GeriGündem Rekor tazminat davası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rekor tazminat davası

Abone Olgoogle-news

Geçen ocak ayında meydana gelen bilimsel ‘kaza’da Ilgaz ailesine mensup çok sayıda kişi radyasyona maruz kalarak hastaneye kaldırılmıştı. Bu insanlar hálá kanser tehlikesiyle karşı karşıya.

Geçen ocak ayında İkitelli'de meydana gelen olay, Türkiye'nin ‘‘klasmanında’’ ilk, en tuhaf ve en ‘‘pes’’ dedirten radyasyon kazasıydı. Ilgaz Ailesi'nin çoluk çocuk 20'den fazla ferdinin hayatı, maruz kaldıkları radyasyon nedeniyle tehlikeye girmişti. Ilgazlar, on milyona satın aldıkları iki koca konteynırın içinde, hayatlarında adını ilk kez duydukları tehlikeli maddenin olduğunu bilselerdi, onu nişan hazırlıkları olduğu için kalabalık olan evlerinin önüne getirip parçalamaya kalkarlar mıydı?

İhmalin bedeli

Bu cinayete benzer olaya kaza dendi. Hem de bilimsel kaza! Ilgazlar'ın 6 aylık bebekten 45 yaşındaki adama kadar pek çok ferdi hastanenin yolunu tutarken, maddeyi ithal eden ve takibini yapmayan Çulhalar Tıp Cihazları Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi yetkilileri hakkında soruşturma açıldı. Şirketin sahibi ve müdürü Bayram Çulha ile çalışanı Yaşar Işık'ın yargılanmasına dün Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı.

Dün ayrıca Ilgaz ailesinin Avukatı Ergin Cinmen, Türkiye'nin ‘‘klasmanında’’ ilk rekor tazminat davalarını da açtı. Çulhalar Limited Şirketi ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK), ihmalleri sonucu verdikleri zarardan ötürü müvekkillerine tam 4 trilyon 801 milyar 600 milyon liralık maddi ve manevi tazminat ödemelerini istedi. Müvekkilleri adına, Çulhalar'ın yargılandığı davaya müdahil olarak katılan Cinmen, ayrıca TAEK hakkında da suç duyurusunda bulunacak.

Bilirkişi: Hayati tehlike

Şimdi ocak ayına dönelim ve faciayı hatırlayalım: Çulhalar Limited, 1992'de ABD'deki Atvandec Medical System İnc. adlı şirketten, tıpta ve özellikle onkolojik hastalıklarda (kanser) kullanılan radyasyon ölçüm cihazları ve bu cihazlar için gerekli Kobalt 60 kaynağı ve aksesuvarlarını ithal eder. Maddelerden biri Ankara Numune Hastanesi'ne, diğeri de İstanbul Kanser Vakfı'na monte edilir. Aktiviteleri biten kaynaklar, Çulhalar'ın uygun bir yerinin bulunmaması (!) nedeniyle, İkitelli Marmara Sanayi Sitesi'nde bir dükkana konur. Üzerlerinde radyasyon saçtıklarına dair, herkesin anlayabileceği bir ibare yoktur.

Dükkan daha sonra başka birine satılır. Yeni sahipler konteynırın içeriğini bilmemektedir. Arayan soran da yoktur. Kurtulmak istedikleri konteynırı hurdacı Ilgazlar'a satarlar. Olanlar çok sonra ortaya çıkar: İlyas, Naki, Murat, Hüseyin, Kenan, Abdullah, Zafer, Gülşah Ilgaz, Aziz Yıldırım, Hasan, Ali, Zeynep, Şenol Şahan, Ercan Doğan, Hüseyin Gözütok, Recep Yılmaz, Nazife Şahin, Hülya Şahin ve Datlı Güngördü çeşitli hastanelerde tedavi altına alınırlar. Bazılarının durumu daha ağırdır ve iki ay kadar hastanede kalırlar.

Her an ölebilirler

Bilirkişi raporuna göre; İlyas ve Naki Ilgaz, toplam vücut ışınlanması olarak 100-250 rad arası doz almışlar, ‘‘radyoaktif madde temasına bağlı olarak hayati tehlike’’ye maruz kalmışlar. Şans eseri ölmemişler ama hayatlarının kalan kısmında her an ölebilecekleri duygusuyla yaşayacaklar. Ölmeseler de kan kanserine yakalanabilirler. Sürekli klinik takibe ihtiyaçları var ve çok iyi bakılmaları gerekiyor. Genetik olarak etkilendikleri için çocuklarının, torunlarının da sağlığı tehlikeye girmiş durumda: Sakat doğabilirler, kanser olabilirler.

Uzmanlara göre Kobalt 60'ın çevreye yaydığı radyoaktivitenin en zararlı kısmının etkisi 5 yıl 4 ay süreyle aynen devam ediyor. Nükleer santrallerde meydana gelen en ufak bir kazadan dolayı yayılan radyoaktivite, olaydan 15-20 yıl sonra kansere yakalananların sayısını kat kat arttırıyor.

Her biri için 300 milyar

Çulhalar ve TAEK aleyhine, Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dün toplamı beş trilyon liraya yaklaşan tazminat davası açan Avukat Ergin Cinmen, Çulhalar Limited'i, TAEK Kanunu ve Radyasyon Güvenliği Tüzüğü'ne aykırı davrandığı için suçluyor. Şirketin sahibi ve müdürü olan Bayram Çulha'nın, bu maddelerin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen büyük bir duyarsızlık içinde davranmasının ‘‘toplum suçu’’ olduğunu söylüyor. Ve Çulhalar'dan, 16 müvekkili için ayrı ayrı 100'er milyon maddi, 100'er milyar da manevi tazminat talep ediyor.

TAEK'ten ise yine 16 müvekkili için ayrı ayrı, 100'er milyar maddi, 100'er milyar da manevi tazminat talep eden Cinmen, şöyle diyor: ‘‘Yaşanan olayın bilimsel adı idarenin ağır ihmalinden kaynaklanan radyasyon kazasıdır. TAEK yasanın ve tüzüğün gerektirdiği önlemleri almış ve takibini yapmış olsaydı, bu kaza yaşanmayacaktı. TAEK, radyoaktif maddelerin takibini yapmamıştır. Maddelerin konduğu yeri araştırmamış, metruk binalarda sorumsuz insanların ellerine bırakmıştır. İthalatçı firmanın ithal ettiği bu maddelerin üçüncü şahıslara vereceği olası zararın karşılanması için yasa gereğince yaptırılması gereken sigorta firmaya yaptırılmamıştır.’’

Tabii tazminat davalarında şöyle bir durum var. Ilgazlar, bu kadar büyük meblağdaki tazminat davalarının harç ve masraflarını karşılayacak gelire sahip değiller. Onlar, hálá hurdacılıkla geçiniyorlar. Cinmen ‘‘fakir’’ olduklarını belgelediği müvekkillerinin yasa gereğince adli yardımdan yararlandırılmasını da talep ediyor.

Radyasyonlu kaşıklar!

ILGAZ'ların avukatı Ergin Cinmen'in sanık Işık'a sorması üzerine, içinde Kobalt 60 bulunan konteynırların camı olmayan ve kapısı kilitsiz bir depoda bırakıldığı anlaşıldı. İlyas Ilgaz'ın ‘‘parçaladığımız bölümleri başka bir hurdacıya sattık’’ sözleri de yargıcın şu tepkisiyle karşılandı: ‘‘Ben okudum, onları kaşık yapmışlar. Yemeklerinizi radyasyonlu kaşık ve çatallarla yemeyin...’’

Suç: İhmal sonucu facia

Ceza: En fazla 20 ay!

Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı İkitelli kazası nedeniyle açtığı davada, Bayram Çulha ve Yaşar Işık'ın, ‘‘Önlemsizlik, özensizlik, emir ve talimatlara riayetsizlikle mağdurların hayatını tehlikeye koyar şekilde radyoaktif zehirlenmelerine neden olmak’’ suçundan TCK.'nın 459. maddesi uyarınca cezalandırılmasını istiyor. Bu madde, en fazla 20 aya kadar hapis cezası verilmesini öngörüyor. Çünkü radyasyon suçlarıyla ilgili özel bir yasa maddesi yok. Hazırladığı iddianamede mağdurların ‘‘ağır hayati tehlike’’ içinde olduklarını belirten savcı Metin Arslan, bulunamayan Kobalt 60'a da dikkat çekerek, tüm toplumun radyasyon riski ve tehdidi altında bulunduğunu hatırlatıyor.

Asıl sanık yoktu

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun ‘‘dünyada en önemli nükleer kaza’’ statüsünde 20. sıraya koyduğu radyasyon kazasına neden olanların yargılanmasına, dün Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı. İlk duruşmaya, ölümcül tehlikeler içeren Kobalt 60 adlı radyoaktif maddeyi, herkesin girip çıktığı bir yere bırakan Çulhalar Limited Şirketi'nin sahibi Bayram Çulha katılmadı. Duruşma yargıcı, Ankara'da ikamet ettiği söylenen Bayram Çulha'nın ifadesinin talimatla alınması için yazı yazıldığını, ancak henüz bir cevap gelmediğini belirtti.

Davanın diğer sanığı Yaşar Işık'ın sorgusu yapıldı. Işık, merkezi Ankara'da bulunan Çulhalar Şirketi’nin İstanbul'da çalışan bir mühendisi olduğunu ve sorumluluğunun bilgisayarlı tomografi, mamografi, röntgen gibi cihazların bakımından ibaret olduğunu söyledi. Patronu Bayram Çulha'nın bir ifadesinde ‘‘Deponun güvenliği Yaşar Işık'tan sorulur’’ dediği için sanık durumuna düştüğü anlaşılan Işık, ‘‘Ben Kobalt 60'la ilgili olarak eğitim görmedim. Denetimi de bana ait değil. Ben konteynır taşınırken Bayram Bey’le birlikteydim, ama içinde ne olduğunu tam olarak bilmiyordum, İstanbul'da görevli olduğum için yanındaydım’’ diyerek kendini savundu.

Mahkemenin davaya müdahil olarak katılmalarını kabul ettiği Ilgaz ailesinden İlyas Ilgaz da olayın başlarına nasıl geldiğini anlattı. Kendilerine ‘‘hurda var’’ diye telefon geldiğini, Murat ve Naki Ilgaz'ın söylenen yere giderek beşer milyon liraya satın aldıkları iki konteynırı evlerinin yanındaki boş arsaya getirdiklerini anlattı. ‘‘Her biri bir ton 840 kiloydu. İnşaatlarda kullanılan vinç ağırlığına benzettim. Bunun içi betondur, işimize yaramaz, dedim. Geri gönderdim ama 'satılan mal geri alınmaz' diye almadılar. Tekrar getirip kepçeyle kırdık. İçinden kurşun zırh çıktı. Söküp dağıttık. Hepimiz kusmaya başlayınca kurşuna oksijen tutarken zehirlendiğimizi sandık. Oysa öyle değilmiş’’ dedi.

Duruşma Bayram Çulha'nın ifadesinin beklenmesi ve bazı mağdurların hastane raporlarının istenmesi için 7 Ekim tarihine ertelendi.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle