Tekin Aral’la son röportaj

Güncelleme Tarihi:

Tekin Aral’la son röportaj
Oluşturulma Tarihi: Nisan 25, 1999 00:00

Haberin Devamı

Sevgili Tekin Aral'la yollarımız değişik konularla kesişti.

Herşeyden önce akrabalık ve arkadaşlık ilişkilerimiz vardı. Ünlü Dıgıl ve Avni isimli mizah dergilerinde, ben de bir süre yazdım; orada da patronumdu. Hastaneye yatmadan az önce aralık ayında yeni taşındıkları Arnavutköy'deki evlerinde yaptık röportajımızı; yemyeşil ağaçları, bakımlı çimenleri, rengarenk çiçekleri, kafesi, spor salonları, yüzme havuzuyla Sevgili Tekin Aral'ın çok sevdiği yuvasında. Güzel eşi İnci Aral ve kızları Ayça'yla birlikte yaşadığı bu eve güneşli bir öğleden sonrası gittim. Dev ekranlı TV'sinin karşısında, dikkatle maçı izliyordu. Kahvelerimizi içip, söyleşimizi yaparken, gözü devamlı TV'ye kayıyordu. Büyük huzur duyduğu evini tekrar dolaştık. Duvarlarda karikatürleri asılı çalışma odası çok huzur vericiydi. Minik teybim, Tekin abisini dinlemek için sessizce bekliyordu:

Okşan Sayınsoy, Tekin Aral'la aralık ayında hastaneye yatmadan kısa bir süre önce röportaj yaptı: ‘Sevgili Tekin Aral, seninle en son röportajı ben yaptım. Daha dün gibi. Sen o güzel evine, ailene, okuyucularına, bizler de sana doyamadık. Neydi bu acelen. Tıpkı Barış Manço gibi, Sana da aşkolsun Tekin Abi.’

Yakınları olan Sayınsoy, Aral ailesini evlerinde birarada gösteren fotoğraflar da çekti. Fotoğrafları ve röportajı yayınlamak bugüne kısmet oldu...

Ne kadar zamandır Hürriyet Gazetesi'nde çalışıyorsunuz?

- Bu işi 42 yıldır yapıyorum. Hürriyet Gazetesi'nde 2,5-3 yıldan beri yazıyorum. Babıali'de pekçok dergide çalıştım. Bir ara dinlenip yazmadım. Çizgi filmler yaparak, reklam dünyasında sürdürdüm çalışmalarımı.

Ara verdikten sonra, Babıali'ye ne zaman döndünüz?

- 1968 yılında, Günaydın'ın çıkışıyla döndüm Babıali'ye. Birinci sayfasında politik karikatürler çizdim. O sıralarda, Sayın Demirel Başbakandı. Hakkımda epey dava açıldı. Epeyce didiştik diyebilirim.

Ünlü Gırgır ve Fırt dergileriniz neden artık çıkmıyor? Doğuş öykülerini anlatabilir misiniz?

- Ağabeyim Oğuz Aral ve birkaç genç arkadaşla birlikte, Gırgır Dergisi'ni çıkardık. O kadar çok ilgi gördü ve tuttu ki, halkın nabzı oldu. Fakat 1982 yıllarında, gazeteler çok büyük baskılar altında ezilmeye başladı. Muhalefet yapamaz oldular. Gırgır, bir mizah ve kültür dergisi olduğu için, bizi etkilemedi. Gülmece yoluyla, çok iyi muhalefet yapabildik. Halkın sesi bu yolla duyulmaya başladı. Tirajlar öyle yükseldi ki, dünyada 1., 2., 3. sıralara oturduk. Gençlerden oluşan bir kadro yetiştirdik. Gittikçe ustalaştılar. Bunun üzerine Fırt Dergisi'ni çıkarttık. Daha genç ama içerik bakımından çok yoğundu. 13 yıl devam etti.

Asil Nadir'le ilgili sorunlarınız ne oldu?

