Tükenmeden çalışmanın yol haritası

Güncelleme Tarihi:

Tükenmeden çalışmanın yol haritası
Oluşturulma Tarihi: Eylül 07, 2025 07:00

Çalışanlar için mental sağlık ve iş-yaşam dengesi artık maaş kadar önemli. Dünya genelindeki pek çok rapora göre, çalışanların yaşadığı tükenmişlik sendromu iş dünyasında artık ‘sessiz bir salgın’ haline gelmiş durumda. Peki şirketler verimliliğini düşüren bu durumla nasıl başa çıkmalı, hangi politikaları izlemeli? İşte tükenmeden çalışmanın yol haritası...

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı

Pandemi sonrası yeni çalışma düzeni, iş yükünün artması, yüksek enflasyon nedeniyle artan hayat pahalılığı ve dijital hayatın getirdiği ‘her an ulaşılabilir olma’ baskısı... Tüm bunlar çalışma hayatında gizli bir tehdit haline geldi: ‘Çalışanların tükenmişliği.’ Dünya Sağlık Örgütü’nün tıbbi bir tanı olarak bile sınıflandırdığı tükenmişliğin, çalışma hayatının da ‘sessiz salgını’ haline geldiği vurgulanıyor. Dolayısıyla 1970’de Amerika’da hizmet sektörü çalışanlarının yaşadıkları sorunları dile getirmek için ortaya çıkan bu kavram, artık ‘çalışanın işe bağlılığını yitirmesi’, ‘çalıştığı kuruma olan sadakatinin azalması’, ‘verimlilik ve yaratıcılık kaybı’ şeklinde ortaya çıkıyor. Hatta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, konuyla ilgili bir makalesinde tükenmişlik sendromunun fiziksel, duygusal ve zihinsel belirtileri de olduğunu; bu belirtilerin de kronik yorgunluk, enerji kaybı, hastalıklara daha hassas olma, sık baş ağrıları ve uyku bozuklukları gibi birçok farklı sorunu kapsadığına dikkat çekmişti. Pek çok başka raporda da bu sendromun herkeste aynı şekilde görülmediğine; bazı çalışanlar bitkin görünürken, bazılarının ise ilgisiz ve daha az üretken hale geldiğine işaret ediliyor.

Tükenmeden çalışmanın yol haritası

Haberin Devamı

Peki, tükenmeden çalışmak mümkün mü? Tükenmişliği tetikleyen durumlarla nasıl başa çıkılmalı ve şirketler nasıl bir yol izlemeli?

KADINLAR DAHA  ÇOK ‘TÜKENDİ’

Öncelikle, çalışan tükenmişliğinin Türkiye’de ve dünyada hangi boyutlarda olduğundan başlamak gerekirse... Pandeminin başında yapılan araştırmalar, Türkiye’nin, ‘evden çalışanların en fazla tükenmişlik sendromu yaşadığı ikinci ülke’ olduğunu ortaya koymuştu. Dünya genelinde de durum farklı değil: Gallup’un son verileri, küresel ölçekte çalışanların yüzde 44’ünün yoğun stres altında çalıştığına işaret ediyor. ABD, Avustralya, Fransa, Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık’taki yaklaşık 11 bin çalışanla gerçekleştirilen bir başka araştırma ise tükenmişlik sendromunun özellikle kadınlar, genç çalışanlar ve orta düzey yöneticilerde arttığına ışık tuttu. Her 5 ABD’li çalışandan 2’sinden fazlasının tükenmişlik sendromu yaşadığının ifade edildiği raporda ayrıca, kadınların tükenmişlik yaşama olasılığının erkeklere kıyasla yüzde 32 daha fazla olduğu vurgulandı. Deloitte’un 10 ülkeyi kapsayan bir raporu da özellikle çalışan kadınların iş hayatında yüksek düzeyde tükenmişlik hissiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koymuştu. Rapora göre, kadınların yüzde 53’ü, stres seviyelerinin geçen yıla göre daha yüksek olduğunu ve neredeyse yarısı ise kendisini tükenmiş hissettiğini söyledi.

Haberin Devamı

NELER YAPILMALI?

Peki, çalışanlar yönetilemeyen kronik işyeri stresinden kaynaklanan bu sendromla nasıl başa çıkmalı ve şirketler hangi yolu izlemeli? IK profesyonellerinin önerilerinden ve dünya genelindeki raporlardan yola çıkarak hazırladığımız noktalar şöyle:

RUH SAĞLIĞI EĞİTİMİ: Yöneticilerin açık iletişimi teşvik ederek ve ekip üyelerinin endişelerine dikkat ederek tükenmişliğin önlenmesinde önemli bir rol oynadığı belirtilen DavidsonMorris’in raporunda, “Şirketlerin ruh sağlığı konusunda liderlik eğitimi de fayda sağlayabilir” denildi. PageGroup’un Hürriyet İK’ya ilettiği Yetenek Trendleri Araştırması’nda da profesyoneller için ruh sağlığı öneminin son bir yılda 2 puanlık artış kaydederek yüzde 14’ten 16’ya yükseldiğinin altı çiziliyor.

Haberin Devamı

‘KAFA TATİLİ’ TEŞVİĞİ: Pek çok rapora göre şirket kültürü, izin almayı ve işten bir süre uzaklaşmayı teşvik etmek yerine çalışanlarını bunun aksine itiyor. Ancak bu kültürün yarardan çok zararı bulunduğunun altını çizen İK profesyonellerine göre, izin almak uzun vadede verimliliği artırıyor. Bu nedenle çalışanları kendilerine vakit ayırmaları için teşvik etmek, mesai saatleri dışında işle ilgilenmemelerini istemek şirketler için de faydalı.

FAZLA MESAİYİ ÖDÜLLENDİR: Çalışanları tükenmişliğe iten baskılardan birinin de beklentileri karşılayamama korkusu olduğu belirtiliyor. Bu nedenle, şirketlerin şunları yapması öneriliyor: Çalışanlardan beklentiler makul olmalı, kısa süreli teslim tarihleri yerine yeterli zaman içinde hatasız işler yapmaya teşvik edilmeli ve çalışanlar fazla mesai yapmayı tercih ettiğinde karşılığını vermeye özen gösterilmeli.

Haberin Devamı

PAZARTESİLERİ MİNİMUMDA TUTUN: Spring Health’in İnsan Kaynakları Yöneticisi Karishma Patel Buford, “Pazartesileri minimumda tutun. Bu öz bakım biçimi, çalışanların önemli teslim tarihleri, toplantılar ve gelen kutularını karıştırmak zorunda kalmadan iş haftasına kolayca uyum sağlamalarına yardımcı olur. Kendinize bir mola verin ve günün ve haftanın geri kalanının temposunu belirlemek için işinize yavaşça başlayın” önerisinde bulunuyor.

Tükenmeden çalışmanın yol haritası

5 DAKİKA MOLA VERİN: Thrive Global’ın kurucusu ve CEO’su Arianna Huffington, günlük iş akışında uygulayabilecek 5 mikro adımı şöyle sıralıyor: Uyku, iyi beslenme, hareket, stres yönetimi ve başkalarıyla sosyal bağ kurma. İş günü boyunca beş veya on dakikalık mikro molalar vermenin de çalışanın rahatlamasına yardımcı olacağına dikkat çeken Huffington, “Saatlerce oturduktan sonra kısa molalar etkili enerji yönetimi stratejileridir ve esneme, merdiven inip çıkma, atıştırmalık, derin nefes alma, yoga veya beş dakikalık farkındalık meditasyonu bu molalarda denebilir” diyor.

BAKMADAN GEÇME!