İlter Türkmen: Diplomasi ve duyarlılık

İlter TÜRKMEN
Haberin Devamı

Geçen hafta kaybettiğimiz Büyükelçi Semih Günver'i, basın dünyasındaki seçkin dostları, birbirinden güzel yazılarla andılar. Semih Günver, gerçekten pırıltılı zekásı, renkli, muzip ve çekici kişiliğiyle kendini saydıran ve sevdiren çok değerli bir diplomat ve yazardı.

***

Ben bugün Günver'in özellikle diplomasi hünerine ve üslubuna ışık tutabilecek iki hatıramı nakletmek istiyorum.

***

12 Eylül 1980'de Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı'na atanalı ancak 15 gün olmuştu. O gün sabah saat sekizde bir binbaşının refakatinde bakanlığa geldiğim zaman, sokağa çıkma yasağı yüzünden mesai arkadaşlarımdan hiçbiri ortada yoktu. Sadece gece nöbetini tutan kripto ve telsiz memurları görevlerinin başındaydılar. Yapılacak işlerin önceliğini zihnimde saptamaya çalıştığım sırada, o tarihte Avrupa Konseyi nezdinde büyükelçi olan Günver'den ivedi bir telgraf geldi. Bunda Günver, demokrasiye ara verilmiş olması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile üstlenmiş olduğumuz yükümlülüklerin askıya alınabilmesi için derhal gerekçeli bir mektubun Konsey Genel Sekreteri'ne gönderilmesinin şart olduğunu bildiriyordu. Bizim o sırada çalışma koşullarımızı tahmin ettiğinden Fransızca bir mektup tasarısını eklemeyi de ihmal etmemişti. Büyük bir ferahlama duyarak derhal gereğini yapması talimatını verdim. Bu önlem, Günver'in hatıratında yazdığı gibi, bize ilk başta nefes alma olanağını sağladı. Daha sonra Günver'in isabetli ikaz ve tavsiyeleri, Avrupa'yla iplerin kopmamasına geniş ölçüde katkıda bulundu.

***

İkinci hatıram daha gerilere, 1967 yılına gider. Semih Günver Kahire'de büyükelçi, ben de bakanlıkta Müsteşar Yardımcısı idim. Mayıs ayının sonlarına doğru, Abdül Nasır'ın coşkun Arap milliyetçiliği Ortadoğu'da yeni bir buhranı körüklüyordu. 1956'dan beri İsrail ile Mısır arasında tampon görevini yerine getiren ve Akabe Körfezi'nden geçiş serbestisini teminat altına alan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün çekilmesini istemiş ve bunu elde etmişti. Bir savaşın Mısır için faciayla sonuçlanacağından Ankara'da emindik ve Nasır'ı uyarmıştık. Fakat ok yaydan çıkmıştı ve 5 Haziran'da İsrail saldırıya geçti. Bir günde Mısır Hava Kuvvetleri'ni safdışı etmiş ve Süveyş Kanalı'na doğru süratle ilerlemeye başlamıştı.

***

Bu karanlık gününde Abdül Nasır'a bir dostluk ve teselli mesajı gönderilmesi için yaptığımız öneriyi Başbakan Demirel kabul etti. Onayladığı metni muhatabına ulaştırılmak üzere Günver'e hemen gönderdik, o da sabahın üçü olmasına rağmen Bakan Yardımcısı El Feki'ye mesajı tevdi etti. Bundan sonrasını Günver'in hatıratından okuyalım: ‘‘Mesajı okudu... Duygulanmıştı. İlk dostluk mesajını siz getirdiniz. Bu kardeşlik jestini hiç unutmayacağız dedi. Gözleri yaşarmıştı. Özel Kalem Müdürü ile dışarıya çıktığımız zaman gök pembeleşmişti. İnce bir hilal ve biraz ileride bir yıldız görünüyordu. Özel Kalem Müdürü heyecanlanmıştı. Büyükelçim, müşterek bayrağımız bize yeni bir gün müjdeliyor diye mırıldandı.’’

***

Semih Günver kendi duygularını da katarak bunları bakanlığa bildirince beklenmedik bir kıyamet koptu. Bakan Çağlayangil beni çağırarak, ‘‘Bu nasıl telgraf, bir büyükelçi duygusal olamaz. Başbakan da hayret etti, şimdi ne yapacağız?’’ dedi. ‘‘Yadırganacak bir şey yok, Günver'in yerinde ben olsam aynı hislere kapılırdım’’ cevabını verdim. Bir hoşgörü ve sağduyu kalesi olan Çağlayangil, meseleyi kapattı.

***

Diplomaside duygusallığa yer yoktur, fakat duyarlılığa daima vardır.

Yazarın Tüm Yazıları