- Tıpkı şimdiki gibi, o zaman da Babıali'ye, dışarıdan sermaye girişleri oldu. Bugünkü Korkmaz Yiğit gibi, Asil Nadir çıktı ortaya. Birtakım gazeteleri satın aldı. Babıali'ye çok büyük paralar yatırdı. Dengeleri bozdu. Bilirsiniz, meyve veren ağacı taşlarlar. Satın almak için, bizim dergilere de göz diktiler. Bugünkü söylentileri herkes biliyor. Mesut Yılmaz- Korkmaz Yiğit ikilisi, veya iktidarın Korkmaz Yiğit'e bu gazeteleri aldırtması örneği gibi. (Bugünküler söylenti olabilir, bilmiyorum) Ama, o zamanlar Turgut Özal gerçekti. Asil Nadir'i devreye soktu. Unutulmayacak bir de cümlesi vardır. 'Bir gün gelecek, 2,5 gazete kalacak' derdi. Asil Nadir, bizim dergileri satın almak istedi. Biz de, kabullenmeyip, bu işi bırakacağımızı söyledik. Bunun üzerine, fahiş paralarla tetikçi kullanarak, bizim dergilerin içini boşalttılar. Her konuda kader birliği edip, sabahlara kadar çalıştığımız arkadaşlar, yurtdışında otellere yerleştirildi. Birtakım dergiler çıktı. Yaşadı veya yaşamadı. Önemli değil. Daha sonraları olaylar gelişti. Babıali'de adı kötüye çıkmış, değersiz, şantajla para kazanan birilerine, bir gece yarısı dergilerin satışı yapıldı. Biz de bu işi derhal bitirdik. Sonraları genç arkaşların desteği ve isteğiyle, başka isimler altında yine çıkarttık. Ama, büyü bozulmuştu. Bir de, bunların bu kadar, üzerinde spekülasyon yapılması okuyucuyu bezdirdi. Heyecan kayboldu.

Salacak Hikayeleri adlı kitabınız çıktı. Buradaki kahramanlar ve olaylar gerçek değil mi?

- Aslında, onlar sadece bizim çevremizin değil, tüm zamanların ve olayların insanları. Öyle, kitaptaki gibi birebir isimler yok. Seksüel problemleri olan, daha masum bir gençliğin, kendi çevresiyle olan kavgaları, komik olayları. Oradaki kişiler, aslında bizleriz. Mesela, başkahraman Piç Yavuz, belki de benim. Veya, arkadaşım Metin. İsimleri, kişilere kimlik vermek ve simgelemek için verdik.

Salacak Hikayeleri isimli kitabınız çıktıktan sonra, Salacak'a gittiniz mi? Ne gibi tepkiler aldınız?

- Elbette gidiyorum. Eskisinden daha sık uğruyorum. Görseniz, herkes kendini ayrı bir tiple özdeşleştirmiş. Yavuz isimli arkadaşım, kendisinden söz ettiğimi sanmış. Geçenlerde, bir film çekimi sırasında birisi gidip, Camgöz Taci olduğunu iddia etmiş. Uzaktan yakından ilgisi yok. Benim yazı dilim nedeniyle, herkes kendinden bir şeyler bulmuş demek ki.

Salacak Hikayeleri TV dizisi olacak mı?

- Evet! Ben bu hikayeye çok emek verdim. El değmemiş bir değer olarak, bugüne kadar beklettim. Kendimce koşullarım vardı. Çekilen bölümleri beğenmedim. O şekilde oynanırsa, kısa ömürlü olacağını düşündüm. Şimdi, yeni arayışlarla daha farklı bir biçimde çalışıyoruz. Kadroda değişiklikler yaptık. Çekecek olan, Osman Seden vefat etti. Mevsim nedeniyle ara verdik.

Sevilen oyunlar, yazarlarından çok oyuncularıyla anılıyor değil mi?

- Bu da, konuyu bir kişiye inşa etmek oluyor. Yanlış! Oyunun kendi şanı şöhreti var. Bir kişinin sırtına bağlamanın anlamı yok. Şarkıcı dizisi olmamalı. Belki de, kişi burada şöhret olmalı.

Mizah yazarları ve çizerleri, genellikle ciddi görünümlü oluyor. Sizin gibi, Aziz Nesin gibi. Bunu nasıl açıklarsınız?

- Bunu genelleştiremeyiz. Geceleri çalışırken, kendi aramızda ne makaralar koyuveririz. Herkesin bir taşma noktası vardır. Başımızdan geçenleri, abartarak mizahçı diliyle anlatıyoruz. Ortaya çok komik şeyler çıkıyor. Ben, kişi olarak asık suratlıyım. Haklısınız. Ama, hayatımda hiç ciddi mizahçı görmedim. Tanıdıklarımın hepsi güleç yüzlü. Altan Erbulak'ın en ciddi haline bile gülerdik. Ama, şöyle olabilir: İnsan işini yaparken biraz ciddi olmalı. Bizleri yazıp çizerken görseniz, yüzümüzden düşen bin parçadır. Çünkü, o esnada endişelerimiz vardır. Mesela, geçen gece, yazdığım bir yazıya kafam takıldı. Yataktan kalkıp, gecenin 3'ünde gazeteye gittim.

Tiplemeleri, etkilendiğiniz kişilerden mi yaratıyorsunuz? Mesela, gerçekten bir Arap Kadri var mı?

- Söylediğiniz gibi oluyor. Fakat, özel olarak aramıyoruz. Mizahçılar, yaratıcı insanlardır. Bir ressam düşünün. Kafasında bir konu vardır. Ama, yalnız ilhamla olmaz. Akademide öğrendiği renk değerleri, matematiği de vardır işin. Pazar günü ressamları ise, alır eline fırçayı, doğaçlama yapar. Karikatür bunlardan çok farklıdır. Sokaklardan esinleniriz. Ama, her yer onlarla dolu değil ki! Arap Kadri kendi görüşümle, kafamda harmanladığım bir tipleme. Üsküdar'da Arap Yaşar isminde bir müteahhit yaşardı. Semtin kabadayısı ve bıçkınıydı. Ama haraç yemez, başkasının parasını gaspetmezdi. Kavgacı, deli dolu birisiydi. İçtikçe, göğsüne jilet atmaktan ray gibi yol yol olmuştu etleri. Bu adam, aynı zamanda bir tabela ressamıydı. Herşeye rağmen, duygusal bir yanı vardı. Küfürbazlığı, içkiciliği, kavgacılığıyla Arap Kadri'de, Yaşar'dan çok esintiler vardır. Ormanda yürürken, bakarsınız birden durup çiçek koklar.

Avanak Avni'yi tanımayan, sevmeyen yok. Neredeyse klasikleşti. O nasıl doğdu?

- Avanak Avni'yi, önceleri büyük haliyle çiziyorduk. Askılı pantolon giyen birisiydi. Gırgır Dergisi'nde, çay servisi işine almıştık. Şimdi, bir mizah ustası oldu. Saf, tuhaf, sempatik... Bir şey anlatırsın, öyle garip garip bakar insanın yüzüne. Ağabeyim Oğuz Aral, onu Avanak Avni olarak çizdi. Mizahta aynı harflerle başlayan isimler vardır. Avanak Avni, Cesur Cemal, Deve Dilaver gibi. Daha sonraları, Oğuz Aral onu bir jenerasyon aşağı çekti. Konuşamayan biri oldu Avni. Duygusallaştı. Devamlı kullandığı 'Dıgıl Dıgıl' kelimesini, küçükken ben çok söylermişim. Bu, ağabeyimin kafasına yerleşip kalmış. Oğuz Aral, gerçek bir çizgi ustası. Görmeye yetişemeyenler için, eskileri tekrarlıyor şimdi.

Karikatür tiplemelerinizi film yapmayı düşündünüz mü?

- Bunları dizi haline getirmek çok yanlış. İnsanların hayalindeki imaj bozuluyor. Hareket, ses verince esprisi kaçıyor. Soyuttan somuta geçmemek lazım. Bunun dünyadaki örneklerinde de hep böyle olmuştur. Bir Hoş Memo, film olduktan sonra büyüsü bozulmuştur.

Çizgi ustasıyken, yazarlığa da soyundunuz. Bundan da çok mutlu olduğunuz anlaşılıyor. Neler söylersiniz?

- Ben, bir karikatüristim. 13 yaşımdan beri çiziyorum. Bugünkü ünümü bu şekilde yaptım. Şimdi, karşıma yazı yazma olanağı çıktı. Yazıyorum. Karikatür çizdiğim devrelerde, Gırgır ve başka birçok dergide de yazardım. Şimdi, yazar kişiliğimi, karikatürcü kişiliğimin önüne koymaya çalışıyorum. Aslında, bunlar benim iki tane çocuğum. Bir tanesine haksızlık yapıyorum. Karikatürcü yanımı ezmeye çalışıp, yazıya ağırlık veriyorum. Ama, yine herkes karikatürcü kişiliğimden söz ediyor. Daha doğrusu, dünyada ne kadar iş varsa, hepsini yapmak istiyorum. 'Ne kadar becerikli adam' desinler istiyorum. Bundan çok hoşlanıyorum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!