Şehrin yorulanları ‘uzaktan’ nefes alıyor

Güncelleme Tarihi:

Şehrin yorulanları ‘uzaktan’ nefes alıyor
Oluşturulma Tarihi: Kasım 02, 2025 07:00

Pandemiyle birlikte hız kazanan tersine göç hareketi, Türkiye’de iş yaşamı ve değerler sistemini dönüştürüyor. Büyükşehirlerin stresinden bunalan beyaz yakalılar, doğaya yakın bir yaşam arayışıyla köylerde ya da daha küçük şehirlerde huzuru arıyor. Bu tablonun, geleceğin kurumları için güçlü bir mesaj taşıdığına dikkat çeken uzmanlar, “Kurumların çalışanlarını bir binada değil, bir amaç etrafında bir arada tutabilmeli” diyor.

Haberin Devamı

Büyük şehirlerin karmaşası, yüksek yaşam maliyetleri ve iş hayatının stresli temposu, özellikle pandemi dönemiyle birlikte hızlanan bir ‘tersine göç’ hareketini tetikledi. Plazaların klimalı ofislerinden ayrılan üniversite mezunu, eski beyaz yakalılar, Marmara ve Ege başta olmak üzere Türkiye’nin kırsal bölgelerine yerleşerek yeni bir hayat kuruyor. Pandemiyle birlikte şekillenen uzaktan çalışma kültürü, artık bambaşka bir boyuta taşınıyor. Büyükşehirlerin gürültüsünden uzaklaşan beyaz yakalılar, işlerini doğaya yakın köy evlerinden yürütüyor. Bu ‘yeni köylüler’ sınıfı, tarımsal yapıyı ve kırsalın sosyal dengelerini değiştiriyor.

ŞEHRİN KAOSUNDAN UZAKLAŞIYORLAR

Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Candan Türkkan’ın 83 kişi ile yaptığı bir araştırma, bu kitlesel göçün ardındaki nedenleri iki ana başlıkta topluyor: Kent içinde bunalma ve kişisel hayatta yaşanan krizler. Araştırmaya göre trafik, gürültü ve kalabalık, beyaz yakalıları temiz hava, sakinlik ve doğal bir yaşam arayışına itiyor. Mobbing, şirket krizleri ve kariyerdeki tatminsizlik, radikal bir karar alma sürecini hızlandırıyor. Ayrıca sağlık sorunları, ebeveynlik ve yakın kayıpları gibi kişisel deneyimler, ‘temiz gıda’ arayışını tetikliyor. Bu arayış önce organik tüketime, ardından ise bizzat üretici olmaya yönlendiriyor.

Haberin Devamı

ÇALIŞANLAR ESENLİK VE HUZUR ARIYOR

Beyaz yakalıların kırsala olan yönelimini konunun uzmanlarına sorduk. Türkiye İnsan Yönetimi Derneği PERYÖN Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eylem Derya Özgür, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) İç Göç İstatistikleri’ne göre Türkiye’de son iki yılda şehir değiştiren 2.6 milyon kişi olduğunu, sadece İstanbul’dan yaklaşık 1 milyon kişinin ayrıldığını aktardı. Bu hareketliliğin ekonomik dinamiklerin ötesinde, pandemiyle birlikte başlayan ‘hayatı yeniden tanımlama’ sürecinin bir yansıması olduğuna vurgu yapan Özgür, “Artık göç, yalnızca coğrafi bir değişim değil; insanların değerleri, öncelikleri, işten ve hayattan beklentileriyle ilgili bir dönüşüm sinyali veriyor. Pandemi, çalışma hayatında ‘yerden bağımsız üretkenlik’ anlayışını kalıcı hale getirdi. Deprem endişesi, şehir yoğunluğu, yüksek yaşam maliyetleri gibi faktörler ise büyük kentlerde yaşamın sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Özellikle genç kuşak profesyoneller, artık sadece iyi bir maaş ya da unvan peşinde değil; huzur, doğayla temas, anlamlı bir iş deneyimi ve esenlik arayışında. Bu da beyaz yakalı göçünün temel motivasyonunu oluşturuyor” diye anlattı.

Haberin Devamı

Şehrin yorulanları ‘uzaktan’ nefes alıyor

KURUMLARA İŞ DÜŞÜYOR

“Çalışanlar fiziksel olarak uzakta olsalar da, kültürel olarak bizimle kalabiliyorlar mı?” sorusunun kurumlar için kritik bir soru olduğuna vurgu yapan Özgür, kurumların bu yeni dönemde çalışan bağlılığını koruyabilmesi için; esnek çalışma politikalarını kalıcı hale getirmesi, psikolojik güven ortamı ve açık iletişim kültürü oluşturması, bağ kuran liderlik anlayışını geliştirmesi, çalışanların yalnızca performansını değil, iyi olma halini de önemseyen politikalar üretmesi gerektiğinin altını çizdi. Göç hareketinde Z kuşağının başı çektiğini ve bunun da tesadüf olmadığını söyleyen Özgür, “Çünkü onlar, fiziksel konumdan çok kültürel uyum, anlam, öğrenme fırsatları ve kişisel gelişim motivasyonuyla hareket ediyor. Bu tablo, geleceğin kurumları için güçlü bir mesaj taşıyor. Artık yetenekleri elde tutmanın yolu, onları belli bir yerde tutmaktan değil, kendilerini değerli hissettikleri ve anlamlı bir amaç için çalıştıklarını deneyimleyecekleri, insan odaklı bir iklim yaratmaktan geçiyor” şeklinde konuştu. 

Haberin Devamı

Kurumların çalışanlarını bir binada değil, bir amaç etrafında bir arada tutabilmeyi önceliklendirmesinin önemli olduğunun altını çizen Özgür, sözlerini şöyle noktaladı: “Fiziksel yakınlığın bağ kurmada elbette etkisi var. Ancak aynı ortamda bulunmayan, aynı amaç etrafında bir araya gelmiş insanlar birbirlerine ve işlerine çok daha bağlı olabilirler. Bu nedenle İK’nın rolü hiç olmadığı kadar stratejik hale geldi. Bağlılık artık mesafelerden ziyade finansal, zihinsel, fiziksel ve duygusal iyi oluşun, psikolojik güven ortamında anlamlı bir hedef odağında birlikte üretebilme ve gelişebilmenin bir bileşkesine dönüştü. İnsan kaynakları da bu dönüşüme kurumun ‘bağ kurma mimarı’ olarak liderlik ediyor.”

Haberin Devamı

KENDİ HİKÂYELERİNİ ANLATIYORLAR

Büyük şehir stresinden kaçıp köye yerleşen beyaz yakalıların hikâyeleri, sosyal medya platformlarında binlerce kez izlenen popüler bir içerik haline de geldi. ‘Tersine göç’ akımının zorlukları ve gerçekliği, bu platformlardaki belgeseller ve kişisel vlog’lar aracılığıyla gözler önüne seriliyor. Kişiler ‘Beyaz Yakalı İşimizden İstifa Ettik Köye Yerleştik’ gibi başlıklarla karar alma süreçlerini, geçim planlarını ve şehir hayatına dair özlemlerini samimi bir dille aktarıyorlar.

ŞİRKETLER GEÇİŞ SÜRECİNDE

Konuyla ilgili Hürriyet İK’ya konuşan liderlik danışmanlık firması Egon Zehnder’in Kıdemli Ortağı Murat Yeşildere ise şu anda kurumsal hayatta birkaç günlük esnek çalışma imkânlarının şimdilerde yavaş yavaş tam terse dönüştüğü görüşünde. Şirketlerin çalışanlarının daha fazla ofiste olmasını istediklerini söyleyen Yeşildere, “Bu durum ise farklı şehirlere göç etmiş kişileri düşündüğümüzde, bu insanların büyükşehirlere dönmesi ve hayatlarını ona uygun sürdürmeleri zor olacağı için son 12 ayda ve gelecek dönemlerde bir geçiş süreci yaşanıyor. Geriye çağırılan insanların geri gelip gelmeyecekleri veya gelirlerse de buradaki yaşamı sürdürüp sürdüremeyecekleri konusu gündemde” dedi.  “Ülkenin farklı yerlerinde esnek çalışma imkânlarının çalışanlara verilmesi trendinin şu anda çok güçlü bir dalgayı temsil ettiğini düşünmüyorum, binleri konuşuyoruz” diyen Yeşildere, “Ancak bu trendin on bin, yüz binlere doğru gittiği bir dönüşümü yaşarsak işverenler bunun fiyatlandırmasıyla ilgili olarak da bir takım adımlar atabilirler. Aynı işi yapan kişinin İstanbul’da alacağı ücretin örneğin 10 olacağı bir durumda Çanakkale, Konya ya da başka bir yerde yapan kişi 7-8 ücret alabilir. ABD’de giderek bunu görüyoruz. Çalıştığın ve yaşadığın bölge arasında farklılıklar varsa yaşadığın bölgenin yaşam koşullarına göre bir ücret almaya başlıyorsunuz. Şu anda Türkiye’de böyle bir durum yok, bu durumun olmaması da bu bahsettiğimiz trendi güçlü kılıyor” diye devam etti.

Haberin Devamı

Şehrin yorulanları ‘uzaktan’ nefes alıyor

DEPREM DE ETKEN

Farklı şehirlerde uzaktan çalışma trendinin altında cari ve yapısal nedenler olduğunu söyleyen Yeşildere, bu nedenleri şöyle sıraladı: “Cari konulara baktığımızda Covid-19 sırasında insanlar büyükşehirlerin dışına kaçmaya başladılar. Bunun yapılabilecek olduğunu görenler kalıcı hale getirdi, aynı şekilde şirketler de bu olanağı gördüklerinde imkânlar verdiler. Yapısal nedenlere baktığımızda ise kiradan hayat maliyetlerine kadar giden unsurların daha küçük şehirlerde sürdürülebilir olması motivasyon sağlıyor. Ayrıca deprem korkusu da bu nedenler arasında.”

Yeşildere, ayrıca uzaktan çalışma imkânlarının kurumlar için eksisini şöyle anlattı: “Şirketler açısından en önemli dezavantajın veya zorluğun şirket kültürünü ve aidiyeti yaratma tarafında olduğunu düşünüyorum. Yalnızca ekranlar arkasından çalışanlarla o aidiyeti yaratabilmek, kültürel değerleri yansıtabilmek çok kolay değil.”

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!