Huysuz Fener

FENERBAHÇE nerede? Son adresi lig onunculuğu. 3 deplasmanda 0 puan. Fenerbahçe bunu da tarihine yazdı. Zor olsa gerek...

Taraftar kan ağlıyor. Başkan Aziz Yıldırım’a göre; yürüye yürüye şampiyon olması gereken takım. Yürüsün de büyüsün. Şampiyonlar Ligi dopingdir.

Hele bir Kiev’i geçsinler. İçeride üzer, dışarda sıraya dizer. Fener’in huyudur!



X

Olağanüstü hal!

BURSA’da olağanüstü hal ilan edildi, 2 bin 300 polis görev yaptı. "Beşiktaş’a koruma ordusu". Pazar günü Bursa’da oynanan maçın başlığı Hürriyet’te böyleydi. Bursa Emniyeti’nde izinler kaldırıldı. Jandarma’dan takviyeler alındı. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, yöneticiler ve siyah beyazlı kafile özel önlemlerle Atatürk Stadı’na getirildi. Erman Toroğlu yazısında diyor ki, "Beşiktaş, Bursa’ya gidiyor, Bursalı yöneticilerin bazıları "Beşiktaşlı yöneticiler gelmesin" diyor. Bursa İl Spor Güvenlik Kurulu da, "Beşiktaş seyircisi stada gelmesin" diyor. Peki bu yöneticiler bu beyanatları neden veriyor? Bursalılar diyor ki: "Beşiktaş, Rize’de Çaykur Rizespor’a karşı oynamadı. Onlara mağlup oldular ve biz küme düştük"

Beşiktaş taraftarının Bursa’daki maça alınmaması bu iddiaya dayanıyor. Arkadaşımız İsmail Er, yazısına "Yüzyılın ayıbı!" başlığını atmış. Aynı görüşteyim, gerçekten ayıp! Şükür ki iki tarafın yöneticileri maçtan önce ve sonra dostluk ellerini birbirine uzattılar. Başkan Yazıcı ve Demirören’e bu dostluk elini birbirlerinden çekmemelerini umuyorum.

Olaylar birbirini kovalıyor. İzmir’den Bandırma’da oynanan Banvitspor-P.Karşıyaka maçına giden Karşıyakalı taraftarlardan Özgür Soylu dinlenme tesisinde çıkan kavgada pompalı tüfekle öldürüldü. Cumartesi günü Bayanlar Basketbol Ligi’nde tribün terörü maçın önüne geçti. Fenerbahçe’nin G.Saray’ı 66-58 yendiği maçın bitimine 30 saniye kala hakemler soyunma odasına gittiler ve yarım saat sonra tekrar sahaya dönerek maçı bitirdiler. Duymadığımız, görmediğimi hemen her yerde olaylar çıkıyor. Ve biz bunları önleyemiyoruz.

Sporun amacı bu mudur? Silahlar, kavgalar, dövüşler hiç bitmiyor ve sorumlu kurumlar bunları önleyemiyor. Diyecekler ki "Yasalar yetersiz." Peki, Avrupa Liglerinde nasıl oluyor. Onlar da aynı kurumlara bağlı değil mi? FIFA’ya, UEFA’ya baş kaldırabiliyorlar mı?

Heysel Faciası

Acı bir hatırlatma olacak ama Heysel Faciası dünya futbolunun kara defterine yazılmış bir olaydır. 29 Mayıs 1985 günü Brüksel’de Juventus ile Liverpool arasında oynanacak olan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’nin başlamasından önce İngilizlerin, İtalyan taraftarlarına saldırması ve çıkan panik sonucu bir duvarın çökmesi ve taraftarların tel örgülerde sıkışması nedeniyle 38 İtalyan taraftarı ile bir Belçikalı hayatını kaybetti.

Bu faciaya rağmen maç boş tribünler önünde oynandı. Platini’nin golüyle Juventus kupayı kazandı. Olay sonucu İngiltere’ye ve İngiliz takımlarına uluslararası müsabakalardan 5 yıl men cezası verildi. Liverpool ise 8 yıl men cezası aldı. Stadın adı ise "King Baudouin" olarak değiştirildi.

Bütün bunlar yaşanmış ve tekrarına fırsat verilmemiştir. Zamanın İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın cezalar ve önlemler konusundaki kararlılığı tarihe geçmiştir: "Futbol, holiganlara teslim edilmeyecek kadar kutsal bir şölendir."
Yazının Devamını Oku

Heykeli dikilecek adam

YIL 1951... Ankara... Yedek Subay Okulu, 8. piyade bölüğü... 2123 Necmi Tanyolaç, 2124 Süleyman Seba... Yaz devresi, 34. dönem. Askere gittik. Bir yaz akşamı bizim bölüğü çadıra yerleştiriyorlar. 40 ikindi yağmurları zamanı... Bir çavuş, bize ranzamızı gösterdi. Süleyman Seba ile aynı ranzaya düştük. O Beşiktaş'ın ünlü futbolcusuydu, ben henüz gazeteci değildim. İşte böyle tanıştık. Sordum; "Ranzada üstte mi altta mı yatmak istersiniz?", "Uykum ağırdır, üstünü tercih ederim." Gecenin sessizliği çadırı kaplamıştı. O esnada bir gürültü koptu. Ranza arkadaşım uyurken yere düşmüştü. Türk spor tarihine adını yazdıran Seba'yla arkadaşlığımız 50 yıldır sürüyor. Alçak gönüllü, sevgi dolu dost bir insandır.

Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Akaretler'deki Vişnezade Parkı'na Süleyman Seba'nın heykelini diktirdi. Bunu hak etmişti. Seba, Beşiktaş tarihinde bir milattır. Beşiktaş'a çağ atlattı. Tesisler kazandırdı. Kulübe çağdaş yönetimi getirdi. Başarıları ve yaptıkları anlatılamaz. Başkanlık odasında sık sık dertleşirdik. 16. yılı dolarken, yorgun biraz da kırgın gibiydi. Pencereden kulübün karşısındaki parkı gösterdi. "Yoruldum. Artık dinlenmek istiyorum. Şu gördüğün ağacın altındaki bankta oturup, sigaramı içeceğim, çayımı yudumlayacağım. Sevdiklerimle buluşacağım. Bu park benim çocukluğumda koşturduğum Akaretler'deki mazimdir."

Seba'nın heykeli işte buraya dikildi. Doğrusu bu ya, ona çok yakıştı. Hak etmişti.

Seba'nın mutluluğu

Bizim askerlik arkadaşlığımız, hala sürüyor. Arada bir olmasa da birer duble rakı içer, geçen günlerimizi anarız. Askerlik resimlerimizi kaybettik galiba. Ama anılarımız yaşıyor. Süleyman Seba'nın, Beşiktaş'a kazandırdığı kupalar, tesisler gün gün çoğalıyor. Kendisinden sonra gelen yönetimlere hep omuz verdi, yol gösterdi. Beşiktaş'ın zenginliklerinde, bu efsane başkanın çok emeği vardır. Ve o hep helal etmiştir. Süleyman Seba'yla yıllarımız birlikte yaşlanıyor. Vişnezade Parkı'nda oturup geçen günleri konuşacağız. Hakkı Kaptan'ı anacağız.

Süleyman Seba ile arkadaş olmak bir onurdur. Çok yaşa dostum.

Heykeli dikilecek adamsın...
Yazının Devamını Oku

Mustafa Denizli Beşiktaşlı Duruşu

HER şey göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Ertuğrul Sağlam, Hacettepe galibiyetiyle sona eren maçtan sonra Beşiktaş’a veda etti. "Adam gibi geldi, adam gibi çalıştı, adam gibi de gitti." Bu açıklamanın üstüne başka bir söz dökülmezdi. Ertuğrul, Beşiktaş’a veda ederken, başkan Yıldırım Demirören, Mustafa Denizli ile işi bitirdi. Çocukluğundan beri siyah beyazlı renklere hasret Mustafa, 58 yaşında Beşiktaş’ın başına geçti. Böylece çocukluk hasretine, siyah beyaza kavuştu. Bir maç günü Ankara’dan dönüyorduk. Dertleştik. "Ağabey, Altay ve İzmir’deki görevim bitti. Artık Üç Büyükler’den biriyle olmak istiyorum" dedi. Sonra antrenörlük yaşamı başladı. Beşiktaş’a kavuşması bugünlere kadar uzadı. Hızla yükseliyordu. Bir Türk takımına (Galatasaray) Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final oynatan ilk teknik direktör oldu. Fenerbahçe’yi ligde şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör olan Denizli, bir ilke daha imza attı. Yaşam boyunca, tribünlerle dost oldu. Kendi takımı olsun olmasın, yüreğinden geçen sevgi ile Türk futboluna emek akıttı.

Mustafa Denizli ve Fatih Terim, Türk futbolunda yaşadığımız yıllara birer hoca olarak çok emek vermişlerdir. İkisi de iddialı, ikisi de başarıya programlı süperlerdir.

Ligde yeni heyecan

Denizli’
nin Beşiktaş’a gelmesi futbola elbette yeni bir renk ve heyecan katıyor. Mustafa’lı Beşiktaş, "Başarıya hazır, şampiyonluğa oynayacağız" mesajı veriyor. Takıma yeni bir hava kazandırması kadar, lig zirvesine de yeni bir rüzgar gelecektir. Beşiktaş camiası, Denizli’nin gelişini olumlu karşıladı.

Başkan Demirören, açık açık söyledi: "Bu değişiklik zorunluydu." Sağlam’ın ayrılışından sonra, teknik direktör yiyen sistemin sona ermesi beklenmeli.

Mustafa Hoca, Beşiktaş’ta kalitesini gösterecektir. Koşarak geldi, takımı ile birlikte hep iyi günlere koşmaya hazır.

Teknik direktörler, futbolda aynı zamanda oyuncudur. Oyunu güzelleştirmek onların elindedir.

Mustafa Denizli, yüzde 51 tahminleriyle gelenek yarattı. Sahaya çıkmadan, tahminlerine adeta zam yaptı: "Yüzde 100 hedefe varacağız."

Hoşgeldin hocam... Kolay gelsin...
Yazının Devamını Oku

N’olacak bu fener'in hali!..

HÜRRİYET’in Spor ekinde geçtiğimiz Salı günü müthiş bir duyuru vardı: "Çöküş böyle başladı" Sivasspor 2-1, Hacettepe 2-1, Gaziantepspor 1-0 ve Kayserispor 1-4. Fenerbahçe’nin altı haftalık karnesi utanç verici. Öyle olunca da fırtına koptu tabii. Fenerbahçe’nin altı maçta altı puan alabilmiş olması sadece camiayı değil, kamuoyunu da şaşırttı. Hele o son maçı. Fenerbahçe Kadıköy’de Kayserispor’a 4-1 yeniliyor. Yenilir ya, ama böylesi görülmedi. Tribünlerle takımın ipi koptu, hüzünlü deyiş yine ağızlara düştü: N’olacak Fener’in hali!.. Uzun zamandır, özellikle Aziz Yıldırım yönetiminin başına böyle dert gelmemişti. Şimdi altından nasıl kalkacaklarını bilmiyorlar. Yıldırım, "Koltuğa yapışmadık" diyor. Ama krize karşı duyarsız gözüküyor. 10 yılda dört şampiyonluğu var takımın. Harcanan paranın haddi hesabı yok. Bu sezona da "Gitti" gözüyle bakanlar hiç de az değil. Yönetim transfere adeta boş verdi. Teknik direktörü daha ilk haftalarda eleştirilere hedef oldu. Avrupa Şampiyonu İspanya’nın gol kralı Daniel Güiza’nın altı maçta tek golü var ve fiyatı 14 milyon Euro!.. Emre Belözoğlu’nun transfer faturası ise 6 milyon Euro. Bu ikisinin parasıyla Türkiye’de yeni bir takım kurulur. Yanlışlar o kadar çok ki; Aurelio göz göre göre İspanya’ya gidiyor ve takım altı hafta içinde taraftara soluk aldıracak bir maç çıkaramıyor.

Fenerbahçe yıprandı

Fenerbahçe geçtiğimiz sezon dahil yıpranmış bir takım görünümünde. Alex dışında doğru dürüst futbol oynayan adam yok gibi. Kaleci Volkan’dan en gencine kadar. Taraftar gerçekten haklı: N’olacak bu Fenerbahçe’nin hali. Puan cetveli adeta bir ayna. Lider Trabzonspor (16 p), Bursaspor (15 p), Beşiktaş (14 p), Gaziantepspor (13 p), Kayserispor (11 p), Sivasspor (11 p), Ankaraspor (10 p) ile dokuzuncu. Fenerbahçe 6 puanla 12. "Dünya takımı" diye anlatılan Fener’in altı haftada attığı gol 6, yediği gol 9. Böyle bir şeye bugüne kadar rastlamadık. Gerçekten insan merak ediyor. Bu takım nasıl toparlanacak. Kongre çare değil. Yönetim eli ayağı dolaşan teknik direktör Aragones’in kendine gelmesini bekliyor herhalde. Fenerbahçe’nin futbol dışında bütün spor dalları aslanlar gibi. Özellikle basket, voleybol ekipleri şampiyonluklarıyla göz alıyor. Peki nedir bu fark? Futbol başkanın yönetiminde; o ne derse o oluyor. Amatör sporlar Mahmut Uslu’ya emanet ve hepsinin yönetiminde birbirinden değerli spor adamları var. Aradaki fark bu kadar net. Yabancılarla yerliler arasındaki sorunları, teknik direktörler de dahil önleyecek bir yerli menejere hep "Hayır" dendi.

Trabzon’la fark 10 puan

Fenerbahçe zor günlerden geçiyor. Şu anda lider Trabzonspor’la arasındaki fark 10 puan. Şampiyonlar Ligi çıkış yolu olabilir mi? Olur da, bu havayla zor. Takımda disiplin diye bir şey kalmamış. Taraftar tribünleri terk ediyor. O eski heyecanı yaratacak yeni ruha ihtiyaç var. Fenerbahçe’nin sorunlarını adım adım izleyen Altan Tanrıkulu, son yazısında çıkış yolunu şöyle tarif ediyor:

Aziz Yıldırım; Fenerbahçe tarihinin en başarılı başkanı. Ama bu takımın sahibi o değil. O yüzden herkes egolarından, kişisel çıkarlarından uzaklaşıp aynı amaç için mücadele etmeli. Aragones; Fenerbahçe’ye gelmiş en önemli çalıştırıcılardan biri, ama bu takım onun da değil. Alex; Fenerbahçe tarihinin en değerli yabancısı, ama bu takım Alex’in de değil.

N’olacak bu Fenerbahçe’nin hali!.. Fener nerelerden geçip bu günlere geldi. Bu da gelir bu da geçer.
Yazının Devamını Oku

Kazım'a veda

KAZIM Kanat’ı da kaybettik... İçimizden biriydi. Sadece spor yazarı olarak değil, topluma omuz veren bir gazeteciydi. Yıllarca kanserle uğraştı, mücadele etti. Hiç akla gelmedik bir zamanda aramızdan ayrıldı. Kazım Kanat, hayal ettiği gibi yaşadı. Yazacak, anlatacak, tartışacak, koşturacak...

Son yıllarda bir tekne edindi. Bu, Kazım’ın belki çocukluğundan bu yana gönlünde yaşattığı deniz aşkıydı. Sonunda bir tekne sahibi oldu, uçsuz bucaksız mavilikler onundu artık. Fırsat buldukça Bodrum’a gidiyor, teknesiyle mutluluğa yelken açıyordu.

Geçenlerde Bodrum’daydım. İçimden onu aramak geçti. Hep gönül koyardı, "Ağabey sen adada ben Bodrum’da bir türlü buluşamıyoruz"... Az görüşüyorduk. Ama sevgimiz bakiydi. Kazım’ı aradım. Oğlunu askere götürmüş. Tekne sefamız bir türlü gerçekleşmedi.

Bir bir eksiliyoruz. Artık anılarımıza sığınacağız. Kazım maçta, Kazım TV’de, Kazım Beşiktaşlılar arasında, dostlarının, okurlarının gönlünde....Sivri bir kalemi vardı, dobra dobra yazardı. Bugün Kazım’a veda günü. Ama Kazım istediği gibi yaşadı. Bodrum kıyısındaki demirli teknede Kazım’ın, sevenleri, okurları... Bir hüzün denizi... Kazım sonsuzluğa yelken açıyor...Güle güle kardeşim!!! Sevgilerle...
Yazının Devamını Oku

Alex'in iki gölü kaldı

SÜPER Lig, adeta futbolun Birleşmiş Milletler’ini çağrıştırıyor. 43 farklı ülkeden 124 yabancı futbolcu kulüplerimizin formalarını giyiyor. Yıldızların toplam değeri 287 milyon 500 Euro... Brezilya 35 oyuncuyla ülkemizde futbol dünyasının Türkiye’deki şubesi gibi. Yabancı futbolcular Türk futbolunu nereye götürür, nerede bırakır zaman gösterecek. Ama futbolun adeta yedi rengini tribünlerden izlemek de büyük bir keyif. Alışkanlık. Profesyonel futbol dünyasının izindeyiz. Hiç akla hayale gelmeyen süperler bir de bakıyoruz yeşil sahalarımızda. Son transferde özellikle başta büyük kulüpler hemen hemen yabancı oynatmayan kalmadı.

Yeni gelenlerle öncekiler tartışma konusu oluyor. Örneğin G.Saray ve Beşiktaş’ın yıldızları. F.Bahçe bu yolu en pahalı ve en şaşaalı biçimde kullanan bir kulübümüz. Ne var ki; bu sezon ezeli rakiplerinden durgun. Geçen transferlere bakınca Galatasaray’ın ünlüleri daha çok göz alıyor. Beşiktaş da G.Saray gibi güçlendi. Trabzonspor ise yeniden ayağa kalktı F.Bahçe Alex’le değirmenini döndürüyor. İspanya gol kralı Güiza ısınıyor. Yakında fiyatına değil, kariyerine uygun performans gösterecektir.

Dalya peşinde

Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en klas yabancı oyuncularından biri olan Alex, iki gol daha atarsa 100. golüne ulaşacak.

Sarı lacivertli forma ile beşinci sezonunu yaşayan süper star Brezilyalı’nın karnesi şöyle; lig, Avrupa kupa ve hazırlık maçlarında 98 golde imzası var. Yüzün üzerinde de asist yapmış, yani pas vermiş. Yüzüncü golü bulduğu an Alex de Souza, yeni bir unvan daha bekliyor: Fenerbahçe tarihinde yüz gol atan ilk yabancı. 4 sezonda 100 gol. Müthiş bir istikrar. Brezilyalı kaptanın özellikleri çok. Öncelikle sportmen, tekme atmasını, hakemle dalaşmasını, kendi takım oyuncularıyla hırlaşmasını gören olmadı. Sahayı çıkıyor, santraya yakın bir yerde elini çime koyuyor. Bu alışkanlığı "Başarı duası" ve ondan sonra işine bakıyor. Öfkesiz bir yanardağ sanki. Zamanı geldi mi patlıyor. Tribünleri ayağa kaldırıyor. Alex takımının kazanması için her tür silaha sahip. Geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği maçından sonra Can Bartu köşesinde şöyle diyor: "Allah’tan Alex var. Fenerbahçe’de büyük yük Alex’in omuzlarında. Sambacı takımını nereye kadar sırtlayabilir."

Alex’in iki gole daha ihtiyacı var. Dalya dediği an, bu yüzüncü gol onuru ona çok yakışacaktır. Taraftarlar Alex’i çok seviyor. Kaptan bunu hak ediyor.
Yazının Devamını Oku

Süper Lig'de düşük tansiyon

BAŞLAYALI tam iki hafta oldu. Oynanan futboldan da kimse keyif almadı. Hálá transferi konuşuyoruz. Çok para harcandı transferde, hesabını çıkarmak ve sormak bizim işimiz değil. Ama su gibi para aktığı kesin. Örneğin Çek yıldız Milan Baros’un Galatasaray’a attığı imza! Eee transfer dediğin böyle olmalı. Cimbom’un kasası öyle bir açıldı ki, daha çok konuşulacak. Avrupa basınında da çok ses getirdi. Baros’un kariyerinde böyle olaylar sıkça olmuştur. Çünkü Süper Star’ın yaşamında yeni bir dönem başlıyor. Baros’un üst düzeydeki futboluyla geçmişi birbirine omuz atıyor gibiÖ Başarısı da sorunları da çok konuşuldu. Ama, sıra dışı bir futbolcu olduğu kesin.

Geldiği gün kıyamet koptu ve Kayserispor maçının sonunda 15 dakika oynayabildi. Belki bir gol atar umuduylaÖ Ama adamın daha kramponları ıslanmadı. 27 yaşındaki yıldız, Galatasaray’a pahalıya geldi. Lyon’a dört, yeni kulübüne 2 milyon Euro ödendi. Ne para değil mi? Galatasaray yıllardır taraftarını mutlu edecek bir çıkış yapamadı. Şimdi ise herkesin gözü onun üzerinde. Parasızlıktan Galatasaray yıllarca inim inim inledi. Taraftar mutlu. Harry Kewell, Fernando Meira, Baros ve İtalyan kaleci De SanctisÖ Yani takımın içi ve dışı doluÖ Şampiyonlar ligindeki şansını iyi kullanmasa da gerçek tablo bu.

F.Bahçe ve zirve

Sarı lacivertli takım bu transferlerde taraftarlarını mutlu edemedi. Yeni gösteri; Avrupa Şampiyonu İspanya’nın hocası Luis Aragones’le başlıyor. Ardından golcü Güiza. Peki, başka; Semih, Semih, Semih! Biz demiyoruz, taraftar böyle diyor.

Beşiktaş yenilendi, güçlendi, hedefini açıkladı; "Tek yol lig şampiyonluğu".

Efsane Trabzonspor yıllar sonra zirvede. 50. yıla girdik. Lig daha henüz tat vermiyor. Düşük tansiyona aldanmayın.

Mevlana Celáleddin’in bir sözü ile noktayı koyalım;

"Dünle beraber gitti düne ait ne varsa cancağazım

Bugün yeni şeyler söylemek lazım!
"
Yazının Devamını Oku

Şimdi maç zamanı!..

"Günlerden bir gün rüzgár tanrıçası, adamın hor görülen ve fena davranılan hayatlarına birer öpücük konduruverir. Futbol yıldızı işte bu öpücükle doğar. Teneke bir kulübede, saman bir beşikte dünyaya gelir ve yeryüzüne kollarının arasında bir topla avdet eder." Eduardo Galeano, "Gölgede ve Güneşte Futbol" kitabında yıldız’ın doğuşunu anlatıyor. Yürümeyi hemen öğrendikten sonra adımların nasıl hızlandığını ve topla kutsal bütünleşmenin kendisine, kulübüne ve futbol dünyasına nasıl hákim olduğunu vurgulamaya çalışıyor. "Yıldız" demek kısaca şu anlama gelir: "Top onu arar, ona ihtiyaç vardır." Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerindeki gibi futbolcu bazen aranarak, bazen de rastlanarak kendini gösterir.

Süper Lig’de yeni sezon start alıyor. Yani, "Hasretlik bitiyor". Hasretin bitmesi karnavalın başlamasıdır. Hürriyet Spor, Süper Lig’i doyasıya anlatan muhteşem bir dergi sundu. Mücadele erken başladı. Ünlülerin spor anketinde manşetler birbirinin ardından patlıyor. Örneğin; "Önce Skibbe gider sonra Dede". İşte ilk uyarı. F.Bbahçe yıldızlarıyla havalı ve iddialı. 4 büyüklerin değerinin nasıl arttığını açıklayan rakamlar. Büyüklerle bir maçın değeri Anadolu için: 10 milyon YTL.

Para, para, para

Transferde çok para harcandı, çok futbolcu yer değiştirdi. Avrupalı yıldızlar peşlerine takılanları uzun süre izledikten sonra sonunda Türkiye’yi seçtiler. Avrupa şampiyonu İspanya’nın "Dede" lakaplı teknik direktörünün sarı lacivertli kulübe transferi ilk bombaydı. Ardından Güiza patladı. Morgan De Sanctis’in de Galatasaray’a gelmesi çok ses getirdi. Beşiktaş’ın transfer hesabında tek hedef şampiyonluk. Efsanenin dönüşüne gelince; "Trabzonspor dört büyüklerle hesap görecek". Özetle bütün takımlar büyük küçük yenilendi, güçlendi. Haydi maça!..

51. sezon Süper Lig’de yeni bir heyecan, gıcır gıcır takımlar şimdiden tribünlerdeki yerlerini kapatan yüz binlerce taraftarın sesini getiriyor. Anketler dört büyüklere neredeyse eşit şans tanıyor. Yıldızları, yabancıları çok genç umutları hazır. Takımların çoğunluğu yerli hocalara emanet.

Son söz: Herkes, her takım kendi umudu kadar koşmak zorunda. Haydi lige!..
Yazının Devamını Oku

Savulun Trabizon geliyor!

SÜPER Lig geliyor. Şunun şurasında ne kaldı ki. Ama bir dakika orada durun. Bu yılki ligin geçenlerden farkı çok önemli. Süper Lig ile birlikte Trabzonspor da geliyor. Diyeceksiniz ki: "Bugüne kadar neredeydi?" Vallahi orasını ne siz sorun, ne biz söyleyelim. Türk futbolunun dördüncü büyüğü, "Bu kadar hasret bitsin" dedi ve yola çıktı. Bu kadar üzüntü de hem ona, hem de taraftarına yeter. Az bekletmediler, çok oldi!

Geçtiğimiz günlerde hastanede, bir Trabzon taraftarı karşıma çıktı. Delikanlının içi yanıyordu: "Abey, ben bugüne kadar hiç şampiyonluk görmedim." Bir şeyler daha söylemek istedi, yutkunuyordu adeta. Trabzon’da doğmuş, Trabzon’da büyümüş, İstanbul’da iş bulmuş, fakat kaç yıldır Trabzon’u bulamıyordu. Tekrarladı vura vura, "Abey, bugüne kadar ben hiç şampiyonluk görmedim."

Hüseyin Kol
, sonra bir açıldı pir açıldı, içinde ne varsa döktü. Eee kolay değil, sadece Hüseyin’in değil, Mehmet’lerin, Ahmet’lerin, Temel’lerin içi yanıyor. Şampiyonluk görmeden yaşlanıvermek ne demek, onu gidin de Trabzonlular’ın yüreğine sorun. Bu kadar özlem de hem Trabzonsporlulara hem de bütün sevenlerine yeter.

Dönüşü bir bayramdır

Gözünüz aydın, Trabzonspor geliyor. Topuyla, tankıyla en has futbolcularıyla vallahi geliyor. Artık bu devi sahalarda gol koştururken, kupa ararken göreceğiz. Nereli olursak olalım, Trabzonspor’un dönüşü bir bayramdır. Çünkü nasıl ki, Türk futbolu Fenerbahçesiz, Beşiktaşsız, Galatasaraysız olmazsa Trabzonsuz da olmaz. Bu kadar hasret dağdaki çobanı bile Avni Aker’e götürür. Hadi yolunuz açık ola. O Trabzon ki, dördüncü büyük olarak yola çıkmıştı, aynı yerden başlıyor.

Dünler, bugünler ve yarınlar

Bu buluşmada her şey var. Trabzonspor’un soyağacında çok kupa, çok şampiyonluk, çok zafer var. 1975’ten 1984’e kadar 6 Türkiye şampiyonluğu, 7 Türkiye Kupası, 7 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 5 Başbakanlık KupasıÖ Nice ulusal sevinçler. Trabzonspor’un tarihi gerçekten unutulmayacak zaferlerle doludur. Hem de o kadar kısa zamana sığmıştır ki; önce Avrupalı rakipleri şaşırmıştır. Ne kadar yazsak anlatamayız. Şimdi artık hem gelmişi, hem geçmişi onlardan gözleyeceğiz. Biz o tarihi yaşayanlar, heyecanlarımızı sunmakta haksız mıyız? Açılın Trabzonspor geliyor.

Bu takımın Süper Lig’e çok yakışacağına inanıyorum. Çünkü iddialı geliyor. Önünde bir yığın tarih sayfası, hani geline sormuşlar, "Yerim dar demiş." Bir zamanlar başkan Sadri Şener’in bir telefon konuşmasını hatırlıyorum, "Artık beklemeyeceğiz, Trabzonspor koşmaya hazır" diyordu. Sadri Şener ve yönetimi Trabzonspor’un kimliğini bir kez daha sunuyor. Bütün yönetim ve milyonlarca taraftar ve koca bir kent Trabzonspor’un başarısına susamış. Trabzonspor’un dönüşü Türk futbolu için mutlu olaydır. Bir de şu transfer listesine bakınca bordo mavili takımın koşuya ne kadar hazır olduğu belli. Trabzonspor başarılara imza atmaya alışkın bir kulüp. Gol kralları, yerli yabancı yıldızlar, gençler aldı. Bütün bunların gerekçesi şu; Trabzonspor eski şanlı geçmişini yeniden arıyor.

Görülen lüzum üzerine işte yeni sezonun yıldızları ve geldikleri kulüpler: Egemen Korkmaz (Bursa), Giray Kaçar (G.Birliği OFTAŞ), Gökhan Ünal (Kayseri), Selçuk İnan (Manisa), Ceyhun Gülselam (Unterhaching), Gustavo Colman (G.Beerschot), Hrvoje Cale (D.Zagreb), Yakup Bugun (Altınordu), İsmail Özeren, Buğra Erdoğan (Ç.Dardanel), Necdet Kaba (A.Sebat), Selçuk Yıldırım, Mustafa Yumlu (Arsin), Eren Görür, Abdülaziz Solmaz (Pazar), Rigobert Song (G.Saray), Tony Sylva (Lille), Fatih Altundağ (Hamburg), Christian Brüls (Maastricht), Proomise İsaac (G.Birliği).

Peki bu yıldızlar topluluğunun teknik direktörü kim? Ersun Yanal Yetmez mi?
Yazının Devamını Oku

Çocuk yüzlü Löw'ün dedesi

EURO 2008 her yönüyle renkli, gollü, futbol olarak yukarı kaliteyi aşan maçlarla bitti. Ayrıca finalde Fenerbahçe adeta yeni sezon için teknik direktör seçti.  Löw o şansı zamanında kullanmış, ülkesine dönmüş ve Alman Milli Takımının patronluğuna kadar yükselmişti. Futbolun, cilvesine bakın. Fenerbahçe’nin eski antrenörü ile yenisi 2008 finalinde birbirlerine rakip oldular.

Joachim Löw 48, İspanya Milli Takımı Teknik Direktörü Luis Aragones 70 yaşında. Şaka ile karışık bir ölçü içinde 22 yaşlık büyük fark aldı kupayı, İspanya’ya götürdü. Luis Aragones de bize kaldı... Yani Fenerbahçe’ye.

En pahalı şey deneyim

Doğrusu, anlatılmaya ve hatırlanmaya değer...

Dede ile delikanlının kapışmasıydı. Dünyada en pahalı şey deneyimdir. Bakın, Löw bir Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası kupası kaybetti. Ee, ne yapalım kabahat bizim değil, Fenerbahçe’nin antrenör seçimindeki inancı. Bu işlerin nasıl gider bilinmez ama, Avrupa Futbol arenasında kariyeri ile anlatılacak bir isim Luis Aragones. Alman panzerlerini neresinden vuracağını çok iyi biliyordu ve İspanya zafere ulaştı. İşte, böyle bir takımın yaratıcısı Fenerbahçe’nin yeni patronu...

Aragones’in, Türkiye’ye transferi olağan karşılandı. Çünkü Fenerbahçe, artık bir dünya takımı. Hedefinin çizgisinde gidiyor. Aragones’in seçimi, bu büyük hedefe uygun düşüyor. Geçen sene Roberto Carlos’u getirdiler.

Geri tepilemezdi

Yankılar, sorular... İspanya Milli Takımını bırakarak şampiyonluk tacı ile Fenerbahçe’ye gelen Teknik Direktör Aragones, Fenerbahçe’nin önerdiği maaş için İspanyol basınına çok şey söylemişti. Aragones, röportajı yapan gazetecinin ’Affet beni ama Türkiye biraz delilik gibi geliyor bana’ şeklindeki yorumuna karşılık şöyle cevap vermişti: "Neden, futbol futboldur. Ekonomik olarak geri tepilemez bir teklifti. Taraftarının futbol ve seyirci gücü olarak sıcak olduğu büyük bir kulübe gittiğimi biliyorum, ama her yer aynı. Kazanırsan her şey iyi, kaybedersen kötü. Ben güçlüyüm. Ve güçlü teklifler aldığım sürece teknik direktörlük yapacağım. Bu benim işim. Ailem, bu maceraya katılmam için beni destekledi." Aragones’in Fenerbahçe’yi seçişi, pankartlarla protesto edildi. 50 bini aşkın taraftarın hala sesi kısılmış değil.

Umutla başlıyor

Aragones
, kuşkusuz ses getiren bir transfer. Avrupa Kupası Şampiyonu bir takımın teknik direktörü, herhalde Fenerbahçe’ye çok şey kazandırmakla yükümlüdür. Umutla işe başlıyor.

Fenerbahçe’nin şampiyon hocasının 7 önemli sihirini Hürriyet Spor’da okuduk.

1-Zico yumuşaktı, bu tam bir boğa.

2-Samandıra turları bitecek.

3-Raul’u sildi, attı.

4-Yıldız değil, takım önemli

5-Teminat talep etmedi.

6-Kimse Türkiye’ye gelmek istemedi.

7-Del Bosque’yi sormadı bile...

Fenerbahçe’den çok antrenör geldi, geçti. Dünya Kupası şampiyonu Parreira’ya kadar. Aragones’in boynunda Euro 2008 Avrupa Şampiyonası madalyası sallanıyor. Ama bu futbolda o madalyayla sallanmak da var!!!... Haydi hayırlısı....
Yazının Devamını Oku

Vuruşarak vedalaşma!

KIRANDA olsa kırıl düş, eğilme sakın! diyor şair. Milli Takım, Euro 2008’e böyle veda etti, vuruşarak. Avrupa’da hem gücünü gösterdi hem de Türkiye’miz için adeta bir sempati imtihanından geçti. Artık Avrupa’nın büyükleri arasındayız. Bunu da nasıl becerdiğimizi güç şartlar altında neler yarattığımızı dünya alem gördü. Yaşam ve futbol... Zafer gecelerinde hastanedeydim. Semih’in üçüncü golü yatağımın başucunda atıldı. Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu’nun usta elleri ve ekibi hayati bir ameliyattan sonra beni maçlara yetiştirmişti. Ayaklarım sanki geri geldi, takır takır yürüyorum. Evet, maçları tv başında izledim, hastane yatağındaydım, ama müthiş keyifliydim.

Türkiye artık özlediğimiz futbolu oynuyordu. Yeni bir devir açtık. Bizim takım önüne geleni temizledi. Avrupa Şampiyonası futbolumuz için gerçekten bir dönüm noktası oldu. Futbolda dünyaya bir kez daha geldik. O ne muhteşem gösteriydi. 44 takımdan 39’u gitti biz kaldık. Hala da varız. Avrupa hala bizi konuşuyor.

Artık sınıf atladık

Hangi televizyonu açsanız Türk Milli Takımı’nın maçları çıkıyor. Böyle bir gösteriyi parayla filan anlatamazdık. Avrupalılar bunu kendiliklerinden yaptılar ve Türk futbolunun artık sınıf atladığını kabul ettiler: Alkışlarla...

Sporseverler final boyunca Avrupa’ya taşındı. Çocukları yalnız bırakmadılar. Seyircimizde futbolumuza yakıştı. Böyle bir bütünleşmeyi, böyle bir yüceleşmeyi doğrusu ilk defa yaşıyoruz. Ne mutlu bize...

Hepimiz günlerce maçları izledik. Sonunda geldiğimiz yer gerçekten önemli bir yer. Evet, geldiğimiz yeri korumak zorundayız. Kupada geleceğin ışıklarını yakaladık. Önümüzde 2010 Dünya Kupası var. Türkiye bu kupaya ne denli layık olduğunu bence göstermiştir. Eldeki güç imkánlarla ama ateş parçası çocuklarımızla nerelere geleceğimizi bütün dünyaya gösterdik. Euro 2008 Türkiye için bir milattır.

Önümüzde dünya kupası var. Göreceksiniz buradakinden daha ileride olacağız. Avrupa bizi bekliyor. Biraz korkarak, çekinerek ama Türkiye’nin çıkışını alkışlamaya devam ediyor. Sağ olun çocuklar. Fatih Terim sana da teşekkür ediyoruz. Bu başarıdaki emeğin kutsaldır, emeğin inkár edilemez. Türkiye’nin alın teridir.

TEŞEKKÜR:

Florence Nıghtıngale Hastanesi’nde önemli bir boyun ameliyatı geçirdim. Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu başta olmak üzere Op. Dr. Mercan Sarıer, Op. Dr. Mehmet Aydoğan, Op. Dr. Meriç Enercan’a, Dr. Murat Şirikçi’ye, Genel Koordinatör Dr. Mücahit Atmanoğlu’na, Dr. Murat Şirikçi’ye, tüm hemşire ve görevlilere candan teşekkür ediyorum. Beni hastalığım boyunca yalnız bırakmayan, arayan arkadaşlarıma ve dostlarıma da sevgilerimi sunuyorum. Sağ olsunlar...
Yazının Devamını Oku

Kalamış çıkarması

GALATASARAY’ın Kalamış’taki sosyal tesisleri ile Fenerbahçe birbirine komşudur. Bu yakınlıktan şampiyonluk kutlamasında tatsız olaylar yaşandı. Fenerbahçeli bir grup tarafından engellenmek istenmesi hálá konuşuluyor. Üzüntü mesajları hafif kaldı.

Bu yakınlıktan şampiyonluk kutlamasında tatsız olaylar yaşandı.

Fenerbahçeli bir grup tarafından engellenmek istenmesi hálá konuşuluyor.

Üzüntü mesajları hafif kaldı.

Niçin oluyor bunlar?

Yazının Devamını Oku

Arda'yı bize bırakırlarsa!

ÖNCE manşeti atalım, "Şampiyon diyebilirsiniz." Hürriyet, Galatasaray’ın bitime bir hafta kala tarihe yazdığı şampiyonluğu böyle anlattı. Artık "Şampiyon diyebilirsiniz." Var mı itirazı olan? Ben de cumartesinden pazara kadar parmağımı kaldıranlardanım. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Yiğidolar’ın toprağından bir şampiyon daha çıkıyor. Artık gönüllerin şampiyonudur. Zamanı geldiğinde Sivasspor’u hak ettiği zirvelerde göreceğiz. Galatasaray’ın tarihsel büyüklüğüne kafa tutacak kadar güçlü bir takım Sivasspor. Rakibini terletecek kadar yürekten oynuyor. Ve gelecekte olacakları haber veriyor.

Bir şampiyonluk maçında 8 gol... Evet yukarıda yağmur, aşağıda gol yağıyordu. Hele Sivasspor’un, rakibini 2 kez beraberlikte yakalayıp rakibinin peşini bırakmaması böyle bir günün finaline çok yakıştı.

Sıra 5. büyükte

Hep kendi aramızda konuşup dururuz, Türkiye’de şampiyonluğun kapısı neden bu kadar dar... Üç Büyükler, bu imparatorluğa ne zaman bir ortak alacaklar. Ve galiba zamanı geliyor. Sivasspor-Galatasaray maçının bir özetidir bu. Öyle gelmiş, böyle gitmeyecek. Bir zamanlar Trabzonspor’a dördüncü büyük derdik. Sivasspor da 5. büyüktür. Onları ayakta alkışlamalıyız. İnanıyorum ki, Anadolu’dan bir rakip daha çıkıyor. Sivasspor asla bir misafir değildir olmayacaktır. Evet, Sivasspor beşinci büyüktür. Sivas ellerinde doğup büyüyen ve geleceğini bağıran bir takım daha geliyor.

Galatasaray bu yürekli takım karşısında muhteşem bir gösteri sundu Türkiye’ye. O Galatasaray ki; bu yıl başına gelmeyen kalmadı. Kendi yağlarında kavrulan antrenörleri, borç-harç dalgalanmaları, inançlı taraftarları, yeminli yöneticileri... Bir zafer için işte önce bunlar gerekliydi. Artık şampiyon olarak omuzlarda taşınmayı erken hak eden Galatasaray, müthiş bir final oynadı o Sivasspor’a karşı. Daha çok şey anlatılır da, sıranın başında bir aslan parçası var. Takımı tek sözcükle anlatan bir futbolcu yetti. Zaferin adı Arda... Onun yarınlarını şimdiden görüyoruz. Tabii bize bırakırlarsa!
Yazının Devamını Oku

Arkası Yarın

CHELSEA’nin korktuğu başına gelmedi. Teknik direktör Avram Grant’ın oyun boyunca tribündeki yüzünü izledim. Bir gerilim filmdeydi sanki. Kaskatı olmuştu, korkuyordu ve takımı İstanbul’daki maçtan daha kötü oynuyordu. Ya Fenerbahçe... Rakibinden daha rahat, daha güvenli. Türk futbolu bu tür boğuşmalarda hep korkuya kurban gidiyor.

İşte bir örnek. İlk maçta Deivid kendi kalemize gol attı. Rövanşın henüz başında (dakika 4) golü yiyiverdik. Takımın bu yılki karnesinde çok iyi ve çok kötü notlar var. Özellikle oyunun ilk hızında yediği goller defansif düzeni fotoğrafı. Sadece Avrupa maçlarında değil, Süper Lig’de de Fenerbahçe’nin ilk 15 dakikada yediği goller eleştiri alıyor...

Oyun başlıyor, dakika bir gol bir. Bu zaafiyet takımın mekanizmasını etki altına alıyor. Fener’in bir Mr’ını çekmek gerek. Ne yazık ki; Avrupa maçlarında da canımız yandı.

En fazla gol atan lider yediği erken gollerle dikkat çekiyor. İlk dakika golü oyunun sonuna kadar bir pranga gibi ayağımıza takıldı. Yarı final şansı da... Yediğimiz ilk golden sonra atacağımız bir gol bize yarı finali getirebilirdi. Ama rakip kale önünde yürek hoplatıcı bir Fener akınına hasret kaldık. Son maçta güçlü bir santrforun yakacağı çok can vardı. Ama ne Semih ne de Kezman’dan ses çıktı. En büyük eksik bu... Maldonado’nun da sakin kariyeri henüz daha Şampiyonlar Ligi düzeyinde değil.

Fener’e alkışlar

Bu eleştirilerin önünde, Fenerbahçe’ye alkışlarımız helaldir. Tribünler ve medya bütün maçların sonunda doğru bir özet çıkardı. Teşekkür ilanı değil. Fener’in hakkıdır. Elemeleri çeyrek finale katlayan bir takımın alın teridir, başarısıdır. Maçtan sonra televizyondan Fener yandaşlarının güler yüzlerini gördük. Kaybeden değil, Şampiyonlar Ligi’ne layık ekip seyretti Avrupa. Fenerbahçe kaybetmedi; "Zafer biraz da hasar ister". Artık Avrupadan korkmuyoruz. Hangisi karşımıza çıkarsa çıksın, Fenerbahçe’ye saygı gösterecektir. Arkası yarın...
Yazının Devamını Oku

Ya her şey eşit olursa?

SİZ böyle bir lig gördünüz mü? Ben görmedim. Sanki otomobil yarışması. Geçen hafta Beşiktaş liderdi, Fenerbahçe geçti yerine. Bu hafta ne olur bilinmez ama Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi çok şeyler vaad ediyor. Önce liderlik, sonra şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmak. Peki, Galatasaray ve Sivasspor’un ayakları armut mu topluyor? Ya takılırlarsa, ya da ötekilerden birisi takılırsa?

İşte bu ligin özeti ve özelliği bu. Futbolumuzun geçmişinde 4 takımın birden birbirine yapıştığını görmedim. Çok çok iki takım kapışır, arkadakiler de umutla bakışırdı. 28. haftaya girilirken, zirvenin manzarası: "Fenerbahçe (60), Galatasaray (60), Sivasspor (58), Beşiktaş (58)."

Kader adamları

Gerçekten böyle bir benzerlik yaşanmadı. Bizim Sıddık Turgut’un deyişiyle, "Mahşerin 4 atlısı." Bazen kendimizi at yarışlarında sanıyoruz. Jokeyleri müthiş. Fotofinişe mi kalacağız? Gelelim, Beşiktaş-Fenerbahçe’ye. Bu maçta hangisi kazanırsa bayram, kaybeden önündeki maçlara bakacak. Bir aşağı, bir yukarı. Salıncakta 4 takım. Kupaya 4 ortak.

Derbi maçları favori tutmaz. Takımlar favori olmanın cezasını çekmekten bıktı, seyirciler de. Fazla bilgiç ve iddialı biri değilim. Benim tahminime göre 3’er vurucu var. Beşiktaş’ta Nobre, Holosko, Delgado. Fenerbahçe’de Semih, Kezman, Alex.

Fenerbahçe’nin yıldız tablosu ağır basıyor. Beşiktaş’ın özlemi dağları delmeye hazırlanıyor. 4’lü zirvenin öteki yarısına gelince, Galatasaray pusuda, Sivasspor takipte.

Sona doğru hafta hafta giderken kimi sorular bize kadar geldi. Kediyi merakı öldürürmüş. Diyelim ki, iki takım puan puana, ikili ve normal averajları eşit. Nereye baksak, herşey eşit. Peki ne olabilir? Öğrenmenin yaşı yok. Spor sayfalarımızın görsel yönetmeni Yücel Telören ile sabah sabah ders çalıştık. Futbol Federasyonu’nun Kanun Ana Statü Talimatları kitabını açtık. Herkese lazım olabilir. Yasa diyor ki; "Puan usulü yapılan mübasakalarda en çok puan kazanan takım birinci, ondan sonra gelen ikinci olarak sıralanır. Puanların eşitliği halinde aşağıda verilen sistem uygulanır:

a) Önce aynı puana sahip ilgili takımların kendi aralarında oynadıkları müsabakalarda puan üstünlüğüne bakılır,

b) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa, kendi aralarındaki gol averajına bakılır, (Kendi aralırındaki maçlarda atılan gollerde eşitlik varsa, deplasmanda fazla gol atan takım üstün sayılmaz)

c) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan ve gol eşitliği devam ediyorsa gol averajına bakılır. Takımlar arasında gol averajı da eşitse, daha fazla gol atan takım üstün sayılır,

d) Bu şartlara rağmen eşitlik devam ediyorsa hükmen yenilgisi olmayan takım üstün sayılır,

e) Bütün bu şartlara rağmen eşitliğin devam etmesi halinde belirtilen esaslara göre ilgili takımlar arasında tek maçlı eleme usulü neticesinde, kazanan takım üstün sayılır. Olmaz olmaz demeyin, futbol bu olur mu olur!
Yazının Devamını Oku

Derbide küresel karanlık

29 Mart’ta saat 19.00’da Türkiye’nin gözünün odaklanacağı Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi başlayacak. Saat 20.00’de ise küresel ısınmaya karşı elektrikleri kapatarak yapılacak "Dünya Saati" eylemi var. O gece maç oynanırken ışıkları nasıl söndüreceğiz!

DÜNYAYI tehdit eden küresel ısınmaya karşı 29 Mart Cumartesi günü saat 20.00’de elektrikli alet ve ışıkları kapatma eylemi yapılacak. Bütün dünya 1 saat süreyle karanlıkta kalacağız. Her yıl yapılması planlanan "Earth Hour" eylemine geniş ilgi var. Küresel ısınmaya karşı bir saatlik eylem dünyanın savunma refleksi kabul ediliyor. Toplumsal tepkiyi tarif ediyor. Böyle bir amaç uğrunda 1 saat ışıksız kalmak dünya nimetlerine fazla mı?.. Dünya saati organizasyonu öncülüğünü üstlenen Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na sevgi ve saygılar...

Bu olayın Türkiye’de futbol muhabbeti yaratacağı doğrusu kimsenin aklına gelmezdi. Dün sabah oğlum Nedim telefonda, hınzırca haber verdi: "Baba, 29 Mart’taki Beşiktaş-Fenerbahçe maçı ertelendi!.." Hadi canım sende bırak şakayı... Gazetedeki haberi görünceye kadar bu şakayı yediğimi itiraf edeyim. O gece ışıkları nasıl söndüreceğimizi doğrusu kararlaştırmış değiliz. Tüm dünyanın ışıklarını söndürmek elimizde değil. Acaba bu olayın hiç mi acıtıcı ya da derslik bir değeri yok. Olmaz mı? Gazetelerdeki haberler bu yüzden ilgi odağı oluyor. Ardından da geyik muhabbeti geliyor:

"Bula bula 29 Mart’ı mı bulmuşlar? Gün mü yoktu kardeşim?"

"Hiç mi fikstüre bakmamışlar, federasyonumuz uyuyor mu?"

"Eylem biter maç başlar, bu kadar zor mu?" vb.

Sonunda futbolumuz için bir ufuk doğdu adeta. Beşiktaş-Fenerbahçe ilk kez küresel bir derbi maçına çıkıyorlar.

29 Mart Cumartesi günü "dünya saati" ile 20.00’de... Üç Büyükler’in 2. yüz yılına doğrusu ancak böyle bir "dünya gösterisi"yle girilebilirdi...

Yukarıdakiler alttakiler

Sıddık Turgut’
un haftalık görünümü hemen her salı günü birbirine benziyor. "Böylesi hiç yaşanmadı. 58 puanlı lider Beşiktaş, 57’şer puanlı Galatasaray ve Fenerbahçe adeta bir sefertası gibi içi içe. Sivasspor ise (55) iz sürüyor. Süper Lig’de Kayserispor’dan sonraki yer kavgası nasıl biter, bilemem. Daha şimdiden düşme kalma tartışmaları yaşanıyor. Bir de Trabzonspor hüznü var... Şampiyonluktaki eski silah arkadaşlarından 22-23 puan geride... Başkan Sadri Şener uyuyan devi ayağa kaldırmaya kararlı. Yaşanmış bir öyküyle eski günleri yadedelim:

Başkan Sadri Şener ilk başkanlığında Belçika’nın ünlü kalecisi Jean Marie Paff’ı Trabzon’a getirmişti. İmzalar atıldı, ama ünlü kaleciye bir türlü havuzlu ev bulunamadı. Sonunda Şener işi şakayla bitirdi: "Yiğidum havuz diye tutturdin, biz sana Karadenuz’u verduk da... Daha ne isteyusun!..

Başkan, bize Trabzonspor’u geri getir...
Yazının Devamını Oku

Kim çıksın?

ŞAMPİYONLAR Ligi çeyrek final kuraları bugün çekiliyor. Bahtımıza, bakalım kim çıkacakÖ İşte Fenerbahçe’nin rakipleri: Liverpool, Arsenal, Barcelona, Manchester United, Roma, Chelsea, Schalke. "Fenerbahçe ile birlikte futbolumuz da yeni bir sınavdan geçecek." Hürriyet Spor’un araştırma yazarı Ozan Ermiş, kura çekimleri öncesi durum saptaması sunuyor: "Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde eşleşebileceği takımlar içinde en başarılı hücum hattı Liverpool’da, en kötü savunma Roma’da. Çerçeveyi en çok Barcelona buluyor, Chelsea dağları taşları dövüyor. En az golü atan Schalke, en sert futbolu oynuyor. Tüm bu istatistikler sonunda Barcelona ön plana çıkarken, Schalke de en ideal rakip gibi görünüyor."

Avrupa’nın bir numaralı liginde son olarak 2000-2001 sezonunda Galatasaray ile çeyrek finale çıkan futbolumuz, bu kez Fenerbahçe ile yeni bir sayfa açıyor. UEFA Kupası’nı arka arkaya iki kez kaldıran Sevilla karşısında Fenerbahçe doğrusu tarihe geçecek başarıya imza atmıştır.

Bugün Türkiye’nin nerede olduğunu bilmeyen ülkelerde dahi, Fenerbahçe’nin adı sık sık yazılı ve görsel medyada yer almakta. Kuşkusuz her gün her saat sekiz takımın şansı konusunda yorumlar yapılmaktadır. Dört İngiliz takımının çeyrek finale katılma hakkını kazanması, futbol dünyasında çok ses getirmiştir. Bu takımlar Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Manchester United’dır.

En hırçını Fenerbahçe

Yapılan tahminlerde İngiliz takımlarına ve Barcelona’ya tur şans verenlerin sayısı giderek artmaktadır. Kuralarla ilgili çok değişik yorumlar yapılıyor. Bu arada Fenerbahçe’ye sadece Schalke ile rakip olduğu takdirde şans verenler var. Devler içinde en hırçın kulüp derseniz, cevap Fenerbahçe.

Toplam 162 faulle açık ara önde giden sarı lacivertlileri rakipler arasında 155 faulle Schalke takip ediyor. Bu istatistikler sonunda Barcelona yarı final için ön plana çıkan ilk dev. Liverpool görüşlerde ağır basıyor. Fenerbahçe’ye gelince... Schalke’yi eleyebilir. Bayern Münih’te oynayan eski Schalkeli Hamit Altıntop da eski takımından çok Fenerbahçe’ye şans tanıyor.

Özetle; Fenerbahçe, Schalke’yi, Schalke de Fenerbahçe’yi bekler hale geldiler. Bülent Boğ arkadaşımızın dün Hürriyet’te yayınlanan araştırma yazısında 8 çeyrek finalist didik didik ediliyor. Kura çekimlerinden sonra bu araştırmayı değerlendireceğim.

Fenerbahçe bu turda ne yapar?

Çeyrek final, Zico ve ekibinin Avrupa’ya resmen tanıtımı oldu. Evinde boğuştuğu hiçbir rakibine yenilmedi. Ve deplasmandaki Sevilla maçından da ülkeye çeyrek final getirdi. Böyle bir ekibin önündeki turlarda, hiç şansı olmadığı kabul edilemez. Fenerbahçe artık, rakiplerinden korkmuyor. Her maçtan sonra Avrupa vitrinine çıkıyor.

Şampiyonlar Ligi’nde de yeni bir marka var diyebiliriz: "Fenerbahçe." Avrupa ligleri ile içli dışlı olanlar, Fenerbahçe’yi saymaya başladı. Kulüp yönetiminin önümüzdeki dönemin projelerine girmiş olması, yeni süper yıldızlarını seçmeye başlaması müthiş bir motivasyondur. Haydi Aziz başkan yola devam... Başlıktaki soruya gelince: "Karşımıza kim çıkarsa çıksın" diyeceğimiz günler yakındır.
Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin ışığı göründü

İLK ustalarımızdan dinlerdik. Ne zaman Fenerbahçe dara düşse... Ne zaman karışsa, maç öncesi yorumlarda açık kapı bırakırdık. Fener zoru sever. Arka arkaya iki kez UEFA şampiyonu olan Sevilla, bu tarihi öğüdü son öğrenen kulüp oldu. Fenerbahçe’yi hor görmeyeceksin.

Kötü rüyalar, hayra çıkarmış. Kiminle konuşsak, surat gergin: "Fener’e Allah yardım etsin"... Hele daha maçın ilk 9 dakikasında 2 gol yediğimizde kim bilir kaç milyon kişi bozgun korkusunu aklından geçirmiş olmalı. Şahsen ben de!... Sonra mı? UEFA’nın da, F.Bahçe’nin de, iki UEFA kupalı Sevilla’nın da tarihine geçti bu maç. İlk 9 dakikada yenilen iki gol öyle kara bir bulut gibi F.Bahçe’nin üzerine çökmüştü ki; işte o öğüdün zamanı gelivermişti. İnsanoğlu için futbolda böyle değişimler, böyle yüreklenmeler olağan. F.Bahçe de hırsla yüklendi rakibinin üzerine... Maçın başında komik iki gol yiyen Volkan’ın dramı alkışlı bir görüntüye döndü. İşte futbolun cilvesi...

Kıran kırana bir oyun oldu. Avrupa televizyonları hala bu maçtan görüntüler yayınlıyor. Özellikle Sevilla gibi dev bir takımın yıkılışını anlatıyor. Sevilla ne yaptı ise, rakibinin bileğini bükemedi. Sonunda 8 dev ekip yola devam ediyor.

Türkiye sabaha mutlu, umutlu ve keyifli çıktı. Ülkenin her tarafından, her köşesinden Kadıköy’den Kars’a Fenerbahçe marşları duyuluyor. Şampiyonluk heyecanı ve umut yarattı uzatmalı maç. Her futbolcunun bu zaferde payı vardır. Tek başına olmuyor. Elbette ki Zico başta.

Tünelin ucu

16 devdiler. Yarısı yolda kaldı. Biz hala koşanlardanız. Hani derler ya: ’Tünelin ucu göründü’, yarı finalin ucundan Fener’in ışığı görünüyor. Bugün olmayabilir, ama bir gün bu ışık Avrupa futbol arenasında Fenerbahçe’yi aydınlatacaktır. Pek yakında... Haydi çocuklar, yola devam!!!
Yazının Devamını Oku

Kayıp favori

KUPADA erken final, dendi. İlk maç berabere bitti. Kadıköy’de Fener’in borusu ötmedi. Galatasaray evinde. Şimdi n’olacak? diye yazıya oturduk. Karşımıza geçen haftanın "süper, süper, süper" sürprizleri dikildi. Fenerbahçe kendi evinde vuruldu. Galatasaray, pazar günü Kasımpaşa’yı yense ezeli rakibini zirvenin tepesinde dört puan geride bırakacaktı. Geçmiş zamanda Kasımpaşa’nın Galatasaray’a karşı hiçbir zararı olmadı. 43 yılda siftahı yok, derken pazar gecesi Kasımpaşa, Cimbom’un hesabını öyle bir bozdu ki, ayıkla pirincin taşını.

Galatasaray-Fenerbahçe maçının favorisini gel de bul! Sanki ikizmişler gibi, bir gün arayla birer komedi doğurdular. Ne ev sahibi kazanır diyebiliyoruz, ne misafir... Özeti; oyuna bugünden ışık tutacak tüyo yok.

Peki, geriye ne kaldı? Çıkıp oynayacaklar, kimin kazanacağını tahmin etmek gerçekten bilmece... Çünkü, "Favori kayıp" hani "favori olan kaybeder" deriz ya. Evet kantarın topu kaçtı.

Ama benim görevim bu bilmeceyi biraz olsun çözmek. Bu maç berabere biter. Oyunun kaderi penaltılara kalır. O zaman penaltıları kim daha çok gole çevirir. Ben burada izninizi isterim. Güç dengesinin böylesine alabora olduğu görülmedi. Çıkıp futbolunuzu oynayın, bizi de mahçup etmeyin.

Haydi, maça... Gönlünüzdeki takım kazansın.
Yazının Devamını Oku