yapılacak program ve o programa dayalı mali desteğin birinci hedefi bu olmalıdır.

ÖNDEN YÜKLEMELİ MALİ DESTEK

IMF ne denli büyük mali destek verirse versin, bir standby düzenlemesi çerçevesindeki mali destek performansa dayalı olarak taksitler halinde verilecektir. Halbuki, küresel krizin bugünkü halinde bizim gibi ülkelere belli bir "dövizde emniyet stoku" (buffer stock) gereklidir. Yani, performansa dayalı taksitlerin ötesinde, Türkiye’nin önden belli bir mali destek alması küresel piyasaların Türkiye’ye bakış açılarını olumlu yönde değiştirebilecektir.

IMF ile bir program yapacaksak, aynı programa ek olarak IMF’nin geçen ay açıkladığı kotanın beş katına kadar olabilecek döviz desteğinden yararlanması gündeme getirilmelidir. Böyle bir destek döviz rezervlerimize küçümsenmeyecek bir destek sağlarken, dış kaynak sorunumuzu da bir ölçüde hafifletecektir.

Kısacası, Türkiye’nin kısa dönemde önden yüklemeli bir mali desteğe ihtiyacı vardır. Ancak bu yolla, dış kaynak kısıtı bir ölçüde hafifletilebilir. Önden yüklemeli mali destek hem azalan dış kaynaklara bir katkı yapacaktır hem de yurtdışı piyasaların Türkiye ekonomisine yönelik çekingenliğini bir ölçüde hafifletecektir. Küresel piyasalar normalleşene kadar önden yüklemeli mali destek diş kaynak kısıtından doğan sorunları bir ölçüde hafifletecektir.
Yazarın Tüm Yazıları