GeriGündem Türkiye’nin sorunu tek adam arayışı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    69
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’nin sorunu tek adam arayışı

Türkiye’nin sorunu tek adam arayışı
refid:21852032 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Ölüm oruçlarını...ölmeye yatanları, yıllar önce ölmeye yatmanın romanını yazan Adalet Ağaoğlu ile konuşalım diye yola çıktık. Ağaoğlu Kürt sorunuyla ilgili, "Şunu düşünmeli miydim Allah aşkına. Ha Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ha PKK. Eşitliyorum. O kadar benziyor ki" dedi.

Adalet Hanım’la edebiyatına can veren siyasal olaylar arasında zamanda yolculuğuna çıktık. Bugüne geri dönerken anlattıkları yolda biriktirdiği fotoğraflardan bir Türkiye albümü aslında. Eleştiriye, küfre aldırmadan hep inandığını yazan ve söyleyen Adalet Ağaoğlu, yazarlığının 65. yılında yine birilerini kızdaracak şeyler söylemeye devam ediyor. Kendi kütüphanesini bağışladığı Boğaziçi Üniversitesi Vakfı, Perşembe günü Ağaoğlu’nun 65. yılı için bir tören düzenliyor. Biz Adalet Hanım’la önceden mini bir kutlama yapmış olduk.

CUMHURİYET’İ AMELİYAT MASASINA YATIRDIM

İlk romanlarınızdan itibaren ördüğünüz hikayelerin arka planında olan siyasi motivasyon nasıl başlamıştı?
27 Mayıs’ta devrimci kesildik ama onu yaşadıktan sonra bu sefer de onun anayasasına karşı yürümeye başladık. 68 başladı Fransa’da, bize akmaya başladı. Batı’da ne başlasa bize akar biliyorsunuz. 68 yürüyüşlerindeki gözlemlerimle zaten ‘Ölmeye Yatmak’ı yazmaya karar vermiştim. Beni buna iten Cumhuriyet’in kültür ikileminin bizi ne kadar bölmek olduğunu görmekti. Biz üniversiteliler Ankara’da Mithatpaşa Caddesi’nde yürüyoruz. Yolun iki kenarında da kasketli adamlar bizi izliyor. Belli ki köyden gelmişler. İçimden dedim ki; ‘onlardan bir kişi bile olsa inip kaldırımdan bize katılsa’. Öyle de masum bakıyorlardı ki. Benim bu kültür ikilemini, Cumhuriyet’i ameliyat masasına yatırmam lazım dedim. Bu ihtiyacı şiddetle hissettim.

Kendi hayatınızın ikilemleri de var mıydı o ameliyat masasının üzerinde?
Senin söylediğin de doğru. Kendi hayatımın ikilemi de var. Ben bir ilçe çocuğuyum. İlkokulu Ankara’nın bir ilçesinde okudum. Onu da müsamere olarak romana koydum, o yeter. Dikkat edersen ‘Ölmeye Yatmak’daki o müsamerede bütün tabakaların çocukları var. Bürokratın da, askerin de, esnafın da, köylünün de...Eh Cumhuriyet ilkokulu herkes orada. Kızların müsamereye çıkışı da ayrı bir dram.

Ortalama bir Türkiye insanı hep mi muhafazakardı gerçekten, yoksa bazılarının iddia ettiği gibi son dönemde mi muhafazakarlaştı?
Bu toplumu yaratan insanlar, insanları böyle yapan o toplumun ideolojisi. İnsanlara da o açıdan bakmaya çalışıyorum. Hep başına ve sonuna birlikte bakıyorum. ‘Mesela Fikrimin İnce Gülü’nün Bayram’ı neden o kadar bencil oldu.

İKİ KESİM ARASINDA KARŞILIKLI İNAT VAR; ONLAR ÖRTÜNDÜKÇE BATILILAR AÇILIYOR

Laik bir ülke mi Türkiye gerçekten?
Laik devlet olduğumuza hiç inanmadım çünkü devletin maaş bağladığı bir kurumla laik olunmaz. Bugün bütçemizden en büyük pay askere, ikinci de Diyanet’e ayrılıyor. Eğitim, sağlık, kültür için küçük küçük paylar. Bir de Diyanet Müslümanlığın belli bir inancı üzerine kuruluyor. Diyanet Almanya’ya giden hocaların da maaşını ödüyor. Her mahalle Müslümanmış gibi kalem gibi bir camii dikiliyor.

Siz hep dindar kesimlere bakışınızda dramatik bir değişim olduğunu anlatırsınız. Dindar kesimler de kendi içinde değişmedi mi?
Babamın bir hafız olduğunu öğrenmekte bile geç kaldım. Bunu öğrenince de itiraf etmekte çekindim. İlkokuldan aşılanmama bakın yani. Batılılaşma adı altında muhafazakarları küçük görme bende de vardı. Eli tesbihli kimi görsem başımı çevirirdim, itiraf ediyorum size. İki kesim arasında karşılılı inat var. Onlar örtündükçe, Batılılar açılıyor. Ona çok dikkat ettim. Fakat sonuçta muhafazakarların modası bizim Batılılara çaldı. Geçen gün televizyonda gördüm Ala diye bir dergi çıkıyormuş. Dergideki kıyafetler nasıl şık. Belki Muhteşem Yüzyıl dizisi de bir moda yarattı ayrıca. Şimdi herkes birbirine özeniyor.

SANATÇI TOPLU BİRŞEYE ÜYE OLMAZ

Eşitlik Demokrasi Partisi ve Yeşiller bu ay yeni bir partide birleşecek. Bu partiye ilk destek verenlerden oldunuz.
Ben Yeşiller’le EDP’nin birleşmesine ‘evet’ dedim. Fakat şunu da söylemem gerekir; ben dayanışırım ama asla üye olmam. Benim hiçbir partide imzamı bulamazsınız. TİP’in büyük sempatizanıydım. Memurluğuma rağmen TİP için yapmadığım kalmadı ama asla üye değildim. ÖDP kuruldu, ona şefkat duydum bütün daha önce kapatılan partilerin uzantısı olarak. Ama ona da üye olmadım. Bugün kurulacak partiye de üye olmam. Çünkü bir sanatçının toplu birşeye üye olmasını yaratıcılığa aykırı buluyorum. Tarafsız olmayı bilebilmek lazım. Demokrat olma gayreti daha iyi.

Ölüm oruçları kilidi nasıl açılır?
O kadar basit ki bu iş. Açlık grevleri duygusal bir baskıdır, bizim vicdanımıza sesleniyor. Vicdan ikilemlerle doludur. Bu açlık grevleri de vicdanın kabul etmeyeceği bir durum. Yaşatmak için var olması gereken devletin yerinde öldürmek için bir devlet duruyor burada. Adı Cumhuriyet olan bu devletin ve iktidar partisinin yapacağı tek şey onların isteklerini kabul etmektir.

Duygu sömürüsü dediniz ama.
Duygu sömürüsü diye yapmıyor bunlar ama bu böyledir. Çocuk ağlaması da öyledir.

ÖLMEYE YATMAK İNTİHAR DEĞİLDİR

Bir siyasi hedefin gerçekleşmesi için gençlerin ölmeye yatmalarının desteklenmesi reva mı? Bu işi örgütleyenlerin eleştirecek tarafı yok mu hiç?
Zaten onu söylemek istemiştim. Ben çoktandır bu değişen dünyada kavramların da yeniden anlamlandırılması gerektiğini düşünüyorum. ‘Barış barış’ diye inleyip durmak çok naif geliyor bana.

Ölmeye Yatmak’ta Aysel’in bireysel dünyasındaki ikilemleri o noktaya götürüyor. Bugün kollektif bir ruhla siyasal ve toplumsal hedefler için ölmeye yatanlardan bahsediyoruz. Benzer bir tarafı var mı?
‘Ölmeye Yatmak’ta Aysel intihar edecek sandı herkes. İntiharla ölmeye yatmak aynı şey sanıldı. Bugün de açlık grevi intihar sanılıyor. Oysa intihar çok kişisel birşeydir. Toplu intihar yapıldığı zaman protesto değil de inanç tezahürü olabiliyor. Bugün bizimkiler de haklarını savunuyor. İsteklerinin hepsi de haklı istekler. Öcalan’ın tecritinin kaldırılması, kendi diliyle mahkemede savunma yapabilmesi ve kendi dilinde eğitim.

HA İNCE MEMED HA PKK

Kürt sorunu böyle mi çözülecek?
Ben Kürt sorununun çözümünü de eski anayasanın tamamen çöpe atılmasına bağlıyorum. Eski anayasanın şurasını burasını düzeltme taraftarı hiç olmadım. Darbe anayasası zaten yoktur, yok sayacağız. Göçmüş bir çatının altında yağmur sularının altında oturup duruyoruz. O ev yıkılıp yeniden yapılacak. Bu da o kadar güç birşey değil. Kırmızı çizgiler zaten atarsan herşey düzelecek. Dokunulmaz hiçbir şey olamaz. Bu ırka dayalı anayasa kaldıkça bu sorun da devam eder. Kürt sorunu ancak ırka dayalı bir anayasa olmadığı zaman çözülür. Başka türlü de çözülmez diyorum.

PKK’yı bugün nerede görüyorsunuz?
Şunu düşünmeli miydim Allah aşkına. Ha Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ha PKK. Eşitliyorum. O kadar benziyor ki. Yaşar Kemal gibi kimse iyi anlatamaz bunu, o bölgenin havasını suyunu. Ağadan dolayı zulme uğramış olan, ailesinin öcünü almaya çıkan eşkıya. Bunlar da geçmişin öcünü almaya, ‘ben varım’ demeye çalışıyorlar. Eşkıyalık da o kadar ezbere birşey değil yani. PKK da ezbere birşey değil.

Ne zaman Kürt sorununda rol oynayabilecek akil insanlar listeleri yapılsa adınız ilk sıralara yazılır.
Ben bir birey olarak adıma yakıştırılan sıfatları kendime layık görmüyorum. Benin adım Adalet. Ben Adalet Bakanlığı değilim. Herşeyi bilen bir kiş değilim ben. Hiçbir zaman böyle bir iddiam olmadı. İyi bir öğrenciyim, yaşadıkça öğrenirim. Bana büyük bir ödül verildiği zaman benim aklıma onun sorumluluğu gelir hemen.

AKP’Yİ DESTEKLEDİM AMA UMUDUM KESİLDİ

Cumhuriyet’i ameliyat masasına yatırdınız. İçinden ne çıktı?
Üçlemenin adı dar zamanlardı. Dar zamanlardan bir türlü kurtulamadık ki. Kendini aşmak, kendini ameliyat etmek aslında. Biliyorsun kadın kendisiyle hesaplaşıyor. En sonunda öğrencisiyle yatıyor. Onu bile çok simgesel yaptım ben. Gençlik ayağa kalkmadan muhafazakarlara oturuyorlardı hep, profesörler dahil. Altına yatar, üstüne yatar kadın erkek ilişkisinde. Onu tersine çevirdim ben. Ölmeye yatmak heseplaşma, Aysel’in kendi ile hesaplaşma çabasıdır. Hatta Aysel’in sabah saksısı çatlar, öyle çıkar dışarı. Dar gömlektir Cumhuriyet toplumun üstünde. Darbe anayasaları dar gömlektir. Yırtmak istiyorsun. Dar zamanlar diyorum ben buna. Beden büyüyor, üzerinde hala aynı gömlek. Onun için ben ‘evet’ dedim referandumda.

O zaman inanmıştınız yeni anayasa için hükümetin adım atacağına. Bugün?
Başbakan Erdoğan seçimlerde ‘yeni anayasa istiyoruz’ diye nutuklar atıyor. Ben 12 Eylül’den beri bu anayasaya ‘hayır’ dediğini belli etmiş, yüzde 95 ‘evet’ oyu verirken ben ‘hayır’ demiş kişiyim. Yeni Başbakan gelmiş 1982 anayasası değişecek diyor. Ben ilk defa bir başbakandan böyle bir laf duymuşum. ‘Millet yapacak yeni anayasayı’ diyor. Öyle de karizmatik bir hali var ki inandırıyor insanı. TİP’i nasıl desteklediysem bunu da öyle destekledim. Anayasa toplantılarına gittim, çalışma grubuna kendim müracaat ettim. Katıldım toplantılara, bir de yumurta yedim. Fakat yavaş yavaş umudum kesildi. Demokrasi, açılım diyor. İki adım gidiyor sonra tekrar vesayetin dümenine giriyor. Kopamıyorlar bir türlü.

AK Parti’ye desteğiniz nedeniyle kendi cenahınızdan çok eleştirenler var.
Evet. Adım AKP’liye çıktı. Kasıtlı bir adlandırmaydı çünkü biliyorlardı ki beni tanıyan okurum buna inanırsa beni terk edecek. Nitekim bunun örneklerini de gördüm.

Ne oldu, küsenler mi oldu okurlardan?
Cumhurbaşkanının yemeğine gittim diye İzmir’de benim hayranım olan büyük bir okur grubu ‘sizi okumuyoruz artık’ dediler bana. Orada başka yazarlar da vardı, tek başıma değilim. Geçmişte Cumhurbaşkanı bana ödül verdi diye de söylemedikleri laf kalmadı. Yazar hem de bunları söyleyenler. 65 yıl boyunca bunları hep yaşadım ben. Onun için günlüklerimi yayınlıyorum. Yazmak bir kurtuluştur diyoruz ya.

ORDU KENDİSİYLE HESAPLAŞMAYI ÖĞRENDİ

Bazı dönüşümlere rağmen Cumhuriyet hala dar mı bedene?
Bence Ergenekon’dan sonra ordu kendisiyle hesaplaşmayı öğrendi galiba.

