GeriGündem Size 3 gün süre yoksa kötü olur
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Size 3 gün süre yoksa kötü olur

Ankara, Irak konusunda zaman kazanmak istiyordu. Ancak Büyükelçi Pearson, Gül'e, Başkan Bush'un çok sert bir mesajını iletti. Daha sonra Başbakan Gül'e, ‘‘Bunun Johnson mektubundan farkı ne?’’ dedirtecek mesajda Bush, kuzey cephesi için Türkiye'ye 3 gün süre veriyordu. Olumlu yanıt gelmediği takdirde Türk-ABD ilişkilerinin kötü yönde etkileneceği tehdidinde bulunuyordu.ABD Büyükelçisi Robert Pearson, Washington'dan gelen Başkan Bush'un mesajını önündeki káğıttan okumaya devam etti:‘‘Kuzey cephesi konusundaki kararınızı 3 gün içinde bildirmenizi bekliyoruz.’’Başbakan Abdullah Gül, Bush'un mesajının sert içeriği karşısında dehşete düşmüştü. Tarih, 21 Aralık Cumartesi gününü gösteriyordu.Pearson, Başkan Bush'tan Gül'e iletilmek üzere özel bir mesaj geldiğini belirterek, acil bir görüşme talebinde bulunmuştu.Wolfowitz'in 3 Aralık tarihinde Ankara'yı ziyaret edip keşif faaliyetinin başlaması konusunda gerekli izni almasına ve bir hafta sonra AKP Lideri Erdoğan'ın Beyaz Saray ziyaretinde ortaya çıkan bütün olumlu havaya rağmen hazırlıklarda hiçbir ilerleme sağlanmamıştı. Wolfowitz'in, Amerikalı mühendisleri aralık ayının 3'üncü haftasında keşif faaliyeti için hemen araziye çıkartmak yolundaki bütün isteğine karşılık, Türk tarafı işi ağırdan alıyordu.Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, Ankara zaman kazanmak istiyor ve frene basıyordu. İkinci neden, Türk tarafının daha işin başından itibaren ABD ile girilecek işbirliğinde her şeyi kurala bağlamak istemesiydi.150 İSTİHKAMCI GELECEK PROTOKOLÜ İMZALAYIN1991'deki Körfez krizinde bütün kararların başkan baba George Bush ile dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal arasında telefon hattı üzerinden sözlü bir çerçevede alınıp, hemen hemen hiçbir işin kurala bağlanmaması hem Dışişleri'nde, hem de askeri bürokraside olumsuz bir tecrübe olarak hatırlanıyordu. Bu kez her şey kurala bağlanacaktı. Ankara, keşif faaliyeti için gelecek Amerikalı mühendis ve askeri uzmanlar için bir protokol yapılmasını koşul olarak öne sürdü.Amerikan tarafı 150 istihkamcının gelişi için protokol imzalanması koşulundan memnun olmadı. Washington, NATO'nun ‘‘Yabancı Birliklerin Statüsü’’ (SOFA) anlaşması çerçevesinde Pentagon heyetinin protokol olmadan gelip inceleme yapabileceğini bildirdi. Dışişleri, ‘‘Bir NATO harekátı söz konusu değil. NATO'dan alınmış karar yok. Dolayısıyla, bu tür askeri faaliyetler ikili işbirliği kapsamına girer. Ayrı protokol gerekir’’ yanıtını verdi. Amerikan tarafı, bütün isteksizliğine rağmen 17 Aralık tarihinde Türk tarafıyla protokolü görüşmek üzere masaya oturdu.Görüşmeler, Dışişleri teknisyenlerinin de katılımıyla askeri makamlar arasında yürütülüyordu. Türk tarafının daha müzakereler açılır açılmaz, katı bir tutum alarak NATO'nun SOFA anlaşmasının geçerli olamayacağını belirtti ve SOFA'nın ilerisine giden ödünler istedi. ABD tarafı itiraz etti. Amerikalılara göre, sadece SOFA anlaşması yeterliydi. Bu anlaşma, ABD'li askerlerin başka bir NATO ülkesinde görev başında iken bulundukları ülkenin vatandaşları ya da kamu otoritesi ile hukuki bir ihtilafa girmeleri halinde, doğrudan Amerikan mahkemelerinin yetkili kılınmasını öngörüyordu.ANKARA'DAN OLUMSUZ İLK SİNYAL GELİYORTürk tarafı, daha sonraki aşamalarda on binlerce Amerikalı askerin Türkiye'ye geleceğini dikkate alarak, ortaya çıkabilecek sorunlar nedeniyle SOFA anlaşmasının ilerisine geçen ve Türk mahkemelerini de yetkili kılan bir formül üzerinde ısrar ediyordu. İşin başında keşif faaliyeti için yapılacak anlaşma sonraki protokoller bir emsal oluşturacaktı.Türk tarafının, 150 mühendisin Türkiye'deki keşif faaliyeti için getirdiği ağır koşullar Washington'un canını sıktı.Amerikan tarafı, Wolfowitz'in gezisi ve Erdoğan'ın Beyaz Saray ziyaretinden yayılan bütün olumlu havaya rağmen, Türkiye cephesinde istedikleri süratte ilerleyemeyeceğini anlamıştı.ABD'DEN ‘BU İŞİN ŞAKASI YOK’ MESAJIBaşkan Bush'un Başbakan Gül'e gönderdiği mesajın gerisinde Türk tarafının işi ağırdan alan, her şeyi kurala bağlamak isteyen pazarlıkçı yaklaşımını kırma amacı yatıyordu. Ankara'ya ‘‘Bu işin şakası yok’’ mesajı verilecekti.Büyükelçi Pearson, 21 Aralık Cuma günü akşam saatlerinde Başbakanlık'ta yapılan bu görüşmeye elinde Bush'un mesajıyla geldi ve ‘‘Başkan'ın mesajını size sözlü olarak aktaracağım’’ diye söze girdi.Ardından Türk tarafının not alabilmesi için mesajı ağır bir şekilde okumaya başladı. Pearson okudukça ortaya çıktı ki, bu bir mesaj değil, ültimatomdu. Bush, bu sözlü mesajında, Saddam Hüseyin rejimini ortadan kaldırmak konusundaki kararlılığını ifade ettikten sonra verilen bütün sözlere rağmen Türk tarafının tutumunda hareketlenme olmadığına dikkat çekiyor ve Irak'la ilgili kararını verebilmek için Türk hükümetinin nihai yanıtını beklediğini belirtiyordu. Bush'un mesajının en rahasız edici iki cümlesi şöyleydi: ‘‘Hükümetinizin kuzey cephesi ile ilgili kararını 3 gün içinde bildirmesini bekliyoruz. Kararınız, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceği için belirleyici (decisive) bir rol oynayacaktır.’’Bu, neresinden bakılırsa bakılsın açık bir ültimatomdu.Bush, 3 gün süre veriyor, olumlu yanıt gelmediği takdirde Türk-ABD ilişkilerinin bundan olumsuz yönde etkileneceği tehdidinde bulunuyordu. Gül, bu şekilde ağır bir mesaj beklemiyordu. ABD Büyükelçisi'ne bu yaklaşımı ‘‘haksızlık’’ olarak gördüğünü söyledi, ardından Türk-ABD ilişkilerinin uzun bir tarihçesini anlattı, ayrıca keşif görüşmelerinin başlamış olduğuna dikkat çekti. Görüşme soğuk bir hava içinde son buldu.GÜL: BUNUN JOHNSON MEKTUBUNDAN FARKI NE?Pearson, görüşmeden ayrılırken metni Türk muhatabına vermedi. Başkan Bush'un bu mesajı, askeri düzeydeki hazırlıkları ağırdan almakta olan Türk tarafını sarsmayı amaçlıyordu. Ancak, ölçüsü fazla kaçırılmıştı. Gül, mektubu aldıktan sonra Dışişleri bürokratlarıyla yaptığı değerlendirmede, ‘‘Ne demek yanıtımızın ilişkiler üzerinde belirleyici olması. Bunun Johnson mektubundan ne farkı var? Bu mektubun içeriği açıklansa Türk-Amerikan ilişkilerine Johnson mektubundan çok daha fazla zarar geleceğini görmüyorlar mı?’’ diyecekti.Yapılan değerlendirme sonunda Başkan Bush'a resmi kanallardan bir yanıt gönderilmemesi kararlaştırıldı.Keşif faaliyeti için gelecek ABD heyetinin statüsüne ilişkin görüşmeleri ise 3 hafta daha sürdü ve bu konudaki protokol 11 Ocak günü imzalandı. Amerikan tarafı, başlangıçtaki tutumundan geri adım atmayarak, SOFA statüsünün geçerli olmasında ısrar etti. Müzakereler sonuçlandığında imzalanan protokol önemli ölçüde SOFA düzenlemelerini yansıtıyordu. 21 Aralık tarihli Bush muhtırasının Gül üzerinde sarsıcı etkisi oldu. Gül'ün Ortadoğu ülkelerine giderek bölgenin nabzını tutmaya dönük bir girişim üstlenmesinin gerisinde Bush'un bu sert mesajının izleri vardı.İnsanlıktan söz eden önce BM’ye gider BAŞKAN Bush, söze ‘‘Bakın, bu görüşmeye verdiğim önemi göstermek üzere beraberimde ulusal güvenlik konseyimi de yanımda getirdim’’ diye girdi. Prag'daki Hilton Oteli'nde 20 Kasım tarihinde yapılan görüşmeye, Bush gerçekten de yönetimin bütün ağır toplarını beraberinde getirmişti.Bush'un yanında Dışişleri Bakanı Colin Powell, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condalizza Rice vardı.Türkiye'deki seçimlerden hemen sonraydı ve Gül kabinesi henüz TBMM'den güvenoyu almamıştı.Bu nedenle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e yalnızca bürokratlar eşlik ediyordu. Bush'un ulusal güvenlik ekibinin karşısına Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, Müsteşar Yardımcıları Bakin İlkin ve Nabi Şensoy ve Sezer'in Özel Kalem Müdürü Tacan İldem olmak üzere bürokratlardan oluşan bir kadro çıktı.ABD Başkanı, şöyle devam etti:‘‘Sizin görüşlerinizi çok iyi biliyoruz. ABD olarak uluslararası camiayla birlikte hareket etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Biz de kısa bir süre önce BM Güvenlik Konseyi'nden 1441 sayılı kararı çıkarttık. Bu çabalarımızı sürdürürken, sizin de bizim yanımızda yer almanıza önem veriyoruz.’’ Sezer yanıtladı:‘‘Biz, BM ile birlikte hareket etmenizi tercih ederiz. Bu, sizin elinizi güçlendirecektir. Biz başından beri her konuşmamızda uluslararası meşruiyet ve konsensus ilkelerini vurguladık. Güvenlik Konseyi'nden 1441 sayılı kararı çıkartmış olmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak, bu karar size otomatik olarak savaş açma yetkisi tanımıyor. O nedenle BM Güvenlik Konseyi'nden ikinci bir karar çıkartmanız gerekecektir.’’BUSH: AMA BİZ IRAK'A İNSANLIK ADINA GİDİYORUZBush, Sezer'in karşısına bu görüşle çıkmasından pek memnun olmadı ve şöyle dedi:‘‘Ben, BM ile işbirliğini sürdüreceğim. Gerekirse Güvenlik Konseyi'ne gideriz. Ancak gidersek, bu yetki almak için değil, danışmak için olacaktır. Çünkü biz Irak'a insanlık adına gideceğiz.’’Cumhurbaşkanı Sezer, Bush'un bu yaklaşımına şu karşılığı verdi: ‘‘Madem insanlık adına gidiyorsunuz, o zaman BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkartmanız daha da önem kazanır.’’Sezer, ardından Türkiye'nin tutumunu şu sözlerle ifade etti:‘‘Biz, sizinle stratejik ortağız. Elbette stratejik ortağımıza destek veririz. Ancak vereceğimiz desteğin ölçüsünü uluslararası meşruiyet tayin edecektir.’’Cumhurbaşkanı, bir anlamda ‘‘Türkiye'nin vereceği desteğe ölçüt getiriyor, BM'den karar almazsanız Türkiye'den fazla bir şey beklemeyin’’ mesajını veriyordu.Sezer, Başkan Bush'un canını sıkan şu sözleri da sarf etti: ‘‘Eğer meşruiyet faktörü üzerinde yeterince durmazsanız, bu durum kamuoylarının ABD'ye bakışlarını da olumsuz yönde etkileyecektir.’’Prag buluşması, tatsız bir havada kapandı. Bu görüşme sonrasında Bush'ta, Sezer hakkında olumsuz bir kanaatin yerleştiği Washington'da açık bir sırdır. Muhalefete kabul ettiririm ama partime zorTÜRKİYE, ABD ile Irak'ta askeri işbirliği için masaya oturmaya hazırlanırken, hangi seçeneğe yönelecekti.Aralık ayının 3'üncü haftasında Başbakanlık'ta düzenlenen bir brifingde Genelkurmay, Gül'ün önüne tam 5 seçenek sundu. Her seçeneğin getirisi ve götürüsü de ayrıntılı bir şekilde anlatılıyordu: 1) Sıfır işbirliği, 2) Yalnızca havaalanlarının açılması ve hava koridoru, 3) Havaalanları, hava koridoru artı özel kuvvetler ve sınırlı sayıda ABD birliklerinin geçişi, 4) Hava ve kara olmak üzere tam işbirliği, 5) Genişletilmiş sınırsız işbirliği.Gül'ün siyasi otorite olarak bu seçeneklerden birini tercih etmesi gerekiyordu. Özellikle Dışişleri bürokrasisi daha önce Amerikalılarla görüşmelerde, tam işbirliği seçeneğinin özellikle kamuoyunda yaratacağı güçlüklere dikkat çekerek 3'üncü seçenek üzerinde durmuş, ancak ABD tarafı 4'üncü seçenek, yani tam işbirliğinde ısrarlı olmuştu.Gül, seçenekleri dinleyince özellikle tam işbirliği seçeneği karşısında rahatsızlığını gizleyemedi ve şöyle dedi:‘‘Ben bu seçenek üzerinde muhalefeti belki ikna ederim, ama kendi partimi ikna etmem zor olabilir.’’Özkök’e talimat 3 Ocak’ta gitti BAŞKAN Bush'un mesajı Başbakan Gül'ü bir konuda daha hareketlendirdi. Genelkurmay, ABD'li muhataplarının Irak'a dönük savaş planlaması çalışmaları için görüşme taleplerine yeni hükümetten henüz bir siyasi direktif gelmediği için karşılık vermiyordu. Genelkurmay'ın elindeki tek siyasi talimat 7 Ekim tarihli Başbakan Ecevit imzasını taşıyan yazıydı. Oysa yeni hükümet işbaşındaydı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ikili görüşmelerden birinde Gül'e, ‘‘Kendisine yazılı bir talimat vermesi gerektiğini’’ söylediğinde, henüz devlet mekanizmasının işleyişini tam bilmeyen Gül, biraz garipseyerek ‘‘Nasıl bir talimat?’’ sorusuyla karşılık vermişti. Dışişleri bürokrasisinin ‘‘Biz size yardımcı oluruz’’ şeklindeki müdahalesiyle, talimat sorunu olumlu bir sonuca bağlandı. Gül, Özkök’e ABD'li muhatapları ile Irak konusunda görüşme yapmaları konusunda yetki veren talimatını 3 Ocak’ta gönderdi. Ancak, Ecevit'in 7 Ekim tarihli talimatında olduğu gibi bu yazıda da ‘‘Nihai aşama için herhangi bir taahhüde girilmeyeceği’’ hususu vurgulanıyordu.
False