"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Hayalimiz, Fener-Galatasaray maçının devre arasında çimlerin üzerinde çıplak ayak Carmen söylemek

Ben böyle operacı görmeye alışık değilim. Benim kafamdaki operacı kavramı, bir hayli kilolu, kabarık etekli, kadınsı değil dominant, kodu mu oturtan ama acayip yetenekli insanlar...

Tabii ben halt etmişim! Karşımda duran operacılar, Avrupa’daki tanımlarıyla ‘Opera twins’ ya da ‘Balik Sisters’ resmen seksi kadınlar... Akdenizli duruyorlar. Zeytinyağı ve şarabı hatırlatıyorlar insana. Kırmızı şarabı. Bıcır bıcır anlatıyorlar. Anlattıkları da az buz şey değil. Nasıl tırmalaya tırmalaya, Avrupa’da kendilerine bir opera kariyeri yaratmışlar, onu anlatıyorlar. 74 İzmir doğumlular, konservatuvar bitince 2 sene Türkiye’de kalıyorlar sonra vınnn ver elini Viyana. Devlet bursuyla. Ama o burs nasıl alındı, ne sen sor ne ben söyleyeyim... Yapmadım! Ben sordum, onlar söylediler. Röportajda okuyacaksınız... Bir de Domingo hikayeleri var ki, çok uzun, buraya sığdırabilmem mümkün değil ama bu 2 deli esmer kadın, Placido Domingo’yla tanışmayı kafaya koymuşlar. Bir keresinde ona sadece telefon numaralarını verebilmek için bir İtalyan lokantasını basmışlar, bir başka sefer, imza alma bahanesiyle bir konser çıkışı karşısına çıkmışlar. Adam da sonunda ‘Ben merak ettim sizi, yarın Viyana Operası’nda bir salon açtırıyorum!’ demiş, kuyruklu piyanonun başına geçmiş ve bizim kızları dinlemiş. Son buluşma 4 hafta önce gerçekleşmiş. Sinem ve Didem Balık, Domingo’nun peşini hálá bırakmış değiller, hálá tırmalıyorlar... Günün birinde aynı sahneyi paylaşma ihtimalleri var... Ben inanıyorum onlar yapar...

Operacı olmaya nasıl karar verdiniz?

Didem:
Dur daha hiçbir şeye karar vermedik! Henüz 4 yaşındayız, babam eve piyano aldı...

Sinem: Her fırsatta başına oturuyoruz. 9 yaşına kadar biz 2 kız, evde sürekli konser veriyoruz...

Didem: Besteleri olan bir amcamız var, aslen doktor, ‘Bu kızların sesi çok güzel, mutlaka konservatuvara gitmeleri lazım’ diyor...

Sinem: Müzik hocamız da öyle söylüyor. Biz de kararımızı veriyoruz: Madem öyle, biz bu işi profesyonel olarak öğrenmeliyiz, sesimizi en iyi şekilde eğitmeliyiz. Kim bilir, belki günün birinde operacı bile olabiliriz!

Bir çocuk -sizin durumunuzda 2 çocuk- ne zaman bu kararı aldığı için pişman oluyor!

Didem:
Konservatuvara girer girmez!

Sinem: E çünkü zor bir eğitim. Bize şimdi ‘Ne kadar iyi bağırıyorsunuz!’ diyorlar. İyi ama böyle ‘bağırabilmek’ için çok çaba sarf ettik.

Geriye dönüp baktığınızda, gönül rahatlığıyla, ‘Harcadığımız bütün çabalara değdi’ diyebiliyor musunuz?

Sinem:
Kesinlikle. Biz Boğa burcuyuz, Boğalar dikenli bir çalı taşıyacaksa, ucundan tutmaz, kökleyip götürürmüş. Bizim de karşımıza çok dikenli çalı çıktı...

Didem: Şunu doğru dürüst anlatsana! Konservatuvarı bitirdikten sonra bir süre Cemal Reşit Rey’de koroda çalıştık, daha sonra da Antalya Operasında solo roller aldık. Tabii nereden bilelim orada parasız kalacağımızı ücretli sanatçı olduğumuz için. yazın hiç para vermiyorlar, ‘Şimdi gidin eylülde gelin’ diyorlar. Allah’ım ne yapacağız? Kazık kadar olmuşuz, evden para isteyecek halimiz de yok. Falez Otel’de bir ekstra bulduk. Aydın Doğan Vakfı’nın Karikatüristler Yarışması’nın galasında söyleyeceğiz. 60 dolar alacağız. Nasıl mutluyuz. Otelin sahibinin oğlu Eren Aydın da 18 yaşında, Avusturya’da opera okuyor, ‘Yakında Viyana’dan hocam gelecek, mutlaka sizi onunla tanıştırmalıyım’ diyor.

Sinem: O hoca geldi ve sesimizi beğendi. Dedi ki ‘Siz dünya kariyeri yapabilirsiniz. Viyana’ya bizim operaya gelin...’

Siz ne dediniz?

Didem:
Gerçeğiiii... ‘Paramız yok!’ dedik. ‘Bulun’ dedi...

Sinem: O andan itibaren hedefe kilitlendik. Yurt dışına gitmek için acele paraya ihtiyacımız var... Bulacağız... İyi de kimden, nasıl? Yine böyle kara kara düşünürken, baktım gazetede Süleyman Demirel röportajı. Baba, bütün vatandaşlarını Güniz Sokak’a kabul ediyormuş. Hemen bavulumu toparladım. Annem sordu: ‘Kızım nereye?’ ‘Babanın evine Ankara’ya’ dedim. ‘Evladım, senin baban İzmir’de yaşıyor’ demesin mi? ‘Süleyman Demirel’i kastediyorum.’ dedim, ‘Belki Avusturya’ya gitmemize yardımcı olur.’ Hiç unutmuyorum annem, ‘Siz ikiniz de delirmişsiniz...’ dedi. Çünkü o sırada Didem de İstanbul’da para bulmaya çalışıyor...

Didem: Arif Keskiner’in Çiçek Bar’ında piyasadaki bütün gelişmelere kulak kabartmış vaziyetteyim. Haldun Dormen yeni bir müzikale başlıyormuş, oradan bir şey çıkar mı acaba? Nasıl bir tırmalama halindeyiz....

Sinem: Süleyman Bey kibardı ama sadece ‘Söyle bakalım kızım, sizin bu işinize kim sponsor olur?’ dedi. Benim cevabını bulmaya çalıştığım soruyu, o bana soruyor. Ankara’ya Süleyman Bey için gitmiştim, gelmişken Konservatuvar Mezunları Dayanışma Derneği’ne de uğrayayım dedim. İnanmayacaksınız ama onların sayesinde Kültür Bakanı İstemihan Talay’a ulaştık...

Didem: Sanata Merhaba Gecesi’nde 15 dakika şarkı söyledik. Meğer dernekten insanlar, Bakan’a gidip ‘Bu çocuklar dünyada ikinci, Türkiye’de tek. Onlar gibi ikiz operacı başka yok. Ama finansal sıkıntılardan dolayı operayı bırakıyorlar’ demiş. İstemihan Bey de yanımıza geldi, müjdeyi verdi: ‘Eğitim amaçlı bir yıllığına sizi Avusturya’ya yolluyoruz. Avrupa’ya Türk sanatçısının ne olduğunu tanıtın...’

Sinem: 4 yıldır Avusturya’dayız. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde 25 konser verdik. Mozart’tan da Puccini’den de söylüyoruz. Broadway müzikallerinden de. Şov ağırlıklı çalışıyoruz.

Amacınız nedir? Bir üst aşama nedir?

Didem:
Bütün bu çalışmalara devam etmek, daha çok konser vermek... Domingo’yla sahneye çıkmak. Evet, hırsımız bu: Onunla aynı sahneyi paylaşmak. Ona da söyledik bunu, ‘Neden olmasın?’ dedi. Onunla tanışmak için de binbir takla attık, sonunda becerdik...

( Arkası yarın..!)

İKİZ OLUŞUMUZU SAHNEDE GÖRSEL UNSUR OLARAK KULLANIYORUZ

Saçlarınız bile aynı sizin...

Sinem: Özellikle öyle. Sahnede çift Carmen oluyoruz. Birimiz salonun bir tarafından çıkıyor, öbürü diğer taraftan giriyor... Aynı kadın, aynı kıyafet, aynı saç! Aman Allah’ım nasıl oluyor? Acayip şaşırıyorlar! Şovun bir parçası...

Didem: Yani ikiz oluşumuzu da sahnede görsel unsur olarak kullanıyoruz...

Sinem: Artık operada şov yapmak gerekiyor. Kuru kuru opera çekilmiyor! Hayalimiz Fener Galatasaray maçının devre arasında yeşil çimlerin üzerinde çıplak ayak Carmen söylemek...
X