GeriYalçın BAYER Hormona dikkat
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hormona dikkat

<B>SAĞLIKSIZ </B>gıda ürünü tartışmaları kamuoyunun gündemine oturdu. Yediğimiz gıdalar yavaş yavaş anlaşılıyor.

Bundan bir süre önce Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Gökaydın, transgenik ürünlerin zararlarına değinip, Türkiye’de yeterince kontrol yapılamadığını, çünkü gümrüklerde bu ürünlerin analizini yapabilecek laboratuvar altyapısının olmadığını söyleyerek konuyu gündeme getirmişti.

Yeni Gıda Yasası’nın Meclis’ten geçmesi, olayı daha güncel bir hale getiriyor ve tartışmaya açıyor. Tüketiciler Derneği Başkanı Engin Başaran, tüketicilerin doğru bilgilendirilmeleri gerektiğini söyleyip karar mekanizmalarında yer almaları gerektiğini belirtiyor.

Bu tartışmalar arasında bir de ‘hormonlu ürünler’ sorunu var. TEMPO Dergisi’nin bu sayısında konuşan Antalyalı bir sera üreticisinin sözleri, gıda konusunda geldiğimiz noktada vahim bir tabloyu ortaya koyuyor.

Ürünlerinde ‘hormon’ kullanan üreticilerden İmdat Çiftçioğlu şöyle diyor:

‘Hormon kullanıyoruz. Sadece ben değil, herkes çok ciddi miktarda kullanıyor. Çünkü zaman yok. Domates yine neyse... Ama salatalığa kullandığımız hormon ilacının üstünde ‘45 gün sonra hasat ediniz’ diyor. Bizim bu süreyi bekleyecek zamanımız yok. O yüzden, iki gün içinde hasat ediyoruz. Tabii, kanser de yapıyor başka hastalıklar da... Ürettiklerimi çocuklarıma da yedirmem, ben de yemem. Aklı olan, Türkiye’nin neresinden gelmiş olursa olsun, salatalık yemez. Önümüzdeki sezon arılarla yapılan üretime geçmek istiyorum. Çünkü, Avrupa hormonlu hiçbir şeyi satın almıyor.’

Yakamoz nedir?

YAKAMOZ, Ay’ın ışığını suya, denize vuran şavkı değildir. Onun adı Ay’ın şavkıdır. Yakamoz aksine Ay olan gecelerde olmaz. Yakamoz bir canlıdır, Latince ismi Noctiluca Milliaris olan bu canlı, aynı bir ateşböceğinin denizde yaşayan türüdür. Limunisans maddesini vücudunda barındıran bu canlıya dokunulduğunda bir ışık saçar. Bu canlı bir planktondur, yani milimetrik boyutlarda bir canlıdır. Bunlardan milyonlarcası bir araya geldiğinde, geceleyin bir kayık veya bir balık sürüsü geçtiğinde bu canlılara çarparak ışık çıkartmalarını sağlar. O yüzden balıkçı sandallarında yüksek bir direk ve bu direğin ucunda oturulacak bir yer vardır. Balıkçılardan biri buraya oturarak Ay olmayan geceleri balıkların yakamoz yaparak geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya yönlendirirler. O yüzden lüfer avlarken lüks ışığı kullanılır. Bunun sebebi, balık gelsin diye değil misinanın değdiği yakamozların çıkardığı ışıktan lüfer korkmasın diye, yakamoz ışığını öldürmek içindir. Yakamoz olduğunda denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. Ama bunun için Ay ışığı olmaması gerekir. Ay ışığı daha baskın olduğu için göremezsiniz. O kadar muhteşemdir ki... Kelimeleri harcarken yanlışlara düşmeyelim...

Cemal ERBAY

Öğretmenlerin diplomaları ciddiye alınmalı

TBMM’ye geçtiğimiz günlerde hükümet tarafından sevk edilen yasa tasarısıyla ilgili bir önerim var. Tasarıya göre, öğretmenler sınava girerek belli bir kontenjan dahilinde başöğretmen, uzman öğretmen unvanları alabilecekler ve bu unvanlarına göre maaşlarında belli bir artış olabilecek.

Yıllarca maddi ve manevi sorunlarla yaşayan ve itibarı azalan öğretmenlik mesleği için bu tasarı, bence olumlu. Böylece öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri teşvik edilecek. Ancak öğretmenler içinde büyük çaba göstererek yüksek lisans yapmış olanlar da var. Bu öğretmenlerin diğerlerinden maaş ve unvan bakımından hiçbir farkı yok. O yüzden, tasarıda bu düşünülmeli ve yüksek lisanslı öğretmenler ‘sınavsız’ başöğretmen unvanı almalıdırlar. (Belli bir kıdem zorunluluğu, örneğin en az 10 yıllık öğretmen olma zorunluluğu getirilebilir.) Böylece kendini geliştiren, bunu da bir üst diplomayla (yüksek lisans programı) tescil ettirmiş öğretmenler onore edilmiş olurlar. Aksi takdirde, sınav yapmak diplomalarını ciddiye almamak anlamına gelecektir.

Mustafa ÖZNUR-İZMİR

Diyojen’in feneri

ADAMLAR arasında adamın biri/ Güpegündüz adamlar arasında, elinde fener/ Bir şeyler arıyormuş./ Adamlar arasında adamlardan bir diğeri/ Adı İskender.../ Merakla dönmüş,/ Ne aradığını sormuş./ Adam adamları göstermiş,/ -Adam arıyorum, demiş./ Tabii adam haklı,/ Adam adama meraklı...

(Bu şiiri, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, 13. Servis’ten M. K. adlı bir hasta 1963 yılında yazmış.)

Biliyor musunuz?

ANKARA Büyükşehir Belediyesi’nin ASKİ ve EGO’nun iştirakleriyle kurulan 14 şirketinde 4 bin 498 kişinin çalıştığını, belediye personeli ile birlikte bu sayının toplam 16 bin 575’e ulaştığını, bunların 90’ının genel müdür, genel müdür yardımcısı, genel sekreter, genel sekreter yardımcısı ve daire başkanı düzeyinde olduğunu...

Biliyor musunuz?

MESAJ PANOSU

YUNANİSTAN’
daki ‘Hellenic Front’ partisine ait ‘Hellenic Lines’ isimli gazetenin web sitesindeki ‘No Turkey in Europe’(Avrupa’da Türkiye’ye Hayır) kampanyası hálá sürmekte. Yunanistan’ın (ve tüm Avrupa’nın) korkusu bu kısacık sunumda gizli... ‘İntro’yu mutlaka izleyiniz; mümkünse bilgisayarınızın sesini de açınız.(http://www.e-grammes.gr)

Emel TENİK

PEN
Yazarlar Derneği Başkanı Üstün Akmen, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Ulusal Kanser Danışma Kurulu’nun, sigaranın TV dizilerindeki kullanımıyla ilgili olarak RTÜK’e uyarılarda bulunduğunu söylüyor. Akmen, Kültür Bakanlığı’nın da kitap okunmasını teşvik etmek için benzer bir girişimde bulunması gerektiğini belirterek, birçok TV dizisinde, kitap okuyan bir karakterin olmadığını ya da evlerde bir kitaplığın bile bulunmadığını gözlemlediklerini ifade ediyor.

GÜNÜN SÖZÜ

‘İçinde bulunduğumuz ekonomik durum, yalancı bahardır. Yalancı baharın arkası, kurak yazdır. Gözler bunu da görmez ise kış gelir; kışın farkına varmayanlara karakış ağır gelir.’

(İlhan KESİCİ)
X

İngiliz mutasyonu süper bulaşıcı - ‘Uçurumun kıyısındayız’

İnsanlık tarihinde bazı olaylar vardır. Tarihin akışını değiştirir. ‘COVID-19 salgını’ da böyle bir şey sanırım. Bugüne kadar dünyada 3 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Her geçen gün de daha çok can alıyor. Ülkemizde de vefat edenlerin sayısı 35 bini aştı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Belli ki salgın kısa sürede ortadan kalkmayacak. Virüs daha hızlı yayılıyor; özellikle de İngiliz mutantı süper bulaştırıcı. Bu sadece bize özgü değil. Avrupa’da ve dünyanın diğer ülkelerinde de böyle. Almanya’daki gazeteci dostumla görüşüyorum. 114 gündür aşı kampanyası yapan Almanya’da bugüne kadar 5.5 milyonu iki doz olmak üzere 21.3 milyon kişi aşılanmış. Ama virüs orada da hızla yayılıyor. Ölenlerin sayı 80 bin sınırına dayanmış. Virüs 3.15 milyon kişiye bulaşmış. Almanya haftalardır sıkı önlemler almak istiyor, alamıyor. Çünkü federatif sistemde her eyalet kendine göre hareket ediyor. Alınan önlemler yetersiz kalıyor. Açıklanan rakamlar eksik, deniyor. Dört yüzü aşkın il sağlık dairesinin çoğunun hâlâ faks ile veri toplamaya çalışması, buralarda askerlerin gönüllü çalıştırılması, hafta sonları yeterli test yapılmaması dolayısıyla gerçek rakamın çok yüksek olduğu öne sürülüyor. Şansölye Merkel’den günlerdir ‘masaya yumruk vurması’ isteniyor. Vuramıyor. Şimdi ‘Salgın Hastalıklar Yasası’nda değişiklik yapıp şansölyeye ‘Acil fren’ yetkisi verilecek. Şansölye mesela isterse tüm ülkede geçerli akşam sokağa çıkma yasağı getirebilecek. Eyaletler “Biz o saatlerde değil de şu saatlerde yapabiliriz” veya “Bu bizim eyalete uymaz” diyemeyecek.

Almanya’da salgın hastalıklar konusunda tek yetkili kurum Robert Koch Enstitüsü’dür. Başkanı veteriner hekim Dr. Lothar Wieler, geçen perşembe günü Sağlık Bakanı ile yaptığı toplantıda şöyle diyor: “Uçurumun kenarında hızla gidiyoruz. Yuvarlandıktan sonra acil frenin varmış, frenlerin sağlammış, hiç faydası yok.” Yani “herkes aklını başına toplasın”.

Koronadan etkilenen firmalara maddi destek veren yılların tecrübeli siyasetçisi Alman Ekonomi Bakanı Peter Altmaier de ülkenin pazar gazetesindeki demecinde “Durum dramatik. Vaka sayıları artıyor. Daha fazla insanın ölmesine göz yumamayız. Her yer açılsın diyorsanız alternatifi binlerce ölüm, sağlık sisteminin dayanma noktasını geçmesi. Bazı çalışmalar yaptık ama 3. dalga ve hızlı bulaşan virüs yüzünden bazı kararları geri almak zorunda kaldık. Aksi takdire salgının kontrolü tamamen elimizden çıkar gider. Akşamları örneğin saat 21.00’den sonra sokağa çıkma yasağı makul bir önlem. Ben de aşı oldum, ama kurallara sıkı sıkıya uyuyorum” diyordu.

GÜNÜN SÖZÜ
“Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”
A.H.TANPINAR

DÜNYAYA NE CEVAP VERECEĞİZ (2)

ŞALOM

Yazının Devamını Oku

Siyaset aşıyı 2. sıraya itti

Almanya için 2021 hareketli bir yıl. Eylül ayında seçim var. Parti başkanlığını çoktan bırakan Şansölye Angela Merkel siyasetten de ayrılıyor.

Partiler aday belirleme sürecine girdiler. Sosyal demokratlar şansölye adayını çoktan ilan etti. Şu anki büyük koalisyonda maliye bakanı olan Olaf Scholz için “adayımız” dediler. Seçmen bilir ki seçim sonucunda sosyal demokratlar tek başına veya koalisyon kurup iktidarda olursa şansölye de bay Scholz olacak. Yeşiller ise adaylarını bu hafta sonu açıklayacak. Muhafazakârların şansölye adayı ise henüz belli değil. Muhafazakâr kanat ‘Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’ olarak anılır. Aralarındaki anlaşmayla büyük ortak CDU Bavyera haricinde tüm eyaletlerde, küçük ortak CSU ise yalnızca Bavyera Eyaleti’nde seçime katılır. Oylar tek partiymiş gibi toplanır. İki ortak parti şansölye adayını ortaklaşa belirler. 1980 ve 2002 hariç ortak aday, hep büyük ortak CDU’dan çıkmıştır.

Bu kez ilk kez işler karıştı. Büyük ortak CDU’nun lideri, yani Merkel’in selefi 60 yaşındaki Armin Laschet ile küçük ortak CSU’nun lideri 54 yaşındaki Markus Söder şansölye adaylığına talip. Ortakların arası limoni oldu. Her ikisi de şimdilik geri adım atmıyor. Bugün veya yarın bir araya gelip biri diğerine mecburen yol verecek. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette. Korona salgını, aşı bile ikinci plana itildi. Bu konu Avrupa’nın da gündeminde. Çünkü ikisinden biri şansölye olduğu takdirde bir ölçüde Avrupa siyasetini de etkileyecek.

KİM GÜVERCİN KİM ŞAHİN

Her ikisini de yakından tanıyan Almanya’daki gazeteci dostuma sordum. Biriyle beraber İstanbul’a gelmiş, hatta Aksaray yokuşunda karda patinaj yapan taksiden inip taksiyi beraber itmişti. Diğeriyle de Bira Festivali’nde buluşacak kadar yakın. “Benim için çok zor bir durum” diyor ama ekliyor: “Genel olarak Bay Laschet’i ‘Güvercin’, Bay Söder’i ise ‘Şahin’ olarak niteleyebilirim”.

Almanya’da ortak her iki parti doğal olarak kendi liderinin şansölye adayı olmasını arzu ediyor ama anketlere bakılırsa Markus Söder halkın gönlünde daha önde gözüküyor. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette.

GÜNÜN SÖZÜ

Ünlü ozanımız

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Atatürkçü Düşünce Derneği, Orhan Pamuk’un son romanındaki Atatürk’ü küçümseyen ifadeler nedeniyle sert bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle deniliyor:

“Sözde, ‘Edebiyatçı-aydın’ unvanıyla, bulunduğu konumu borçlu olduğu devletin kurucusunu küçümseyen, kitaplarında satır aralarına gizlediği ifadelerle, betimlemelerle, dünyanın saygıyla andığı, hayran kaldığı Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğini iliklerine kadar yaşayan Orhan Pamuk, ‘Veba Geceleri’ isimli son kitabında da aynı ruh halini dışa vurmuştur.

Milletini ve kurtarıcısını küçümseyerek aydın olunmaz. ‘Aydın’ olmak sorumluluk ister. Aydın, üç kuruşluk kelime oyunlarıyla birilerinin ruhunu tatmin ederek alkış bekleyen biri değildir. Orhan Pamuk ve daha nice ‘sözde aydın’lara duyurulur.”

DOĞRUCU DAVUT’LARIN ÖRGÜTTE İŞİ YOK ARTIK
AKP, CHP’Yİ BOZDU!

KÖŞEMİZDE dün ‘Muameleci yeniden seçildi’ başlıklı yazımızda “CHP’de yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Buna demokrasi mi diyeceğiz?” diye sorgulamış, CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk. Gerçekten siyasetçiler bu kadar umursamaz mı oldular! Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Elinden tutup getirdiği Rıza Akpolat’ı kulağından hiç çekmez mi?” Teşkilattan sorumlu Seyit Torun örgüte karşı neden bu kadar duyarsız oluyor?

Peki buna demokrasi mi diyeceğiz, diyerek CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk ama hiç yararı yokmuş. Dünkü yazımız üzerine İzmir’de benzer tartışmalar olmuş!

Üç yıldır İBB Başkanı Tunç Soyer ve İzmir İl Başkanı Deniz Yücel’in hazırladığı listeler, CHP grubuna geliyor ve Meclis üyeleri sorgulamadan sadece “evet” demek zorunda kalıyorlar. Çünkü, örneğin İmar Komisyonu’na ve Plan Bütçe Komisyonu’na aday olmaya kalkanlar hemen azarlanıyor; “Grubu bölmeyin” uyarısıyla karşılanıyor. Ne zamandan beri, CHP tüzüğünü uygulamak bölücülük oldu? Yine Bakırköy’den Urla’da aday gösterilen Av. Taner Kazanoğlu adaylıklarda “seçim” yapılmasını önerdi, ancak dinleyen olmadı kendisini.

İzmir’de gazetecilerin kendisine, karşı çıkışları nedeniyle

Yazının Devamını Oku

‘Muameleci’ yeniden seçildi

CHP’nin İstanbul’da iktidar olduğu ilçe belediyelerinde yapılan ihtisas komisyonu seçimleri CHP Parti tüzüğüne göre “kapalı oy açık tasnif” şeklindedir.

Tüzüğe rağmen neredeyse hiçbir belediyede bu tüzük uygulanmıyor; ilçelerde belediye başkanı ve yakın şakşakçılarının belirlediği listeler parti grubuna geliyor ve sözde seçim yapılmış oluyor. AKP zaten bu yöntemi kullanıyordu; artık CHP de bu konuda AKP’yi örnek alıyor! Gerçi Kılıçdaroğlu da TBMM grup başkan vekilleri için atama yapıldığından seçim yaptırmıyor. İBB’de ise iki yıldır Canan Kaftancıoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun önceden oluşturduğu listeler parti grubunda oylanıyor, tabii ki seçim yok. En yakın örnek Beşiktaş Belediyesi İhtisas Komisyonları Seçimi oldu. 4 Nisan tarihinde Akatlar MKM’de kahvaltılı toplantı yapıldı. Başkan Rıza Akpolat komisyon seçimleri için seçim yapılmasını önerdi. Ancak meclis üyeleri “Siz daha iyi bilirsiniz başganım!” dediler ve tüzükte açıkça belirtilmesine karşın seçim yapılmadı. Değişen sadece meclis başkan vekili oldu.

GÖZ YAŞARTAN ARSA!

Bu arada daha önce köşemizde gündeme getirdiğimiz, Ulus’taki “göz yaşartan arsa” ile ilgili yazımızın kamuoyunda büyük yankı uyandırmasına karşın, “eski tas, eski hamam” uygulamasının sürdürülmesi dikkat çekti. Beşiktaş eski ilçe başkanlığından meclis üyeliğine “sıçrayan” Sebahattin Öztürk’ün, kendisine yönelik “muameleci” tavrından vazgeçmeyerek yeniden İmar Komisyonu’na seçilmesi hiç hoş karşılanmadı. Arsa sahipleri, Öztürk’e “vekalet” verdiğine göre, muamelecilik işini garanti görüyorlar demek ki. Yani Meclis üyeleri, bundan böyle seçildikleri komisyonlarda görüşülecek konularla ilgili “vekalet” alabilirler, almayanı dövüyorlar zaten. Bu tür uygulamalardan hiç utanan yok mudur?

CHP’de artık yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Peki buna demokrasi mi diyeceğiz?

‘TEFLON’ RUTTE NEDEN KAZANIYOR

HOLLANDA çok güçlü bir ekonomiye sahip değişik bir ülke. Dünyanın en fazla ihracat yapan ilk on ülkesinden biri; Türkiye ile ticaret hacmi 8 milyar dolar civarında. Pek bilinmez ama doğrudan yabancı yatırımcılar arasında Türkiye’de en çok yatırımı olan ülkedir.

Hollanda üç hafta önce seçime gitti. Temsilciler meclisinin 150 üyeliği için 37 partiden 1579 aday yarıştı. Baraj yok. 1918’den beri ilk kez 17 parti meclise girdi. Hükümetin kurulması çok karmaşık, uzun zaman alır. Görüşmeleri arabulucular yürütür. Bugüne kadar koalisyonlar en uzun 225 günde, en kısa da 25 günde kurulabildi. Giderek de zorlaşıyor...

Seçimde, özetle eski başbakan

Yazının Devamını Oku

‘Bizim Mısır’dan neyimiz eksik?’

Ertuğrul Özkök’ün, Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetler Müzesi’ne nakletmesiyle ilgili yazısı bize çok şeyler hatırlattı.

Almanya’daki turizmci dostumuz Hüseyin Baraner, Mısır’ın 1990’lı yıllarda terör saldırıları ile turizmde büyük kayıplar yaşamaya başlamasıyla, Türkiye’yi ciddi şekilde taklit ettiğini, ‘her şey dahil’ uygulamasına geçtiğini, ilerde bize ciddi şekilde rakip olacağını da söylemişti bize. Nitekim Mısır, uygarlıkları ile ilgili kitap ve filmler yapılmasını sağladı. Hollywood’a ‘The Mummy’ (Mumya) ve ‘Kleopatra’ filmlerini çektirerek dünyanın dikkatini çekmeyi başardılar.

Şalom’dan Mois Gabay, geçen haftaki yazısında ‘Firavunların Altın Geçidi’ törenine değinirken “Bizim neyimiz eksik?” diye sormuş ve şöyle demiş:

“Üç imparatorluğa başkentlik yapmış bu eşsiz kentimizde maalesef ağırlık sadece son 700 yıla, o da birçok eksikle, verilmekteydi. Şehrin zaten az sayıda kalan Roma ve Bizans mimari eserlerinin ne halde olduğunu görebilmek için Kadırga’nın arka sokaklarında veya Yedikule-Samatya, o da yetmezse Ayvansaray civarlarında gezmek fikir verecektir.

Şehrin Roma ve Bizans tarihini sahiplenemediğimiz için tanıtamıyoruz. Bunun yanında azınlık olarak addedilen toplumlarımızın birçok eseri de maalesef kaderine terk edilmiş durumda. Vakıfların değerli gayretleri kayıp giden zaman düşünüldüğünde yetersiz kalmakta. Gelin benzer bir töreni burada hayal edelim. İmparator Heraklius’un şehre geri kazandırdığı kutsal haç, görkemli bir törenle Yedikule Hisarı’ndan Bizans’ın merkezine görkemli bir saray alayı ile Mese Caddesi’nden taşınsın. Kısaca Yedikule’den Aksaray’a oradan Sultanahmet’e görsel bir şölen düşünelim. Ne kadar heyecanlı olurdu değil mi?”

Bu konuya yine değineceğiz.

GÜNÜN SÖZÜ
“Kanun saz değil ki istediğin gibi çalasın. Adalet sopa değil ki istediğine vurasın.” Dr. Vecdi ÖZ

GALATASARAY’DA BAŞKANLIK YARIŞI

Yazının Devamını Oku

İÜDK öğrencileri taşınmak istemiyor - Konservatuvar yerinde güzel

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın (İÜDK) Kadıköy’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait binadan Göztepe’ye taşınma kararının alınmasına tepkiler sürüyor.

İÜDK Öğrenci İnisiyatifi bugün 17.00’de Kadıköy Rıhtım’da yetkililere tekrar seslerini duyurmak için buluşacaklar.

1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na ve 1989’dan beri de İstanbul Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’ne ev sahipliği yapan, İBB’nin restorasyona aldığı bina, restorasyondan sonra Haldun Taner Sahnesi olarak kullanılmaya devam edecek. Ancak konservatuvarın artık o simge binaya dönemeyeceği anlaşılıyor.

Konservatuvar öğrencileri ne istiyor: “Aynı tarihi binada restorasyon sonrası eğitime devam etmek.”

1100 öğrenci, 57 piyano ve sayısız enstrümanıyla sanat için çıkması gereken seslerin, binalarını kurtarmak için duyulacak olması üzücü...

Konservatuvarı kazanmak ve ‘O’ binada okumak binlerce gencin hayali...

Yıldız Kenter’in emaneti, Cumhuriyet’in en köklü kurumlarından olan İÜDK için, “Neden ‘cam kaplama’ bir binaya yerleştiriliyor?” sorusuna cevap arıyorlar.

Ve haklı olarak soruyorlar: “Neden taşınmak zorundayız?”

Doğan Hızlan, Fatih Altaylı,

Yazının Devamını Oku

Bulgaristan’dan ilginç seçim notları

Geçen pazar günkü seçim sonuçlarının yüzde 99’u işlendikten sonra açıklanan verilere göre Bulgaristan 45. Halk Meclisi’ne altı parti girmeye hak kazandı.

Oyların yüzde 26.1’ini alarak birinci sıraya yerleşen Başbakan Boyko Borisov’un partisi GERB’in ardından, yüzde 17.7 ile şovmen Slavi Trifanov’un ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ ikinci, yüzde 15 ile Sergey Stanişev başkanlığındaki Bulgaristan Sosyalist Partisi üçüncü, yüzde 10.3 ile çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Mustafa Karadayı başkanlığındaki Hak ve Özgürlükler Hareketi dördüncü, yüzde 9.5 ile Demokratik Bulgaristan Partisi beşinci ve yüzde 4.7 ile ‘Ayağa Kalk, Mafya Dışarı Partisi’ altıncı oldu.

Yüzde 4’lük seçim barajını aşamayan parti ve ittifaklar meclise giremedi.

47.449 seçmen oy pusulasında “Kimseyi Desteklemiyorum” seçeneğini işaretledi.

Yurtdışı seçmenlerden en büyük destek yüzde 30.8 ile ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ne ve yüzde 17,6 ile Demokratik Bulgaristan Partisi’ne geldi. Yurtdışı oylarında 13.2 ile Hak ve Özgürlükler Hareketi üçüncü, yüzde 8.7 ile GERB dördüncü, yüzde 7 ile Bulgaristan Sosyalist Partisi beşinci oldu.

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde Türkiye’den 26 bin kişi oy kullandı. Daha önce bu miktar 31 bin dolayında idi. Aşırı sağcıların yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanmasını zorlaştırmak için 35 sandık sınırlamasını getirmeleri dikkat çekti. Türkiye, ABD ve Kanada’da iktidar partisinin oylarının tepki nedeniyle düşük olduğu gözlendi.

Öte yandan İBB Başkanı İmamoğlu ve TBB Başkanı Kadir Albayrak, çifte vatandaşların oy kullanmaları konusunda çağrıda bulundu.

YA KOALİSYON YA AZINLIK

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde hiçbir parti 240 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı.

Yazının Devamını Oku

Aşı egoistleri

Covid-19 salgınıyla birlikte dilimize birçok kelime girdi. Pandemi, epidemi, filyasyon, entübe, immun, bulaş gibi... Tıp alanındakiler bunları zaten kullanıyorlardı ama günlük dilimize de yerleşti. Şimdi de ‘Aşı milliyetçiliği’ kavramı dillerde. ABD eski başkanı Donald Trump’ın ‘America First’ diyerek başlattığı bencillik akımı korona aşısına da bulaştı.

ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi ülkeler nüfuslarının iki üç katı aşı üretimini kapattılar. Ülkelerinde üretilen aşılara ve aşı üretimi için gerekli maddelerin ihracatına da yasak getirdiler. Avustralya bunu 2009’da da yapmıştı. Domuz gribi aşısını üreten firmaya önce ülke içindeki talebi karşılamasını, daha sonra ihraç etmesini emretmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta şöyle diyordu: “Salgınla belirginleşen adaletsizlik, aşı meselesi ile çok daha vahim bir hal almıştır. 100’e yakın ülke aşıya henüz ulaşamadı. Bir tarafta nüfusunun neredeyse tamamına yakınını aşılamış ülkeler, diğer tarafta ilk doz aşıya ulaşamamış milyarlarca insan. Bu insanlık ve insani değerler adına endişe verici bir durum...” Yerden göğe kadar haklı; çünkü gerçek bu...

Virüs üç milyona yakın can aldı. Milyonlarca insan hastanelerde, ölümün kıyısında dolaşıyor. Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçen hafta Twitter hesabında “Aşı milliyetçiliğinin tahmini maliyeti 9 trilyon dolar” diye yazdı. Avrupa Birliği de ısmarladığı aşıları bolca alamıyor; aşı sanki damla damla akan su gibi.

İki hafta önce de AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’den şu an için yoksul ülkelere aşı gönderilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Yoksul ülkelere Küresel Aşı Erişim Programı’nın (COVAX) talebini “Önce Avrupa... Üye ülkelerimizde aşı tedariki baskısı var” diye cevapladı. Yani halk arasındaki deyimle “Allah versin” mealinde konuşmuş oldu.

Ülkemiz iyi durumda sayılır. Sinovac ve BioNTech/Pfizer aşıları geliyor. Galiba ABD’li Johnson&Johnson/Jansenn firmasıyla da görüşmeler sürüyor. Ardından gözler, kulaklar yerli aşılarda. Erciyes Üniversitesi’nin geliştirdiği ‘inaktif aşı’ faz 2’de... Başka çalışmalar da var ama bu en önde. Dünkü verilere göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün önde gösterdiği 85 aşı çalışması arasında.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Necmettin Ünal, “Umarım salgın Türkiye’ye, aşı üretim teknolojisinde bilimsel olarak geçmişteki gücünü yeniden kazandıracak. Ama ciddi teknolojik yatırım gerekiyor. Özel sektöre bile yaptırılsa çoklu katılımlı, devletin kontrolünde, güncel teknolojiyle eski günlerdeki gücünü yakalamasını temenni ediyorum. Her ülke aşının kendisinden çıkması için çabalıyor” diyor. Bu da aşı savaşlarının süreceğini göstermiyor mu?

Yazının Devamını Oku

Avukat, halkın ve hakkın dilidir

Öncelikle, tüm avukatların 5 Nisan ‘Avukatlar Günü’nü kutlarım.

Aynı dilekleri halen Ankara Barosu’na kayıtlı emekli bir avukat olarak ne yazık ki meslek örgütümüz Barolar için kullanamıyorum. Çünkü son yıllarda Barolar, ki temel işlevleri toplumu birleştirmektir; hak, hukuk, adalet ilkeleri yerine, toplumu ayrıştıran siyasal çatışmaların bir parçası, yandaşı ve savunmanı konumuna düşürüldüler.

Bu tutumları nedeniyledir ki, yasal çalışmaların dışında kaldılar ve Hukuk ve İnsan Hakları konusu tamamen siyasal iktidarın tekeline bırakıldı.

Tüm egemenler ve iktidar odakları bilmelidir ki, avukat görevi sadece savunmanlık olan bir hukuk adamı değil, hak ve adaletin her yerde ayrımsız uygulanması konusunda ülkesi ve toplumuna karşı sorumluluğu bulunan bir aydındır.

Gerek uluslararası hukuka gerekse iç hukuka göre, avukatın görev ve sorumlulukları; yargının kurucu unsurlarından biri olarak kamu hizmeti gereği kamu yararını korumak; yargılamada adalet ve hakkaniyete uygun bir kararın oluşması için hukuki katkı yapmak; hukuk kurallarının tam uygulanmasını sağlamak; ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarını ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışmaktır.

Aynı zamanda avukat, kamu yararına aykırı işlem ve uygulamaların hak ve adalete uygun hale getirilmesi; hukukun üstün kılınması, demokratikleştirilmesi ve toplumsallaşması konusunda da taraftır. Bu taraflık savunmanlık mesleğinin içerik, nitelik ve saygınlığından kaynaklanmaktadır.

Hukuka aykırı işlemlere karşı da yargı denetiminin işlemesini ve idarenin hukuk alanı içerisinde hareket etmesini sağlamak da avukatın anayasal ve yasal kamu hizmetinin gereğidir.

Yine çok iyi bilinmelidir ki, Fransız yazar Moliere’in söylediği gibi;

“Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”

Yazının Devamını Oku

Almanya aşıda tökezliyor

Almanya’da ilk korona vakasından bu yana 431 gün geçti... Virüs yaklaşık 2.8 milyon kişiye bulaştı... Ölenlerin sayısı 75 bini çoktan aştı... Bini aşkın Türk veya Türk kökenli de vefat etti... Yoğun bakımda Covid hastası 3 bin civarında...

Covid-19 salgınının ilk dalgası yaşanırken, Almanya’nın süreci çok iyi yönettiğine dair başarı öyküleri yazılıyordu. İmrenilen, mukayese edilen bir ülkeydi. Önemli olan mevcudu kurtarmak yeterliydi. Merkel de bir devrimci değil; statükocu ve istikrarı koruyucu bir lider. İhtiyatlı bir siyaset izleyerek ilk dalgayı iyi yönetti...

Ama gelişmeler, durumu hızla değiştirdi; risk derecesi yükseldi...Vaka sayısı tırmanışa geçti... Üçüncü dalga başladı. Virüsün mutantları daha hızlı yayılıyor.  Aşı tedarikindeki sıkıntı Alman kurumsal sisteminin bir parçası olan planlamayı da altüst etti. Aşılama 27 Aralık’ta başlamıştı. Aradan 92 gün  geçti. Hızlı aşılama yapılamıyor. Halbuki Almanya, dünyada hep imrenilen ülkeler arasında... Almanya deyince akla disiplin, çalışkanlık, ‘Vorsprung durch Technik’  (teknoloji sayesinde ilerleme) gibi kavramlar gelir. Ancak şu an bunlar da yetmiyor... Almanya salgına karşı bir türlü proaktif olamıyor.

Berlin’de sıkça 10-11 saati aşan toplantılar yapılıyor. Salgının seyri görüşülüyor, kararlar alınıyor. Ünlü virologlar, Robert Koch Enstitüsü’nün 130 yıllık deneyime dayanan araştırmaları, yol gösterici oluyor. Ama 16 eyaletin her biri kararları kendine göre yorumluyor. Çünkü Almanya seçim yılında; gece alınan bir karardan sabah vazgeçilebiliyor. Siyasi kariyerinin sonundaki Şansölye Merkel belki de her akşam eve gitmeden Midas’ın berberinin kuyusuna gidip, ‘Bu böyle gitmez’ diye bağırıyordur.

NEDEN BAŞARISIZ

Merkel, popülizme taviz vermeyen bir lider. Analitik düşünme kabiliyeti yüksek bir siyasetçi. Pek çok krizde Almanya’yı fırtınalı denizlerden sakin sulara taşımayı başardı. AB’deki kararlarda öncü rol oynadı. Ama şimdi Covid-19 salgınında Almanya’nın proaktif olmasını sağlayamıyor... Sert eleştirilere hedef oluyor... Yıllarca liderliğini yaptığı muhafazakar parti de güven kaybına uğruyor.

Der Spiegel dergisi şöyle diyor... ‘Paradoksal olarak salgındaki başarısızlığın nedeni Almanya’nın ebedi başarı modeli. Denge ve uzlaşmaya yönelik sürekli bir çaba. Her şeyi dengeleme, herkesi memnun etme girişimi. Ancak Covid-19 ile mücadelede bu strateji çalışmıyor...’ Yani Şansölye Merkel’in aynen 2011 Fukişima felaketi veya 2015 mülteci krizindeki gibi bir çıkış yapması, yani ‘masaya yumruğunu vurması’ isteniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Alman siyasetinin yükseleni Yeşiller

Almanya’daki Yeşiller Partisi, 1980’lerin başında marjinal bir parti olarak yola çıktı. İlk seçimde ancak yüzde 1.5 oy alabildiler. Üç yıl sonra yapılan erken seçimde ise oylarını yüzde 5.6’ya çıkartıp 27 vekil ile meclise girmeyi başardılar. 1985’e gelindiğinde, Hessen Eyaleti’nde koalisyon ortağı olup Eyalet Çevre Bakanlığı koltuğuna sahip oldular.

26 Eylül 1998 seçiminde ise oy oranı yüzde 6.7’e yükseldi. Gerhard Schröder liderliğindeki sosyal demokratlarla koalisyon ortağı oldular. Helmut Kohl’ün 16 yıllık iktidarından sonra Şansölye Gerhard Schröder hükümetinde Yeşiller’den Joschka Fischer Dışişleri Bakanı oldu, beraberinde birkaç bakanlık daha aldılar. Bu tarihten sonra Alman siyasetinde iyice öne çıktılar.

Almanya’da siyasetin yükselen gücü şu an Yeşiller; rüzgârı arkalarına aldılar. Başarının geçici olup olmadığı tartışılıyor. Şimdilik pek öyle görünmüyor. Çünkü 19.yy’dan bu yana siyasetin merkezinde olan geleneksel muhafazakar ve sosyal demokrat partiler değişime çabuk adapte olamıyor, geriliyor. Anketler, Almanya’da halkın yüzde 48’inin iklim krizi ve çevre konularında büyük kaygı duyduğunu gösteriyor. Yeşiller iyi eğitimli ve şehirli seçmenlerin desteğini hedefliyor. Güçlü olduğu yerler özellikle büyük üniversite kentleri. Yeşiller’e oy verenlerin “yeni orta sınıf” olarak nitelenen, ileri teknoloji, iletişim, hizmet sektörü, kültürel üretim sektöründe çalışan, yüksek eğitimli kesim olduğu söyleniyor.

SOSYAL DEMOKRATLAR HEYECANLI

Yeşiller’in asıl adı ‘Birlik90/Yeşiller’ (Almanca: Bündnis 90/Die Grünen)... İki Almanya’nın birleşmesi sonrası ilk seçimdeki geçici seçim yasası uyarınca eski Doğu Almanya topraklarındaki parti ‘Birlik90’ olarak ayrı seçime girdi. Daha sonra birleşip bu adı aldılar. Biri kadın eş başkanlıkla yönetiliyor. Şu an parti liderleri Annalena Baerbock ve Robert Habeck. 709 koltuklu Alman meclisinde 57 vekilleri var...

Almanya’da bu yıl süper seçim yılı. 26 Eylül’de genel seçim var. 16 yıldır şansölye olan Angela Merkel, “Ben artık yokum” dedi. ‘Merkelsiz’ yıllar başlayacak... Eyaletlerde seçimler var. 14 Mart’ta iki eyalette yapıldı; dördünde daha yapılacak. Bunlar genel seçim için kısmen de olsa prova niteliğinde olabiliyor. Yeşiller’in yükselişi sosyal demokratları heyecanlandırdı. “Acaba Yeşiller ile Liberalleri yanımıza alıp iktidarı 16 yıl sonra ele geçirebilir miyiz” hesapları yapıyorlar. Muhafazakarlar da “Yeşiller’i yanımıza alıp iktidarı bırakmayalım” hesabında. Ama ne Yeşiller ne de liberaller henüz renk vermiyor. Dünyanın gözü Almanya’da...

GÜNÜN SÖZÜ
İktidar kararı geri alabilir

“İSTANBUL Sözleşmesi’nden görüşülüp tartışılmadan çekilmenin kötü bir gidişin ilk adımı olması olasılığı vardır. Bunun, sonuç olarak uluslararası sözleşmeler alanında, Atatürk Cumhuriyeti’nin temellerine kadar varan bir takım girişimlerin başlangıcı olmasından kaygı duyulmaktadır. 1 Temmuz’a kadar geçecek sürede “çekilme” (fesih bildirme) kararının Türk tarafınca geri alınmasına olanak vardır. Bu konuda eleştirilerden, protestolardan vazgeçilmesi elbette söz konusu olmamalıdır. Siyasal iktidarın bu kararın geri alındığında ilişkin bir bildirimle durumu düzeltmesine olanak vardır.” Prof.Dr. Rona AYBAY

Yazının Devamını Oku

Trakya’da 3 Atatürk heykeline yapılan büyük provokasyon!

Son zamanlarda Atatürk’e yönelik saldırıların en ağırı Tekirdağ’ın Marmara Ereğlisi’ndeki üç okulda gerçekleştirildi. Bütün partiler saldırıyı kınarken, hainlerin derhal yakalanması istendi. Saldırıyı İran menşeli bir örgütün yaptığı ileri sürüldü.

Atatürk’ü hedef alan girişimlerin son dönemde dikkat çekecek ölçüde artması ADD ve CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun tarafından tepkiyle karşılandı. Aygun, Atatürk’ü hedef alan girişimlerin son dönemde dikkat çektiğini, Andımız’ın okullarda okutulmasına son verilmesi ve devlet madalyalarından Atatürk kabartmasını çıkaran kararlar alınmasının Atatürk karşıtlarına cesaret ve güç verdiğini belirtti. 27-28 Mart tarihlerinde Yeniçiftlik Nizamettin Demirdöven İlköğretim Okulu, Yeniçiftlik Belediye Ortaokulu ve Ereğli ilçesinin girişindeki Opet Anadolu Lisesindeki Atatürk büstlerine sprey kırmızı boya ile “Atatürkçülük putperestliktir” diyen yazılar yazıldığı, büstlerin tahrip edildiği ve Atatürk kinini kusan notlar bırakıldığı dikkat çekti. Aygun, İçişleri Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesinde, “40’ı aşkın ülkede adı parklara, meydanlara, cadde ve sokaklara verilmiş, özel heykelleri dikilmiştir. Bu ülkeler Atatürk heykellerini özel olarak korumakta ve her yıl özenli olarak bakımını yaptırmaktadır. Atatürk büstlerinin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm okullarda korunması için ne gibi önlemler alacaksınız?” diye sordu.

OYUNA GELMEYECEĞİZ!

ADD, Ereğli’deki saldırıyı bir bildiri ile kınadı ve şöyle denildi: “Bu oyunun farklı şekillerde, ülkemizin başka şehirlerinde de artarak süreceğini öngörüyor, bu organize saldırıların ve yazılanların halkımızı kışkırtmaya ve iç huzursuzluklar çıkartmaya yönelik olduğunu düşünüyoruz. Bu oyuna gelmeyeceğimizi, din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan, geçmişte olduğu gibi, bugün de emperyalizmin ve maşalarının oyunlarını boşa çıkaracağımızı duyuruyoruz. Bu olayların bir silsilenin parçası olduğunu da görüyoruz.

O’nun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nden Mustafa Kemal Atatürk’ün adını, izini kimse silemez. Çünkü biz buradayız.”

Saldırı nedeniyle jandarma ve emniyet güçleri geniş çaplı bir soruşturma başlattı. TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop başta olmak üzere CHP, AKP, MHP, İyi Parti, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanları ve örgüt temsilcileri kınama mesajları yayınladılar. CHP Marmara Ereğlisi İlçe Başkanı Tolga Çalışkan, yaşanan olayların, suçlular cezalandırılıncaya kadar takipçisi olacaklarını söyledi.

Başkan Prof. Dr. Şentop, “Bazı okullarımızda Atatürk büstlerine yapılan provokatif alçakça saldırıyı kınıyorum. Valimiz ve savcılığımız olayı yakından takip etmektedir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak da, saldırıyı lanetlediğini açıklayarak saldırganların derhal yakalanmasını bekliyoruz, iadesini kullandı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye kazık yiyor

İngiltere’den yurtdışına seyahat kısıtlamalarının kalkacağına ilişkin açıklamalar üzerine Türkiye’ye rezervasyonlar arttı, artmaya da devam edecek.

Türkiye’ye gelen İngiliz turistler aldıkları hizmetten memnun, sorunsuz tatil yapıyor.

Ama Türkiye’yi tercih etmelerinin başka bir nedeni var.

Turizm Gazetesi’ndeki habere göre Türkiye’ye gelen bir İngiliz TL’nin değer yitirmesinden dolayı 193.5 Sterlin avantajlı.

Haberde Post Office’in, İngilizlerin yurtdışına tatile gittikleri hangi ülkenin daha avantajlı olduğunu gösteren araştırmasında, TL’nin Sterlin karşısında değer yitirmesi nedeniyle Türkiye’nin İngiliz turistler için en avantajlı ülke olduğu belirtiliyor.

İngilizlerin tatile gittikleri ülkelerin para birimlerinin Sterlin’e karşı bir yıllık değişiminin karşılaştırıldığı çalışmada, 2020 yılı Mart ayında bir Sterlin 7.0929 iken Mart 2021’de yüzde 37 artarak 9.7257’ye yükseldiği, buna göre Türkiye’ye gelen bir İngiliz’in 500 Sterlin karşılığında 135 Sterlin avantaj elde ettiği belirtiliyor.

Post Office’in çalışmasında şöyle deniyor:

“Yurtdışında bir tatil planlıyorsanız, Sterlin değerinin en çok yükseldiği yerleri dikkate almaya değer. Örneğin Türk lirası %37’nin üzerinde değer yitirdi. Tatile gideceğiniz yerin tercihinde bunu dikkate alın.”

Çalışmada

Yazının Devamını Oku

Türkiye zeytinyağında büyüyor

Son yıllarda Türkiye genelinde zeytinyağında markalaşma ve coğrafi işaretli zeytinyağı sayısı giderek artıyor. Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan onay alan marka sayısı 23 Mart 2021 itibariyle 688’e, coğrafi işaretli zeytinyağı sayısı ise 16’ya ulaştı.

Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanı Hakan Kızıltepe’yi Ankara’da ziyaret eden Milas Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Özer, Milas zeytinyağına TPMK’dan ve AB’den coğrafi işaret alınmasından sonra markalaşmanın arttığını belirtti. Milas zeytinyağının AB’den coğrafi işaret almayı başaran ilk ve tek Türk zeytinyağı olduğunu belirten Reşit Özer, coğrafi işaretin markalaşmayı da arttırdığını ifade etti. Özer, Milastaki zeytinyağı markası sayısının kısa sürede 69’a ulaştığını belirterek, Milasta coğrafi işaretli zeytinyağı markası sayısının ise 19’a yükseldiğini anlattı.

Hakan Kızıltepe, MİTSO tarafından AB’ye yapılan başvuru ile Milas yağlı zeytinine AB’den coğrafi işaret alınması sürecini de yakından takip ettiklerini anlatarak kısa sürede AB coğrafi işaret onayının geleceğini umduğunu dile getirdi.

16 COĞRAFİ İŞARET

1- Akhisar Uslu zeytinyağı

2- Akhisar Domat zeytinyağı

3- Altınözü zeytinyağı

4- Aydın Memecik zeytinyağı

5- Ayvalık zeytinyağı

Yazının Devamını Oku

Yeter ki Osmanlı olsun!

CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, ‘mazbut vakıf’ yağmasının peşini bırakmıyor. Geçtiğimiz günlerde Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) tarafından yapılan yazılı bir açıklama ile tüm Türkiye, Taksim Gezi Parkı mülkiyetinin İBB’den alınarak Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na devredildiğini öğrendi. O güne dek neredeyse kimse böyle bir vakfın ne adını duymuştu, ne varlığından haberdardı. Taksim Gezi Parkı mülkiyetinin devrinin ardından da vakfa dair pek bir bilgiye erişilemedi. Türkiye’de bulunan tüm vakıflarla ilgili detaylı bilginin yer aldığı VGM’nin resmi internet sitesi olan vgm.gov.tr’de de ilgili bu vakfa ve diğer mazbut vakıflara dair hiçbir bilgiye ulaşılamıyor.

Türkiye, bu vakfın adını aslında bundan altı ay kadar önce milletvekili Dr. Ali Şeker’in, Ziya Selçuk’a yönelttiği bir soru önergesi ile ilk kez duymuştu. Öğretmenler başta olmak üzere tüm kamu görevlilerinin uygun fiyatlarla kalabildiği Beyoğlu Öğretmenevi, 19 Mart 2020’de Sultan Beyazıt Vakfı’na devredilmişti. Dr. Şeker’in sorusunu Ziya Selçuk hâlâ yanıtlamadı. Ancak aradan geçen sürede İstanbul’da birçok kıymetli tarihi bina ve taşınmaz, sessiz sedasız bir şekilde el değiştirdi. Dr. Şeker, bunların İstanbul Sanayi Odası, Galata Kulesi, Selimiye Kışlası, Adile Sultan Sarayı, Pera Palas Otel, Vefa Lisesi, Şişli Etfal Hastanesi, Sait Halim Paşa Yalısı gibi İstanbul’da ve Türkiye genelinde 1014 taşınmazın, çeşitli vakıflar adına tescil edildiğini açıkladı.

HANGİ YASAYA GÖRE?

Mülkiyet devirlerinin gerekçesi 2008 yılında çıkarılan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na dayandırılıyor. Son olarak da yıllardır iktidar müteahhitlerinin iştahını kabartan Taksim Gezi Parkı’nın mülkiyeti ‘mazbut vakıf’ adı altında İBB’den alındı. CHP’li Dr. Ali Şeker, vakıflar ve rant ilişkilerine örnek olarak İstanbul’dan çok önemli iki dosyayı daha açıklıyor:

“Birincisi Harbiye Halaskargazi Caddesi üzerinde yer alan ve içerisinde İnci Sineması’nın da bulunduğu Ermeni Katolik Mihitaryan Manastırı ve Mektebi Vakfı’na ait olan 15 bin 409 metrekare arazide yapılan inşaat vurgunudur. Dönemin CHP’li meclis üyeleri Hüseyin Sağ ve Dursun Çaltı’nın açtığı iptal davası devam ederken, eski mekânlar yerle bir edildi. Şehir merkezlerinde kalmış azınlık vakıf binalarının yıkılıp yerine yenilerinin yapılması üzerine özel çalışmalar yürüten müteahhitlerin çabalarıyla İBB meclisinden gerekli onaylar alınarak bu alanda 3 emsal ve 27.50 metre yükseklik verilerek, bodrum katlar da emsalden sayılmayınca 80 bin metrekareye ulaşan bir beton kütle çıktı ortaya. Aynı konuya diğer bir örnek Elmadağ’da Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Surp Agop Ermeni Katolik Hastanesi Vakfı’na ait olan ve içerisinde Şan Tiyatrosu’nun da bulunduğu arazideki rant ilişkileridir.”

Ali Şeker, “Osmanlıcılık özentisiyle İstanbul’a ihanet edenlerin talanına daha fazla izin vermeyeceğiz. İstanbul’un kültürel kimliğini temsil eden bu kıymetli yapılar, yeşil alanlar; ne idüğü belirsiz vakıfların, vakıf yöneticilerinin değil İstanbullularındır” diyerek konuyu yakından takip etmeye devam edeceğini söyledi.

KOÇAK FARMA’DAN ‘AŞIDA DEV ADIM’ AÇIKLAMASI

KÖŞEMİZDE

Yazının Devamını Oku

Ormanın sesi, suyun rengi değişti

Birleşmiş Milletler, 2012 yılında orman kaynaklarının önemini vurgulamak amacıyla 21 Mart tarihini ‘Dünya Ormancılık Günü’, 1993 yılında da 22 Mart tarihini ‘Dünya Su Günü’ ilan etmiştir. Trakya’nın ormanlarına, suyuna, Istranca’sına, Ergene’sine, yeraltı sularına yıllardır sahip çıkan emekli öğretmen dostumuz Göksal Çidem’e her yıl “Ormanımız ve sularımız durumu nasıl?” diye sorarız. Trakya Platformu Kırklareli Dönem Sözcüsü ve Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı olan Çidem der ki: “Ormanın sesi, suyun rengi çok değişti artık.”

Ormanların sesinin değişmesine neden olan tahribatlar, adına yatırım denen projelerle her geçen gün çoğaldı, çoğalıyor. Projeler artarken ormanlar azalıyor, sular kirleniyor. Orman alanları daraldı. Hem de inanılmaz bir biçimde daraldı. Daralma tüm hızıyla devam ediyor, yok oluş hızlanıyor.

Ormanlar, dünya çapında temiz ve bol miktarda su sağlamak için kritik öneme sahiptir. Sağlıklı ormanlar suyu filtreler, erozyonu azaltır, yağışları düzenler, yeraltı suyu alanlarını doldurur, kuraklık ve sellerin etkilerine karşı tampon görevi görür.

Dünya orman gününde 1/3 Bulgaristan’da, 2/3 Türkiye’de bulunan Istrancalardan bir örnek: Karşı tarafta hayvanlar orman içinde dolaşırken, bizim tarafta maden işletmelerine ait kamyon ve iş makineleri dolaşıyor. Bir tarafta hayvanlar, bir tarafta kamyonlar...

BULGARİSTAN KORUMACI

‘Dünya Su Günü’nde örneği yine Istrancalardan verelim. Karşı taraftaki Istrancalardan Veleka Nehri, bizim tarafta ise Ergene Nehri. Veleka Nehri’nden su, Istrancalardan tertemiz doğan Ergene Nehri’nden sanayi ile buluştuktan sonra sıvı akıyor.

Doğaya yapılan zulmün hesabı da bedeli de ağır oluyor. Can ve mal ile ödeniyor.

“ÇED gerekli değil” deseniz de doğa bu planlardan anlamaz. “Su akar yolunu bulur” der; yaptıklarınızı yok eder, geçer gider. 

Dünya her geçen gün daha kötüye gidiyor. Tahribat bu şekilde devam ederse

Yazının Devamını Oku