GeriGündem Slogan sanatı mahkemelik oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Slogan sanatı mahkemelik oldu

Bir döneme damgasını vuran türkü/marşların yaratıcısı Mehmet Koç, 'eser'lerinin çalınmasından davacı...

1960'ların sonlarını, 1970'leri ve 12 Eylül sürecini yakından ve solcu olarak yaşayanlar onu hatırlayacak: Bir döneme damgasını vuran türkü/marşların söz yazarı ve bestecisi, Mehmet Koç. Bu parçalar, bugünden bakınca sanattan çok melodili slogana benzese de o yıllarda yüzbinlerce insan tarafından sokaklarda, mitinglerde, konser salonlarında söylendi. Hem de birbirinin 'gözünü oyan' siyasetlere mensup insanlar tarafından; hep bir ağızdan! Deniz Gezmiş'e ağıt diye nitelenebilecek ‘‘Şarkışla'ya düşürmesin...’’ türküsü bunlardan biri dersek, taşlar yerine iyice oturacaktır sanırız. Bu türkülerden oluşan onlarca 45'lik ve kaset yapan Koç, müziği çoktan bırakmış. artık ressam. Ama kendisi yurtdışındayken kimi türkülerinin başkalarınca sahiplenildiğini öğrenince oldukça kızmış. Açtığı davaların kimini kazanmış, kimi sürüyor.

1965'te, Ankara'da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi ve doğal olarak solcu! Eli taa beş yaşından beri bağlama tutsa da, bunu kimselere söyleyemiyor. Çünkü o dönem gençlik, Türk Halk Müziği'ni ‘‘geri’’ buluyor. Batı müziği ise henüz ‘‘burjuva müziği’’ olarak ilan edilmemiş! Dolayısıyla bu iki ara bir derede, üniversitedeki arkadaşlarıyla batı müziği orkestrası kuruyor: Ankara Ekspresi.

Okul partilerinde, sağda solda müzik yaparak eğleniyorlar. Ancak bir yandan da sola yatkın düşündüğü için, öğrenci Mehmet, bir arkadaşının önerisiyle Ruhi Su'yu ziyarete gidiyor. Yıl 1968.

Arkadaşı, Mehmet Koç'un bağlama çaldığını çıtlatıyor Ruhi Su'ya. Su da ‘‘çal’’ diyor. Dinledikten sonra, çıkışıyor: ‘‘Sen niye bizim müziğimizi çalmıyorsun, çalmalısın. Yarın gel sana kaset yapacağız!’’

Mehmet Koç'un anlattığına göre, gerçekten de bir gün sonra stüdyoya giriliyor ve ilk 45'liği yapılıyor. Plaktaki ‘‘Anasını avradını...’’ parçası inanılmaz tutuyor! (Meraklısı için sözlerinden bir kuple: On liralık yövmiyenin/ doğrusunu demeyenin/tefeciye sövmeyenin/ anasını avradını...)

BUYRUN SLOGAN SANATINA

Koç'un popüler ‘‘müzik’’ serüveni böyle başlıyor işte. Direkt damardan girerek ürettiği bu müziğe, bir nevi protest müzik diyor şimdi. ‘‘Halk müziği filan da değil. Sonradan yazarlar buldu bunun adını, en güzel niteleme de oydu: Slogan Sanatı! Şöyle sözler yazıyordum: Emperyalist duvar yıktık dağı yıkacağız... Malatya'dan çıktı kızıl makine/Herkes silahını alsın eline oy battal battal... Hepimiz birer Mahiriz/Kanımıza kan isteriz, hain tuzaklarda/kan uykularda/vurulduk ey halkım unutma bizi, filan.’’

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan idam ediliyor, Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere'de öldürülüyor. Bütün ağıtları Mehmet Koç yakıyor. Tüm siyasetlerin, hep bir ağızdan söylediği bu parçalardan biri, o dönemi yaşamış herkesin çok iyi hatırlayacağı parça:

Şarkışla'ya düşürmesin Allah

sevgili kulunu

Gemerek'te çevirmişler

Deniz Gezmiş'in yolunu

Mehmet Koç, ‘‘sonra diğerleri geldi’’ diyor. Neler mi? Mesela, ‘‘Mebus Beyler Maaşınız Kaçtan Kaça Çıktı Yine’’, ‘‘Zindanlar Zindanlar Zalim Zindanlar’’, ‘‘Tükenmeyiz Vurmak İle’’, ‘‘İşçiler Köylüler Yoksul Emmiler’’, ‘‘Hoşt, Hoştlar Karası’’, ‘‘Şu Metris'in Önü’’, ‘‘Acıya Kurşun Geçmez...’’

YANLIŞ TÜRKÜLER!

1980'e doğru, bazı şeyleri farkediyor Mehmet Koç; kendini hem siyaset olarak yanlış bir yerde, hem de 'yanlış türküler' söylerken buluyor. Kamyonlarca satsa da, olmayan bir müzik yaptığını düşünüyor. ‘‘Adamakıllı bir müzik yapayım artık’’ diyerek, eskiden beri tanıdığı Garo Mafyan, Onno Tunç gibi isimlerle bir LP hazırlıyor. ‘‘Ama, hep ne olurdu, biz kaset yapardık, polis toplardı. Bu kez benim siyasetim toplattı, burjuva müziği diye! İçinde aşk, ayrılık türküleri vardı.’’

Siyasetiyle arasına mesafeyi o zaman koyuyor. Zaten ardından 12 Eylül geliyor. Yurtdışına gidiyor; ardında 42 adet 45'lik, yedi LP, 18 kaset, iki şiir, iki öykü kitabı ve bir antoloji bırakarak...

Tiyatro eğitiminin üzerine, Paris'te bir de resim eğitimini ekliyor: Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Jean Lugues Atölyesi'nde eğitim görüyor. Müziği bırakıp ressam oluyor. Birçok ülkede kişisel ve karma sergiler açıyor, Belçika Akademi Ödülü'nü kazanıyor. Yaptıkları arasında Japonya'da bir grup ressamla birlikte katıldığı sualtı resim çalışmaları da var.

Geçtiğimiz günlerde Almanya'ya yerleşti Mehmet Koç. Bu kez arkasında bıraktığı, bir sürü davalıydı... Yani, geçmiş yıllarda imza attığı, yüzbinlerce insana okuduğu, okuttuğu pek çok türkünün, ülkeyi terkedişinden sonra başkalarınca sahiplendiğini öğrendikten sonra açtığı davaların tarafları. ‘‘1980'de giderken tüm kasetlerime, plaklarıma el konduğu için hiçbiri yoktu bende. Son yıllarda bazı arkadaşlar, ya senin şu parçanı şu söylüyor, bu parçanı bu okuyor demeye başladı. Baktım hakikaten öyle. Tepem attı.’’

Yaptığı kasetlerin kapaklarını, eş dosttan topluyor ve çıkıyor mahkeme huzuruna. ‘‘Bizim kaset yaptığımız yıllarda telif hakları diye birşey sözkonusu değil. Akşam yaz, sabaha kim okursa onun elinde kalıyor. Ya da siz okuyun, anonim yazın, bitti. İsterseniz İstiklal Marşı'nı, Aşık Veysel'in bütün parçalarını üzerinize kaydettirebilirsiniz! Burada da öyle. Kimisi anonim demiş parçama, kimi ben yazdım demiş... Mesela Metris'in Önü, benim parçam. Ben bunu 1985'te okudum kasede. Ali Asker 1990'dan sonra, anonim bile demiyor, benim diyor! Kazandım tabii ki davayı. Ada Plak telifimi ödedi. Ama benim için önemli olan para değil. Sadece benim yaptığımın bilinmesini istiyorum.’’

SON BİR ALBÜM

Aynı parça için Güler Işık, Selda Bağcan, Yusuf Gül ve Sevim İnce'ye açtığı davalar ise devam ediyor. Dersimliler adlı parçası için Ahmet Kaya ve Fuat Yavaş'a açtığı davalar da... ‘‘Leylim Ley de benim parçam, okuduğum tarih 1969. Ama anonim olarak yerleşti. Kanıtlama imkanım yok. Selda Anam Irgat Babam Irgat şarkısının benim olduğunu yazmıştı, bir başkası yazmadı, ispat edemedim. Ben bu parçaları okuduğum zaman, Ali Asker, Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli şarkıcı bile değildi.’’

Mehmet Koç'un şu anda (adı belirtilerek) icra edilen parçalarının sayısı 25. Aralarında, Yar Dönmüyor Dönmüyor (Arif Sağ ve Yıldız Türkoğlu söylüyor), Dilo Dilo (Tolga Sağ, Kahtalı Mıçı, Süleyman Sarı), Hele Ulaşa Ulaşa (20'den fazla sanatçı söylüyor) var. Şarkışlaya Düşürmesin parçasını ise Hüseyin Duran, Zülfü Livaneli, Derdi Yoklar grubu, Şirin gibi sanatçılar yorumlamış. İbrahim Tatlıses'in de yorumladığı bir parçası var: Sazın Silahımdır Sözüm Mermi.

Mehmet Koç, Almanya'ya gitmeden son bir albüm yaptı: 68'liler. Kaset kapağının çok görünen bir yerinde, ‘‘Şarkıların söz ve müzikleri Mehmet Koç'a aittir’’ yazıyor. Belki de ilk kez! Ve yine belki de ilk kez slogan sanatı da değil yaptığı: Albümü Sevgilim Gidiyorum/Ay Düştü Pencereme/Sevincim Sığınağımsın/Yine Delişir Yüreğim/Ölü Ozanlar Şehri/Anadolu Türküsüyüm/Nazlı Kuş gibi parçalardan oluşuyor.

Ne İsa’ya ne Musa'ya

Mensubu olduğu siyaset de, yazdığı şarkılar kadar ‘‘keskin’’miş Mehmet Koç'un. Ama asıl arkadaşlarının hep TKP'li, TİP'li olduğunu anlatıyor. Dağa filan da çıkmamış, silahlı bir eyleme katılmamış. Yine de böyle bir siyasetten olmanın ‘‘zorluklarını’’ yaşamış. Aşağıda anlatılacağı üzre...

Bir kere, her konser sonrası gözaltı, tutuklama... Gözaltıların sayısı yüzlerce, ama tam 17 kez tutuklandığını ve aylarca hapiste yattığını anlatıyor. Giderek polisten kaçmak için taktikler geliştirmeye başlamış. ‘‘Anadolu'da bir konsere gidiyoruz. Salonun önüne tüm emniyet güçlerini yığıyorlar. Ben çıkıyorum türkülerimi söylüyorum, sonra folklor gösterisi var, giyiyorum şalvarı, bir de bıyık takıyorum kendime, oynuyoruz ve ben öyle geçip gidiyorum...’’

Bir gün de Kavaklıdere Sineması'nda çevirmişler hepsini. O zamanlar Koç'un saçları şimdikinden uzun, üstelik alnı da açılmamış! O gün saçlarını iki yanından örmüş, boynuna da boncuklar takmış, bir de ağzında sakız! Yani dönemin ‘‘devrimci’’ tipine hiç mi hiç uymuyor. 50 kişinin içinde, assubayın gözleri önce kendisini seçiyor; ‘‘Senin ne işin var burada, çabuk kaybol!’’

BİZ DELİYDİK

Şimdi komik anılar olarak anlattığı bu olaylar, elbette Türkiye'nin darbesi bol yakın tarihinin ciddi enstantaneleri. Az dayak da yememiş. İşin bir trajikomik yanı da, bütün bunlar olurken, Koç'un bir yandan da bazı KİT'lerde genel müdürlük yapıyor olması. Devlet memuru yani. Ama ‘‘belediyedeki ilk solculardan biri’’ olarak yaşadığı olay da anlatmadan geçilecek türden değil: ‘‘Arjantin konsolosluğunun suyunu kestik. Eee, Arjantin'de darbe oldu, enternasyonal dayanışma!’’

Neyse sonunda, kelimenin tam anlamıyla deli olduklarını da itiraf ediyor. Çünkü Sivaslı ve Alevi, bir dönem ‘‘dedelik’’ müessesesini yıkmaya kalkışmışlar. Sonunda dedelerden biri dert yanmış: ‘‘Yahu yıkacak başka bir şey bulamadınız mı? Devlet de bizim cemevlerimizi kapatıyor, biz yokuz ki zaten!’’

BABASI ÖRGÜT

‘‘Keskin’’ bir siyasetten olmasının ceremesini sadece devlet yüzünden çekmemiş Mehmet Koç. Bir o kadar da, bizzat bu siyasetin ileri gelenleri yüzünden çekmiş. Şöyle: ‘‘Benim siyasetim bir gün bir 'yasa' çıkardı. Her kim ki vatandaşın kızlarıyla gezerken görülürse, onu öldürürüz! Ben de bir yazı yazdım, çünkü adım çapkına çıkmış o zamanlar, ‘Beni atın bu siyasetten, ben yapamam!' dedim. Atamıyorlar da. Arkamda binlerce insan var, yaptığım müzikten dolayı. Tamam dediler, yap ama fazla gösterme!

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle