Güncelleme Tarihi:

NE de güzel şarkıdır; ‘Fabrika kızı’... Bora Ayanoğlu, yıllarca dillerden düşmeyecek bu şarkının söz ve müziğini yazdığında takvimler 1969; dönemin pop müzik yıldızı Alpay albümüne koyup meşhur ettiğinde ise 1970’i gösteriyordu. Tam da Türkiye’de işçi haklarının, üretimde insanın değerinin yüksek sesle dile getirildiği yıllardı. Ve bu heyecan ‘Fabrika kızı’nı sahiplerinin bile hayal edemeyeceği kadar meşhur etti. Bora Ayanoğlu daha sonra bir röportajında şarkıya ilham olan ‘fabrika kızı’nı, 1969 yılında bir gazetede Cibali Tütün Fabrikası’nda tütün saran bir kadın fotoğrafında gördüğünü anlatmıştı.
Bora Ayanoğlu bugün şarkıyı belki de ‘plaza kızı’ olarak yazardı, kim bilir. Tıpkı 1970’lerdeki filmlerde fabrikada çalışan kadın karakterlerin yerini bugünün dizilerinde plazada çalışan beyaz yakalı karakterlerin alması gibi... Elbette dönüşüm kaçınılmaz.
Bugünlerde yapay zekâ ve robotik teknolojilerin yayılmasıyla birçok mesleğin yok olacağını, dönüşeceğini okuyoruz. Ancak insansız üretim henüz hayal edilemiyor. Üretimin sürdürülebilirliği için sanayi bölgelerinde, fabrikalarda daha fazla gence ihtiyaç olduğunu bütün sanayiciler yüksek sesle dile getiriyorlar. Ama o gençleri fabrikalara çekemiyorlar.
‘KURYE OLMAYI TERCİH EDİYORLAR’
Sanayinin en sert alanlarından olan çelikten örnek vereceğim. TİM Başkan Vekili İDDMİB Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu meslektaşlarının endişesini sesli dile getiriyor, “Gençler fabrikalarda, yağ ve toz içinde çalışmak istemiyorlar. Şartlar onlara zor geliyor. Sanayinin bulunduğu ortamdan kaçıyorlar. İşe girse de bir süre sonra kaçıp, moto kurye oluyor. Kurye ya da garson olmayı tercih ediyorlar” diyor.
Peki ne yapmalı diye sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor: “Gençlere gerçekten sanayide üretilen bir ürünün oluşum sürecinde emeği olduğunu, ‘Bunu ben yaptım, ben bir emek verdim’ bilincini yaymamız lazım. Uzak Doğu’ya gittiğimiz zaman bunu görüyoruz, müthiş bir aidiyet duyusu var. Adam üç nesildir o fabrikada çalışıyor.”
Veriler ortada. Son dönemde reel sektörün 600 binden fazla işçi kaybettiğine ancak işsizliğin buna rağmen azaldığına vurgu yapan sanayiciler, “Sanayiden ayrılan çalışan hizmet sektörüne kayıyor” diyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ekim-Aralık 2025 işgücü verileri de bunu doğrular nitelikte. İstihdam edilenlerin yüzde 13.8’i tarım, yüzde 20’si sanayi, yüzde 6.9’u inşaat, yüzde 59.3’ü ise hizmet sektöründe kayıtlı durumda. Tabloda verileri görebilirsiniz.
İŞTE İYİ BİR ÖRNEK
Sorun net, herkesin kendince bir çare arayışı var. ‘Göçmen işçi’ ilk anda akla gelen çözüm. Ve Anadolu’da yüzde 5’leri geçen göçmen işçi oranları veriliyor. Ancak daha iyi çözümler bulanlar da var. Bunlardan biri de Kahramanmaraşlı Kipaş Holding. Yönetim Kurulu Üyesi Hikmet Gümüşel, “Kronik sorunlardan biri ama biz erken fark ettik” diyor. Şirkette yaş ortalamasının 38 olduğunu, çalışanların yüzde 90’ını da mavi yakalıların oluşturduğunu söyledi. Verdiği bilgilere göre mavi yakalıların da çoğu lise mezunu.
Gümüşel, “Teknik mesleklerde özellikle de elektrik ustası, bakım ustası, tesisatçı gibi ara teknik eleman gruplarında çalışan bulmakta zorlanıyoruz. Beceri isteyen işler bunlar. Baba oğluna aktarıyordu eskiden, artık aktarmıyor. Herkes ‘Benim çocuğum benim gibi olmasın’ derdinde. Ama bu, Türkiye’ye uymuyor. Çünkü ekonomi imalat endüstrisi üzerine kurulu” derken gençleri fabrikaya çekmek için yıllar önce başlattıkları programın başarısına dikkat çekiyor. Özetle bir meslek lisesi projesi olan programı şöyle özetliyor:
“Şehrimizdeki meslek liseleri ile işbirliğimiz var. Öğretmenlerden olumlu not alan öğrencilere yönelik K-Start programı. Seçilen öğrencileri alıyoruz. Üç ay deneme süreci var. Bu gençleri ‘ara eleman eğitimi’ne alıyoruz. Beş yıldır yürüttüğümüz bu program iyi çalışıyor. Beş yıl önce başlayanlar şu anda usta üstü pozisyona geldi. Aylık 40 bin TL bandında ücret alıyorlar. Bu programdan geleceğin fabrika müdürleri yetişecek.”
ISO PROJELERYÜRÜTÜYOR
Konuyu Türkiye’de sanayiyi temsil eden en büyük sivil toplum kuruluşu olan İstanbul Sanayi Odası’nın Başkanı Erdal Bahçıvan’a sorduk. O da mesleki eğitimi işaret etti ve “Bu öncelikli faaliyet alanlarımızdan biri” dedi. Sanayicinin ‘aranan elemana’ büyük ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bahçıvan, yürüttükleri birçok programdan bahsetti. Şöyle özetledi:
- Milli Eğitim Bakanlığı ile 2019’da başladığımız İSO MEİP (Mesleki Eğitim İşbirliği Projesi) kapsamında İstanbul’daki 44 meslek lisesinde 150’yi aşkın sanayiciyle kapsamlı, yenilikçi, katılımcı ve sonuç odaklı bir model yarattık. Öncelikle ortaokul öğrencilerini meslek liselerine çekmek amacıyla İSO MEİP okullarından öğretmenlerimiz, ortaokullarda tanıtım yaparak farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Öğrencileri 9. sınıftan itibaren sanayi ve üretimle yakından tanıştırıyoruz.
- 2025’te İSO MEİP projemizi yüksekokullara da yaymak amacıyla YÖK ile protokol imzaladık. Tecrübemizi meslek yüksek okullarına da aktaracağız.
- Başlattığımız ‘Staj Programı’ ile öğrenciler için en uygun staj ve firma deneyimini oluşturuyor, böylece mezuniyet sonrası alanda istihdam oranlarını yükseltmeyi hedefliyoruz.
- 12. sınıf öğrencilerimizle düzenlediğimiz istihdam buluşmalarını 2025’ten itibaren sanayi bölgelerine taşıdık ve bu değişimle birlikte gençlerin sanayiye olan ilgisinin belirgin biçimde arttığını gözlemledik.
ÜRETİMİ GENÇLER İÇİN YENİDEN TANIMLAMAK GEREK

‘Gençler üretime nasıl döner’ sorusunu PERYÖN (Türkiye İnsan Yönetimi Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eylem Derya Özgür’e yönelttik. Şu önerileri dile getirdi:
- “Gençler fabrikaya mesafeli değil; tek boyutlu bir rolün içinde olduğu gibi kalmaya, kalabalık içinde kaybolmaya mesafeli. İnsan kaynaklarının görevi de tam olarak bu yolculuğu tasarlamak ve görünür kılmak.
- Gençler için bir işe ilgiyi besleyen dört boyut var: İşin niteliği, kariyer, kişisel gelişim ve iş ortamında iyi olma hali. Sanayide gençleri üretim alanlarına çekmekte zorlanılmasının temel nedeni işin niteliğine ilişkin algı. Gençler artık emek yoğun, tekrar eden ve fiziksel olarak zorlayıcı iş modellerini, içinde bir anlam bulmadıkları iş dizilerini kariyerlerinin başlangıç noktası olarak görmek istemiyor. Daha esnek ve daha hareketli hissettikleri alanlara yöneliyorlar.
- Burada insan kaynakları açısından kritik soru şu: Üretimi gençler için nasıl yeniden tanımlarız? İşin-üretimin anlamlı bir katkı alanı olarak konumlandırılması, sağladığı somut faydanın görülmesi ve ödüllendirilmesi önemli.
- Gençlere kariyerindeki ilerlemeyi görebileceği ve bunun farkını yaşam refahı olarak alabileceği, burada kaldığı süre içinde teknik becerileri kadar sosyal becerilerini de geliştirdiği, tercihlerine saygı duyulan, eğlendiği ve bağ kurduğu bir ortamın sağlanması işin kritik unsurları haline geldi.
- Otomasyon, dijitalleşme ve akıllı üretim sistemleriyle desteklenen tesislerde gençler kendilerini ‘bedensel güç’ değil ‘teknik yetkinlik’ üzerinden konumlandırabiliyor.

