"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Hayatta tek bir kere seversiniz diğerleri ya kaçış ya aldanıştır...

Rahşan Düren.<br>Psikaytrist.

Aynı zamanda ressam.
Bugün Akaretler’deki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde yeni bir sergi açıyor: “Koas - Düzen.”
Soyut, figüratif ve üç boyutlu eserleri sergilenecek.
Açılışta dünyaca ünlü cazcı Aydın Esen ve Hintli davulcu Ranjit Barot da canlı bir performans gerçekleştirecek.
Rahşan Düren daha önce de
Türkiye’de ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde sergiler açtı, resimleri Harvard Sanat Vakfı’nın koleksiyonunda bulunuyor.
Boru değil yani.
Çok iyi bir ressam.

/images/100/0x0/55eac770f018fbb8f8962ca3

MODELLER KADAR GÜZEL

Aynı zamanda çok güzel bir kadın.
Mankenler, modeller kadar.
Görünce, insanın nefesi kesiliyor, dergilerden fırlamış gibi duruyor.
O Avrupai görüntüsünün ardında, Avrupai bir yaşam macerası yatıyor.
Anne-baba akademisyen, Almanya’da üniversitede çalışıyorlar.
Rahşan Düren orta ve lise eğitimini İsviçre’de alıyor.
Tıp eğitimini ise Almanya’da...
Yani benim karşımda ana dili Almanca olan biri duruyor.
Tüm formasyonu orada alıyor.
Aynı zamanda Fransızca ve İngilizce de konuşuyor.
Saydığım bütün bu dillerde terapi yapıyor.
Bir dünya vatandaşı yani.
Tıp Fakültesi’nin son sınıfında Türkiye’ye geliyor, sadece tatillerde gördüğü bu ülkeyi daha iyi tanıyabilmek için...
Sonra geri dönecek Köln’de bulunan plastik cerrah Serdar Eren’in asistanı olacak.
Plan, Rahşan Düren’in plastik cerrah olması üzerine kurulu çünkü tıbbın içinde sanata en yakın alan olarak plastik cerrahiyi görüyor.
Ama işte “Hayat, biz bir takım planlar yaparken, başımıza gelenlerdir” ya...

BİR KADININ TEK YATIRIMI ANNELİK OLMAMALI

Rahşan Düren de canlı kanıtı...
Cerrahpaşa’da yakışıklı cerrah Mete Düren’e aşık olunca bütün hesaplar çöpe gidiyor.
Türkiye’de kalıyor.
Evleniyorlar.
İki çocukları oluyor.
O çocuklar şimdi 6 ve 8 yaşında, biri kız, biri erkek.
Rahşan Düren, sadece “anne gibi duran” kadınlardan değil. Sadece “doktor gibi duran” kadınlardan da değil. Sadece “sanatçı gibi duranlar”dan da değil...
Hepsi ve her şey!
Kendini de öyle tanımlıyor zaten.
“Bir kadının, bütün yatırımı anne olmak üzerine kurmasını doğru bulmuyorum” diyor ve ekliyor, “Kendimizi tek bir şeyle tanımlamamız gerekiyor. Annelik, bir kadının kendisini ifade etmesinin tek yolu değil. Ben bir kadının, yatırımı, sadece anneliğe, sadece eş olmaya ya da sadece tek bir meslek sahibi olmaya yapmasına karşıyım. Kendi çocuklarıma da şimdiden söylüyorum, doktor mu olmak istiyorsunuz, olun ama aynı zamanda müzisyen olun, mimar olun, marangoz olun. Tek bir hedefe odaklanmayı sıkıcı ve yetersiz buluyorum. Paralel hayatlar yaşasınlar...”

PARALEL HAYATLAR YAŞAMALIYIZ/images/100/0x0/55eac770f018fbb8f8962ca5

Rahşan Düren işte buna inanıyor.
Paralel hayatlara.
Almanya’da tıp okurken, bütün arkadaşları aynı anda keman çalışıyormuş ya da kameramanlık yapıyormuş.
Hobi olarak değil, ikinci meslek olarak.
Onun resim yapması gibi.
Evet, o şu anda resim yapıyor, ama yaparken heykele geçiyor, heykelden fotoğrafa geçiyor, fotoğraftan enstelasyona... Oradan oraya atlıyor, hepsini birbirine bağlıyor.
Müthiş enerjik bir hayatı var.
Her şeye yetişiyor.
Aynı zamanda İstanbul’daki ünlü nevrotiklere de terapi yapıyor!

MEŞHUR NEVROTİKLER ONA GİDİYOR

Hasta profiliniz kimler?
- Çoğunlukla meşhur nevrotikler. Aslında hepimiz, benzer şeyler yaşıyoruz. Farklı sorunlar değil. “Her şeyim var ama sıkılıyorum!” diyenler...
En sık rastladığınız sorun bu mu?
- Evet. Bir iç sıkıntısı var ama belli bir sebebi yok. Hayatındaki her şey iyi gidiyor aslında. Ama tarif edilemeyen bir doyumsuzluk söz konusu. Kronik bir tatminsizlik. Ben bunun sebebinin “rutin” olduğunu düşünüyorum.
Nasıl yani?
- “Rutin”in insanları böyle bir sıkıntıya ittiğini düşünüyorum. İnanılmaz bir düzen, konformizm ve konvansiyonalite içinde yaşıyoruz. Her şeyimiz belirli. İşimiz belli, yolumuz belli, gideceğimiz restoran belli, aldığımız kıyafetler, görüştüğümüz insanlar, konuştuğumuz konular hatta izlediğimiz diziler bile belli. Oysa, bir şeyi tanımladığınız anda, o şey ölüyor. Yaşanan depresyonun sebeplerinden biri bu. Ben buna “melankoli” diyorum...
Peki bu insanlar yeteri kadar üretmiyor mu?
- Ben de zaten onlara bunu söylüyorum. “Artık hayatınızda ciddi bir aktivasyona ve üretime geçmeniz lazım” diyorum. “Farklı şeyler yapın.” Mesela ben melankolik değilsem tamamen çok yönlü olduğum için. Hayatımda bir sürü şey var, ne sadece mesleğim ne sadece resim ne sadece eşim ne de sadece çocuklarım. Hiçbir zaman sadece resim içinde de durmuyorum. Heykelden fotoğrafa, fotoğraftan enstalasyona geçiyorum. Herkesten, her şeyden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. “Gidip bir mimari büroda da çalışsam mı?” diyorum. Çünkü sanatın her alanına ilgi duyuyorum. Hakim olmadığım şeyleri öğrenmek bana heyecan veriyor. Böylelikle her gün önüme yeni bir yol çıkıyor. Herkes böyle yapmalı diye düşünüyorum.
Peki bu kadar çok yönlülük kaosa yol açmaz mı?
- Ben “kaos”un çok sağlıklı bir şey olduğunu düşünüyorum. “Kaos” bizi kurtarıyor! Çünkü sistemimiz o kadar “düzen” ki. Her şey düzen. Oysa düzeni sürdürmek ve tanımlamak sonunda doğamızı yok ediyor ve ortaya depresyon çıkıyor. Ve giderek daha düzenleniyoruz. Kendimize, üst üste güvenlik alanları yaratıyoruz ve sonunda onlar içinde boğuluyoruz.
Nedir mesela “düzen”, her gün işe aynı yoldan gitmekte mi “düzen”?/images/100/0x0/55eac770f018fbb8f8962ca7
- Elbette. Her gün masanın aynı yerinde oturmak, her gün hayata gazete okuyarak başlamak...
İyi de nasıl değiştireceğiz bunu?
- Biri bana “Dişlerini sağ elinle mi fırçalıyorsun, bundan sonra solla fırçala” demişti. Saati hep aynı bileğinize mi takıyorsunuz, bundan sonra diğerine takın. Bu söylediklerim biyolojik olarak da kanıtlanmış. Her gün aynı yoldan gidiyorsak, artık düşünmemize gerek kalmıyor, otomatik pilottayız, “rutin” olarak yapıyoruz bunu. Ama farklı bir yoldan gidince iş değişiyor, tıpkı saati, diğer kola takmak gibi, anında beyne uyarı gidiyor. Stres ve tehdit başlıyor! Ki bu iyi bir şey. Bizi canlı kılıyor, hayat enerjisi veriyor...

YÜZEYSELLİK HAT SAFHADA

“Hayatta tek bir kere seversiniz, diğerleri ya kaçış ya aldanıştır” der Goethe. Bana terapiye gelenlerde bu arayışları ve kaçışları çok net görüyorum. Türkiye’de çok ciddi bir ilişki meselesi var. Ya da ilişkisizlik. Terk edilmeler, oluşamayan ilişkiler, tamamlanamayan hayaller... Bu ülkede insanların kuramadığını düşünüyorum. Gittikçe yozlaşan bir ilişki düzeyi var. Gerçek sevgi ve paylaşım ortamı yok oluyor. Yüzeysellik hat safhada...

HAYATI NORMAL ŞEMAYLA YAŞAMAYANLAR

Türkiye, bir taraftan da sizi Haluk Akakçe’nin psikyatristi olarak tanıyor. Ona “çılgın” sıfatını yakıştırıyoruz. Öyle mi gerçekten?
- Haluk, çok farklı ilgi alanları olan, yeni şeyler öğrenmek için çok gayret gösteren, birkaç dil konuşan, çok yetenekli ve zeki insan. Bizim onu sadece kafasına tel takmış bir adam olarak değerlendirmemiz ona büyük hakaret. Çok derin, çok sevecen ve çok kırılgan. Çok da acılar barındırıyor içinde. Bu çağın insanı değil. Hayatı normal bir şemayla yaşamıyor.

GÜZEL OLDUĞUM İÇİN KÜÇÜMSEDİLER

Bu kadar güzel olmanız problem yaratmıyor mu?
- Hayatım boyunca, “Sen nasıl Tıp Fakültesi’ni kazandın? Hele Almanya gibi bir yerde!” lafını duydum ya da “Sen böyle gezip tozacaksın, sonra da kendine ciddi ciddi bir kariyer yapacakın ha? Vay bey!” dediler. Çaktırmadan hep bir küçükseme. Ben de güldüm geçtim. İnsan, bir sürü şeyi yapabilir aynı anda güzel de olabilir. Ki bunun da bir önemi yok. Beni gerçekten tanıyan biri, beni tanıdıktan sonra dışıma değil, içime odaklanır. Ben daha çok kendi dünyamda yaşarım, çok sosyal değilim. İnsanların ne düşündüğüyle de çok ilgilenmem. Zaten, “Doktorum, ressamım” gibi şeyler de söylemem. “Çocuklarım var” da demem, “Kocam bilmem kim” de. Benim kendimi tanımla gibi bir derdim yok...

SIRA NÖRO BİLİM’DE

King College’a kaydımı yaptım. 2013 Eylül’ünde “Neuro Science” okumaya başlayacağım.

X