GeriOnur BAŞTÜRK İmajlarda Madonna tribi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İmajlarda Madonna tribi

Nilüfer, Madonna’nın "Ray Of Light" albümü çıktığında da aynısını yapmıştı. Ortadan ayrılmış lüle lüle uzun saçlarıyla Madonna’nın o zamanki halini taklit etmişti.

Şimdi de son albümü vesilesiyle, Madonna’nın 70’lerin son döneminde sıkça kullanılan son saç tipini yaptırmış. Aradaki tek fark, Nilüfer’in saçının kestane rengi olması.

Madonna stili saçlara sahip son kadın vokal ise Hande Yener. Bir gözü saçla kapanmış ve 70 sonlarındaki gibi hafif dalgalı bir stil.

Bakınız, dünyayı yakından takip ediyoruz işte. Öte yandan ben de kuaför mü olsam ne?

"Kelepçe" krizi

Bu arada Hande’nin albümüne yedi şarkıyla destek veren Mete Özgencil, kendi şarkılarından biriyle çıkış yapılmasını arzu ediyormuş.

Ama nedense Hande, Alper- Fettah ikilisinin "Kelepçe" şarkısını albümün çıkış şarkısı olarak seçmiş.

Bu klişeler tarih oldu

Son günlerde konuşulan iki mevzu. İlki, Pınar Aylin’in alkollü araba sürerken yakalanıp ehliyetinin alıkonulması.

Ve sonrasında ortaya atılan klişe tespit: "Kocası yokmuş yanında, kadın yalnız başına, ha demek ki araları limoni. Kadın kendini alkole vurdu".

Evli bir kadın kocası yokken yalnız başına ya da arkadaşlarıyla eğlenemez mi? Klişeler dünyasında "eğlenemez", ama pratikte, sokakta "Eğer kocasıyla ilişkisi şahaneyse bal gibi eğlenir".

İkinci mevzu, bir dizinin kadın oyuncusu hakkında. Bir çekim için elbise giymeyi reddettiği ve hep erkeksi (ya da spor diyelim şuna) giyindiği için o klişe tespit: "Kadın lezbiyen galiba".

Giyim tarzından cinsel tercih çıkartılabilir mi? Klişeler dünyasında "evet", ama pratikte, sokakta "Her şey bu kadar net değildir".

Ajda nihayet Mart’ta geliyor

Bu da başka bir klişe aslında. Ajda Pekkan’ın yeni albümü meselesi. Çünkü yıllardır yeni albüm çıkaracaktır Pekkan, ama bir türlü çıkmaz o albüm. Single’la idare edilir.

Nedeni, nasılı Pekkan’ın aşırı titizliğine bağlanır.

Ama bu kez o yeni albüm Mart ayında çıkacak gibi. Çünkü Ajda bu kez Sezen Aksu ekibinin kanatları altında: Albümünün süpervizörü Yaşar Gaga, bazı şarkılarının aranjörü ise Mithat Can Özer. Ve yine en önemli hitlerin bestesi Sezen Aksu’dan.

Berrak kiminle yahu?

Son günlerin gözde güzeli Berrak Tüzünataç’ın reklamcı Serdar Erener’le gezip tozduğunu, ama Erener’in altı yıldır beraber olduğu Nil Karaibrahimgil’e döndüğünü duyuyorum bir süredir. Şimdi de Cem Yılmaz’la anılıyor Berrak. Ama bunun da doğruluğu tartışılır. Şu sıralar Berrak paylaşılamıyor ya, bu iş artık "berraklaşsa" diyorum.

ŞEHİR ATLASI

 T-SQUARE AYSHAA OLDU

Sıraselviler üzerindeki T-Square aslında iyi bir mekandı, ama o kadar çok oynandı ki üzerinde, bir türlü kendi müdavimini yaratamadı. Ve işte geçenlerde kapanmış. Yakında burası Ayshaa (Ayşe desek kısaca?) diye bir yer oluyor. Bakalım bu kez tutacak mı?

 CHUMBAWAMBA GELİYOR

Eskisi kadar popüler olmasa da, İngilizler’in hatırı sayılır politik gruplarından Chumbawamba, dinamik ve sert şarkılarıyla 18 Ocak’ta Roxy’de sahne alacak. Bilet fiyatları 25 YTL’ymiş, grubun meraklısına şimdiden duyuralım.

Eğlence dünyası ve son trendler ONUR BAŞTÜRK’ün yorumuyla cebinizde.

BLOG OBASTURK yazıp Turkcell 2727’ye gönderin, size de gelsin
X

Boğaz’da final yapan bir restoranın hikâyesi

Dededen toruna aktarılan bir balıkçı. Ayrılıklar, çatışmalar derken sonu onlar için mutlu, bizim için ise daha havalı bir şekilde Boğaz’a nazır sonlanan bir hikâye: Balıkçı Niyazi ya da yeni adıyla Sea Salt’un eskiden yeniye uzanan macerasına buyurun...

Ortaköy’deki Feriye ilk kez 2019 yazında yeni bir yüzle karşımıza çıkmıştı.
Girişine bir kahveci, alt katına bir galeri alanı kondurulmuş, denize bakan restoranı ise daha modern bir havaya bürünmüştü.
Kısacası Feriye, turistler ve iş yemeği odaklı gelenlerin dışına çıkmaya başlamıştı.
Bu yaz ise başka bir hamlesi daha oldu Feriye’nin.
O da Sea Salt adlı restoran ve yanı başına konuşlanan Kult adlı bar.
Her iki mekan da Alaçatı’dan transfer.

Yazının Devamını Oku

Uzaktan kumanda yetiştirilen 1200 ağacın hikâyesi

Benim çocukluğumda, özellikle ilkokul zamanlarında, fidan dikme seremonileri vardı. Her okul bir alanı belirler, tüm öğrencilerle beraber fidan dikilirdi.

O ağaca elin değerdi yani.
O an tam anlamasan bile bir ağacın nasıl dikildiğini görürdün, zihninde o bilinç bir şekilde yer ederdi. Şimdi işler pratik.
Daha önce bahsetmiştim. Mesela Ecording diye bir oluşum var.
Drone aracılığıyla tohum topu atıyorlar. Hızlı ve ulaşılamayan yerlere erişildiği için mantıklı bir yöntem. Ya da TEMA Vakfı’na bağışta bulunuyorsun, senin adına bir ağaç dikiyorlar, sertifikasını yolluyorlar. Ama açıkçası çocukluktaki o fidan dikme seremonileri çok daha masum ve içtenmiş.
Bizzat sahada olduğun ve toprağı daha iyi anladığın için...
Elbette o günler geride kaldı.
Yeni nesil ilhamlara her zaman ihtiyaç var. Mayısta başlayan ve kasıma kadar sürecek olan Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık sergisinde hayran olduğum şu iş gibi: Ego to Eco.

Yazının Devamını Oku

Kaya Demirer: “Aşısızları içeri alan mekanlara ceza gelebilir”

Çarşamba günkü “Aşısızlar mekanlara alınmasın önerisi nasıl uygulanacak” yazım üzerine TURYİD Başkanı Kaya Demirer aradı.


“Yazınla ilgili birkaç yorumda bulunmak istiyorum” dedi.
Kaya’nın ilk başta üzerinde durduğu husus şuydu:
“Mekanlara girerken tıpkı şu an AVM girişlerinde olduğu gibi HES kodu gösterilecek.
HES karekodunun içinde zaten çift doz aşılı olup olunmadığının verisi mevcut.
Yani sistem gayet iyi ve oturmuş durumda.”
Bu noktada Kaya’ya, “Peki ya mekana girerken sızmalar olursa, tanıdıklara ayrıcalık gösteren, kodunu göstermeyen olursa ne olacak?” diye sordum; ki benim çarşamba yazısında da altını çizdiğim buydu.

Yazının Devamını Oku

‘Aşısızlar alınmasın’ önerisi nasıl uygulanacak?

Yeme-içme sektöründen çok tartışılacak bir öneri geldi.

Aşısızların 1 Eylül’den sonra mekanlara alınmamasını önerdiler.

TURYİD adına başkan Kaya Demirer duyurdu bunu.

Yeme-içme sektörü şu açıdan haklı; yeni bir kapanmayı gerçekten kaldıramazlar.

En son yaşadığımız kapanmada zaten zorlandılar.

Bu yüzden önerilerine hak vermemek elde değil.

Ama işin göz ardı edilen bir yanı daha var: O da bu önerinin nasıl uygulanacağı...

Yıllardır yeme-içme sektörünü takip eden biri olarak uygulamaya gelince çok zorlanılacağını söyleyebilirim.

Diyelim ki bir mekanın her daim iyi hesap bırakan sıkı bir müdavimi var.

Yazının Devamını Oku

“Her işletmenin fiyatı aynı olacak diye bir şey yok”

Her yaz sezonu Bodrum’daki restoranların fiyatları mutlaka konuşulur.

Bu yıl da konuşuldu. Hatta ödenen rakamları gösteren adisyonlar sosyal medyada paylaşıldı, onun üzerinden yorumlar yapıldı. Cumartesi günü şef Somer Sivrioğlu’yla yaptığım röportajda bu konuyu ona da sormuştum.

Çünkü Somer Şef Bodrum ve Çeşme’de tatil yapan biri. Restoranları ve fiyatlarını biliyor.

Somer Şef’in röportajda söylediği “Fiyatların abartılı olduğunu düşünmüyorum” yanıtı haliyle çok konuşuldu, tartışıldı.

Bu yüzden ona tekrar sormak istedim, bu kez işin daha derinine dalarak...

“ACIMASIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

Ben de restorancıyım” diyerek söze başladı Somer Sivrioğlu ve şöyle devam etti:

“Biz bir yemeği yaparken yemeğin maliyetine bakıyoruz. Gelir gider tablosunda yemek toplam maliyetin sadece dörtte birini oluşturur. Ama yüksek ya da çok kısa dönemsel kiralar, stopaj, personel ücretleri, bir de üstüne pandemi şartlarını eklersek, tüm bunların hepsi birden kâr marjını inanılmaz etkiliyor.

O nedenle sadece yemeğin maliyetine bakmamak lazım. Sonuçta bu kadar kısa bir sezonda, düşün sekiz hafta bile değil, restoranların tüm maliyetleri çıkarması lazım.

Yazının Devamını Oku

Bayramlık Bodrum’dan geriye kalanlar

Böylesi ilk kez oluyor. Gez dolaş bitmiyor Bodrum. İstersen bir hafta kal. Yetmiyor. Bu da güzel bir şey. Hep olması gereken. Ah bir de altyapı şahane olsa! Mekanlar su tankeri kovalıyor, susuz kalmayalım diye. Kısacası Bodrum’da dert de çok, eğlence de... Dolayısıyla izlenim de... Şimdi o izlenimlere buyurunuz.

YUNAN ADASI’NDAN TRANSFER
Paros Adası’nın ikonik bir deniz ürünleri restoranı vardır: Barbarossa.
Hayli büyük bir mekan olan Barbarossa her daim kalabalıktır, adaya gelmişken mutlaka buraya uğranır ve yemek yenilir.
İşte o Barbarossa bu yaz Caresse, a Luxury Collection Resort&Spa içinde açıldı.
Paros’taki mekana göre Caresse’deki versiyon biraz daha ‘fine-dining’ havasında.
Konumu nefis, denizin hemen kenarında.
Özellikle dolunay zamanları denk gelinirse ortamın büyüleyici hali üçe beşe katlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kültür Bakanlığı’nın içinde mutlaka gastronomi bakan yardımcılığı olmalı

“MasterChef” jüri üyesi Somer Sivrioğlu, daha önce “Türk mutfağı dünyada saygı gören bir mutfak değil” demiş ve bunun nedenlerini sıralamıştı. Şimdi de başlığa aldığımız bu çözüm önerisini söylüyor. Değindiği başka konular da var elbette. Mesela Avustralya ve Türkiye arasındaki ikili yaşamı, mesela neden kaos ve kargaşadan beslendiği, mesela İstanbul’da açmayı düşündüğü restoran... Hepsi bu röportajda, afiyetle okuyunuz...

Somer Şef şimdi çocukluğuna dön ve kokusuna/tadına bayıldığın ilk yemeği hatırla. Neden o yemeği hatırladığının da altını çizmeyi unutma tabii...

- Anneannemin pırasalı böreği! Kendisi Yugoslav göçmeni, çok güzel el açma börek yapardı. Ve o böreği açtığı zaman annem, iki rahmeti dayım, bütün aile bir araya gelirdi. Yemeğin birleştirici gücünü ve tek bir yemekle bütün aileyi sofrada toplayabildiğini o zaman gördüm.

Bir “Sliding Doors” (Gwyneth Paltrow’un oynadığı ünlü film) sorusu: Avustralya’ya gitmemiş olsaydın yine şef olur muydun? Sanki Avustralya şeflik kariyerini tetiklemiş gibi geliyor bana... 

- Ben zaten Avustralya’ya gitmeden önce de işletmeciydim. Annemlerin restoranını işletiyorduk. Ama haklısın, İstanbul’da kalsaydım şefliğe o kadar girmeyebilirdim. Çünkü o zamanlar şeflik çok da özenilecek bir meslek değildi. Şefliğin popüler olması bizden sonraki jenerasyonla başladı. Belki Türkiye’de kalsaydım yine iyi bir restorancı, işletmeci ve iyi bir yemek tadımcısı olurdum ama iyi bir şef olamazdım.

BİRAZ KAÇIŞ OLARAK GİTTİM

Avustralya’da olmak, orada restoran açmak sana neler kazandırdı ve tabii aynı anda senden neleri aldı götürdü? 

- İnanılmaz bir özgüven kazandırdı! Avustralya’ya gittiğimde tanıdığım bir kişi bile yoktu. Zaten biraz da kaçış olarak gitmiştim. 90’lar pop furyasının bitmek üzere olduğu zamanlarda işletmemizi satmıştık ve boşluk içindeydim. Herkesin en yapmayacağı şeyi yapıp kimsenin gitmediği Avustralya’ya gitmeyi tercih ettim. Bu da bana tek başına kalmanın huzurunu, tek başına bir şeyleri başarmanın özgüvenini verdi. Bu çok ciddi bir kazanım. Şu anda dünyanın İngilizce konuşulan herhangi bir yerinde restoran açmak benim için çok kolay. Kariyerimin buraya gelmesinde en büyük etkendir Avustralya’da başarılı olmam. Orada olmak benden çok fazla bir şey götürmedi. Kendi kültürümden biraz uzaklaşmış oldum ama onu da şu son 4 yılda epey kapadığımı düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’un açık hava heykel parkı

Bayramlık Bodrum’da kalabalık ve trafik bitmiyor evet ama sanat etkinlikleri de hızlı bir şekilde devam ediyor.

Loft Art Sculptville açılışı onlardan biriydi.

Sevil Dolmacı Art Gallery ve Bodrum Loft işbirliğiyle düzenlenen Loft Art Sculptville klasik sergilerden değil, bir açık hava heykel parkı.

Bodrum Loft arazisi içine serpiştirilmiş 11 sanatçıya ait 22 farklı eser yer alıyor Loft Art Sculptville’de.

QR koda tanımlanmış bir haritaya bakarak eserleri arazi içinde gezerek bulabiliyorsunuz.

Nitekim açılış günü ağaçların arasına gizlenmiş ya da bir duvara kondurulmuş eserleri bulmaya çalışmak çok eğlenceliydi.

Sergide favorim olan eserlere gelince...

Güney Koreli heykeltıraş

Yazının Devamını Oku

Nobu’nun ikinci perdesi nasıl başladı

İstanbul yeme-içme hayatının bugünlerde en çok konuşulan yeni restoranlarından biri Nobu.


Aslında Nobu, Türkiye’ye ilk kez gelmiyor.
2014 yılında Yalıkavak Marina’ya, tam da Zuma’nın olduğu yere açılmıştı Nobu.
Hatta Şef Nobu Matsuhisa açılışı Japon, İngiliz ve Türklerden oluşan toplam 60 personeliyle birlikte havalı bir şekilde yapmış, lakin Nobu’nun esas parlayan yıldızı ‘ortak’ Robert De Niro’nun Bodrum’a gelememesi elbette coşkuyu bir tutam azaltmıştı.
Bodrum’da iki sezon kalan Nobu sessiz sedasız ülkeden ayrıldığında ise yeme-içme hayatını takip edenler olarak bu duruma hiç şaşırmamış, hatta olağan bulmuştuk.
Çünkü global popüler restoranlar bir şekilde sürdürülebilir olamıyordu bizde.
Ya zaman içinde buranın kodlarına uyum sağlamak zorunda kalıyorlardı ya da kendi global kurallarıyla hareket ettikten bir süre sonra ülkeyi terk ediyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Ben bir ‘shinrin-yoku’ yapıp döneceğim

Bir ara ikigai modaydı. Japonların uzun ve mutlu yaşama sırlarından biri olarak lanse edilen ikigai, sayısız kitap ve makaleyle üzerimize 3-4 yıl önce boca edilmişti.

Peki neydi Ikigai? Kısaca “amaç” diye özetlemek mümkün.
Ya da hayattaki var oluş sebebi, sabah yataktan kalkıp hayata karışmaya sizi iten o neden.
Bunların hepsi. Japonlara göre ikigai’si olmayan insan yok.
Kimisi hayatı boyunca keşfedemiyor, kimisi akıştayken kendiliğinden keşfediyor, kimisi ise daha bilinçli davranıp ikigai’sini bulmak için kendisiyle ilgili çalışmalar yapıyor.
Neyse, ikigai buydu ve dünya üzerindeki epey bir insanı etkiledi.
Şimdi sırada shinrin-yoku var.
“Orman banyosu” anlamına geliyor ya da “doğayla bütünleşmek”.

Yazının Devamını Oku

Harari görse şaşırırdı

21. yüzyılın en çok konuşulan ve tartışılan tarihçisi Yuval Noah Harari pandeminin ilk günlerindeki röportajlarında şöyle diyordu:“Covid-19 sonrası sosyalleşme her zamankinden daha yüksek seviyelere çıkacak.”


Harari’nin öngörüsü Covid-19 bitmeden çoktan gerçekleşti.
Öyle ki, Cihangir ve Kadıköy’de gece geç saatlere kadar süren sokak sosyalleşmelerinin içine Harari beş dakikalığına dalsaydı, “Bu kadarını ben bile beklemiyordum” diyebilirdi.
Cihangir’deki o sokak sosyalleşmelerine birkaç kez ben de düştüm.
Hissettiğim ve analizlediğim özetle şuydu:
İnsan evde oturmaya programlanmış bir varlık değil.
Dışarıda olmak ve kendini göstermek istiyor.

Yazının Devamını Oku

Gülşen ve kostümleri

Aslında ilk değil. Gülşen, klip ve sahne kostümleriyle her seferinde bir sınava sokuyor bizi.


Kimisi sınavı geçiyor kimisi hep olduğu gibi yere çakılıyor.
Geçmişin tozlu sayfalarından iki örnek verelim...

ALENEN DAN DAN!

“Dan Dan” klibindeki kıyafetleri nedeniyle bir kurulun düzenlediği raporda alenen “eskort”a benzetilmiş, bu çirkin benzetme nedeniyle haklı olarak dava açmıştı Gülşen.

Yazının Devamını Oku

Bodrum Bodrum (ikinci kısım)

İlk kısmı pazartesi başlayan, çılgın, bol trafikli, oradan oraya akmalı Bodrum turuna kaldığımız yerden devam...

BODRUM’DA EN ÇOK KONUŞULAN...
Herkes Bodrum’da suyun azaldığından, gün içinde en az dört saat su kesintisi yaşandığından ve bayramla birlikte bu sorunun giderek büyüyeceğinden bahsediyor.
Tüm bunlara bir de kanalizasyon problemini ekleyin.
Mesela Türkbükü’ne girerken belli bir nokta var, nasıl fena kokuyor, inanılmaz. Bir aksaklık daha var. O da GSM operatörlerinin sunduğu internetin aşırı yavaş oluşu. Bu da instagram bağımlıları için bir işkence oluyor haliyle...




Yazının Devamını Oku

‘Bodrum Bodrum’ notları

Bodrum’un da İstanbul gibi tuhaf bir çekiciliği var.Mesela trafikten şikayet ediliyor, “Bu kadar da olmaz” deniliyor, ama bir bakıyorsun herkes yine trafikte, oradan oraya dolaşımda.

Aynı şekilde fiyatların yüksek oluşundan şikayet ediliyor, “Dün gece şöyle bir hesap ödedik” diye masalarda anlatılıyor, ama ertesi gün yine aynı yerlere gidiliyor.
Aslında Bodrum; bin kere “Bitti artık” diye nokta koyduğun ama terk etmenin mümkün olmadığı o tutkulu, arıza sevgili gibi.
Tüm arıza sevgililer sürprizlidir üstelik. Bodrum da öyle. Sürprizi bitmiyor. Sürekli bir değişimde.
Bodrum’a gelirayak konsepti farklı yeni bir mekan duydum mesela, adı Ritmo Zeytino.
Yalıkavak’taki mekan haftanın sadece üç gecesi açıkmış, perşembeden cumartesiye. Felsefeleri “çiftlikten sofraya” ve menüleri sürekli değişiyormuş.
Günlerini kaçırdığım için henüz gidemedim, ama meraktayım tabii.
Üstelik bir de Dirimart Galeri’yle işbirliği yapmışlar.

Yazının Devamını Oku

O kutsal aksesuvarın sergisi

Geçen yılın son günlerinde açılmasına rağmen halen büyük ilgi gören bir sergi var Londra’da.

Hayır, ünlü bir sanatçının sergisi değil.
Gayet ikonik bir parçanın, çantaların sergisi!
Victoria and Albert Müzesi’nde yıl sonuna kadar devam edecek “Bags: Inside Out” sergisinde tam 300 adet çanta sergileniyor.
Bunlar içinde 16. yüzyıl Kraliyet modeli de yer alıyor, Louis Vuitton’un 20. yüzyıl bavulları da...
“Bags: Inside Out” sadece çanta meraklısını değil, çantaların tarihi üzerinden popüler kültür okumayı sevenleri de etkiliyor.
Ben de ikinci gruba dahil olanlardanım.


Yazının Devamını Oku

Cumartesi magazini

Şeyma Subaşı yeniden Meedo’yla barıştı.


Fotoğraflar Instagram profiline son sürat geri geldi.
İlişkide olur tabii böyle vakalar, ayrılıp barışmalar. Tekrar geri dönmeler.
Ama tabii bu ilişkinin şöyle bir yanı oldu.
Pencere kenarına çıkıp mahalledeki herkesin
ilişkisini kendine göre düzenleyen meraklı
teyzeler gibi tüm sosyal

Yazının Devamını Oku

Şahan’ın önlemleri aşırı mı yerinde mi?

Denizler herkesin ama malum bizde buna pek aldırış eden yoktur.

Popüler bir plaja gidip “Ben şurada havlumu serip iki dakika denize gireceğim” diyemezsiniz, kavga çıkar. 

Zaten kimsenin de aklına gelmez böyle bir şey yapmak.

Sadece bu da değil.

Kumsalın hemen yan tarafında bir site vardır. İki adım yürüyüp orada da denize giremezsin, sitedekiler büyük celallenir, “Burası site plajı” diye.

Peki Şahan Gökbakar’ın, Marmaris’teki evinin önündeki kumsala yüzenlere, güneşlenenlere karşı yaptığı önlemlere nasıl bakmalıyız?

Aşırı mı?

Gayet yerinde mi?

Öncelikle tatilci teknelerinin evinin bulunduğu koya doğru yanaşmasını engelleyemez Şahan.

Yazının Devamını Oku

Katy ve Orlando’nun Bodrum paylaşımı

126 milyon takipçisi olan Katy Perry, Bodrum Kaplankaya’daki Six Senses Oteli’nden Orlando Bloom’la beraber şahane bir havuz fotoğrafı paylaştı.

Fotoğraf an itibarıyla 2 milyon 482 bin like almış görünüyor.
Yorum sayısı ise 9 bin 349.
126 milyon takipçiye 2 milyon beğeni az görünebilir.
Ama paylaşımlar beğeniyle değil erişimle ölçülüyor.
O fotoğrafın da erişimi tahminen 30-40 milyonu bulmuştur.
Buna bir de Orlando’nun takipçilerini ekleyin.
Bodrum ve Bodrum’da bulunan markaların bu tür paylaşımlarla dolaşımda olması sevindirici. Çünkü bu bir dalga ve bir noktadan sonra dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz.


Yazının Devamını Oku

Ama iyi eğlendik!

Tam anlamıyla sahalara dönüşüm bu cumartesi gecesi oldu.

Sahalara dönüşten kastım şu:

Malum, pandemi nedeniyle bünye erkenden eve çekilmeye alışmış, eski zamanların oradan çık buraya git diye özetlenebilecek daldan dala sosyalleşmesini filan çoktan unutmuştu.

O zaman filmi başa sarayım.

Cumartesinin başlangıcı Soho House’un terası.

Uzun süredir görmediğim kadar kalabalıktı Soho House.

Ama bugünlerde zaten her yer böyle: Mekanlara yapıştık, bırakmıyoruz...

HER ŞEYİ PEŞ PEŞE YAPMAK OLMUYOR

Soho’nun kalabalığı gayet kozmopolitti.

Yazının Devamını Oku

Çeşme’de nereye gitmeli?

Bu yaz Bodrum, mekanlarıyla 1-0 önde gibi görünüyor. Ama Çeşme’yi de es geçmek olmaz. İşte, “Çeşme’de nereye gitmeli?” diye kafası karışanlara mini bir rehber...

◊ Eskiden Mancar’ın olduğu yere açılan, sezonun en sürpriz ve şık mekanlarından biri olmaya aday Clavis’e.
◊ Bu yaz Peru mutfağı ağırlıklı bir menüyle karşımıza çıkan, ceviche’lerini bizzat deneyip beğendiğim Momo’ya.
◊ Mykonos esintili Zoe Otel’in içinde yer alan Angelo Grande’ye.
◊ Ovacık’taki eski bir bağ evinin içine konuşlanmış, toplamda 20 kişilik kapasitesi olan ve rezervasyonsuz yer bulması zor olan Ova Sofra’ya.
◊ Çamlık Yolu üzerindeki bu üçlüye: Eli, Cherie ve
Bom Dia’ya.

Yazının Devamını Oku