Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: İşçi sınıfı nehre atlıyor

Hadi ULUENGİN

KARL Marx cilt cilt kitap yazarak totalitarizmin bütün nüvelerini ihtiva eden o evlere şenlik ‘sınıf ideolojisi’ni yumurtlarken, önce 19. yüzyıl başlarında gerçekleşen Sanayi Devrimi'ni kısmen nesnel biçimde inceler; hemen ardından da, ‘pre - proleter’ dediği ilk işçilere bayağı bayağı fırça atar.

Azarın nedeni, kapatalistler tarafından sömürülen ve köylü kökenden inen bu ücretlilerin bıçak kemiğe dayandığında üretim aletlerine çullanmasıdır.

Gerçekten de, İngiltere Liverpool'ünden Almanya Essen'ine, proleterler canlarına tak dediğinde, dokuma tezgahı, buhar makinası veya torna merdanesi bilimum aparatları berhava etmiş ve fabrika ve atelyeleri yağmalamışlardır.

Nitekim, Zola ‘Jerminal’ romanını madeni dinamitleyen anarşistle bitirir.

İşte, yukarıdaki olguyu fena halde eleştiren sakallı muhterem, ukala teoride ‘kendiliğinden sınıfın kendisi için sınıfa dönüşmesi’ diye formüle edilen sıçramanın yapılabilmesi; yani işçilerin ‘bilinçlenmesi’ (!) için eski tür ‘köylü intikamcılığı’na mutlaka son verilmesi gerektiğini vurgularlar.

Dikkatinizi çekerim, yaklaşık yüz elli yıl öncesinden bahsediyoruz !

* * *

PEKİ, şimdi n'oluyor ? Hangi çağda yaşıyoruz ?

Galiba Marx tekrar çuvallasın diye ‘tarihin tekerleği’ yine geri dönüyor.

Çünkü biliyor musunuz ki, üzinaları kapandığı için kafası bozulan Fransız işçiler önceki akşam Meuse Nehri'ne süper zehirli sülfür asidinden tam beş ton bocaladılar. İtfaiye duba muba koydu ama canım ırmağın bir kolu gitti...

Yetmedi, hazretler iğrenç şantajı kalan kimyasal maddelerle kazanları havaya uçurarak tüm bölgede ekolojik facia yaratmak raddesine vardırmış olduklarından, dün bu satırların yazıldığı öğlen saatlerine doğru, tası tarağı toplayan bir bölüm ahali fabrikanın bulunduğu Givet kasabasını terkediyordu.

Gözleri dönmüş, yaparlar mı yaparlar !

Neymiş, başta Türkiye, konfeksiyon ürünleri üçüncü ülkelerden ithal edildiği için ‘Cellatex’ tekstil firması topu atmış da, burada çalışan 150 işçi tazminat olarak adambaşı 29 bin dolar; artı, elli yaşından sonrakiler için emeklilik dönemine kadar bordrodaki ücretin aynısını istiyormuş.

İşte, dünyanın bütün ülkelerinde yabana atılmayacak bir rakkam oluşturan bu miktar banka hesaplarına yatırılmadığı ve Çalışma Bakanı da Paris'ten kalkıp ayaklarına gelmediği için ‘proleterler’ böyle bir intikam yöntemini seçmiş.

Dolayısıyla, yarın öbürsü gün Fransa'dan çevre kirliliği faciası haberi ulaşırsa sakın şaşırmayın, ‘çelik yumruklu işçiler’in direniş yöntemidir...

* * *

OLAYIN biraz daha ciddi biçimde tahlilini yapmak gerekiyor.

Yüz elli yıl önceki ilk işçilerin alet parçalayıp fabrika kundaklaması son tahlilde yeni bir sınıfın tarih sahnesine çıkış sancılarına tekabül ediyordu. Refleks olarak da köylü kökende hayat bulan hoyrat intikamcılığı yansıtıyordu.

Dün Givet kasabasında somutlaşan ‘yeni intikamcılık’ ise tam tersine, aynı işçi sınıfının aynı tarih sahnesinden siliniş sancılarına tekabül ediyor.

Evet, çünkü bizim mankafa Marksistler hala ve hala anlamasa dahi, modern proletarya artık tedricen yok olmaktadır. Hem ‘homo economis’ bir iktisadi insan unsuru olarak yok olmaktadır, hem de ‘bilinç’ (!) olarak yok olmaktadır.

Zira Marx bir defa daha yanılmıştır, ‘tarihin tekerleği’ (!) iradeci biçimde dönmez. Ekonomik süreçteki konum illa ‘sosyal bilinci’ belirlemez.

Aksine, işte Fransa'da olduğu gibi, bir buçuk asırdır ‘sınıf geleneği’ (!) içinde yetişmiş işçiler çok eskinin ‘pre - proleter’ bir köylü intikamcılığına dönerler ki, kalantor tazminat için bütün bir nehri zehirlemekten çekinmezler.

Adyö ırmağa atlayan işçi sınıfı ve kovadis Herr Marx ?.. (!)

X