GeriGündem "Raporu Suriye'ye gidemeden yazdık"
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

"Raporu Suriye'ye gidemeden yazdık"

"Raporu Suriye'ye gidemeden yazdık"
refid:19350862 ilişkili resim dosyası

Suriye konusunda tansiyon giderek yükselirken, dün gündeme Birleşmiş Milletler nezdindeki Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun Şam yönetimini “insanlığa karşı suç işlemek”le itham ettiği raporu düştü.

Raporla ilgili haberlerde, Suriye’de yaşananlarla ilgili detayların yanı sıra bir isim dikkatimi çekti: Prof. Dr. Yakın Ertürk.

Ertürk, Türkiye’nin dünyaca tanınmış sosyoloji uzmanlarından biri. Daha önce Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı Başkanı olan Ertürk, bugün Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi üyesi.

Kendisinin ismini raporun yazarları arasında görünce, raporun yazım sürecinde neler yaşadıklarını öğrenmek için hemen telefona sarıldım.

Ertürk görüşme talebimi kabul etti ve ben de ona raporla ilgili aklımdaki soruları yönelttim.

Elbette ilk olarak bu üç kişilik komisyonun raporu Suriye’ye giderek, oradaki temasları neticesinde yapıp yapmadığını sordum.

Ertürk, hükümet izin vermediği için Suriye’ye gidemediklerini, söz konusu görüşmelerin Suriye dışında yapıldığını aktardı ve ekledi: “Ülkedeki durumun daha net anlaşılabilmesi için Suriye hükümetinin kapılarını uluslararası gözlemcilere açması gerekiyor.”

Ertürk’ün birbirinden ilginç ayrıntıları aktardığı o sohbetin detayları:

Raporun yazım sürecinde Suriye’ye gittiniz mi? Kimlerle görüştünüz?
Rapor için 223 kişiyle görüştük ancak Suriye’ye gitmedik. Çünkü Suriye hükümeti giriş izni vermedi. Dolayısıyla Suriye dışında, çatışmalar başladığından bu yana ülkeden kaçmak zorunda kalan kişilerle görüştük. Bu kişilerin korunması açısından yer belirtmiyoruz. Raporumuzda da herhangi bir yer belirtmedik. Dünyanın çeşitli yerlerindeki 223 mağdur, görgü tanığı ve orduyu terk etmiş asker ve subaylarla görüştük.

GÜVENİLİR OLMAYAN BİLGİLERİ ALMADIK
Yabancı basında şöyle bir durum var. Hem sizin gibi gözlemciler hem de yabancı basın mensupları Suriye’ye alınmadığı için, genelde sizin yaptığınız gibi dışarıdan, ya da Suriye’den kaçmış Suriyelilerle görüşülerek, onların gördüklerine dayanarak haberler, raporlar yazılıyor. Bu görüştüğünüz kişilerin anlattıklarının güvenilirliğinden nasıl emin oldunuz?
Güvenilir emin olmadığımız bilgileri zaten rapora dahil etmedik. Bize soruşturma tekniklerinde uzmanlaşmış, insan hakları komiserliğinde çalışan 15 kadar eleman tahsis edildi. Suriye’nin farklı yerlerinden, farklı kimliklerle gelen bu 223 kişiyle yapılan görüşmeler rapora dahil edildi.

Görüşmeleri hep birbirleriyle kıyaslayarak ortak örüntüler yakalamaya çalıştık. Her söyleneni rapora dahil etmedik. Öyle yapsak çok daha kaygı verici hikayeler olacaktı. Belki bize anlatılanların hepsi doğruydu ama bunları doğrulatamadığımız için sadece sistematik olarak ortaya çıkan örüntüleri rapora dahil ettik.

/images/100/0x0/55ea3caaf018fbb8f8733060
“EVET… MUHALİFLER DE SİLAHLI”
Raporda “Özgür Suriye Ordusu”nun varlığını kabul ediyorsunuz…
Böyle bir oluşum var ancak raporda dikkat ettiyseniz buna çok da yer vermedik. Ne derece örgütlü, ne derece etkili olduğu konusunda elimizde veri yok. Son günlerdeki haberlerden gördüğümüz kadarıyla daha fazla görünürlük kazanmaya başladılar ve operasyonlar yapıyorlar. Ama ülkeye giremediğimiz için bunları belgeleme şansımız olmadı. Sadece söylenenlere bakarak da bir değerlendirme yapmak istemedik.

Bugüne kadar şöyle bir söylem vardı: “Silahsız masum siviller, karşılarında Suriye askerleri.” Özgür Suriye Ordusu dediğimiz zaman silahlı güçlere karşı silahlı güçler gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu da, “Bu insanlar devletlerine karşı silahlanmış olmuyorlar mı? Şam’ın yaptığının da mazur görülebilir bir tarafı olamaz mı?” sorularını sorduruyor.
Tabii ki bu tip sorular sorulabilir. Dediğim gibi bizim Özgür Suriye Ordusu’yla ilgili elimizde herhangi bir veri yok ama orduyu terk etmiş, silahsız subaylarla yaptığımız görüşmelerde şu çıkıyor ortaya:

“Bizi amirlerimiz ‘Şu şehre gideceksiniz. Orada halk İsrail’in kontrolü altındaki silahlı çetelerin tehdidi altında. Ülkemiz tehdit altında. Onları bastıracaksınız’ diye gönderdiler. Gittiğimiz zaman silahlı çete filan görmedik. Çocuklarıyla birlikte sokaklara dökülmüş, barış çağrısı yapan insanlar gördük. Bize vur emri verildi. Vur emri karşısında çoğu zaman havaya ateş etmek zorunda kaldık. Emre uymayan, havaya ateş eden arkadaşlarımızdan bazıları çatılara yerleştirilmiş keskin nişancılar tarafından vuruldu, öldürüldü veya yaralandı. Sonunda biz artık çetelere değil halka karşı silah doğrulttuğumuzu fark edip, silahı bırakıp kaçtık.”

YERİNDE İNCELEME YAPMAK GEREKİYOR
Bu keskin nişancılar operasyonları kontrol ediyor. Emre uymayan askerlere onlar ateş ediyor. Bu süreç içinde çok sayıda yaralanan ve öldürülen askerler söz konusu. Dediğim gibi, bu askerler tek bir birlikte görev yapmış, söz birliği etmiş kişiler değil. Suriye’nin çeşitli yerlerinden, ordunun farklı birimlerinde görev yapmış, birbirleriyle teması olmayan insanlar. Ama silahlandırılmış kişiler konusunda bir şey söylememiz mümkün değil, Suriye’ye giremediğimiz için.

Bizim konuştuklarımız silahsız, başka ülkelere sığınmış insanlar. Sizin sözünü ettiğiniz kişiler Suriye’de operasyon yapıyorlar. Onu da gidip yerinde incelemek gerek. O yüzden Suriye hükümetinin kapılarını açması gerekiyor ki kendi tezleri de bir yerde gözden geçirilebilsin.

Biz sizi daha önce hazırladığınız kadına yönelik şiddet raporlarından tanıyoruz. Bu komisyona girişiniz nasıl oldu?
Davet edildim, daha doğrusu atandım. İnsan hakları konseyi başkanı üç kişi belirlemiş. Ben daha önce Kırgızistan’la ilgili bir soruşturma komisyonunda da yer almıştım. Dolayısıyla herhalde uluslararası çevrede bilinen bir isim olduğumdan böyle bir atama yapıldı. Ben de insan hakları alanında çalışmalarımı sürdürdüğüm için memnuniyetle kabul ettim. Ama zor bir görev.

BİR TÜRK, BİR AMERİKALI, BİR BREZİLYALI
Bunda Türkiye’nin Suriye’ye coğrafi yakınlığının bir etkisi olabilir mi?
Biz üç kişiyiz. Benimle birlikte bir ABD’li bir de Brezilyalı raportör var. Aslında Türkiyeli olmam, Türkiye’nin bu konudaki politikası nedeniyle sakınca bile yaratabilir. Hatta bana böyle bir soru da sorulmuştu ilk atandığımda. Ben o zaman şunu söyledim: “Ben buraya Türkiyeli olduğum için değil bağımsız bir uzman olduğum için atandım. Hiçbirimiz burada ulusal kimliğimizle yer almıyoruz.”

Çok zor bir görev diyordunuz…
Zorluğu şöyle: Ben daha önce Kırgızistan Soruşturma Komisyonu’ndaydım. Ama Kırgızistan’da çatışmalar bittikten sonra girdik, soruşturduk. Burada devam eden bir süreç var. İçeri girme imkanımız yok. O nedenle çok zor.

İKİNCİ RAPOR MART’TA
Bizim bu görevimiz Mart’a kadar devam ediyor aslında. Dolayısıyla Mart’ta ikinci bir rapor sunacağız. Bu sürede dinamiklerin değişip Suriye’nin yabancı gözlemcileri davet etmesi için beklentilerimiz hala mevcut. Umuyoruz biz de buna dahil ediliriz. Özellikle tüm tarafların sorumluluğunun daha derinlemesine incelenmesi ve ikinci raporumuzda yer alması gerektiği kanısındayız. Ama bu biraz da “bekle, gör” meselesi. Ocak’a kadar böyle bir davet gelir mi kapılar açılır mı bilmiyoruz. Ama açılmasa bile elimizdeki verilerle, çok daha derin analizler içeren bir raporu Mart’ta sunacağız.

seturan@hurriyet.com.tr

http://twitter.com/sevinturan

Sevin Turan

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False