Seyit Rıza’nın kayıp mezarı bu raporda!

Seyit Rıza’nın kayıp mezarı bu raporda

1938 Dersim katliamıyla ilgili, Tayyip Erdoğan’ın başbakanken özür dileyip devlet arşivlerini açma talimatıyla alevlenen tartışmalar Seyit Rıza’nın kayıp mezarına odaklandı. Erdoğan’ın “mezarı bulun” talimatı, Seyit Rıza’nın yakınlarının bu taleple açtığı dava Danıştay’da beklerken, kayıp mezarın ipucu yeni yayınlanan bir raporda ortaya çıktı. “Son Tanıklar Gitmeden-Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Proje Raporu 2009-2014”te Agop Demir (92) “Bozo vardı, şarapçının tekiydi. Bir şarap parasına ipi o attı boyunlarına. Sonra götürüp Kesrik’in orada kuyuya koyup üzerine beton döktüler” diyor. Melek Taş (91) ise “Elazığ, Çorçuh köyündeki tepeye gömüldükleri betonu gördüm” iddiasında. Raporda akla durgunluk veren vahşet hikayeleri ilk ağızdan anlatılıyor.

Haberin Devamı

Projenin sahibi Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG). Profesörler Taner Akçam, Leyla Neyzi, Suavi Aydın ve Deborah Dwork projeyi destekledi.

Seyit Rıza’nın kayıp mezarı bu raporda

Projenin Türkiye temsilcisi araştırmacı Cemal Taş hayattaki 338 tanıktan 270’i ile mülakat yapmış. Ailesinden 6-80 yaş arasında 21 kişiyi katliamda kaybeden Taş, idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve 5 arkadaşının kayıp mezarıyla ilgili şunları söyledi:

“Annem Melek Taş ile proje kapsamında tanık olarak 4-5 ayrı görüşme yaptık. O anlatıyor. Elazığ’ın Çorçuk köyüne giden amcamı babamla beraber ziyarete gidiyor; 1970’ler. Köyü gezdirirlerken ‘Seyit Rıza’nın mezarı da burada, gelin göstereyim’ diyorlar. Elazığ-Malatya-Keban arasında bir tepe. Dağlık alanda betonlanmış bir yeri gösteriyorlar; ‘Seyit Rıza’nın mezarı burası’ diyorlar. Annem de başında oturup ağlıyor, çıra yakıyor. 7 kişiyi astıktan sonra cesetlerini buraya getirip yakmışlar, küllerini gömmüşler, üstüne beton örtmüşler diye anlatıyor köylüler. Bunu yapanlar eğer yakmayıp yakınlarına teslim edersek gömerler, topraklarının üzerinde ot yeşerir, bu otu yiyen hayvanların sütünü içerler, bunların ruhu çocuklarına geçer, öç almaya kalkarlar diye anlatmışlar köylülere.”

Haberin Devamı

AT ARABACI O GECEYİ ANLATIYOR

Cemal Taş, Seyit Rıza’nın marabasının anlattıklarını şöyle aktarıyor: “Seyit Rıza’nın köyünden Elazığ’a göç etmiş, ziyaret ettim. Kardeşi İzmir-Elazığ yolculuğu yaparken annemin tarif ettiği Çorçuk tepesi mevkiine geldiklerinde koltuk arkadaşı ‘sen Tunceliliydin değil mi? 1937’de Dersim aşiret liderlerini idam ettiklerinde ben burada at arabacılığı yapıyordum. Tam şu Keban-Malatya yol ayrımında, akşam üstü karanlığında askerler burada beni durdurup arabamı elimden aldı, burada bekle dediler. Askeri araçlardan birşeyler yüklediler, at arabamı arabanın gitmediği yerden yürüttüler. Arabamla bir iki kez gidip geldiler, teslim edip ücret verdiler. Bana git, görmedin duymadın diye tembih ettiler. Sonra o gün Dersim liderlerini idam ettikten sonra oraya getirdiklerini öğrendim.”

Haberin Devamı

Seyit Rıza’nın kayıp mezarı bu raporda

GÖTÜRÜP KESRİKİN BOĞAZINA GÖMDÜLER

Agop Demir (92): “Dersim asker, vergi vermezdi o zaman. Otuz beşte Pax Köprüsü’nün oraya bir asayiş karakolu kurdu hükümet. Karakol askerleri davar çobanı kızlara tecavüz etmeye başladı. Halk tutup karakolu yaktı. Asker yığdılar, harbe başladılar. Atatürk ağaları Ankara’ya götürdü; ‘Bu iş böyle olmaz, gelin teslim olun. Size buralarda arazi vereyim; gidin düşünün, bana cevap verin’ dedi. Ağalar Dersim’e döndü, cevap vermediler. 37 oldu, Elazığ’a götürüp idam ettiler ağaları. Elazığ’da idim. Gördüm Seyit Rıza ve adamlarını. Bizim Bozo vardı Elazığ’da. Şarapçının tekiydi. Bir şarap parasına ipi o attı boyunlarına. Sonra götürüp Kesrik’in orada kuyuya koyup üzerine beton döktüler.

Haberin Devamı

SEYİT RIZA’NIN KIZI CESETLERİN ALTINDAN ÇIKTI
Seyit Rıza’nın kızı Leyla Ağlar (82): “Öğlen sonrası askerler kuşattı bizi. Fişekliklerini çapraz düzmüşler, silahları ellerinde. Bir elin beni dürtmesiyle kendime geldiğimde, yetişkin erkek/kadın cesetleriyle çocukların cesetlerinin birbirinden ayrılıp yerde dizildiğini görmemle bağırdım ‘Anne’ diye. Annemin yerde uzanmış cesedine sarılıp silkeledim, ölmüştü. Anıke’nin süngülenmiş bedeninde çocuğun kafası dışarıya çıkmıştı. Benim yüzüm gözüm saçma darbeleriyle kan-revandı. O komutan orada sağ kurtulan kardeşimi Ali İhsan’ı da evlatlık götüren kişidir. Evden çıktığımız gün küçük kardeşim Ali İhsan babama; ‘Bizi ormana götürme, ormanda yılan çayan var. Evimizde kalalım. Uçaklar gelip bombalarsa rahat bir ölüm olur’ demiş. Biz üç kız bir çocuk o kıyımdan yetim kaldık. Evlatlık götürülen küçük kardeşimin akıbetini de sorma, mahşere kalsın.”

Haberin Devamı

HALAM ARKADAN SÜNGÜYÜ YEYİNCE YÜZÜ MORARDI
Hüseyin Gül (87): “Hopıke muhtarı bizi sığındığımız evlerden toplayıp askerlere teslim etti. 35-40 kişi, kadın, çocuk, birkaçı yetişkin erkek. Lêa Rayveri denen ağacın yanında silahların cayırtısı koptu. Dönüp baktık ki askerler, Hovare’den toplayıp getirdiklerini yaylım ateşine tuttular. Bir anneyi iki oğlu, iki kızıyla birlikte oracıkta öldürdüler. Bizi bir yere oturttular, halam ağladı, bana ve oğluna bizim dille ‘yanıma gelin’ dedi. Ciger tabii ya. Onun ne demek istediğini anlamayan askerin biri arkadan halama doğru hamle yaptı, hışımla iki omuz arasına süngüyü sapladı. Halam arkadan süngü darbesi yiyince suratı morardı, yüzükoyun yere serildi. Oradan bayır aşağı sürmeye devam ettiler bizi. Dere kıyısında mazı ağaçları vardı. Orada arkamızda ağır makinelileri kurdular, ateş emri verdiklerinde, yaşlılarımız salavat getirdi, o an kıyamet koptu artık, sana ne diyem.

Haberin Devamı

DOLDURUP DOLDURUP ÜZERİMİZE BOŞALTTILAR

Ateş ettikleri zaman hani bir kalburla un elersin ya; işte öyle patır patır döküldü insanlar. Artık hesap etmedim kaç kere şerit değiştirdiler, kaç namludan ateş ettiler. Doldurup doldurup üzerimize boşalttılar. Kendime geldim ki yere uzanmışım, uzun, beyaz gömleğim kandan simsiyah kesmiş. Üzerimdeki kan kurumuş, bilmiyorum ki, arkamda asker duruyor. Demek içi elvermiyor beni öldürmeye. Askeri fark edince sırt üstü yine yere uzandım. Korkudan kaskatı kesildim. Öyle kaskatı beklerken askerin biri süngüyü taktı, kolumdaki ipi kesti. A böyle ayağımdan tutup taşın çakılın üzerinden beni sürükledi. Sudan on metre kadar uzaktayız. Askerin biri daha kavuştu, beni başımdan tuttu, öteki de iki ayağımı kavradı, beni havada bir iki sallayıp yardan aşağı attılar. Yar dediğim, kavak boyundan yüksek bir kayalıktı. Irmağın kıyısına bir düşüş düştüm ki, ne dünyaya geleydim, ne de o günü göreydim. Üzerime düşen o leşlerin altında öleydim keşki, leşlerin altında kalakalaydım.”
338 TANIK
Proje kapsamında 338 tanıkla yüz yüze görüşüldü. Bunların 209’u erkek, 129’u kadın. İkisi katliama katılan asker, biri istihbarat elemanı, biri de nahiye müdürünün oğlu. En yaşlı tanık 1894 doğumlu. 1894-1933 yılları arasında doğan grup, tanıkların YÜZDE 94’ünü oluşturuyor. En küçükleri kırım sırasında 5 yaşında. En yaşlı tanık 111, en genci 74 yaşında. 90 yaşın üzerinde 70 tanık var. 19 tanığın toplu katliam yapılırken cesetlerin altında kalarak yaralı kurtulduğu anlaşıldı. Bir tanık katliam yerinden yara almadan kaçıp kurtulmuş. Bir tanığı annesi ormanda bırakıp kaçmış. Bir tanığın ayakları donmuş, ayak tırnakları düşmüş. Bir tanık sürgün yolunda gözlerini yitirmiş. Üç tanık evlatlık alınmış, ikisi yetimler yurduna verilmiş.

adaglar@hurriyet.com.tr