Size söyleşiye geldiğimi duyan birisi ‘Aaa Adalet Hanım gerçek bir Cumhuriyet kadınıdır’ deyince ben de ona ‘Kendisine bu söylersem çok kızabilir’ dedim.
Yayınevime de kızdım. Cumhuriyet’in en önemli yazarı diye söylüyor beni kitapların arkasında. Etiket istemiyorum üstümde. Bırakın yani herkes kendisi olsun. Ama öyle görüyorlar, haklılar da bir bakıma. Çünkü biz az kaldık artık. Ben ‘Ölmeye Yatmak’ı yazdığımda yaşıtım kadınlar yolda görüp boynuma sarılıyordu. Aydın kadınlar. Onların daralmalarına cevap olmuş.

GİDERAYAK SORUMLULUK DUYGUM ARTTI

O zaman belirsizliğin romanı geliyor diye umutlanalım mı?
Fizyolojik durumum konsantrasyona engel oluyor. Yaşım ve özel yaşama biçimim engel oluyor. Yoksa bu belirsizlik çoktan beri aklımda. Fakat yazamıyorum. Eskiden birşeyi kafaya koyduğumda ben çok yürürdüm, saatlerce yürürdüm. Yürümenin düşünce geliştirilmesi için önemli birşey olduğunu öğrendim. Kendinle baş başasın. Büyükdere’nin kenarında   yürürken kaza geçirdiğimde yeni yazacağım romanı düşünüyordum. Son günü yazmışım deftere, sonrasını hatırlamıyorum. Günlüğüm de orada bitiyor zaten.  Ne kadar hevesle birşeyler söyleyip dururken gitmişim ben. Ben senden çok hevesleniyorum yeni bir kitap için ama yapamıyorum.

Kitap yazmasanız da hala üretkensiniz.
Gider ayak tarihe bir katkı olur diyorum, eski defterleri karıştırıyorum. Günlüklerimi yayınlıyorum. Şimdi ancak bunu yapabiliyorum. Sorumluluk duygum gider ayak daha baskınlaşıyor. Gitmeden önce ‘şu da kalsa iyi olur’ diye bir duygu geliyor. Ben sahiden okurumun yazarı oldum, onlar beni sahiplendi. Onlara karşı bir sorumluluğum var. Belki de onlara layık birşey yapamayacağımdan korkuyorum. Enerjim de yok açıkçası. Eskiden 18 saat otururdum masada. Şimdi iki saat sonra bitiyorum.

HEP ATATÜRK ARANIYOR

Türkiye’nin temel sorunu ne?
Tek adam aranıyor devamlı, bu arayış çok baskın. Hep Atatürk aranıyor devamlı. Bu arayış, bir de milliyetçilik ve ulusalcılık bence pek olumlu bir yol değil.

Cumhuriyet’in yüzüncü yılı için hükümetin hedefleri var. Sizin 2023’te bu ülke insanı için gönlünüzden geçen nedir?
Şimdiye kadar yazdıklarım hep birbirini izledi. Bir noktaya kadar gelip sonra öteki noktaya geçtim. Biçimi de ona göre değiştirdim. Geldim, geldim, geldim sonra durdum çünkü belirsizlik noktasına geldim. Bir kere Cumhuriyet döneminin bütün hastalıklarını ortaya dökmüş bulunuyorum. Türkiye’de bugün veba ve karnaval yaşanıyor. Çok zengin ve çok fakir arasındaki mesafe çok açık. Bu örnek için Viyana’nın Barok dönemini seçtim. Şimdi isterdim ki size bunlarsız bir cevap vereyim. Yeni bir cevabım olsaydı. Şimdi belirsiz bir zamanı yaşıyoruz. Sadece Türkiye değil, bütün dünya bir belirsizlik dönemi yaşıyor. Oturayım bunun romanını yazayım.

ATOMU BULANIN İNTİHAR ETMESİ LAZIMDI

Ben hep romanlarım nedeniyle intihar yazarı olarak tanımlandım. İntihar edebilirdim. Çok düşündüm ama etmedim. İki nedeni var; başaramamaktan korktum, bir de beni sevenlere çok büyük üzüntü yaratmaktan çekindim. Çocuk da yapmadım arkama borçlu kalmamak için. Bilim adamlarının dünyasına da girmek isterdim romanlarımda ama yapamadım. Bilseydim detayını Einstein’ı, atomu parçalayanı falan intihara teşvik ederdim romanımda. Kendisiyle tartıştırırdım; ‘Ulan bir atomu icat ettim ama toplu kıyım oldu’. İntihar etmesi lazımdı onun. Bunları da yazardım ama o bilim kafasına, o mutfağa yeterince sahip değilim. Akıl çağını da muhakkak sorgulamamız gerekiyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle