Hukuktan üstün kürek...

Bekir COŞKUN

Bir gün önce mahkemenin iptal ettiği ruhsatın temelini atan, bir gün sonra da ‘‘Hukukun üstünlüğü prensibinden’’ söz eden Demirel'i eleştiren dünkü yazıma, atılan temelin sahibi Cavit Çağlar açıklama gönderdi, şöyle:

‘‘9 Eylül 1997 tarihli yazınızı üzülerek okudum. Olayın içyüzünü incelemeden bir takım şahsi hesaplar peşinde koşan insanların çağrıları ile isim vermeseniz de doğrudan beni ilgilendiren ve dolayısıyla hayatı boyunca demokrasi mücadelesi vermiş, hukuka her zaman saygılı olmuş ve destek vermiş Sayın Cumhurbaşkanımızı eleştirmenizi yadırgadım.

Siz ki daima doğruları yazarsınız, beni de çok iyi tanıdığınızı zannederim. Hayatım boyunca boyun eğmedim. Hep doğruları söyledim. Hukuka ve adalete saygılı oldum. Bu ülkede yaşayan her insan gibi siz de, ben de, diğer vatandaşlar da, haklarını hukuk ve adalette arayacaklardır.

Size işin özetini aktarmak istiyorum, belki aydınlanmak isteyebilirsiniz. Evet, böyle bir dava var danıştayda. Neticesi belli olmadan insanları suçlamak yanlış. Kaldı ki bu dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, sonucunun temel atmayla hiç alakası kalmamıştır. Şöyle ki, ilgili belediye 1996 yılında bizim temelini attığımız bölgenin de içinde bulunduğu geniş bir alanın yeniden imar planını değiştirmiş olup, biz de bu yeni imar planına göre ekte göreceğiniz yapı ruhsatını alarak, 07.09.1997 tarihinde hukuka ve yasalara saygılı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın iştiraki ile yirmibirinci yüzyılın dev projesinin temelini attık. Bursa'mız ve Türkiye'miz için hayırlı olmasını temenni ederim.

Bu açıklamayı size göndermeye mecbur kaldım. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızı siyaseten beğenip-beğenmemeniz doğal ama, ona karşı yapılan bir haksızlığa neden olduğum için size doğruları söylemek durumunda kaldım.’’

*

Bir defa Cumhurbaşkanımızın yaptığı haklı ve iyi işleri beğenmediğim doğru değil... Ayrıca böyle büyük bir projeye temel atması hoş bir şey, hayırlı olsun...

Anlayamadığım; sonucu etkilemeyecekse, şimdi Danıştay neyin nesine baktığı...

O zaman ‘‘Hukukun üstünlüğü prensibi’’ yerine, ‘‘Süleyman Bey'in küreğinin üstünlüğü prensibi’’ mi var?.. Mahkemeden önce kararı Süleyman Bey'in küreği veriyorsa?..

Kaldı ki Demirel'in küreği kaptığı gibi hukuka indirmesi ilk değil:

Burdur Gölü kıyısındaki İsparta Sanayi Bölgesi temelini, Çatalca özel serbest bölgesinin temelini, Koç Üniversitesi'nin ormanlık alandaki tesis temelini, ‘‘Patates tarlasında otomobil üretmekle övünülmelidir...’’ diyerek Toyotasa'nın temelini böyle attı...

Tümü, çevreci kuruluşların itirazlarıyla yargı aşamasındayken...

Demek ki benim kavrayamadığım; mahkemelerin neye yaradığı?..

Yok eğer Cumhurbaşkanı'nın küreği hukuktan üstünse...

Gömün hukuku gitsin...

X

Bekir Coşkun

Yazarımız Bekir Coşkun yıllık izne ayrıldığı için yazılarına bir süre ara vermiştir.  
Yazının Devamını Oku

Birisini asacaklar...

BÖYLE zamanlarda darağaçları kurulur.

Bir geniş alana toplanır ahali.

Bir ortada duran -aslında kendisi de asılmış bir adama benzeyen- darağacına bakarlar, bir dönüp meydana gelen yola...

Bakarlar:

Birisini asacaklar...

*

Savaş günleri gibi her ortalık karıştığında, duygular yağmalanıp, yüreklerin kapısı kırıldığında...

Suçlar işlendiğinde...

Bir de bakarsınız birisini

Yazının Devamını Oku

Kürtler...

UZAKTAKİ Kürt evine armağan olarak bir poşet erik götürmeye kalktınız.

Yolda mıncıklaya mıncıklaya, elden ele çekiştire çekiştire, birbirinizin kafasına vura vura erikleri berbat ettiniz.

Bir köy evinin kapısında erikler yerlere saçıldı...

O küçük kız, evin delikanlısı, yaşlı kadın... Yerdeki eriklere hüzünle bakıp, sadece onları sevdiğinizi hissetmek isteyen baba...

Öyle bakakaldılar...

*

Kürtler duygusal insanlardır.

Durup dururken kırdınız onları...

Eliniz boş gidip selam verseydiniz de yeterdi aslında.

Yazının Devamını Oku

Yol haritası nerede kaldı?..

Farkındayım; Apo’nun “yol haritasını” bekliyorsunuz...

Apo da gecikti..

Biraz daha utanmaz olsanız, hücresinin küçük penceresinden sesleneceksiniz:

“Keko Apo...”

“Hee...”

“Yazdın?..”

“Neyi?..”

“Yol haritasını...”

*

Yazının Devamını Oku

Zeynep’in okulu...

ZEYNEP’in okulunu yıktılar.

Bu yazıya başlarken, gözümün önüne Abant Gölü kıyısındaki o küçük kız geliyor. Bowling oynamıştık. Deliğini bulamayıp Zafer’le topu karpuz gibi kucağımıza aldığımızda bizi ti’ye alıyor, peşinden kıkır kıkır gülüyordu...

Bir süre sonra Zeynep melek olup uçtu.

Zafer Mutlu çok ağladı bebeğinin arkasından. Sonra hiç olmazsa onun anılarını yaşatmak için o okulu kurdu.

*

Sadece İstanbul’da kaç yüz kaçak tarikat okulu var, kaç yüz kaçak dergâh var, kaç kaçak kurs var, sayısını bilemeyiz.

Tümünü görmezlikten geliyorlar...

İstanbul’un dört bir yanına “Müslüman mahalleleri” kurdular, tümü orman arazileri üzerinde ve kaçak...

Ama

Yazının Devamını Oku

Köpekler beni nasıl ısırdı?..

ANLADIĞIM kadarıyla Ays ile Gümüş arasında eskiden beri bir husumet vardı.

Ays; Ebru-Hüsnü Olut kardeşlerin goldeni. Gümüş ise karşıdaki Memurlar Sitesi’nin bildiğimiz Anadolu köpeği...

İkisi de erkek, kocaman ve iddialı.

Ama ikisi de uysal, özellikle çocuklarla oynamaya bayılıyorlar.

Husumet; Gümüş’ün Ays’ın duvarına işemesiyle başlamıştı.

*

İşte o gün kumsalda karşılaştılar. Gümüş sen git duvara yine işe...

Ve kavga başladı...

Biz uzaktaydık, koşup yetiştik. Andree her zamanki gibi “Gümüş bebeğimmm...” ya da “Ays, ne kadar ayıp...” gibi denemeler yaptıysa da fayda etmedi.

Yazının Devamını Oku

Sanatçı...

DEMEK ki peşinden Başbakan Sezen Aksu’yu aradı.

Ben bu “Başbakan aramalarını” bilirim.

Aranan, telefonu açtığında nedense evindeki koltuktan inip ayağıyla terliklerini arar ve parmağına geçirdiği tek terlikle ayağa kalkar.

Vücut hafifçe öne doğru eğilir.

Telefonu tutmayan el, göbek hizasında ilikleyecek bir düğme arar pijamada, bulamaz... Yine de sanki düğmeyi varmış gibi el orada dolanır.

Ve vücut kendi ekseninde önce küçük küçük, sonra geniş daireler çizmeye başlar ki biz buna “hula-hop pozisyonu” diyoruz.

Başbakan konuşur telefonda.

Aranan ne dediğini duymaz ve asla anlamaz.

Arada bir

Yazının Devamını Oku

Neler oluyor bunlara?..

BEN anladım aslında:<br><br>Türkler ne olduğunu bilmedikleri şeyleri konuşmayı seviyorlar.

“N’aber?” sorusu karşısında zor durumda kalan yabancı akrabam, kulağıma eğilip “Neyimi sordu?” demişti.

Ona “Aslında hiçbir şeyi... Şimdi sen de ona ‘iyilik’ diyeceksin” demiştim.

O da dönüp öyle yapmıştı:

“İyilik...”

Böylece neyi sorduğu belli olmayanla, neyin iyi olduğunu bilmeyen uzlaşmışlardı.

Zaten ben de neyi çözdüğümü bilmiyordum. 

*

Sezen Aksu

Yazının Devamını Oku

Yaralı duygular...

DÜN Zülfü Livaneli aradı.<br><br>“En sevdiğim yazardan, tüm duygularını paylaştığım insandan böyle bir yazıyı hak etmedim” dedi...

Doğrusu canım sıkıldı...

O öğrenci evindeki kırkbeşlik dönmeye başladı kafamın içinde...

Bir an için yazı yazmayı bırakmayı düşündüm.

Bu pis siyasi çekişmelerin ortasında, bu kirli ikiyüzlülüklerin arasında... Biz de, doğuda bir köy duvarının dibinde taş oynayan küçük Kürt kızıyla aynı şeyi paylaşıyorduk aslında:

Bu kirli oyunların kurbanı olmayı...

*

Zülfü Livaneli telefonda, “Seninle aynı duyguları, aynı düşünceleri her zaman paylaştım. AKP’nin karşı çıktığım ve karşı çıkmaya devam edeceğim birçok temel politikası var. Ama iyi bir şey yapılacaksa sırf yapandan dolayı niye engel olalım dedim. Peki asıl bunları yapması gereken CHP niye yapmıyor dedim yazımda. Sen cümlemin tamamını almamışsın. O türküleri söylemeye devam edeceğim. Çünkü laiklikten, Mustafa Kemal aydınlığından, demokrasiden yanayım. Son nefesime kadar da böyle kalacağım” dedi.

Ben de ona, sadece benim değil, tüm Türkiye’nin bunu böyle algıladığını söyledim.

Yazının Devamını Oku

O türküyü kim söyledi?..

ZÜLFÜ Livaneli, “AKP’nin her söylediğine gözü kapalı karşı mı çıkmamız gerekir” diye soruyordu üç gün önce...

Hâşâ...

Ben bu soruyu aydınların geçiş dönemlerinden tanırım, iyi bir sorudur. Ve aydın yanıtını kendisi verir:

“Hayır...”

Nitekim Zülfü Livaneli köşesinde, “Sağcı parti (AKP) evrensel insan hakları boyutunda bir çözüm getirmeye çalışıyor, kan dursun diyor” diyerek yanıtını veriyor aslında.

*

Livaneli “Sağcı partinin getirmek istediği evrensel insan hakları boyutundaki o çözümün” bir tek satırını biliyorsa bize de söyleyebilir mi?..

İktidar tüm ısrarlara rağmen “açılımını” açmıyor çünkü...

Bilen yok...

Yazının Devamını Oku

İyi ki bu aydınlar var...

AYDINLAR(!) AKP’nin “Kürt açılımını” destekliyorlar.

Tıpkı “Kıbrıs açılımı”nda, “AB açılımı”nda, “Ermenistan açılımı”nda olduğu gibi.

Tümü fiyasko ile sonuçlandı...

Kıbrıs daha da mağdur, Ermenistan’a olan kapılar da kapandı, ortaçağ yaşam biçimini dayatıp, pisuvarları dahi söktüren bir zihniyetle, Türkiye şimdi AB’ye daha da uzakta...

*

Sıra “Kürt açılımı”nda...

Bir kere; Kürtler bizim vazgeçilmez parçamızdır.

Kürtler “Türk” tanımını istemiyorlarsa, gerekirse biz “Kürt” oluruz... Tıpkı “Hepimiz Ermeni” olduğumuz gibi...

Nitekim bu ülkede bin senedir kimsenin aklından Kürt-Türk ayrımı geçmedi. 

Yazının Devamını Oku

Tarladaki apartman...

SEYAHAT ederken belki siz de görmüşsünüzdür; tarlanın ortasında bir apartman...

Öyle bakarım uzun uzun...

Etrafta başka bina yok, dört bir yanı dümdüz arazi.

Tarladaki apartmanın rengi pembe.

Dört katlı.

Balkonları da var...

Oraya dik çatılı sevimli bir çiftlik evi yapmak varken, insan tarlanın ortasına niye apartman yapar?

Acaba kenti tarlaya mı getirmeye çalıştı yapan?

Yazının Devamını Oku

Harç...

NEDİR bu harçlar?..<br><br>Üniversiteyi bitirip, işsiz gezmenin ilk bedeli mi?..

Çocuklar hâlâ işsiz...

Hâlâ akşamları eve giderken “İş bulamadın mı?” sorusuna yanıt verememenin ağırlığından kurtulmak için, köşe başlarındaki “mekânlarda” biraz daha olsun oyalanıyorlar...

Nerden bileceksiniz siz...

Sofralar nasıl mutsuzdur.

Babalar nedense daha sabırsızdır o soruyu sormakta. Anneler o soruyu istemezler yürekleri pır pır...

Lokmalar yutulamaz...

*

“Harçlara zam”

Yazının Devamını Oku

Koşun, açılım kaçıyor!..

BUGÜN 135. gün...<br><br>“Bu tarihi açılım fırsatını kaçırmayalım” diyen Cumhurbaşkanı, hâlâ “kaçan tarihi fırsatın” ne olduğunu söylemiş değil.

Ki o gün bizim medya müfrezesi “Koşun...” diyerek geçmişti yanımdan:

“Nereye?..”

“Kaçıyor...”

“Ne?..”

“Tarihi fırsat açılımı...”

*

Başbakan da “açılımın” ne olduğunu söyleyemiyor... Grubunda iki saat konuşup da “Kürt açılımının” ne olduğunu söylemeyen Başbakan, milletvekillerine “Gidin milletimize açılımı anlatın” deyince, milletvekilleri ağladılar aslında...

İlk

Yazının Devamını Oku

İnek olmak istemeyen inekler...

İNEKLER karar verdiler...

Manisa’nın Aydınlar Köyü’nün inekleri 1942 yılında güdülmekten kaçıp, ormanda koloni kurarak özgürlüklerini seçtiler...

Ben onları dün televizyonlarda, gazetelerin ön sayfalarında gördüm.

Baktım; saygınlar...

Kimlikli, kişilikli, asil...

Ve muhterem...

* * *

Aydınlar’dan kişilikli davrananlar bunlar...

Bir avuç arpaya mahkûmiyetleri yok... Boyunlarına bağlanan iple çekiştirilmeye tepkileri var demek ki... Sopa ile dürtüle dürtüle güdülmeye karşılar anlaşılan...

Yazının Devamını Oku

‘Açılımı’ niye kimse açamıyor?..

ASLINDA ben de size “açılım” yazısı yazmak istiyorum. Ama “açılım”ın ne olduğunu bilmiyorum bir tek...

Olsun...

Nasıl olsa “açılımın” ne olduğunu bilmeden, herkesin bir fikri var. İktidar dalkavukları televizyonlarda açılımın “iyi bir şey” olduğunu söylüyorlar. Sadece “açılımın” ne olduğunu onlar da bilmiyorlar...

Bir teki bilseydi, size söylerdi.

Dün Başbakan iki saat konuştu “açılım” üzerine, ama açılımın ne olduğunu-içeriğini yine de söylemedi.

Neden?..

Bir Başbakan “açılım” der de, onun ne olduğunu niçin söyleyemez?..

*

Bakın:

Yazının Devamını Oku

Oturarak çiş yaparken düşüneceksiniz...

MEDYADAN izlediyseniz, insanların çişlerini hangi pozisyonda yapacaklarına vali karar verdi:<br><br>Oturarak...

İnsanı boşuna vali yapmazlar.

Vali ne derse o...

Otur otur...

Kalk kalk...

*

Pisuarlar, çişlerini genelde ayakta yapan erkekler için düşünülmüştür. Zaten ben oturarak çişini yapan erkek hiç görmedim...

Dünyanın her yerinde, özellikle uygar ülkelerde yaygın biçimde kullanılan, hijyenik, modern, medeni bir tasarımdır pisuarlar.

Dinciler pisuarlara da kızarlar...

Yazının Devamını Oku

Karadeniz, Karadeniz...

KARADENİZ’e akan derelerin önünü asfalt yolla kapatıp, sonra “Dere niye taştı?” diye sormanın elbette bir adı vardır.

Ama ben söyleyemiyorum...

Ya da vadilerin önüne asfalt setler çekenleri alkışlayıp, peşinden su taşınca “Bunu kim yaptı?” demenin adını da biliyorum...

Onu da söyleyemem...

*

Çalışkan-üretken-alın terini seven insanların yaşadığı Karadeniz gibi bir bölgenin tabii ki iyi bir ulaşıma, güzel yollara, huzurlu yolculuklara ihtiyacı vardı.

Ama bunun bedeli dünyanın en güzel doğasını yok etmek mi olmalıydı?..

Ulaşım teknolojisinin bu denli geliştiği bir dünyada, bin bir kirli çıkar içinde, önüne haritayı alıp, elindeki kalemle Karadeniz’in yeşil-mavi kıyısına “asfalt yolu” ilk çizen teknik adamın yüzü geliyor gözümün önüne...

Adını da biliyorum...

Yazının Devamını Oku

Biz her şeyi biliriz...

Biz her şeyi biliriz...MİSAL; kimin “cennetlik” olup da öbür dünyada cennete, kimin “cehennemlik” olup da cehenneme gideceğini biliriz...

Ama 60 milyar dolar bütçe açığının nereye gittiğini bilen var mı?..

Yok...

 

Öbür dünyada cennete gidenlere kaç taze bakire düştüğünü de herkes bilir:

15 bin...

Kimi zatlar “2 bin de dul” diyorlarsa da, kesin olan her cennetlik mümin kişiye 15 bin taze bakire düştüğü...

Ama egemen sınıfın milli gelirden ne kadar pay aldıklarını... Misal nüfusun yüzde 60’ına 100 dolar ve altında pay düşerken, iktidar çocuklarına düşen payın kaç milyon dolar olduğunu bilen, zor..

 

Yazının Devamını Oku

Portmanto...

ASLINDA Başbakan, DTP ile görüşmeyi portmanto kılığında da yapabilirdi.

Gerçi kendisinin açıkladığı gibi Başbakan olarak değil de “AKP Genel Başkanı” sıfatıyla yapması da iyi bir şey...

Ama televizyon gösterince kim olduğu belli oldu.

Oysa Ahmet Türk soracaktı:

“Sen kimsiniz?..”

“Portmanto...”

“Eme bizim görüşmemiz Beşbeken ileydi, hadi o olmadı AKP Genel Başkanı olarak olsun dedik. Pırt mentö ile görüşme nasıl olur?..”

*

Olur...

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI