Güncelleme Tarihi:

Pandemiden bu yana çalışan bağlılığını konuşuyoruz; peki bugün ne değişti?
İş dünyası sadece teknolojinin değil, ilişkilerin ve çalışma kültürünün de yeniden tanımlandığı bir dönemden geçiyor; özellikle çalışanların işe bakışında köklü bir dönüşüm yaşanıyor. İş dünyasında bağlılık uzun yıllar boyunca siyah-beyaz bir kavram gibi alındı; bağlı olanlar ve olmayanlar. Oysa bugün sahada gördüğümüz tablo bu durumun değiştiğini net biçimde gösteriyor. Çalışanlar işin hayatlarındaki yerini yeniden değerlendiriyor. Bugün bağlılık, hayatın akışına ve kişinin yaşam evresine göre sürekli değişen, çok boyutlu ve yönlü bir yapıya sahip.
Pluxee olarak bu dönüşümü neden ve nasıl ele alıyorsunuz?
Sodexo olarak 30 yılı aşkın süre yemek kartı sektörüne liderlik ettik, B2B odağımızla müşterilerimizin stratejik iş ortağı olduk. İki yıl önce hayata geçirdiğimiz marka dönüşümü ise bizim için vitrine yeni bir tabela asmak değil; vitrinin arkasındaki tüm yapıyı, iş yapış biçimimizi ve değer üretme modelimizi baştan sona yeniden kurgulamak anlamına geliyordu. Pluxee olarak devam ettiğimiz bu yolda odağımızda ‘tüketici’ yani ‘çalışan’ var. Tam da bu nedenle mottomuz ‘Çalışanı Mutlu Eden Dünya’. Dolayısıyla çalışan beklentilerinin nabzını tutarak iş dünyasındaki dönüşümü sezgilerle değil, verilerle anlamayı ve bunu tüm iş ortaklarımıza aktarmayı çok önemsiyoruz. Bu yaklaşımın en önemli çıktılarından biri de belirttiğiniz gibi Ipsos işbirliğiyle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 10 Pluxee ülkesinde gerçekleştirdiğimiz ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı’ araştırması. Araştırma bize çok net bir tablo sundu: Çalışanlar bağlı, ancak bu bağlılığın tanımı artık farklı. Sonuçlar da iş dünyasının bugüne kadar alışık olduğu varsayımları yeniden düşünmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.
DOĞRU İŞ DEĞİL, DOĞRU İŞ ARKDAŞI
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından bahseder misiniz?
Bugün iş dünyasında çalışanların bağlılığına dair soru işaretleri var: çalışanlar bedenen ofiste ancak kalpleri başka bir yerde mi atıyor? Araştırmamızda gördük ki gerçek durum oldukça ilginç. Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı şirketi sevdiğini ya da beğendiğini söylüyor. Bu çok güçlü bir rakam.
Türkiye’de çalışanların yüzde 35’i işinin hayatının merkezinde olduğunu söylüyor. Bu oran gelişmekte olan ülkelerde yüzde 19. Çalışanların yüzde 58’i ise ‘elimden geldiğince çok çalışırım’ diyor. Fakat bu tablo, işin her şeyin önüne konulduğu bir yaşamı değil; çabanın ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiği bir yaklaşımı işaret ediyor.
Türkiye’de çalışanların mutluluk tanımına baktığımızda sadece ‘doğru işte’ çalışmaya değil; doğru insanlarla birlikte çalışmaya dayandığını görüyoruz. Güven duydukları, değer gördükleri, sosyal olarak beslendikleri huzurlu bir iş ortamı, Türk çalışanı için en kritik bağlılık ve mutluluk unsurunu oluşturuyor. Aynı zamanda çalışanlar, işin hayatlarının doğal bir parçası olmasını; hayatla uyum içinde ilerlemesini önemsiyor. Yani çalışanlar işi reddetmiyor, ama hayatın tamamı hâline gelmesini de istemiyor. Biz bu yaklaşımı ‘dengeli bağlılık’ olarak tanımlıyoruz. Bu kavram, çalışan–işveren ilişkisini anlamak için bugün çok güçlü bir referans noktası niteliğinde.
BAĞLILIĞA YENİ BAKIŞ AÇISI
Dengeli bağlılık kavramını biraz daha açar mısınız?
Dengeli bağlılık ne koşulsuz adanmışlık ne de mesafeli bir kopuş; işin, hayatla uyum içinde ilerlediği, bireyin hem profesyonel hem de kişisel ihtiyaçlarının gözetildiği bir denge. Çalışanlar işverenlerinden ‘daha az iş’ ya da ‘daha fazla imkân’ değil; daha adil, daha insani ve daha sürdürülebilir bir ilişki bekliyor. Bu da bağlılığın tanımını kökten değiştiriyor.
Araştırmada öne çıkan kavramlardan biri de ‘bağlılığın 8 tonu’. Bunu nasıl okumalıyız?
Evet, araştırmanın en güçlü iç görülerinden biri, çalışan bağlılığına daha yakından baktığınızda homojen bir yapı göstermediğini ortaya koyması. Bağlılık değişken: Bireyin yaşam evresi, kariyer beklentileri, özel hayatına verdiği önem ve toplumsal aidiyetle kurduğu ilişkiye göre çok farklı tonlar kazanıyor. Bu da bize şunu söylüyor: Tek bir ‘bağlı çalışan’ profili yok. Örneğin, yeni işe başlayan bir çalışan işine karşı son derece hevesliyken ebeveyn olduğu dönemde aynı kişi farklı bir bağlılık seviyesine geçebiliyor. Kimileri iş ve kariyer üzerinden bağlılık kurarken kimileri işi daha çok bireysel fayda sağlayan bir araç olarak görüyor. Bazıları için aile ve duygu merkezde; bazıları için ise daha rasyonel ve bireysel bir denge söz konusu.
ÖNCE MAAŞ SONRA YAN HAKLAR ÖNEMLİ
Çalışan beklentileri bugün en çok hangi başlıklarda yoğunlaşıyor?
Araştırmamız, işyerini cazip kılan unsurların en başında iyi maaşın yüzde 48 ile geldiğini, bunu ihtiyaca uygun yan hakların yüzde 36 ile izlediğini gösteriyor. Evet, ücret hâlâ tam bir eşik fakat çalışanlar onların alım gücünü destekleyen, işin ötesinde de hayatlarında değer yaratan faydaları çok değerli buluyor. Bu da yan hakların artık standart bir liste değil; çalışanların yaşam evrelerine göre kişiselleşmiş bir sistem olarak kurgulanması gerektiğini gösteriyor. Artık bağlılık sadece çalışanın şirkete duyduğu sadakat değil; şirketin de çalışanına sunduğu deneyimin bir sonucu.
Son olarak, bu dönüşümün iş dünyası için anlamı ne?
Bugün çalışanlar için işleri günlük hayatlarından ayrı bir alan değil. Kurumlarının onları yalnızca bir rol ya da pozisyon üzerinden değil, bir birey olarak ele almasını bekliyorlar. İhtiyaçlarını, önceliklerini ve yaşam evrelerini gözetmesini bekliyor. Gelişebilecekleri alanlar, emeklerinin görüldüğü ve takdir edildiği bir ortam, kendilerine güven duyulan ve desteklendiklerini hissettikleri bir ilişki... Biz Pluxee olarak, bu çok katmanlı ve yönlü bağlılık anlayışının iş dünyası için önemli bir yol gösterici olduğuna inanıyoruz.
Pluxee olarak çalışan–işveren ilişkisini statik bir ölçüm alanı değil, yaşayan bir deneyim olarak kurguluyor; insanı merkeze alan, dengeli ve sürdürülebilir bir çalışma ekosisteminin inşası için çalışıyoruz. Geliştirdiğimiz çözümler, bağlılığı tek boyuta indirgemeden çalışanlara özgürlük, işverenlere ise sürdürülebilir maliyet yönetimi sunan güçlü bir değer dengesi yaratıyor. Tam bir kazan-kazan durumu açıkçası. Çünkü çalışan bağlılığını doğru okuyan, dinleyen ve gerçekten destekleyen kurumlar; yalnızca daha bağlı ekipler değil, daha güçlü ve daha sürdürülebilir bir çalışma hayatı inşa ediyorlar.

