Hadi Uluengin: Lisan ve felsefe

Hadi ULUENGİN
Haberin Devamı

Eğer on sekizinci yüzyıl fikri planda ‘aydınlama çağı’ Fransa'sına aitse, hiç şüphesiz on dokuzuncu, hatta yirminci yüzyıllar da Almanya'ya aittir.

Karl Marx'tan Martin Heidegger'e ve Friedrich Nietzsche'den Herbert Marcuse'ye, iyi - kötü, doğru - yanlış, son iki asra damgasını vurmuş hemen bütün düşünce akımları Goethe lisanını konuşan insanların imzasını taşır.

Ve, bu lisanı bilmemekten dolayı ben şu sıralar yine çok hayıflanıyorum.

Çünkü bir Allah'ın kulu sevap niyetine tercüme edene dek, öküz trene bakar gibi, Federal Cumhuriyet'te yeni başlayan ve ‘Der Spiegel’e kapak oluşturacak ölçüde kamuoyuna yansıyan gayet hayati bir tartışmayı aval aval seyrediyorum.

Kaldı ki çeviri okumuşum kaç para eder, Almanca'daki felsefi nüanslara bir başka dilde tam karşılık bulunamadığı biraz mürekkep yalamış herkesin malumu.

Benimkisi ört de ölem kabilinden ve istimi arkadan gelen bir merak...

* * *

NEYSE sadede geleyim, tercümedeki yanılgı payını hatırlatarak ve çok özet olarak aktarıyorum, yukarıdaki tartışma ‘Frankfurt Ekolü’ diye bilinen akımın temsilcisi hümanist liberal filozof Jürgen Habermas'la, Karslruhe Üniversitesi profesörü ve hümanizma karşıtı ‘genç kurt’ Peter Sloterdijk arasında geçiyor.

Herr Sloterdijk'in dediği esas olarak şu: ‘Hümanizmanın pili bitmiştir. Çağımızdaki dev siyasi ve iktisadi yapıların edebi bir insancıl model üzerinde örgütlenmesi hayaldir. Zaten insanlar tüm tarih boyunca sosyal ilişkilerinde seçici olmuşlardır. Gelecekteki uzun dönemler ise türsel seçicilik dönemleri olacaktır ve insanlığın, en azından kültürel elitlerin kendi kendilerini ehlileştirmeye muktedir olup olmadığı ancak bununla anlaşılacaktır.

‘Genç kurt’ bu arada Almanya'nın 2. Savaş defterini tam kapatarak artık suçluluk kompleksinden bütünüyle kurtulması gerektiğini vurguluyor.

Breh, breh, breh !

* * *

DOĞRUSU, ‘Kinik Mantığın Eleştiri’ kitabındaki bazı tercüme pasajlardan başka hiç bir şeyini bilmediğim bu Sloterdijk'in tezleri tüylerimi ürpertti.

Tamam, Almanya'nın reşid çağa geldiği görüşünü ben de savundum ve Habermas'ı çok sevmeme rağmen büyük filozofun birleşmeye karşı çıkmasını onaylamadım.

Fakat, ya gerisi !

Şu ‘türsel seçicilik’ lafları ‘öjenizm’ denilen ve ‘normalite’ dışındaki insanları elimine eden uygulamaya götürür ki, bunun hemen arkasında Hitler'in gaz odaları sırıtır. İkisi arasındaki sınır izafidir. Modern biyo-teknolojileri putlaştırarak insanı genetik açıdan ‘düzeltmeye’ yeltenmenin de sonu yoktur.

Zaten yok ‘elitler’miş, yok ‘antropolojik yöntemler’miş, Schiller lisanına yabancıyım ama ben böyle bir lugati bir başka yerden çok iyi tanıyorum.

Peki ya hümanizma !

Kökeni Eski Yunan'a uzanan ve Erasmus ve Montaigne sayesinde modern zamanlara damgasını vurarak insanı en yüce değere dönüştüren; bireyi dinden ve devletten özgürleştirerek de onu eşitlikçi, en azından ayırımcı olmayan bir ‘ideal’e yaklaştıran ahlaki kıstaslar bütünü öyle kolay kolay silinebilir mi ?

Hayır, hayır, hayır !

* * *

ANLAŞILAN, Peter Sloterdijk hem 20. asrın en dahi filozofu olan ama gamalı haçla flörtü de hiç unutulmayan Martin Heidegger'i genel sorgulama bab'ında izlemeye çalışarak; hem yerleşik felsefi etiği, özünü hala tam anlayamadığım post modern reflekslerle yıkmak adına, son derece tehlikeli yollara sapıyor.

Herr Sloterdijk korkunç hortlakları dürtüklüyor. Mezarları eşiyor.

Benim de içimden bazen, ‘şükür, Almanca bilmiyorum’ demek geçiyor.

‘Türsel seçicilik’ zırvalarını Goethe lisanına yakıştıramadığım için...



Yazarın Tüm Yazıları