GeriSahrap SOYSAL Hemen kararan mantar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hemen kararan mantar

Mantarı çok severim de, hemen sararıp solmasına ve süratle kararmasına canım sıkılır. Ama bu konuda çok kıymetli bilgiler edinip, hemen sizinle paylaşmak istedim.

Mantarı satın aldıktan hemen sonra buzdolabının sebze gözünde saklayabilirsiniz. Ama en geç 24 saat içinde tüketmelisiniz. Hatta haşlayacaksanız, suyuna bol limon suyu da ekleyebilirsiniz. Asla mantarın üst zarını soymaya çalışmayın ve pişerken tuzunu son dakikada ilave edin. Çünkü çok su bırakan mantar tuzu da yiyince iyice sulanır. Zaten mantarı 10-12 dakikadan fazla pişirmeyin. Genelde yediklerimiz kültür mantarıdır ve bazı uyanık üreticiler, bol kükürtlü kimyasal maddelerle yıkayarak bembeyaz mantarı piyasaya sürerler. Bu çok beyazlatılmış mantarlara da kanmayın sakın!

İnce noktalar

Genelde az şekerli ve meyve tadı yoğun marmelat, buzdolabında 2- 3 ay saklanabilir. Eğer çabuk şekerleniyorsa, reçel yapılırken fazla şeker katmışsınız demektir.

ANNEMİZİN MUTFAĞI

Gelin tatlısı

Yapılışı:

Öncelikle şerbet için; toz şekerle suyu tencereye koyup karıştıralım. Şeker eriyip, kaynamaya başlayınca limon suyunu ekleyelim ve bir taşım daha kaynatıp, ocaktan alalım. Daha sonra derin bir yoğurma kabının içine; margarin, tahin, pekmez, kabartma tozu ve ceviz içini koyup, elimizle karıştıralım. Yavaş yavaş unu ekleyerek sert kıvamlı bir hamur elde edinceye dek yoğuralım. Hamurun üzerini örterek 20 dakika dinlendirelim. Yağlanmış dikdörtgen cam kabın içerisine hamuru elimizle bastırarak yayalım ve baklava dilimi formunda keselim. Sonra da 175 dereceli fırında 20-25 dakika, üzeri kızarıncaya dek pişirelim. Fırından çıkardığımız sıcak tatlının üzerine ılık şerbeti gezdirip, en az 30 dakika şerbeti çekmesini bekleyelim ve sonra da servise sunalım.

14 kişilik
Hazırlama süresi 50 dakika
Pişirme süresi 25 dakika

Malzeme listesi

1 su bardağı margarin (eritilip, ılıtılmış)

1 su bardağı ince çekilmiş ceviz içi

1 su bardağı tahin

3 yemek kaşığı pekmez

1 paket kabartma tozu

4 su bardağı un

Şerbeti için

2 su bardağı toz şeker

3 su bardağı su

1 tatlı kaşığı limon suyu

Damat böreği

Yapılışı:

Öncelikle tavuk göğüslerini yıkayıp, tencereye koyalım. 5 su bardağı sıcak su ve tuzu ilave ederek, 25-30 dakika kadar haşlayalım. Öte yandan yuvarlak bir tepsiyi yağlayıp, dörde böldüğümüz hazır yufkaları üst üste koyarak, 175 dereceli fırında 15-20 dakika kurutup, kızartalım. Kurutulup, kızarmış yufkaların üzerine didiklediğimiz tavuk etini yerleştirip, 2 su bardağı tavuk suyunu yufkaların üzerine gezdirelim. Ve tekrar tepsiyi fırına koyup, 5-10 dakika daha pişirelim. Sos için bir tencerede; yoğurt, un, yumurta sarısı, tuz, karabiber ve sarmısağı pütürsüz hale gelene dek çırpalım. Ardından 2 su bardağı tavuk suyu ekleyip, çırpmaya devam edelim. Sonra bu sosu kısık ateşte devamlı karıştırarak pişirelim ve ateşten alıp, içine sirkeyi ekleyip, tekrar karıştıralım. Hazırladığımız sosu sıcak olarak fırından çıkan tavuklu yufkaların üzerine dökelim. Küçük bir tavada tereyağını kızdırıp, toz biber atalım ve bekletmeden tepsideki böreğin üzerine gezdirip, ılıkken servise sunalım.

6 kişilik
Hazırlama süresi 15 dakika
Pişirme süresi 30 dakika

Malzeme listesi

2 adet hazır yufka

3 adet tavuk göğsü

5 su bardağı sıcak su

1 çay kaşığı tuz

Sos için

1 su bardağı yoğurt

2 yemek kaşığı un

2 adet yumurta sarısı

1 su bardağı tavuk suyu

1 yemek kaşığı sirke

3 diş sarmısak (dövülmüş)

1 çay kaşığı karabiber, tuz

Üzeri için

1 yemek kaşığı tereyağı

1 çay kaşığı kırmızı pul biber
X

Gaziantep iftarı

Gaziantep yaklaşık 6 bin yıllık bir geçmişe sahip. Neolitik devirden itibaren, onlarca medeniyete ev sahipliği yapıyor: Hitit, Med, Pers, Asur, Roma, Bizans, Osmanlı...

Yüzyıllar boyunca Antep’in toprağı ve suyuyla beslediği farklı etnik köken ve dinden insanlar, kurdukları sofraların zenginliklerini şehrin kültürüne katıyor. Gaziantep’in zengin mutfak kültüründe, kuşaktan kuşağa aktarılan bu birikimin payı büyük.

YOĞURT SOSLU KABAK DOLMASI

MALZEMELER
* 6 adet dolmalık yeşil kabak (ince uzun olanları seçin) * 200 gr dana-kuzu karışık kıyma * 1 adet iri boy kuru soğan * 3 yemek kaşığı pirinç

2 yemek kaşığı kalın bulgur (yerine yine pirinç kullanabilirsiniz) * ½ demet maydanoz, dereotu * 1 çay kaşığı tuz, karabiber, kimyon, pul biber * 1 çay bardağı zeytinyağı

Yoğurt sos için:

Yazının Devamını Oku

Rize iftarı

Alabildiğine engin denizin, olabildiğince yeşile bürünmüş dağlarla kesiştiği bir yer Rize.

Dağlarına doğru çıkıldıkça yeşilin renk renk tonlarına bürünen bir manzaraya sahip. Yaylalarında yerçekimine direnen evleri, her an bir meydanda horonla karşılaşabileceğiniz köyleri bulunuyor. Böylesi etkileyici doğaya sahip bir şehirde, haliyle mutfak kültürü de oldukça renkli. Mutfaktaki ana malzemelerin başını balık ve tabii ki hamsi çekiyor. Hamsi, pilavdan pazıyla yapılan hamsi kuşuna kadar birçok tarifte yerini alıyor.

PEYNİRLİ MISIR UNU EKMEĞİ

MALZEMELER

- 100 gr tereyağı
- 1 su bardağı süt

Yazının Devamını Oku

Bursa iftarı

Osmanlı’nın ilk başkenti olan Bursa, mutfağında da saray lezzetlerinin izlerini ve asaletini taşıyor.

Ayrıca bereketli toprakları ve elverişli iklimi sayesinde Türkiye’nin en önemli tarım yörelerinden biri olması da mutfaktaki zenginliğini arttırıyor. Göçlerle daha da renklenen Bursa mutfağının en önemli ürünleri arasında dünyaya yayılan İskender’i, İnegöl köfteyi, pideli köfteyi, kestaneşekerini saymak mümkün.

Kıymalı Rumeli Mantısı

MALZEMELER

Hamur için:
* 2 adet yumurta
* 1 su bardağı yoğurt
* 3 yemek kaşığı sıvı yağ

Yazının Devamını Oku

Antalya iftarı

Akdeniz Diyeti, tüm dünyada sağlıklı beslenmenin en iyi yollarından biri olarak görülüyor.

Tam tahıllar, kurubaklagiller, meyve, sebze, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar Akdeniz diyetinin özünü oluşturuyor. Durum böyle olunca Antalya’ya, sağlıklı beslenmenin kalesi demek abartı olmaz. Tam bir meyve ve sebze cenneti, Antalya. Akdeniz iklimine sahip Antalya bölgesinin iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri kendini gösteriyor. Bu da her çeşit sebze ve meyve yetiştirilmesine yardımcı oluyor.

Köfteli Demre Kebabı

MALZEMELER

* 500 gr köftelik dana kıyma (döş eti ve tek çekim)
* 1 yumurta
* 1 orta boy kuru soğan
* 1 su bardağı yulaf ezmesi (galeta unu ya da ekmek içi de olur)

Yazının Devamını Oku

Zeytin ağacına güzelleme

Pek çok din, kültür ve söylencede yeri olan zeytin, bir kültürdür. Zeytin ağacı yetiştiği her coğrafyada kendi güçlü kültürüyle hakimiyet kuran müthiş bir bitkidir...

Zeytinin ana vatanı olarak Doğu Akdeniz tariflenir. M.Ö. 6000-4000 yılları arasında ilk defa yabani zeytin ağacının (olea europea oleaster) bu bölgede ehlileştirildiği, M.Ö. 3000 yıllarında ise Orta Doğulu denizciler tarafından Kıbrıs ve Girit’e götürüldüğü tarihçiler tarafından anlatılır.
Pek çok din, kültür ve söylencede yeri olan zeytin, bir kültürdür.
Zeytin ağacı yetiştiği her coğrafyada kendi güçlü kültürüyle hakimiyet kuran müthiş bir meyve ağacı.
Etrafında yerleşen insan toplulukları, zeytin ağacının tüm nimetleriyle bütünleşip onunla yaşamlarını sürdürürler.
Aynı zamanda çok kültürlülüğün barışçıl bir simgesi olan zeytin ağacı, Müslümanlık, Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerinin kutsal kitaplarında da adı geçen kutsanmış ağaçtır. Zeytin ağacı insanoğlunun beslenme, aydınlatma, güzellik, sağlık, para kazanma, ticaret gibi birçok ihtiyacını karşılayan, çok bereketli bir ağaçtır.
En uzun yaşayan ağaçlardan biri olan zeytin ağacı aynı zamanda barış ve umudun da sembollerindendir.
Mitolojik bir öyküye göre, ağaçlar kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına başvurur. Ancak insanlara sağladığı zeytinyağından vazgeçmek istemez ve kral olmayı reddeder. “Herkese aitim ve kim kimseye ait değilim. Senden önce de vardım, senden sonra da var olacağım” der zeytin ağacı Homeros’a.

Yazının Devamını Oku

Soğuk Erzurum’un sıcacık mutfağı

Kış aylarında buz gibi olan Erzurum’un sıcakkanlı dadaşlarının sofrasında et ve hamur işi eksik olmaz. Erzurum mutfağının yemeklerini ise tattıkça doyulmaz...

Damdan dama atlarken, kedinin boşlukta donduğunu gördüğünü anlatan Evliya Çelebi, geleneksel Erzurum evlerini de çok güzel betimlemiştir. Kış aylarındaki dondurucu soğuk nedeniyle birçok Erzurum evinde tandır, ocak, çeşme ve avlu hep evin içine alınmış.
Tandır evi de denilen mutfak bölümü ise uzun kış gecelerinde hayatın odak noktasıdır.
Bu mutfakta ekmek pişer, yufka açılır, turşu kurulur, çay kaynar, dolma sarılır ve bu mutfaklarda evin acı, tatlı her anısı vardır. Soğuk memleketin çok sıcakkanlı, misafirperver dadaşlarının sofrasında et ve hamur işi eksik olmaz.
Erzurum yemeklerinin baş tacı diyebileceğimiz, adını duyunca tüm Erzurumluların yüzüne kocaman bir gülümsemenin yayıldığı iki yemek var.
Biri ayran aşı, diğeri lor dolması. Aslında ayran aşı tüm Doğu Anadolu bölgesinin çok severek tükettiği, doyurucu, yoğurtlu ve nefis bir çorba. Aşurelik buğdayla (gendime de denilir) yoğurt ya da ayranla yapılır. Ancak bu çorbaya esas aromayı veren şey, salamura edilmiş aş otu dedikleri kişniş otu. Hemen hemen her Erzurumlunun evinde aş otu salamurası bulabilirsiniz.
Lor dolması bulgur, kaymak ve lorla hazırlanan iç harcının pazı yapraklarına sarılarak fırında pişirilmesiyle lezzetlenen nefis bir vejetaryen dolma.
Bayburt’un da çok kıymet verdiği bu dolma sarımsaklı yoğurtla tüketiliyor. Lor dolmasını bana yedirmek için çok gayret sarf eden Sway Otel’in aşçıbaşı Hüseyin Kaçar’a ve Serpil Yılmaz’a özellikle çok teşekkür ederim.

Yazının Devamını Oku

ALTINÖZÜ’NÜN ZEYTİN DENİZİ

Altınözü’ndeki hemen hemen her ev kendi zeytinyağını yapıyor. Bölgede zeytinyağıyla yapılan yemeklerin tadı ise olağanüstüdür...

Bereketli Hilal Bölgesi denilen yukarı Mezopotamya ve Doğu Akdeniz bölgesi, yabani zeytin ağacının ilk kez ehlileştirildiği yer olarak kabul edilmektedir. Bu bölgenin en kadim yerleşim merkezlerinden biri de Antakya ve ilçeleridir. Adı gibi bereketi çağrıştıran Altınözü ilçesinin iklimi ve toprağı zeytin yetiştiriciliğine çok uygun. Bu yüzden Suriye sınırına kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklarının çoğu zeytin ağaçlarıyla kaplı. Bir zeytin denizi gibi.

Altınözü çevresinde milattan önceki tarihlere kadar uzanan zeytin işlikleri var.

Çoğu kez atların çektiği zeytin patozları çok eski bir zeytinyağı çıkarma yöntemi olarak hâlâ bazı köylerde kullanılıyor. Hemen hemen her ev kendi zeytinyağını kendi yapar. Oldukça yoğun meyve aromasına sahip olan zeytinyağı, tüm geleneksek yemeklerde sıcak ya da soğuk olarak tüketilir.

Bu bölgede celep aşı, savrani, karamani, kalembezi, haşebi, topak gibi pek çok zeytin çeşidi yetişiyor.

Benim yemeye doyamadığım ve çerez gibi tükettiğim halhalı zeytininin çekirdeği ise minicik ama bol etli. Zeytin çekirdeğine hiç yapışmadan kolayca ayrılıyor. Zeytinin özel bir karakteri olan, canlı bir meyve olduğuna inanan Altınözülüler, aynı zamanda zeytinin inatçı olabileceğini de ifade ediyorlar.

Özellikle çiçek açmamakta inat eden zeytin ağacını sözle korkutuyorlar.

Sonra da gövdesine ufak bir çentik açıp, ufak bir çiviyi çakıp, ufak bir dalı da kesiyorlar. Böylece zeytinin korkup, çiçek verdiğine inanıyorlar.

Yazının Devamını Oku

HİTİTLER VE ÇORUM MUTFAĞI

Gurme bir Hitit kralı oğluna yazdığı mektupta “Ekmeği yiyecek, suyu içeceksin” der. Binlerce yıl önce bu muhteşem yemek kültürünün yaşandığı topraklar, bugün yine çok zengin Çorum mutfağına eşlik ediyor...

“Ne Yesek Heri?” ismiyle düzenlenen Çorum Gastronomi Günleri etkinliği unutulmaz anılar ve hoş sohbetlerin yanı sıra, bir lezzetler resmi geçidi gibiydi.

Sevgili Asuman Albayrak, Sultan Örten ve Meryem Kadife’nin bizi bilgilendirmek için harcadıkları emek ve gayret muhteşemdi.

Özellikle Hitit mutfağıyla ilgili araştırmaları dinlerken, tarih bilgilerimizi yeniden tazeledik.

M.Ö. 2000 yıllarındaki Hitit tabletlerinden çıkarılan yemek tarifleri, o döneme ait mutfak, tarım ve sosyal yaşama dair bilgilerin de habercisi aslında.

Özellikle “temel hamur” olarak anlatılan un ve su karışımı bugün bile aynı özelliğini koruyor.

Yine çok eski bir Anadolu yemeği olan haşıl ve malak gibi basit ama doyurucu, enerji verici yemeklerin benzeri yine çivi yazılı Hitit tabletlerinde anlatılıyor.

Suyla pişen unun üzerine yağ veya pekmez dökülen bu tür yemekler bana, Gümüşhane’nin ayranlı haşılıyla, Çankırı’nın pekmezli malağını hatırlattı.

Yemek meraklısı, gurme bir Hitit kralı oğluna yazdığı mektupta “Ekmeği yiyecek, suyu içeceksin” diyor.

Yazının Devamını Oku

ADANA’DAKİ ARAP MUTFAĞI

Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış Adana’da Arap mutfak kültürü de hakimdir. “Etsiz yemek olmaz, kahvaltıda bile ciğer yeriz” diyen Adana-Arap mutfağından birçok yemeği öğrenme şansım oldu...

Fellah köftesi veya sarımsaklı köfte, yediğim ilk günden beri tutkunu olduğum bir lezzet.
Aslında Anadolu’nun pek çok yöresinde ve farklı şekillerde yapılan bir çeşit bulgur köftesidir. İçli köfteye bile tercih edeceğim kadar özel, çok basit malzemeyle yapılmasına rağmen doyamayacağım kadar da lezzetli.
Öğlen ya da akşam için bir ana yemek olarak sunulabileceği gibi, aynı zamanda Adanalı hanımların çay saati ikramlarında da baş tacı.
Adana, tarihsel süreç içinde, ev sahipliği yaptığı pek çok medeniyetin yemeklerini, beslenme alışkanlıklarını kendi damak zevkine de uyarlayarak günümüze kadar taşımayı başarmış bir kentimiz.
Çok zengin, çok köklü mutfağında Arap ve Orta Doğu mutfağının da etkisi fazla.
Özellikle Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu sınırımızda bulunan Adana, Hatay, Gaziantep, Mersin, Tarsus, İskenderun, Şanlıurfa gibi illerimiz, fiziki coğrafyaları nedeniyle tarih boyunca bir geçiş ve göç yollarının kesişme noktası olmuştur.
Onlarca medeniyete ev sahipliği yapan bu illerimiz, İslamiyet’in kabulüyle beraber Arap mutfak kültürünün de pek çok yemeğini, beslenme geleneklerini kendi mutfak kültürlerine taşımıştır. Bugün Türk mutfağının, dünyanın en zengin mutfaklarından biri olmasının en büyük nedeni ise farklı dini inançlardan, etnik kökenlerden gelen toplulukların iç içe yaşamasıyla, kaynaşmasıyla ortaya çıkan çok zengin yemek çeşitliliğidir.

Yazının Devamını Oku

LAHANAYA KUVVET BAMYAYA LEZZET

Osmanlı döneminde Merzifon’dan gelen askeri birliklere lahanası çok meşhur olduğu için “Lahanacılar”, Amasya’dan gelenlere ise “Bamyacılar” adı verilmiş. En iyi çiçek bamyası ise hâlâ Amasya’dadır.

Tarihçilere göre 1400’lü yıllarda Çelebi Mehmet’in Merzifon’da kurduğu askeri birlikle, o sırada Amasya’da olan oğlu Şehzade Murad’ın kurduğu atlı askeri bölük arasında cirit yarışmaları yapılırmış.
Savaşa hazırlık amacıyla yapılan bu müsabakalar için günümüz derbilerinin temeli de denilir.
Bu iki rakip takımdan Merzifon’dan gelenlere, lahanası çok meşhur olduğu için “Lahanacılar”, Amasya’dan gelenlere ise bamyasının ününden dolayı “Bamyacılar” adı verilmiş.
Bir diğer hikayede ise, İstanbul’un fethinden sonra Yeniçeriler arasında “Lahanacılar” ve “Bamyacılar” takımlarının kurularak yarıştırıldığı anlatılır.
Çoğunlukla sarayın bahçesinde yapılan bu karşılaşmalarda “Lahanaya kuvvet, bamyaya lezzet” diye tezahüratlar yapılırmış.
Fanatik padişahlardan III. Selim, üzerinde lahana motifi olan bir anıt yaptırırken, II. Mahmut ise “Bamyacılar” ocağının anısına bamya motifli bir anıt diktirmiştir.
Bugün bile İstanbul’un Çengelköy ve bazı semtlerinde lahana motifli anıtlara rastlayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Edirne’nin II. Bayezid Darüşşifa mutfağı

Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılan Edirne Darüşşifası’nın mutfağı hastalara adeta şifa dağıtıyordu. Günümüzde burası Darüşşifa Sağlık Müzesi olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası ey sultanlar şehri Edirne, kızanım sana doyamadık yine geleceğiz. Sanmayın ki bu sözleri bir şair veya bir halk ozanı söylemiş. Bir Edirne keşfi sonrasında bu sözleri ben söyleyerek, şehirden hüzünle ayrılmıştım. Çok kültürlülüğü, hoş görüyle kabullenmiş, ortak yaşama kültürünü oluşturmuş, dünyanın en neşeli toplumu Romanları içine almış, mutlu ve huzurlu yaşamın sırrını çoktan keşfetmiş, en şenlikli kentimiz Edirne’yi sevmemek mümkün değil.
1361 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilen Edirne, Osmanlı’nın Rumeli’yi fethetme planlarında da çok önemli bir askeri üs olmuş, stratejik konumunu da uzun yıllar devam ettirmiştir. Sultanlar şehri Edirne, 1453 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin başkentliğini yapmış, aynı zamanda da Osmanlı şehzadelerinin dillere destan sünnetlerine, düğünlerine ev sahipliği yapmıştır.
Aylarca süren bu şölenlerdeki sofralar yüzyıllar boyunca kulaktan kulağa, dilden dile aktarılmış.

Dönemin en önemli hastanesi

Osmanlı tarihi boyunca padişahların her zaman en sevdiği, en gözde şehirlerinden olan Edirne, aynı zamanda Osmanlı’nın kültürel ve tarihi varlıklarını, mimarisini en iyi yansıtan eserleri görebileceğiniz muhteşem bir yer.
Edirne’nin zengin kültürel mirasının bir göstergesi, bir baş yapıt olan Selimiye Cami’yse, diğeri de Tunca Nehri kıyısındaki Şifahane yani Darüşşifadır.
Sultan II. Bayezid tarafından 1484-1488 yılları arasında yaptırılan Edirne Darüşşifası aslında döneminin çok önemli bir hastanesidir. Gezip gördüğüm tarihi eserler arasında beni çok etkileyen, eşsiz bir mimari eser.

Yazının Devamını Oku

Konargöçer Antalya mutfağı

Tam bir meyve ve sebze cenneti Antalya’da birbirinden farklı lezzetler bir arada harmanlanarak sunulur. Akdeniz diyetinin özünü oluşturan tüm gıdalara sahip olan bu şehir, aynı zamanda sağlıklı beslenmenin de kalesidir.

Akdeniz diyeti, tüm dünyada sağlıklı beslenmenin en iyi yollarından biri olarak görülüyor. Tam tahıllar, kuru baklagiller, meyve, sebze, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar Akdeniz diyetinin özünü oluşturuyor. Diyetin önemli protein kaynağı ise balık ve deniz ürünleri. Durum böyle olunca Antalya’ya, sağlıklı beslenmenin kalesi demek abartı olmaz.
Antalya tam bir meyve ve sebze cenneti. Akdeniz iklimine sahip Antalya bölgesinin iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri kendini gösterir. Özellikle Batı’da yer alan ilçelerinde seracılık çok gelişmiş. Dağlardan ve denizden gelen lezzetlerin harmanlandığı çok katmanlı bir mutfak kültürü. Bu zengin mutfak kültürü Arap gezgini İbn Battuta’nın seyahatnamesinde de dillendiriliyor. 1332’de Antalya’ya gelen İbn Battuta, şunları anlatıyor:
“Buranın bağ ve bahçeleri çoktur, meyveleri lezizdir. Ahalinin ‘kamaruddin’ adını verdikleri bir çeşit kayısı çok nefistir. Bademi lezzetli olduğu için kurutulur, Mısır’a gönderilir.”
Evliya Çelebi de Antalya gezisinde turunç, hurma, zeytin, incirlerden, her tarafın bağ ve bahçelerle dolu olduğundan bahsediyor. Halkın büyük çoğunluğu olan ve özellikle kırsal kesimde yaşayan konargöçer Yörükler çiftçilikle uğraşırken, kıyıda oturanların büyük bölümü sebze, iç kesimlerdekiler ise daha çok tahıl yetiştiriyor. Öte yandan bodur çalılardan oluşan hakim bitki örtüsü nedeniyle keçi besiciliği çok gelişmiş ama iç kesimlerde koyun da yetiştiriliyor.
Hayvancılığın gelişmiş olması, hayvansal ürünlerin beslenmedeki yerini ve değerini de artırıyor. Ayrıca Selanik ve Girit göçmenleri de Balkan ve Ege mutfağının yemek kültürünü de Antalya’ya taşımıştır. Anadolu’nun her şehrinde olduğu gibi farklı etnik kökenlerin, inanç gruplarının oluşturduğu muhteşem bir mutfak.

Sofraların vazgeçilmezi Antalya piyazı

Antalya lezzetleri deyince aklımıza hemen yöre ile özdeşleşen Antalya piyazı gelir. Aynı zamanda 2017 yılında coğrafi işaret alıp tescillenen Antalya piyazı, tarator soslu bir fasulye yemeğidir ve ana yemek olarak da tüketilir. Isparta, Çandır’ın küçük taneli, pişerken dağılmayan fasulyesiyle yapılır ancak günümüzde daha çok damarlı, sıra tipi kuru fasulye kullanılmaktadır. Piyazın ayırt edici ana lezzetini ise tarator sos verir. Yerli susamın çekilmesiyle yapılan tahin; sarımsak, kaya tuzu, sirke ve Antalya’da yetişen kara limonun suyuyla lezzetlendirilir.

Yazının Devamını Oku

DADI BEK GÜZEL DENİZLİ MUTFAĞI

Kimimiz Denizli’yi Pamukkale travertenleriyle veya çok uzun öten, sonra da bayılan horozuyla ya da bornoz, havlu, çarşafıyla biliriz.

Tarih meraklıları ise Hierapolis ve Tripolis Antik kentlerini anlatırken, el tezgahlarında dokunan muhteşem buldan bezinin de hayranı çoktur. Ben ise Denizli’yi gençlik yıllarımda çok severek ve ilgiyle dinlediğim müzisyen Özay Gönlüm’ün türküleriyle ilk defa duymuştum.
Sanıyorum annemden kalma bir alışkanlıkla, her gittiğim yerde duyduğum tüm yöresel şiveleri, lehçeleri hep ezberlemeye çalışırdım. Denizli’nin tadına bayıldığı meşhur “kese” yoğurdunun yanık tadını hiç unutmadığım gibi, “çekiliverem, gidiverem, geliverem, ediverem” diyen çok çalışkan ve güleryüzlü Denizlileri de hiç unutmadım.
İlk kadın şoförü Denizli’de gördüğüm gibi çok sevdiğim kuzu göbeği mantarını da (sömelek) ilk kez Denizli’de yemiştim. Soğanla kavrulan tadı unutulmazdır. Aktarlarda satılan kurusunun fiyatının çok pahalı olmasını, çok kıymetli oluşuna bağlarlar.

Balkabağının
en güzeli burada

Ünü tüm ülkeye yayılan, restoran menülerine “atom” adıyla yerleşen biber tatarları bir efsane olmakla birlikte, saraylı tatlısı, gelin turşusu, nar ekşili fırınlanmış arpacık soğan salatası, keşkekleri, çaput aşı, cevizli pekmezli gömme tatlıları, kızartmaları çok özel lezzetler olarak listede yerini alır.
Bir zamanlar çitlembik ağacı odununda pişen, şimdil ise meşe odunuyla pişirilen ve bütün kuzu etiyle yapılan tandır kebapları, Denizli’ye giden herkesin peşinde koştuğu bir lezzettir.

Yazının Devamını Oku

Bursa’daki Muhacir-Macır mutfağı

Bursa’ya göç etmiş Bulgaristan ve Balkan Türkleri, mutfak kültürünü de bu topraklara taşdı. Büyük bir zenginlik olan Muhacir ya da Macır lezzetlerini mutlaka tatmalısınız.

Tarihsel süreç içinde geleneksel mutfaklarını, göç ettikleri, yerleştikleri topraklara taşıyan, aktaran, yaşatmaya çalışan, unutulmaması için gayret sarf eden tüm soydaşlarımıza, bir yemek yazarı olarak teşekkür etmek isterim.
Çünkü ata-dede topraklarından taşıdıkları yöresel mutfaklarının, yeme-içme alışkanlıklarının aslında kimliklerinin bir ifadesi, bir kültür mirası olduğunu çok iyi biliyorlar.
13. yüzyılda Osmanlı Devleti, Balkanlar’a Konya, Karaman’dan ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden Türkleri, Balkan topraklarına göndermiştir.
Osmanlı yönetiminden sonra çeşitli baskılar görmelerine rağmen, gelenek ve göreneklerini özenle koruyan Bulgaristan göçmeni Türk vatandaşlarının, soydaşlarımızın bu topraklara taşıdıkları mutfak kültürleri büyük bir zenginliktir.
Bugün size 1980’li ve 1990’lı yıllarda çoğunlukla Bursa’ya göçmüş Bulgaristan göçmeni Türk vatandaşlarının, soydaşlarımızın mutfağından bahsetmek istiyorum. Bu yemekleri lezzetlendiren en önemli baharat, bir tür bitki olan çubrika, çıbrıka, zater, sater de denilen mercimek otudur.
Kekiğe benzeyen bu bitki, etli ya da tavuklu yemeklerin, sosların olmazsa olmazıdır. Çok sevilen sucuk içine de çubrikayı bolca koyarlar.

Başlıca yemekleri

Yazının Devamını Oku

Kütahya’nın tarih kokan lezzetleri

Geleneksel örf ve âdetlerini yaşatan Kütahya’nın yemekleri ise adeta tarih kokar. Masalarından ayrı düşmeyen etli yemekleri, ballı susamlı leblebileri, lezzeti bol çorbalarıyla işte geleneksel Kütahya lezzetleri...

40 yıllık ahbap, dost, arkadaş gibi gözünün içine bakan Kütahyalılar, aynı zamanda yemeğin insanları yakınlaştırdığına da inanırlar. “Hayatta karnımı kandırmam, her gün ne yiyeyim diye plan yaparım” diyen sakin, kendi halinde insanların memleketidir Kütahya. Seçici ve oldukça yüksek bir damak tadına sahip olmak Kütahyalıların genetik yapısında var. Yemek yemeyi o kadar çok seviyorlar ki “Yemek için yatıya bile gideriz” diyorlar.


Tarihi Germiyanoğlu Konağı’nın işletmecisi Salih Göl, “Bizde geleneksel örf ve âdetler çok fazladır ve yaşatılır” diyerek geçmişe verdikleri önemi vurguladı. Düğünler çok uzun sürer ve günlerce meydanlarda yemek kaynatılır (kaynanaya “şah anne”, kaynataya “şah baba” denilir). Davetlilerin, yeni evli çiftin evine yaptıkları ziyaretlere mübareke adını vermişler. Yeni doğan bebek için yapılan 40’ıncı gün mevlidi çok gösterişli yapılırmış. Kadınların gündüz gezmelerine “gezek” adı veriliyor. Erkekler de haftada bir gün “gezek” yapıp yemek yerler, sohbet ederler.


Leblebinin memleketi Kütahya-Tavşanlı’da Ramazan ayının 15’inde, damat kayınvalidesine bitli helva götürürmüş. Bol susamlı, çıtır çıtır bu helvanın tadına eminim hepiniz bayılırsınız. Her yaptıkları etkinliğe, aktiviteye bir âdet, bir gelenek yaratan Kütahya’nın bir de “donbeyi kaymağı” âdeti var. Manda sütünden yapılan kaymağın üzerine, nazar değmesin diye çörek otu serpip bir kişiye 1 kilogramdan fazla vermezlermiş.

Her pazar

Yazının Devamını Oku

Hoş mu erim? Höşmerim

Balıkesir’in en meşhur tatlısı höşmerimdir. Bu tatlının hikayesi dilden dile, kulaktan kulağa aktarılarak “höşmerim” adını alır...

Anadolu mutfağının en önemli özelliklerinden birisi de yemeklere atfedilen hikaye, mani ya da destanlardır. İşte bunlardan biri de höşmerim hikayesidir. Kendine has mutfağı olan Balıkesir’in en meşhur tatlısı höşmerimdir.
Rivayete göre, uzun yıllar vatani görevini yapıp evine dönen evin erkeğini, birden karşısında gören Fadime Hanım çok sevinir.
Hemen bir yemek hazırlığına girişir. Ancak evde sadece taze peynir, yumurta ve un vardır.
Tencerenin başına geçer ve tüm bu malzemeleri sevinçle karıştırır, pişirir. Üzerine de bal gezdirip, eşine ikram eder. Acaba eşi beğenecek mi diye de gözünün içine bakar.
Biraz bekleyip, “Hoş mu erim?” diye sorar.
Eşinin gülümseyerek “hoş hoş” demesi Fadime Hanım’ı çok mutlu eder. İşte Balıkesir’in bu meşhur tatlısının hikayesi dilden dile, kulaktan kulağa aktarılarak “höşmerim” adını alır. Bir çeşit peynir helvası olan höşmerimin orijinal tadının, tuzsuz olduğu ve bal ya da pekmezle tatlandırıldığı söylenir.
Konya’da kaymakla yapılan bir çeşit helva olan höşmerimle benzese de taze peynir, yumurta sarısı, irmik gibi farklı malzemeler kullanan Balıkesirlilerinki çok farklıdır. Konya dışında; Çanakkale, Çankırı, Kırklareli, Lüleburgaz’da da farklı tekniklerle yapılır.

Her yemeğe nohut katarlar

Yazının Devamını Oku

Çomakdağ Köyü’nün Yörük yemekleri

Çomakdağ Köyü’ndeki bir düğüne davetliydim. Köyün kadınlarının kafalarına taktığı taze çiçeklere ve rengarenk kıyafetlerine hayran kaldım. Düğündeki geleneksel yemekler de çok lezzetliydi.

Çomakdağ Köyü kadınlarının başlarına taktığı çiçekli başlıklarını ilk kez bir televizyon programında görmüştüm. Rengarenk taze çiçeklerle yaptıkları başlıklar, adeta bir sanat eseri, bir resim tablosu gibiydi ve büyülenmiş gibi bakakalmıştım.
İşte o zamandan beri, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı bu köye gitmeyi, özellikle düğünlerine katılmayı aklıma koymuştum.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün’ün organizasyonuyla Çomakdağ Köyü’ne gitmek ve bir düğüne katılma şansını yakaladık.
Hem de sevgili Melek Baykal’la birlikte...
Köy meydanındaki fıskiyeli havuzlu kahvede, bizi dernek başkanı Hasan Yıldırım karşıladı.
500 yıllık geçmişi olan bu Yörük Köyü, bugün bile geleneklerini ve değerlerini koruyan, yaşatan, çok güler yüzlü bir yer.
1930’lu yıllardan kalma, kesme taşlı evlerin, cumbalı ve divanhaneli mimarisinin Milas’taki Macar evleriyle olan benzerliğini vurgulayan Hasan Bey, aynı zamanda İktisat Fakültesi mezunu, çok kültürlü bir beyefendi.

Yazının Devamını Oku

Otları gatcen goycen, gavurcen

Ege’nin tatlı dilli Yörüklerinin sofrasına konuk olduk. Kapıkırı Köyü’nde kavrulan otlar, zeytinyağlılar ve yılan balığının lezzetine hayran kaldık...

Ege lehçesini, yöresel ağızları çok severim. Otlara, sebzelere çok meraklı olan Ege’nin tatlı dilli Yörük hanımları, bağdan bahçeden topladığı her şeyi katıp kavurur ve çok lezzetli bir yemek ortaya çıkarır. Bazen üzerine sarımsaklı kese yoğurdu koyup yer, bazen de sade tüketmeyi tercih eder.
Bafa Gölü Kıyısı’ndaki tarihi Heraklia bölgesi Kapıkırı Köyü’nde yaşayan Mükerrem Dönmez, “Hiçbir şeyi telef etmeyiz, yabana götürmeyiz” diye anlatıyor.
“Kışın ebegümeci, yazın da turp otunu otlara katıp soğanla, pul biberle beraber pişiririz. Yaz sebzeleriyle yaptığımız domates soslu kızartmayı, erkeklerimiz çok sever” diye de ekliyor. Yörük dilinde Tatar da denilen bu karışık kızartmanın bilinen adı yoğurtlamadır.
Sofraların baş tacı ise kışın kuru börülce, yazın ise taze börülce yemeği. Tüm yemeklerini zeytinyağıyla pişiriyorlar ama bilinenin aksine, hiç şeker katmıyorlar.
Zeytinyağlı yaprak sarmasına, pirincin yanı sıra bulgur da katıyorlar. Kendi yaptıkları pul biberleri ise her evin mutfağının demirbaşı durumunda.
Güneydoğu Anadolu’nun pul biberi gibi koyu renkli ya da zeytinyağıyla karıştırılmış değil, biberin sade tadını alabileceğimiz kıvamda.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin ot yemekleri

Tüm dünyayı etkileyen pandemi sürecinde hepimiz beslenme ve yeme-içme alışkanlıklarımızla mecburen yüzleştik.



Gördük ki kimimiz hamurla sarmalanırken, kimimiz bakliyatla kucaklaştık.
Çay ve kahve tüketimimiz tavan yaparken, yanına eşlik eden tuzlu veya tatlı kurabiye, pasta sayısında da hızlı bir artış yaşandı.
Her ne kadar çevrimiçi spor, yoga gibi etkinlikler yapsak da hepimizde pandemi kiloları aldı başını gitti.
Uzmanlar birçok diyet önerisi verse de sağlıklı öğretilerin hepsi bağışıklığımız için özellikle yeşil yapraklı sebzelerin önemini işaret eder.
O yüzden ben bu hafta size mutfağının temelini ot yemekleri ve zeytinyağıyla kategorize eden Girit mutfağından söz etmek istedim. Akdeniz Havzası’nın en uzun yaşayan insanlarının yaşadığı Girit Adası, onlarca yabani otu, yemeklerinde baş tacı eder. Onlarla muhteşem lezzetli sofralar kurar.

Yeşil sofranın önemi

Yazının Devamını Oku

Yemek bilimcileri iyi ki var!

Dünden bugüne yemek kültürümüzün gelişimini yemek bilimcilerimiz sayesinde öğrendik. Onlar olmasaydı yoğurdu ya da şekeri nasıl keşfettiğimizi asla bilemezdik...

Yemek deyince aklımıza hemen karın doyurmak gelir. Ancak bu kelimenin içerdiği kapsam çerçevesinde, yüzlerce belki de binlerce kitap yazılmıştır.
Yine de anlatacaklarımız bitti zannetmeyin.
Hele benim gibi hem aşçı hem lafçı olanların söyleyeceği hiç bitmez.
Bir de benim çok övgüye değer bulduğum yeme-içmeye ve sunmaya ilişkin kültürel değerleri araştıran halk bilimcilerimiz vardır.
Siz pek adını duymamış olabilirsiniz ama ilk nefeste aklıma gelenler; Nevin Halıcı, Fevzi Halıcı, Kamil Toygar, Artun Ünsal, Priscilla Mary Işın, Günay Kut, Sabri Koz...
Yıllarını halk bilim araştırmalarına vermiş kıymetli yazarlarımız vardır.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI