Güncelleme Tarihi:

HER yıl 4–10 Mayıs tarihleri arasında kutlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası, çalışma hayatında güvenli ve sürdürülebilir ortamların önemini yeniden gündeme taşırken, kurumların bu alandaki yaklaşımındaki dönüşüme de dikkat çekiyor. Artık yalnızca yasal zorunluluklarla sınırlı kalmayan iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları; çalışan deneyimi, kurum kültürü ve iş sürekliliğinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınıyor. Bu dönüşümde insan kaynakları birimleri kritik bir rol üstlenirken, şirketlerin de daha bütüncül ve proaktif bir sorumluluk anlayışı geliştirmesi gerekiyor. Peki, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında insan kaynaklarının ve şirketlerin bu konudaki sorumlulukları neler ? PERYÖN (Türkiye İnsan Yönetimi Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eylem Derya Özgür’e sorduk. İş sağlığı ve güvenliğinin uzun yıllar boyunca daha çok yasal yükümlülükler ve operasyonel süreçler çerçevesinde ele alındığını söyleyen Özgür, bugün gelinen noktada bu anlayışın değiştiği görüşünde: “Bu alan yalnızca riskleri minimize etmekle sınırlı değil; doğrudan çalışan deneyimini, kurum kültürünü ve işin sürdürülebilirliğini belirleyen bir başlık haline gelmiş durumda.”
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre dünyada her yıl 2.93 milyon insanın iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiği bilgisini hatırlatan Özgür, “Bu, her gün 8 bin kişinin ve 10 saniyede 1 kişinin çalışırken hayatını kaybetmesi demek. Ayrıca, yine ILO verileri her yıl 395 milyon çalışanın ölümle sonuçlanmayan iş kazası sonucu yaralanmalara maruz kaldığına dikkat çekiyor. Her yıl İSG’yi sadece yüzde 1 oranında bile iyileştirebilsek, 29 bin 300 kişinin can kaybının önüne geçilmesi anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.
ÜÇ TEMEL EKSENDE ÖNE ÇIKIYOR
İnsan kaynaklarının rolünün iş sağlığı ve güvenliği alanında üç temel eksende öne çıktığını söyleyen Özgür, bunları, “İnsan odaklı ve önleyici yaklaşımı güçlendirmek, veriye dayalı içgörüler üretmek ve güvenlik kültürünü kurumun geneline yaymak” olarak sıraladı. Özgür, insan kaynaklarının bu noktadaki payını şöyle detaylandırdı: “İnsan kaynakları; riskleri önceden öngören, çalışan davranışlarını ve kurum içi dinamikleri analiz ederek proaktif çözümler geliştiren ve çalışanların bu alandaki gelişimini de takip eden bir yapı kurmakla sorumlu. Aynı zamanda çalışanların sesini duyan, geri bildirimleri sistematik şekilde karar aşamalarına taşıyan ve çözüm için aksiyon alınmasını sağlayan bir köprü görevi üstleniyor.”
İŞİN MERKEZİNDE İNSAN VAR
Bu rolün bir diğer kritik boyutunun ise liderlik olduğunu söyleyen Özgür, güvenlik kültürünün yalnızca prosedürlerle değil liderlerin yaklaşımıyla şekillendiğini ifade etti. İnsan kaynakları ve yöneticilerin bu konuda rol model olmasını sağlayacak gelişim programlarını kurgulamak ve güvenliği performansın ayrılmaz bir parçası haline getirmek durumunda olduğunu şöyleyen Özgür, sözlerini şöyle tamamladı: “Çalışma hayatının merkezine insanı koyan bir anlayış, iş sağlığı ve güvenliği alanında da en güçlü kaldıraçtır. Çalışanını koruyan, gözeten ve iyi oluşunu merkeze alan insan odaklı kurumlar yalnızca daha güvenli değil; aynı zamanda daha sürdürülebilir, daha verimli ve daha güçlü organizasyonlar yaratır.”
PSİKOLOJİ DE ÖNEMLİ FAKTÖR
Güvenli bir çalışma ortamının yalnızca fiziksel önlemlerle değil, çalışanların kendilerini değerli, güvende ve iyi hissettikleri bütünsel bir deneyimle mümkün olduğunun altını çizen Özgür, bugün iş sağlığı ve güvenliğini yeniden düşünmemizi gerektiren en önemli dinamiklerden birinin de çalışma hayatındaki dönüşüm olduğunu dile getirdi. Özgür, şöyle devam etti: “Hibrit, uzaktan çalışma modelleri ve sürekli değişim; çalışanların yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusal olarak da gözetilmesini öncelikli hale getiriyor. Nitekim küresel araştırmaların pek çoğu, çalışanların yüzde 65’ten fazlasının işyerinde tükenmişlik riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Bu nedenle, iş sağlığı ve güvenliğinin kapsamı artık psikolojik iyi oluşu da içerecek şekilde genişlemiş durumda.”
