GeriGündem Unutmak kolay demiştin, alışırsın(ız) demiştin... Unutamadık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Unutmak kolay demiştin, alışırsın(ız) demiştin... Unutamadık

Unutmak kolay demiştin, alışırsın(ız) demiştin... Unutamadık

1999 yılının 1 Şubat’ında aramızdan ayrılan Barış Manço, birkaç kuşağın hislerine, duygularına, anılarına değmiş, dokunmuş bir kişilikti. Şarkıları elbette müthişti ve zamana karşı yenilmezliğini her daim korudu, koruyacak da...

Dünyanın şimdiki kadar iç içe geçmediği, özellikle müziğin aynı zamanda kültürlerarası kaynaşma görevini üstlendiği dönemlerdi. Onlar ise ‘okumuş çocuklar’dı ve ait oldukları toprakların ezgilerini, Batılı dokunuşlarla bezeyerek, ‘modern zamanlar’ denilen çok geniş bir tanımın içinde orijinal tınılara dönüştürdüler ve yerelden evrensele ulaşmaya çabaladılar. ‘Moğollar’ adlı grubun ortaya attığı ‘Anadolu Pop’ ismine sahip bu akım etrafında filizlenen çabalar, zaman içinde karşılığını buldu. Sonuçta bir tür ‘öze dönüş’ refleksiyle ortaya çıkan eserler kalıcı olacak, geleceğe derin izler bırakacaktı.

‘KÜLTÜREL FENOMEN

Bu aslında bir nevi müziğimizdeki ‘yeni dalga’ydı ve kendini bu akım içinde ifade etme ihtiyacı hissedenlerin çoğu, ‘yabancı dilde eğitim veren kolejler’de (bazıları mezun olamasa da) öğrenim görmüş genç müzisyenlerdi. İşte bu güzide topluluğun üyelerinden Barış Manço hayat yürüyüşünde sadece ‘müzisyen’ kimliğine sadık kalmadı, el attığı onca uğraşla birlikte unutulmaz bir ‘kültürel fenomen’e de dönüştü.

2 Ocak 1943’te doğan, bir anlamda abisine verilen ‘Savaş’ ismini dengelemek adına kendisine ailesi tarafından ‘Barış’ (Mehmet de vardı) ismi uygun görülen sanatçı, annesi Rikkat Uyanık’ın deyişiyle bir buçuk yaşında şarkı söylemeye başlamıştı. İlk grubunu 1958’de ‘Barış Manço ve Kafadarları’ adıyla (ara not; ünlü ekonomist Asaf Savaş Akat grupta saksafon çalmaktaydı) o dönem öğrenim gördüğü Galatasaray Lisesi’nde kuran bu efsanevi kişilik, hayatı boyunca zorlu, meşakkatli ve bir o kadar da zevkli, gıpta edilesi bir müzikal yolculuğun tanığıydı. ‘Harmoniler’, ‘Kaygısızlar’, ‘Les Mistigris’, ‘Mancho- Mongol’ gibi grupların içinde yer alsa da gerçek adresi ‘Kurtalan Ekspres’ti.

BÖYLE ‘BARIŞ ABİ’ OLDU

Bugünden bakıldığında Manço’nun zihinlerimizde yer edinen o kadar çok şarkısı var ki her biri birbirinden güzel, her birini yeniden, yeniden dinlediğimizde sanki ilk kez duyuyormuş hissine kapıldığımız çok sayıda müthiş beste, şahane müzikal yolculuklar... ‘Kol Düğmeleri’, ‘Dağlar Dağlar’, ‘İşte Hendek İşte Deve’, ‘Gamzedeyim Deva Bulmam’, ‘Lambaya Püf de!’, ‘Gönül Dağı’, ‘Hey Koca Topçu-Genç Osman’, ‘Nazar Eyle’, ‘Nick The Chopper’, ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’, ‘Can Bedenden Çıkmayınca’, ‘Ali Yazar, Veli Bozar’, ‘Aynalı Kemer’, ‘Hal Hal’, ‘Anlıyorsun Değil mi?’, ‘Arkadaşım Eşek’, ‘Gülpembe’, ‘Eski Bir Fincan’, ‘Süper Babaanne’, ‘Yaz Dostum’, ‘Dönence’, ‘Kara Sevda’, ‘Unutamadım’, ‘Nane Limon Kabuğu’ ve daha niceleri...

Unutmak kolay demiştin, alışırsın(ız) demiştin... Unutamadık


Barış Manço’yu kültürel bir efsaneye dönüştüren en derin izse yıllar boyu TRT Televizyonu’nda sunduğu ‘7’den 77’ye adlı programdı. Her pazar sabahı, neredeyse bütün bir ülkenin çocuklarını ve her daim çocuk kalanlarını bambaşka dünyalara götüren bu program sayesinde, birkaç kuşağın Barış Abi’si olarak zihinlerde ve gönüllerde özel bir yer edindi. Basit, herkese seslenen üslubu, beden dili, alçakgönüllü tavrıyla kalplerdeki yeri daha da sağlamlaşmıştı. Hem dünyayı hem de Anadolu’yu evlerin salonuna, kendi tarzı eşliğinde konuk eder, ettirirdi. Afrika’nın çöllerinden de dönemin ünlü takımı Milan ve yıldızları Gullit, Rijkaard ve Van Basten’in yanından da seslenirdi izleyenlerine...

BIYIKLAR YARADAN

Manço 1967’de Hollanda’da bir trafik kazası geçirmiş ve ardından dudağının üzerinde bir yara izi kalmıştı. Onu kapamak için de o çok ünlü bıyıklarını bırakmıştı. Bıyıkları, upuzun saçlarıyla birlikte onu görünüş olarak da çok özel kılıyordu. Bu imaja yüzükleri ve kendine özgü el-kol hareketleri de eklenince ortaya benzersiz bir siluet çıkıyordu; bu siluet farklı bir ruh, felsefe ve bakış açısıyla da birleşince Barış Manço efsanesi ışıltısıyla tamamlanıyordu.

Onu, döneminin diğer sanatçılarından ayıran ve zamana direnmesini sağlayan en önemli özelliği sanırım, mesela Ertem Eğilmez filmlerinin sunduğu türden, bugünden bakıldığında çocukluğumuzu, masumiyetimizi bulduğumuzu sandığımız bir evrenin üyelerinden oluşu. Kutuplaşmamış, değerleri ortak bir ülke profilinin sanatçısı, göstergesi, televizyon yüzüydü o.

Unutmak kolay demiştin, alışırsın(ız) demiştin... Unutamadık


Belki de bu yüzden ölümü, kitlesel acılarımızdan biri olarak yüreğimizde apayrı bir acının simgesi olarak yer etti. Malum, programlarını “Sizler bana yazmaya ama lütfen her konuda yazmaya devam edin. Adresi biliyorsunuz: Barış Manço, Moda 81300, İstanbul. Tekrar ediyorum: Barış Manço, Moda 81300, İstanbul. Haftaya tekrar karşı karşıya olmak umuduyla” diye bitirirdi. Moda’daki ev, o adres duruyordu ama artık her konuda yazacağımız Barış Abimiz yoktu. İşte bu çok büyük bir acıydı... Evet, tam 22 yıl geçmiş ayrılığının üzerinden. Sevgi, minnet ve özlemle anıyoruz...

* Sinema ve müzik yazarı Cumhur Canbazoğlu’yla Cumhuriyet gazetesi için yaptığı Kasım 1994 tarihli söyleşiden: “Üretimde bana göre sadelik şart. Müzikal tarafım hayli tartışılabilir; baştan beri söylüyorum, müzikal kariyerim yok, oturup hocadan ders almışlığım yok. Almadığım için de birtakım müzik adamlarıyla tartışmaya girmem. Ancak tevazu göstermiyorum. Ben o 12 notaya 250 beste sığdırdım, hiçbiri birbirine benzemiyor. Barış Manço müziği hemen anlaşılıyor.”

* Barış Manço özellikle Japonya’da çok sevilirdi. 1990’da Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’yı ziyaretinin 100. yılı sebebiyle bu ülkede ilk konserini verdi ve 1991 ve 1995 yıllarında Japonya konserlerini sürdürdü.

* Manço, sinemada da tek filmlik bir serüven yaşadı. 1975’te, Oksal Pekmezoğlu’nun yönettiği ‘Baba Bizi Eversene’de Meral Zeren, Sinan Ecer ve Hulusi Kentmen’le birlikte rol aldı.

Canlı Borsa - Altın Fiyatları - Döviz Kurları için Bigpara

False