TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı

Güncelleme Tarihi:

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 05, 2026 16:00

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Şırnak'taki Hz. Nuh’u Anma Merasimi'nde açıklamalarda bulundu. Terörsüz Türkiye süreci hakkında konuşan Kurtulmuş, kardeşlik çağrısı yaparak "Şimdi Allah'ın izniyle, bu yaz ayları bitmeden de bu raporun gereği olan işler yapılacak." dedi. CHP'deki tartışmalar hakkında da yorum yapan Kurtulmuş, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an evvel kendi iç huzursuzluğundan, kurtulmasını ve Türkiye'nin şu anda Meclis'teki, sayısal olarak ikinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Türkiye'de hakikaten iktidar alternatifi olan bir parti görünümüne, haline gelmesini temenni ederim." ifadelerini kullandı.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın ve bütün insanların Rabbi olan, arşın ve kürsünün, kainatın ve mükevvenatın maliki olan yüce Allah’ın kulları, aziz Müslümanlar; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz, safalar getirdiniz.

Bu güzel şehirde, Şehr-i Nuh’ta sizlerle beraber, Hazreti Nuh Aleyhisselam ve onun bir avuç bağlılarının kutsal ayak izlerini sürdüğümüz bu yüce mekanda sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Az evvel konuşmalarda da ifade edildiği gibi, Nuh Aleyhisselam’ın kıssası hepimizin yakinen bildiği ve her zaman bilgilerimizi tazelemek maksadıyla tekrar tekrar okuyarak günümüze dersler çıkarabileceğimiz, Kur'an-ı Azimüşşan’da bize bildirilen en önemli kıssalardan birisidir.

Haberin Devamı

Hazreti Nuh Aleyhisselam’ın, rivayetlere göre burada, az yukarıda, 2300 metre yükseklikteki tepede karaya oturan gemisi, aslında sadece fiziki bir varlıktan ibaret değil, bir gemiden ibaret değil; bir kurtuluş meşalesi, bir kurtuluş adresidir.

Hazreti Nuh Aleyhisselam’ın gemisinden de fevkalade önemli mottolar elde ettik. Orada da sabrı, hikmeti, dayanışmayı, kurtuluşu, yeniden dirilmeyi öğrendik. Bize öğretilenler arasında, vaktinizi almamak için sadece bir tane önemli mottoyu, önemli, bizim için rehber olan bir ilkeyi burada paylaşmak istiyorum. 

Her bir Müslüman kardeşini en az kendisi kadar aziz olarak bilmektir. Allah'ın ipine inşallah hep beraber sımsıkı sarılacağız. Kardeşliğe sarılacağız; birliğe, beraberliğe sarılacağız. Çünkü bu ülkede yaşayan milletimizin 86 milyon tamamının birbirinden ayrısı gayrısı yoktur.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı

GEÇMİŞİMİZ BİR, GELECEĞİMİZ BİR

Geçmişimiz birdir, geleceğimiz birdir, kaderimiz birdir, bugünümüz de birdir. Bizi bizden ayıracak hiçbir şey yoktur. Bizim örfümüz birdir, adetimiz birdir, kullandığımız kelimeler birdir, cümlelerimiz birdir, yasımız birdir, düğünümüz, halayımız birdir. Bu kadar çok birliğin içerisinde, vahdetle, birlik içerisinde Allah'ın ipine, kardeşliğe sarılarak çok daha güçlü olacağız inşallah.

Haberin Devamı

Değerli kardeşlerim, geçtiğimiz yıl yaz aylarında yine Şırnak'taydık. Gabar Dağı'nda petrolün çıkartıldığı o güzel törene 40'a yakın milletvekili arkadaşımızla katıldık. Çok şükür bugün 80.000 varil seviyesini aşmış bir petrol üretimiyle Şırnak, Gabar şenlenmiş oldu. O dağlarda bir zamanlar, bırakın petrol çıkarmayı, insanların piknik yapması, yürümesi, oradan geçmesi bile mümkün değildi. Çok şükür bugün buradayız, Fethinuh'ta, Nuh Aleyhisselam'ın manevi gölgesinde inşallah fevkalade güzel bir törenle andığımız Nuh Aleyhisselam'ı anma törenlerinde buradaydık.

Herhalde binlerce, belki on binlerle ifade edilecek kardeşimiz bu törenlere katıldı. Allah ömür ve imkan verirse, şu yukarıda temellerini gördüğünüz, direklerini gördüğünüz cami inşallah yarın, önümüzdeki sene burada kutlayacağımız törenlerle açılacak. Orada da Fatihalarla namazlarımızı kılacak, dualarımızı edeceğiz.

Haberin Devamı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı

GELENEKSEL OLARAK DEVAM ETTİRECEĞİZ

Bir şey daha söylemek istiyorum: Allah ömür verirse, önümüzdeki sene burada yapacağımız törenleri de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tam himayesini alarak bundan sonraki yıllarda da geleneksel olarak devam etmesini sağlayacağız.

Değerli kardeşlerim, artık bu dağlarda teflerimizden yaslar, ağıtların sesleri yükselmeyecek. Artık bu topraklarda, şarkılarımızda analarımızın ağlamaları, gözyaşlarıyla iniltileri türkülerimize, ağıtlarımıza karışmayacak. Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde, Türkiye'nin her bir karışında sadece ve sadece kardeşlik türküleri söyleyeceğiz, halaylar çekeceğiz, birliğimizi ifade edeceğiz, dirliğimizi ifade yapacağız.

Haberin Devamı

Şimdi, bir zamanlar buralara insanların giremediği, maalesef annelerin gözleri yaşlı bir şekilde evlatlarının akıbetini aradığı dağlar, artık barışın, kardeşliğin, insanlığın, huzurun ve hep birlikte, birlikte inşa edeceğimiz geleceğin inşa edildiği topraklar olacak.

Geçtiğimiz yaz yine hep beraber takip ettiniz; bu meselenin ortadan kaldırılması, milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasinin bütün imkanlarıyla tesis edilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde fevkalade önemli bir çalışmayı yaz ayları boyunca zor ama başarılı bir müzakere sürecini gerçekleştirmiş olduk.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı

YAZ AYALRI BİRMEDEN GEREĞİ YAPILACAK

Haberin Devamı

Bütün siyasi partiler hemen hemen bir araya geldiler. Komisyonda 50 üyemizin tamamı Türkiye'nin her yerinden, sizden, Şırnak'tan da gelenler oldu onların da görüşlerini dinledik. Uzun süren, ihtimamlı, sabırlı, özenli bir çalışma sonunda, bildiğiniz gibi bir rapor ortaya çıktı. O raporda bütün partilerin ittifakıyla bir yol haritası ortaya konulmuş oldu. Şimdi Allah'ın izniyle, bu yaz ayları bitmeden de bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çıkarılacak yasalarla birlikte artık bu iş tamamen geride kalacak; bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak.

Şimdi iştiyar olsun ki bu memleketin hiçbir insanına, en başta onun için söyledim, Kürdün de Rabbi bir, Türkün de Rabbi bir. Kürdü ve Türk'ten ayırt eden hiçbir kültürel ve inanç özelliği yok. Şimdi artık bizim Kürt Ahmet'le Türk Mehmet yan yana aynı okulun sınıfında olacak, aynı fabrikada çalışacak, aynı ülkenin evladı olacak, hep beraber daha ileriyi hazırlamak için mücadele edecek. Tekraren söylüyorum: Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarını Kılıçarslan'ın, Alparslan'ın çocuklarından ayırt eden hiçbir şey yoktur. Ahmedi Hani'nin, Molla-i Ceziri'nin, Faki-yi Teyran'ın fikirleriyle Yunus Emre'nin, Mevlana Celaleddin'in fikirleri arasında bir harf miktarı farklılık yoktur. Böylesine büyük bir birliği ve beraberliği elin oğlunun ekmeğine yağ sürmek için hiçbir şekilde kaybetmeyeceğiz. Kardeşliğimizi gözümüzün içi gibi koruyacağız. Birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi gözümüzün içi gibi koruyacağız. Biz bir oldukça, birlikte oldukça, hep beraber kardeşlikle kalplerimiz yoğruldukça, Allah'ın izniyle bir daha inanıyorum ki bu memleketin hiçbir yerinde hiçbir evladı terörle karşılaşmayacak, hiçbir insanımız terörün mağduru asla olmayacak. Bu vesileyle buradan bir kez daha, inşallah önümüzdeki dönemde çok daha güçlü gelişecek olan bölgesel kalkınmanın da bir unsuru olan Şırnak ilimizde kardeşliği, barışı, birlikte yaşamanın iradesini hep beraber ortaya koyuyoruz. Ortaya koyuyor muyuz? Hep beraber birlikte, barış içinde, kardeşçe yaşamaya var mıyız? İnşallah. Allah birliğimizi, dirliğimizi daim etsin. Allah bu ülkeyi, bu ülkenin her karışında var olan manevi önderlerin gösterdiği istikamette, Şeyh Nuh'un evlatlarına, Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın ve yanındaki bir avuç müminin gösterdiği istikamette yürümeyi nasip etsin diyorum. Hepinize en içten selam ve saygılarımı sunuyorum. Allah'a emanet olun. Birliğimiz, dirliğimiz kıyamete kadar baki olsun.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: CHP, iç huzursuzluğundan kurtulmalı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Şırnak'taki programın ardından TRT Haber'e açıklamalarda bulundu. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

SENEYE BU CAMİ BİTMİŞ OLACAK

Siyasi hayatım boyunca en keyifli günlerinden birisini bugün burada geçiriyorum. Gerçekten büyük kalabalıkların olduğu, Hazreti Nuh'u anma programı coşkuyla burada karşılandı, kutlandı. İşte bu tepelerde maalesef terörün kol gezdiği, Mehmetçiğin 7/24 nöbet tuttuğu, işte bir tarafı Irak sınırı, az aşağısı Suriye sınırı, gerçekten son derece hassas bir noktada Şırnaklıların, çevre illerden gelenlerin, ilçelerden gelenlerin binlerle belki on binlerle ifade edilecek bir kalabalık buraya, bu kadar zor bir mekana geldiler ve çok güzel bir program oldu. Tam benim arkamda yer alan tepede de bugün bir Hazreti Nuh Camisi ile ilgili ilk taşı koyma törenini de gerçekleştirdik. Ümit ederiz ki seneye bu mevsimde burada yine Hazreti Nuh'u anma programı bittiğinde o cami bitmiş olacak, onun da resmi açılışını yapmak nasip olur.

FEVKALADE ÖNEMLİ BİR NOKTADAYIZ

Gerçekten keyifli, güzel, böyle terörün kol gezdiği yerlerde şimdi barışın, insanların huzur içerisinde hareket etmesinin, büyük bir manevi iklimin içerisinde bunların gerçekleşmiş olması fevkalade umut verici, fevkalade sevindirici bir durum. Geçen sene de yine Şırnak'ta, yine yaz aylarında Gabar'da petrol çıkmasıyla ilgili bir tören yapmıştık, o yapmıştık. Orada da yaklaşık 40'a yakın milletvekili arkadaşımızla birlikte o törende bulunduk. Şimdi birisi Gabar, birisi Cudi Dağı; bunlar geçmişte hep bizim haberlerde terörle, şehit haberleriyle, bombalama haberleriyle andığımız yerlerdi. Şimdi Gabar'da çıkarılan petrol 80 bin varili geçmiş vaziyette. E burada gerçekten insanların işte görüyoruz tam bir yayla şenliği haline gelmiş, binlerce insanın bir arada olduğu bir barış ve kardeşlik iklimi hakim. Gerçekten bundan dolayı fevkalade önemli bir noktadayız.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ

Bu sürecin bu noktaya gelmesinde başta Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı liderliği, Sayın Devlet Bahçeli'nin yol açıcı ufkuyla ve özellikle parlamentoda geçen sene zor bir süreç yaşadık. Aslında dışarıdan baktığınızda sadece komisyon toplantıları gibi göründü ama o toplantıların her birisinin hazırlanışı, müzakeresi, kapı arkası diplomasisi... 21 toplantı gerçekleştirdik. Türkiye'nin hemen her kesiminden insanlar dinlendi ve bütün partilerin katılımıyla bir komisyon oluştu. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi... Adının tespiti bile gerçekten tam bir ittifakla ortaya çıktı ve sonuçta bir rapor çıktı. Bu rapor bir yol haritası. O yol haritasında işte örgütün kendisine feshini ilan etmesi ve silahların bırakılmasıyla birlikte birtakım geri dönüşleri hızlandıracak çerçeve yasanın çıkarılması.

MESELENİN YÜZDE 80'İ GERİDE KALDI

Kanaatimce meselenin geçen sene bu vakitlerde konuştuğumuz meselenin %80'i geride kalmıştır. Geride inşallah hayırlı işlerinizde acele ediniz, bu işin bir an evvel tamamlanmasının çok yararlı olacağı kanaatindeyim. Şunu da açıklıkla ifade etmek gerekir ki bu geçen süre içerisinde, yani biz bu işe komisyon öncesinden itibaren baş- alırsak, bu süre içerisinde fevkalade olumlu gelişmeler oldu. Yani Türkiye'nin lehine işleyen süreçler oldu. Bunlardan bir tanesi Suriye'de PYD'nin, YPG'nin yeni Suriye yönetimiyle ciddi bir şekilde entegrasyon süreci. Arkasından Amerika, İsrail'in İran'a karşı savaşla birlikte başlattığı PEJAK'ın ayaklandırılması projesinin gerçekleşmeyeceği de ortaya çıktı. Bütün bunlar Türkiye'de devam eden sürecin gerçekten daha da tahkim edilmesine vesile oldu. Artık örgütün kararlılığı da gördüğümüz kadarıyla tamdır, nettir; silahların bırakılması, örgütün tasfiyesi konusunda. Ve siyasetin iradesi de tamdır. Yani kolay değil partilerin böyle bir komisyonda bir araya gelmiş olması, ittifakla bir sonucun ortaya çıkmış olması büyük bir siyasi kararlılıktır. Siyaset üzerine düşeni yaptı, bundan sonra kalan az bir kısmını da yapacak. İfade ettiğiniz gibi burada hepimizin provokasyonlara dikkat etmemiz lazım. Bütün siyasi partilerin mensuplarına bu anlamda çağrımı tekrarlamak istiyorum; herkesin kullandığı dile dikkat etmesi lazım. Bu oluşan kardeşlik ve barış iklimini bozacak sözlerin, eylemlerin ortaya konulmaması gerekir. Ümit ediyorum ki parlamentomuz tatile girmeden evvel bu iş büyük oranda bitmiş olur ve Türkiye şöyle rahat bir nefes alır. Hepimiz, herkes arkasına yaslanır ve bundan sonra Türkiye'nin geleceğini çok daha güzel bir şekilde konuşuruz.

NASIL BİR TAKVİM İŞLEYECEK?

Şimdi şöyle, yani aslında Meclis'in bu Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını bitirdi. Çok titiz bir çalışmayla raporunu da hazırladı. Aslında Meclis Komisyonu çalışmasını bitirdi. Gönlüm arzu eder ki nasıl orada ittifakla bir rapor ortaya çıktıysa ki çok zor bir rapordu yani o noktaya gelmesi oldukça zordu— ben orada destek veren bütün milletvekili arkadaşlarımıza, istisnasız komisyon çalışmalarına katılan bütün siyasi partilere canı gönülden teşekkür ediyorum. Tarihi bir sorumluluğu paylaştılar, işin içerisinde oldular ve gerçekten ellerini taşın altına koydular.

Şimdi bunun da bir partinin ya da birkaç, bir iki partinin ortak çalışması şeklinde değil de bütün partilerin müşterek teklifi olarak Meclis'e gelmesi son derece doğru olur, yerinde olur ve şık olur. Yani başlanmış olan ve bu noktaya kadar ittifakla getirilmiş olan bir süreci tamamlamış olur, taçlandırmış olur. Dolayısıyla burada bütün partilere çağrım odur; herkes bu sürece nasıl katkı verebilecekse versin. Ben Meclis Başkanı olarak şu anda tanımlanmış, belirlenmiş bu konuyla ilgili bir yükümlülüğüm yok ama her türlü desteği vermeye hazır olduğumu bir kere daha ifade etmek istiyorum. Yani işlerin böyle sıkıştığı zaman müzakere etmek gerektiği zaman, ortak noktayı bulmak gerektiğinde ben de partiler arasında kolaylaştırıcı bir fonksiyon icra edebileceğimi zannediyorum.

MECLİS'TEKİ ÇALIŞMALAR

Bu partilere bağlı. Yani, e herhangi bir yasa, birkaç maddelik bir yasa bile olsa eğer mecliste bir uzlaşı yoksa, partilerin her birisi başka tarafa gidiyorsa uzun vakitler olabilir bu yasayı çıkarmak. E yani, ama partiler yasanın hazırlanması öncesinde anlaşırlarsa, e çok nezih ve çok e detaylı da olsa, son derece böyle kısa sürelere sığdırılmış olan tartışmalarla bu yasayı rahatlıkla çıkarabilirler.

BU DESTEK HİÇBİR ZAMAN AZALMADI

Hiç şüphesiz. Mesela bugün buraya geldik. Binlerce insanla görüştük, karşılaştık. Bu insanlardan herhalde bir tanesi bile "Tekrar silahlı döneme geri dönülsün, bu ülkede hiçbir şekilde bunlara müsaade edilmesin. İşte silahlar patlasın, terör, barış ve kardeşlik olmasın" diyecek bir kişi bile yoktur. Dolayısıyla burada hakikaten hakkaniyetli, adil bir süreç yürütülüyor. Bu sürecin yürütülmesine ben toplumun geniş kesimlerinin önemli destek verdiğini görüyorum. Bu destek hep yani hiçbir zaman azalmadı. Tereddütler tabii ki oldu. En başta komisyon çalışmalarına başladığımızda "Acaba ne olacak?" diyen bir böyle iyimser bile olsa bir temkinli iyimserlik söz konusuydu. Çok şükür tereddütlerin, birtakım işte böyle yanlış anlamaların, anlatmaların gerçek olmadığı ortaya çıktı.

BUNDAN SONRA NELER OLACAK?

Şimdi yaklaşık 2 senedir çok şükür, TUSAŞ saldırısını dışarıda bırakırsanız, bu memleketin hiçbir yerinde terör saldırısı olmuyor. Terör, silahlar patlamıyor, insanlar ölmüyor. TUSAŞ saldırısı da çok kuvvetle muhtemel ki süreci akamete uğratmak isteyen bir provokasyon. Şimdi, biz hep başından beri bir şey söylüyoruz. Yani terör sadece tek başına Türkiye'de terörün bitmesi değil. Türkiye'de eğer terör biterse bu, terörsüz bir bölgenin de kapılarını sonuna kadar açar ya da tam tersine bölgede terör örgütleri elimine edildikçe bu Türkiye'nin de terörden tamamıyla sulh-u selamet içerisinde olmasını temin eder. Yani şimdi buradayız. 5 kilometre ötesi Irak sınırı, Irak toprakları. Biraz aşağıya gidin, Cizre'nin tam karşısı da Suriye toprakları. Yani bu toprakları birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Yani buradaki halk birbirinin akrabası, komşusu, aynı aşiretin insanları. Dolayısıyla terörsüz bölge dediğimiz şey bir hayal, bir masal falan değil. Tam tersine sahanın realitesi budur.

Bu, bu bölgenin insanları Türklerin, Kürtlerin, Arapların ne tarihi anlamda ne kültürel anlamda ne bugün itibariyle ne yarın itibariyle en ufak bir ihtilafı, en ufak bir kavgası yoktur. Aramıza konulmak istenen bu, bir zamanlar emperyalist güçlerin vekil güçleri olarak kullanılan bu örgütleri şöyle kaldırıp bir kenara koyduğumuz zaman Allah'ın izniyle ondan sonra bu topraklarda, bu geniş coğrafyada halklar barış ve huzur içerisinde yaşayacak. E yani pratik olarak bu Türkiye'nin içerisinde terörün bitmesinin karşı tarafa ne kadar büyük bir fayda sağladığını ya da Suriye topraklarında terörün bitmesinin ne kadar Türkiye topraklarını rahatlattığını bu süreç içerisinde bile görüyoruz. Allah'ın izniyle çok kısa bir süre içerisinde PKK terör örgütü tamamıyla silahlarını bıraktığı ve münfesih bir örgüt haline döndükten sonra çok daha işlerimiz kolay olacaktır, önümüz açık olacaktır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN SOSYLOJİİK KARŞILIĞI

Tekraren söylüyorum. Yani bu topraklarda Türk'le Kürt'ün şimdiye kadar bir kavgası, gürültüsü olmadı. İstanbul'da yaşıyoruz, Ankara'da yaşıyoruz, büyükşehirlerde yaşıyoruz. Hiçbir komşu Türk ya da Kürt olduğu için birbirine bir husumet içerisine girmedi. Hatta ve hatta, ben çocukluğumu hatırlıyorum İstanbul'da, Fatih'te oturuyoruz, hala evim orada. Şunu ben hiçbir komşunun etnik kimliğini sorduğunu, sorguladığını hatırlamam. İnsanlar nereli olduğunu, sorardı nereli olduğunu belki ama "Kürt müdür, Türk müdür, Arap mıdır, Çerkez midir, Laz mıdır?" bunlarla ilgilenmezdi. E bu etnik aidiyetler üzerinden farklılaştırmak, kimlikleri farklılaştırmak tam da sosyolojiye müdahaledir. Türkiye sosyolojisinin aslı, burada asırlardır bu halkların kardeşlik içerisinde yaşamış olmalarıdır. Hele hele Osmanlı Cihan Devleti dağıldıktan sonra çok geniş coğrafyalardan insanlar, Kafkaslar'dan, Balkanlar'dan, Orta Doğu'dan geldiler ve bizim Anadolu topraklarımızda yerleştiler ve onlar da buranın bir parçası haline geldiler. Şimdi kardeşliği lafla değil, sözle değil, fiilen asırlardır uygulamış olan bir milletin sosyolojisi aslında budur. Yani demin konuşmamda da ifade ettim. Sultan Alparslan'ın çocuklarıyla Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarını nasıl birbirinden ayıracaksınız? Kılıçarslan'ın çocuklarını nasıl birbirinden ayıracaksınız? Hangi kültürel gerekçeyle bunları farklılaştıracaksınız? Birisinin ana dili Türkçe'dir, birisinin ana dili Kürtçe'dir, ötekinin ana dili Arapça'dır. Yani dillerimizin farklılıkları da bizim birleşmemiz, bilişip tanışmamız için Allah'ın rahmetidir.

FARKLILIKLARIMIZ DÜŞMANLIK VESİLESİ OLMADI

Biz hiçbir zaman farklılığımızı bir düşmanlık vesilesi kılmadık. Hiçbir zaman farklılığımızı ayrıştırma vesilesi de kılmadık. Dolayısıyla şimdi terör örgütlerinin varlığı, halkın diken üstünde oturuyor olması, diyelim ki Şırnaklı bir vatandaşın, Cizreli bir vatandaşın buralara gelip çoluk çocuğuyla birlikte bir arada olamayışı, piknik yapamayışı, işte Hazreti Nuh'un gemisini, Sefine-i Nuh'u ziyaret edememesi falan, e şimdi bunların hepsi geride kaldı. Şimdi bu halk, sosyolojisi bu şekilde çalıştı, asırlardır böyle çalıştı. İnşallah tekrar birlikte barış içinde yaşamaya devam edeceğiz.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN EKONOMİYE ETKİSİ

Şimdi çok kısa süre içerisinde bunları göreceğiz, görmeye başladık. Demin örnek verdim, Gabar'daki petrolün 80 bin varil, 100 bini hedefliyorlar, 100 bin varili hedefliyorlar. Bunun büyük bir zenginlik vesilesi olacağını, terörün bölgeden ayrıldığını düşünün. Sadece bir örnek proje olarak söyleyeyim: Irak'ın güneyinden gelerek buralara, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nden de geçerek, Türkiye'nin içerisinden de geçecek olan Kalkınma Yolu Projesi'nin gerçekleştiğini düşünün; bütün bölgeye büyük bir zenginlik katacak. Yine aynı şekilde bu şehirlerin birbirleriyle olan kültürel yakınlığı... Mesela Antep'in Halep'ten hangi unsur Antep'le Halep'i birbirinden ayırt edebilir? Yani Halep, Antep komşu iki ilçe gibidir, iki il gibidir. Dolayısıyla buralarda ortak yönetimler başlayacak, buralarda ortak kültürel faaliyetler başlayacak. Üniversite belki eğitimleri ortaklaşmaya başlayacak. Biz bir zamanlar çalışmıştık yıllar evvel, sınır aşan sinerjik koridorlar, 9 koridor belirlemiştik. Bu sınır aşan sinerjik koridorlar vasıtasıyla şehirler üzerinden, Türkiye'nin bölgesindeki bütün ülkelerle çok yakın bir kalkınma, iş birliği süreci başlayacak. Allah'ın izniyle gayet olumlu bir merhaleye doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Allah nazardan saklasın. Allah birtakım şer odaklarının provokasyonlarına fırsat vermesin diye düşünüyorum. Bölgemizdeki hele gelişmelere de baktığınız zaman Cenab-ı Allah bu ülkeye, bu millete imkan, fırsat ve mühlet versin. İnşallah istikrar içerisinde, barış içerisinde daha nice uzun yıllar devam etmeyi nasip etsin.

TÜRKİYE'NİN NATO'YA EV SAHİPLİĞİ YAPMASI

Hakikaten bunu bir taraflı olarak, kendim Türk milletinin bir ferdi olduğum için söylemiyorum. Türkiye artık bundan sonra Türkiye'nin önlenemeyen yükselişine hep beraber şahit olacağız. Zaman bunu gösteriyor. Türkiye her alanda hakikaten bir yıldız gibi parlamaya başladı. Henüz önümüzde çok yol var, çok mesafe var. Bu zirveler de bunların sadece bir göstergesi. Benim hatırlayabildiğim kadarıyla bu yıl 5 tane büyük zirveye ev sahipliği yapıyoruz. Bunlardan birisi işte bizim Nisan ayında gerçekleştirdiğimiz IPU, Dünya Parlamentolar Birliği Kongresi'ydi, yıllık zirvesiydi. 2400 meclis başkanı, 800'e yakın milletvekili olmak üzere 2400 kişiyi ağırladık. Yani bütün ülkelerin neredeyse buradaydı. Muazzam bir organizasyondu. Aynı hafta sonunda Antalya'da Antalya Diplomasi Forumu'nu gerçekleştirdik, binlerce insan katıldı. Çok üst düzey siyasetçiler katıldı. İşte geçtiğimiz hafta İstanbul'da NATO Meclis Başkanları Toplantısı'nı gerçekleştirdik. Fevkalade güzel, etkin bir toplantı oldu. Şimdi inşallah ayın 7'sinde, 8'inde Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanımız NATO liderlerine ev sahipliği yapacak ve Kasım ayında da COP31'in Antalya'yadaki zirvesine şahit olacağız. Ben bile sayarken yoruldum. Şimdi bir de irili ufaklı başka birçok toplantıya ev sahipliği yapıyoruz. Size temin ederim ki herhangi bir Avrupa ülkesi bunlardan birisini ancak bir yıl içerisinde yapabilir. Bu Türkiye'nin hem organizasyon kabiliyetini gösteriyor hem de Türkiye'nin artık bir merkez haline dönmeye başladığını, bir çekim merkezi haline geldiğini ifade ediyor. Küresel diplomasinin önemli merkezlerinden birisi haline gelmiş oldu. Burada tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu lider diplomasisinin çok büyük bir katkısı var. Yine aynı şekilde Türkiye'nin hemen hemen dünyanın bütün sorunlarında ortaya koyduğu diplomasi masasının açık tutulması, müzakerelerin açık tutulması konusundaki kararlılığının çok büyük bir rolü var. Yani nihai sonuç elde edilmemiş olabilir ama Dolmabahçe'de Ukrayna ve Rus tarafının bir masa etrafına gelip müzakere yapmış olması, hazırlık metnini imzalamış olmaları çok tarihi önemdedir. Onun sonucunda Rusya-Ukrayna barışmadı belki ama mesela Tahıl Koridoru açık durdu. İki taraftan karşılıklı çok sayıda insanlar esir takasları gerçekleşti. Millet bunu görüyor. Yani Türkiye bir şey yapıyor, en zor konuda bile, en uzlaşmaz insanlarla, insanların arasında arabuluculuk yapıyor. Bölgeye bir barış vizyonu koyuyor. Şimdi aynı şekilde inşallah önümüzdeki dönemde orada da Türkiye'nin çok büyük gücünü ve etkisini göreceğiz. Ermenistan'la Azerbaycan arasındaki Kafkaslar'daki bu anlaşma zemini artık belli bir noktaya kadar geldi. İnşallah buraya Türkiye'nin de katılımıyla birlikte Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan orada bir merkez oluşturacak, bir güç oluşturacak. Bütün bunların hepsinde Türkiye... Şimdi düşünün, Karabağ işgal edilmiş bir Azerbaycan, ondan sonra Türkiye gerçekten her platformda, bütün diplomasi platformunda destek veriyor ve 44 gün süren bir büyük destanla Azerbaycan topraklarını kurtarıyor.

NATO YENİ BİR DÖNEME GİRMEYE MECBUR

NATO'nun yeni bir döneme girmek mecburiyetinde olduğu aşikâr. Yani tarihi biraz geriye doğru alalım. 2014 Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakı ile birlikte özellikle Avrupa kıtasında yeni bir dönem başladı. Avrupa Birliği buna karşı fazla ses çıkaramadı. O zaman hatırlayın, Merkel'in bazı demeçleri dışarısında herhangi bir ortak tavır ortaya konulamadı. NATO hiçbir perspektif sunamadı. Dolayısıyla Avrupa kıtası, Rusya karşısında özellikle güvenlik ihtiyaçları bakımından büyük bir zafiyet içerisinde oldu. Bunu biz Avrupalı mevkidaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde de çok açık görüyoruz. Gündeme onlar da getiriyor, biz de söylediğimizde onaylıyorlar. Dolayısıyla Avrupa'nın ciddi bir güvenlik ihtiyacının olduğu son 10-12 yıldır aşikâr.

Üstüne üstlük Sayın Trump'ın ikinci dönem başkanlığı kazandıktan sonraki dönemde yeni bir boyut daha gelişti. Trump artık "Ben Avrupa'nın yükünü sırtımda taşımayacağım. Amiyane tabirle söylüyorum, ne haliniz varsa görün" demeye getirdi Avrupa'ya karşı. Bu da Avrupa'da çok ciddi bir, Avrupa-Atlantik bakışında ciddi farklılaşmaların ortaya çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla burada yeniden NATO ittifakının geleceğine dair bağlılıklarını teyit etmek bakımından bu toplantının önemli olduğunu düşünüyoruz. Yeni bir NATO kompleksi, yeni bir anlayışın ortaya, konseptin ortaya çıkması lazım.

Ayrıca şunun da herhalde tartışılması gerekiyor: Sadece savaşları önlemek, sadece silahlarla, bombalarla vesaire olsaydı şimdiye kadar çıkan savaşların hepsi bir şekilde önlenebilirdi. NATO'nun savaşı önleme kabiliyetini artırabilmek için "nasıl barış kurabileceğine" ilişkin de görüşlerini bir şekilde olgunlaştırması lazım. Şahsen ben bundan uzak bir noktada olduğunu görüyorum NATO'nun ama eğer NATO gerçekten sağlıklı bir şekilde devam edecekse bunu da, üzerinde de çalışmaları gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka önemli mesele de tabii savunma harcamalarıyla ilgili. Geçtiğimiz sene Brüksel'de olan NATO toplantısında en temel meselelerden birisi, NATO ülkelerinin gayrisafi milli hasılalarının %5'ini savunma harcamalarına ayırmasıydı. Çoğu Avrupa ülkesi için bu çok uzak bir nokta. Çoğu Avrupa ülkesinde de özellikle savunma sanayisinde son yıllarda ciddi bir yatırım eksikliğinin olduğunu görüyoruz. Kendi mühimmatlarını, kendi savunma araç ve gereçlerini üretemediklerini görüyoruz.

Tam burada Türkiye öne çıkıyor. Çok ciddi bir yıldız gibi parlıyor. İşte geçen gelen meclis başkanlarını heyet olarak Baykar'a ziyarete gittiler. Orada çok değerli bir sunum yapıldı Sayın Selçuk Bayraktar tarafından ve hepsi gayet büyük bir memnuniyetle izlediler. Ve şunu gördüler: Türkiye, özellikle savunma sanayisindeki, yeni nesil savunma sanayi ürünlerinde önemli, adından söz ettiren, dünyada birçok ülkeyle rekabet edebilen bir ülke haline gelmiş durumda.

TRUMP'IN SÖZLERİ TÜRKİYE'YE VERDİĞİ ÖNEMİ GÖSTERİYOR

Bütün bunların hepsinin konuşulduğu, zaman zaman belli belki Avrupa'nın yeni güvenlik arayışları konusunda tartışmaların da geçmesi muhtemel bir zirveye gidiyoruz. Bu zirvenin tam da böyle bir dönemde, NATO içindeki ihtilafların da olduğu bir dönemde Türkiye'de yapılmıyor olması ayrıca önemlidir. Zaten Sayın Trump'ın da durduk yerde, hem de böyle "Eğer Sayın Erdoğan beni davet etmemiş olsaydı Türkiye'ye gelmezdim" manasına gelecek sözler söylemesi de gerçekten dünyanın Türkiye'ye ne kadar önem verdiğini gösteriyor.

CHP'DEKİ TARTIŞMALAR

Bunu samimiyetimle, bütün samimiyetimle söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle bir görüntü içerisinde olması, dan asla razı değiliz. İçimiz sızlıyor. yeri geldiği zaman Türkiye'nin kurucu partisi, ilk, en azından bütün partilerin ilki diyelim Türkiye Cumhuriyeti bakımından. Cumhuriyet Halk Partisi'nin böyle bir iç, türbülansının içerisinde olması, iç karışıklığının içerisinde olması, zaman zaman bunların da, böyle, istemediğimiz boyutlarda olması,  bizleri de üzüyor. Fevkalade ciddi şekilde üzüyor. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an evvel kendi iç huzursuzluğundan, kurtulmasını ve Türkiye'nin şu anda Meclis'teki, sayısal olarak ikinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Türkiye'nin esas demin konuştuğumuz ve başka meseleler gibi... Yani terörsüz Türkiye gibi olsun, Türkiye'nin dışarıdaki temsili olsun. Yani milli meselelerimizde,  çözüm üreten, kararlılık içerisinde olan, Türkiye'de hakikaten iktidar alternatifi olan bir parti, görünümüne, haline gelmesini temenni ederim. Bunun Türkiye'ye çok büyük kazancı olacağını da düşünüyorum. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin, samimi temennim bu görüntüsünden bir an evvel uzaklaşmasıdır.

Daha evvel de Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisinde bu tür şeyler olmuş. İşte, hem, mesela 1993'te o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Aydın Güven Gürkan'la, pardon Murat Karayalçın'la, Grup Başkanı Aydın Güven Gürkan arasında farklılıklar olmuş ama, , bildiğim kadarıyla gelip aynı ortamda konuşabilmişler. Meselelerini bir şekilde kendi parti içerisindeki süreçlerde halledebilmişler. Ben Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımıza bunu tavsiye ederim.

Meclis yönetimi bakımından ise ısrarla söylediğim başından beri bir şey var.  Meclis Başkanlığı, parlamento hukuku ile sorumludur. Yani Siyasi Partiler Yasası, Meclis İçtüzüğü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi tüzüğü ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin, grup yönetmeliğiyle, kayıtlıdır. Yani buradan bize... Bir de tabii biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde kim kimin, ne oldu, nasıl seçti, biz bunu bilmeyiz. Bize gelecek olan yazılarla biz buna karar veririz. Dolayısıyla gerek Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'ndan, gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan ve Başkanlığı'ndan gelen yazıları biz muhatap alır ve bunu işleme koyarız. Şimdiye kadar da öyle yaptık. Ama aralarında herhangi bir konuda,  problem var, ya bunun çözüm yeri Meclis Başkanlığı değildir. Meclis Başkanlığı mahkeme değildir. Mahkeme iki taraf arasında olan,  tartışmayı sonlandıracak mahkeme değildir. Meclis Başkanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin vasisi de değildir. Yani "Sen onu öyle yaptın ama yanlış yaptın, sen de onu yanlış yaptın, hadi böyle doğrusu" diyecek konumda değiliz. Biz bütün partilere, karşı eşit mesafedeyiz ve her parti kendi iç hukukuyla, Meclis'te var olur ve Meclis grubunu, yönetir. Partinin kendi grubunun nasıl yönetileceği meselesi ise, parti yönetiminin kendisini nasıl yöneteceği, tabii ki partinin genel başkanının ve ilgili kurullarının, görevidir. Dolayısıyla, parlamento hukuku bakımından, yani hiç taviz vermeden birebir parlamento hukuku bize hangi alanlarda hareket etmemizi söylüyorsa o şekilde hareket ediyoruz. Ümit ederim ki bu ihtilaflar da kendi içlerinde bir an evvel biter.

TARTIŞMALAR MECLİS'İN SAYGINLIĞINA ZARAR VERİYOR

Yani bakın siyasi rekabet başka bir şey, siyasi rekabeti güç kullanarak çözmeye çalışmak başka bir şeydir. Şimdi o gün belki bazı arkadaşlar yadırgadılar ama sonuna kadar izledim. Yani Meclis'in dışında her iki tarafın taraftarları bir araya geldiler. Ya birbirlerine şişe attılar, terlik atanlar oldu, sopa atanlar oldu. Yani siyaset bu değil. eğer o görüntü içeriye taşınsa müsaade etmezdik ama yani o görüntü Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup toplantısına yansımış olsaydı Allah muhafaza. Buna müsaade etmemek için içeriye giriş yasağı koyduk ve çok da isabetli bir karar oldu. Onunla birlikte en azından tartışmalar, o gün itibarıyla sona erdirilmiş oldu. Yani biz, nihayetinde parti içi ihtilaf dediğimiz şey, bir savaş değil. Efendim birisi bir başkasını yok etmek üzerine orada var olmuyor. Yani "Ben partiyi daha iyi yönetirim, sen daha iyi yönetirsin"  tartışmasıdır. Dolayısıyla bunların makul sınırlar içerisinde olması, ve kendi parti hukuklarının, gereğini yerine getirmelerini tavsiye ederim. Tavsiye edebilirim, başka daha ileri bir şey söyleyemem.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!