GeriSpor Huysuz İhtiyar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

Gülme pekliği!Kısacık veya uzuncuk yaşamımın neredeyse tamamı karikatür seyranı ile geçti. Hele, Gırgır Dergisi'ni yönettiğim 20 yıla yakın sürede birkaç yüz bin karikatüre baktım. Bu karikatür röntgenciliği bende bir gülme aşınması yarattı.Zaten, gençliğimden beri ön dişimdeki minik bir çürük lekesinin dişçisel tembelliği yüzünden az gülen biriydim. Mahçupluğumdan kahkahalarımı tenhalara saklardım. Gülünecek durumları veya sözleri aklımda tutardım. Sonra, bir tenhada onları yeniden aklımdan geçirip, bir ajan gizliliği içinde kıs kıs gülerdim. Ama gülme aşınması nedeniyle çürük doldurulduktan sonra da gülemez oldum. Artık ben, iş kazasına uğramış gülme malulu bir emekliydim. Binlerce karikatürü, bir mizah matematiğiyle bu komiktir, buna çok gülerler diye yayınladım. Ya da en abus suratımla ‘‘Şöyle çizersen daha komik olur, okur gülmekten kasık sancısına uğrayabilir!'' diye genç karikatürcülere akıllar verdim. Ama gülebilme yetimi kaybetmek de yüreğime evlat acısı gibi çöktü.Oysa, bebekliğimden beri gülme tutkunu birisiydim. Acıklı hiçbir şeyden hoşlanmazdım. Acıklı bir sahne yüzünden bütün aileyi ağlaya zırlaya sinemadan çıkardığım çok olmuştur. Rahmetli babam, kemanıyla Saba makamından hüzünlü bir taksime başlasa, resmen hır çıkarıp taksimi, ‘‘Yanık Ömer'' şarkısına bağlatırdım. Çünkü, Saadettin Kaynak'ın Yanık Ömer'inin Kurtuluş Savaşı'nı anlatan bölümündeki hoplamalı, zıplamalı tempo efkarımı dağıtırdı. 2-3 yaşlarında filandım. Hala da Safiye Ayla'nın hayranıyım.Altmışını geçince, sadece gülmeyi becerememekle kalmayıp, başkalarının kahkaha seslerine de öfkelenmeye başladım... İşte, o zaman içimde de alarm zilleri çalmaya başladı.‘‘Ne gülüyorsun, maymun mu oynuyor?.. Karılar gibi ne gülüyorsun?.. Kendi kendine gülene deli derler!..'' özdeyişlerini hangi kişilikteki hımbılların icat ettiğini anlar gibi oldum... Derhal titreyip özüme dönmek niyetiyle, kendime gülücük terapisi uygulamaya başladım.Sizlere de garanti veririm: Bu gülücük talimleri, zayıflama diyetlerinden, üniversiteye hazırlık antrenmanlarından veya 10 derste bilimsel orgazm araştırmalarından çok daha keyifli, sağlıklı ve insancıl çalışmalardır. İnsan, mizah duygusunu kaybedeceğine, saçını, dişini, işini kaybetsin daha iyi!..Size, bir meslek sırrı vermek istiyorum. Sahtekarlar ve milli kahramanlığa sığınmış alçaklar gülemez. Gülmeye çalışsalar bile, o sırıtmalar ağızlarından, yağlı bir yemek artığı gibi çenelerine akar... Sırıtan birçok politikacının donuk gözlerine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. Çünkü kahkaha insanları sahici ve korumasız kılar. Bu cesaret de ancak sade ve sahici insanlarda vardır. Ancak onlar, açık yürekle gönül dolusu gülebilirler.***Selçuk Erdem, minik bir kitapçıkta karikatürlerini toplamış. Kadirşinaslık eden birkaç karikatürcü (ya da yayınevi) gibi albümünü bana da göndermiş.Binlerce çizer adı ve yüzü kafamda birbirine karışmış durumda. Üstümüze afiyet, hafiften başlayan bunama alametleri de üstüne binince Selçuk Erdem'i anımsayamadım. Çizgileri, aman aman usta işi değil, ama çok etkili bir anlatım gücüne sahip... Biraz Can Barslan'ı anımsatıyor. Demek ki ikinci kuşaktan bir çizer...Bir çizerin, okuruna sunduğu güzellik ve alçaklığın keyfini çıkarmanın tek çaresi, karikatürcü ukalalığını bırakıp karikatüre her şeyden habersiz bir okur saflığı ile bakmaktır. Ben de öyle yaptım.Daha ilk karikatürde, ağzımdan bir ‘‘kıkır'' çıktı. Sonra o tek kıkır, ‘‘kıkırdamaya'' dönüştü. Derken, tıkanmış bir borunun basınçla açılması bir kahkaha patlattım. Önce, korkuyla çevreme bakındım. Çok şükür, odamda yalnızdım. Ama albümün ortasına gelince çevreyi filan unutup hem ağız, hem gönül dolusu güldüm. Sinirim iyice bozulduğu için, eve gelene kadar da direksiyon başında gülüp durdum.Ameliyat başarılı geçmiş, kronik gülme pekliğinden kurtulmuştum. Sen çok yaşa Selçuk Erdem!..Ben de bütün yazarlar gibi, keyfimi okurla paylaşmazsam çatlarım! Bu nedenle Selçuk Erdem'in birkaç karikatürünü yayınlıyorum. Ama benim kadar gülemezseniz, bilin ki arıza sizdedir.Adam, fena halde komik vallahi!..FİRARİ PATATESLERBu dünyada cevabı olmayan bir sürü soru vardar. Garip insanoğlu, tarih boyunca her şeyin cevabını bulacağım diye kuyruk sokumuna kadar terler akıttığı halde, Uzay nerede biter, fillerin dişleri niye ağzının içinde değildir, Çin'deki serçelerle Türkiye'dekiler aynı dili mi konuşur, Çiller CIA ajanı mı, Erbakan, Kaddafi'den kaç para aldı ve ne kadarını partiye verdi, Fener en fazla parayı harcadığı halde en kötü takımı kurmayı nasıl becerdi, Başkan Kenedi'yi kim öldürdü, ruh var mı, Uzay'da bizden başka canlı var mı gibisinden binlerce soruya cevap bulamamıştır.Şimdi bu yanıtsız sorulara bir tane daha eklendi:PATATESLERİM NEREYE GİTTİ?Bu haftaki yazıyı yazmak için debelenip dururken ruhuma biraz serinlik olsun ve sinirim yatışsın diye yazıya haftaym verip bir midye pilakisi pişirmeye karar vermiştim. Midyeleri haşlayıp havucu, soğanı, sarmısağı, domatesi doğradım. Patatesleri de soyup bir kenara koydum. Tencereyi ateşe vurdum. Soğanı kavurup diğerlerini kaynattıktan sonra, sıra midye ve patatese geldi. Ama patatesleri ara ki bulasın. Ne koyduğum, ne de başka bir yerde patates yoktu.Aramaya derhal çalışma masamdan başladım. Çünkü sebze soyma ve doğrama işini karikatür çizdiğim masada, tekerlekli koltuğuma oturarak yaparım. Kağıtların, boyaların, kitapların vesairenin arasında iki hafta önce kaybettiğim terliğimin tekini bulmama rağmen patateslere rastlamadım. Ne olur ne olmaz diye tek tek masanın çekmecelerine de baktım. Yok!.. Yok!..Mutfağa geçip dört döndüm. Aramadığım kenar, bakmadığım köşe kalmadı. Hatta, buzluğa ve bulaşık makinesinin içine bile baktım. Patateslerim sırra kadem basmıştı. Yatak odalarını, banyoyu, kitap odasını sıkı bir aramadan geçirdikten sonra kararımı verdim...PATATESLERİM FİRAR ETMİŞTİ!Don, paça sokağa fırladım. Bana tuhaf bakışla bakmalarına aldırmadan her rastladığıma, ‘‘Patateslerim buradan geçti mi?'' diye sormaya başladım. Pideci Zeki:‘‘Bu sıcakta patatesi ne yapacaksın? Ben sana acılı bir lahmacun yapayım...''Eski Fener'li Fuat;‘‘Senin patatesler, şimdi Fenerbahçe'de top oynuyor abi!..''Emekli Hoca;‘‘Ah!.. Aaah!.. Eski patatesler sadık olurlardı, insanı terk etmezlerdi...'' dediler.Kös kös eve döndüm. Evde fazladan patates vardı. Ama onları tekrar soyacağıma ölürdüm daha iyi... Midye pilakisi, patatessiz olacağına midyesiz olsa daha iyi olurmuş herhalde. Patatessiz pilaki berbat bir şey oldu.Ama ben kafaya koyup patateslere takmış bulunuyorum. Yarın izin günüm. Evi yukarıdan aşağıya bir kez daha arayacağım.
False