GeriGündem Rakipler sağdan geliyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rakipler sağdan geliyor

Rakipler sağdan geliyor
refid:22831356 ilişkili resim dosyası
Abone Olgoogle-news

Galatasaray ve Fenerbahçe Avrupa kupaları çeyrek finalinde rakipler bu kez sağdan geliyor. Hayır sahanın kanadından değil, siyasetin sağ kanadından. Çünkü Real Madrid de, Lazio da tarihsel olarak aşırı sağın etkisinden pek kurtulamadı.

REAL MADRID

Franco’nun sevgili takımı

Bugünün endüstriyel futbol döneminde siyaset ikinci plana düşse de tarihsel kökenler de kolay unutulmuyor. İspanyol kulübü Real Madrid sadece ülkesinin değil Avrupa’nın en başarıl spor kulübü. Ama aynı zamanda 1920’lerden beri ülkedeki merkezi hükümetlere daha yakın duran, 40 yıl boyunca da Faşist Franco rejiminin propaganda aracı gibi görülen bir kulüp.
1903’te FC Madrid adıyla kurulan kulüp için dönüm noktalarından biri 1920’de İspanya Kralı 13. Alfonso’dan ‘Real’ (Kraliyet) unvanını almasıydı. Ama sağ ideolojiye asıl yakınlaştığı dönem 1940’tan sonrasıydı.
İspanya, iç savaştan sonra General Francisco Franco’nun yönetimindeki otoriter rejimin hakimiyeti altındaydı. Ülke 2. Dünya Savaşı’na girmemişti ama uluslar arası alanda algısı hiç parlak değildi. İtibarı yeniden sağlamak için yöntemlerden biri de spor olabilirdi.
Bu sayede 1950’lerin ikinci yarısında İspanya’da spora bakış hızla değişti. Franco rejimi sporun bir propaganda aracı olarak önemini kavramıştı. Ama farklı dallardaki yatırım yerine on binlerce seyirci alacak stadyumlar inşa edildi. Burada ülkenin en iyi oyuncuları kadar yabancı yıldızlar sahne alacaktı. Bunun bir numaralı aracı da başkentin ‘kraliyet’ unvanlı takımı Real Madrid olacaktı. Bu uğurda biraz da kayrılacaktı elbette.
Örneğin yazar Jimmy Burns, İspanya’da futbolun hikâyesini anlattığı ‘Le Roja’ kitabında bu devlet korumasından bahsediyor. “1943 Frankist müdahalenin derinden hissedildiği ilk yıldı. O yıl Generalissimo Kupası adıyla oynanan turnuvanın yarı finalinde ilk ayağın galibi 3-0’la Barcelona’ydı. Rövanş maçına dakikalara kala Barcelona soyunma odasına beklenmedik bir misafir indi ve turun akıbetini değiştirdi. Bu kişi Franco’nun devlet güvenliğinden sorumlu direktörü Kont Mayalde’ydi. Kont, oyuncuları “Bazılarınız vatanseverlik yokluğuna rağmen futbol oynuyorsa bunu rejimin cömertliğine borçludur” diyerek uyardı. Madrid seyircisinin hakaretlerle dolu baskısıyla maçın skoru her şeyi açıklıyordu: Real Madrid 11-Barcelona 1.

TRANSFERE DEVLET MÜDAHALESİ

1947’de Real Madrid başkanı Santiago Bernabeu, Chamartin Stadı’nı 100 bin kişilik bir futbol mabedi haline dönüştürüp kinci hamleyi de yaptı. Buna karşılık tam bir hakimiyet sağlanmış değildi. 1950’lerin başında Barcelona üst üste şampiyonluklar kazanarak İspanya futbolunun hakim gücü haline geliyordu. Macar yıldız Kubala’nın önderliğindeki takım iki kez de Latin Kupası’nı kazanmıştı. 1953’te de Arjantinli Alfredo Di Stefano’yu kadrolarına katmak için hareket geçtiler. İşte bu noktada Franco yönetimine yakın olan Bernabeu sıkı bir kulis faaliyetine girişti. Çoğu Real Madrid üyesi İspanya Kraliyet Futbol Federasyonu, Barcelona’nın Di Stefano’yu transfer etmesini engelledi ve o da Real Madrid’in yolunu tuttu.
Takip eden 11 sezonda Real Madrid sekiz kez lig şampiyonu olduğu gibi Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı da üst üste beş kez kazandı. Üstelik de oynadığı hücuma dayalı futbol stiliyle tüm kıtada nam saldı. Diğer İspanyol takımları bu çekiciliğe sahip değildi.
Real Madrid bu başarılara paralel olarak merkezi hükümetin gücünü ve otoritesini temsil ederken Barcelona, Athletic Bilbao gibi takımlar da bölgelerin direnişi rolünü üstlendi. Kendi dillerini konuşamayan Katalanlar ve Basklar için futbol stadyumları bir sesini duyurma alanı haline geldi.
İki yazar Arnaud ve Riordan’ın aktardığına göre minnettarlık karşılıklıydı. Franco rejimi kulübü desteklemiş, karşılığını da itibar olarak almıştı. Ulusal Spor Delegasyonu’ndan José Solis de bunu Real Madridli oyunculara şu sözlerle bizzat açıklamıştı: “Bize dünyadaki bütün büyükelçiliklerimizin yaptıklarından daha fazlasını yaptınız. Daha önce bizden nefret Adenler artık bizi anlıyor. Galibiyetleriniz içeride ve dışarıda bütün İspanyollar için bir gurur kaynağı. Ve İspanyol bayrağını da yüksekte tutuyor.”

FRANCO’UN ÖLDÜĞÜ GÜN

Real Madrid hakimiyeti 1970’lere de taşıdı. Ancak Franco rejimi sona yaklaşıyordu. General Franco hastaydı ve 1975’teki ölümü bir sürpriz olmayacaktı. Ama Barcelonalılar için Franco aslında 17 Şubat 1974 günü öldü. Çünkü o gün Cruyff’lu Barcelona’nın Real’i hem de deplasmanda 5-0 yenmişti. O sezonki yenilgi ve kaçan şampiyonluk Real’in büyüklüğün almasa da bir dönemi bitirdi. 1978’te Başkan Bernabeu’nun ölümüyle de Franco dönemi etkisi tamamen sona erdi.
Ancak Real Madrid bugüne kadar da hükümetler ve diğer kurumlarla iyi geçindi. 1990’larda kulübün borçları 300 milyon Euro’ya dayanmıştı. Bu kez de imdada Madrid belediyesi yetişti ve antrenman tesislerini satın olarak bütün borçları bir çırpıda kapatıverdi.

LAZİO

Irkçılık belasından kurtulamıyorlar

İtalya’da 1980’lere kadar tribünlerde sıkı bir siyasi bölünme söz konusuydu. Örneğin Milan tribünleri genelde işçi sınıfı kökenli bir kitle tarafından desteklenirdi. Ancak Berlusconi dönemi sonrası tribünlerde bu ayrımdan eser kalmadı. İtalyan filozof Antonio Negri 1997’de Fransa’da sürgünden döndüğünde Milan’ın seyirci kitlesinin tamamen değişmiş olmasından dolayı yaşadığı şaşkınlığı yazmıştı birkaç yıl önce.
Buna karşılık seyirci kitlesini hep sağda hem de aşırı sağda tutmayı başaran bir kulüp var: SS Lazio. Roma’nın bu köklü kulübü İtalya futbolu üzerine yazdığı kitaplarla tanınan yazar Tim Parks’a göre 1930’larda faşist lider Benito Mussolini’nin de en sevdiği takımdı. Sonraki dönemlerde de seyirci grupları arasında faşist düşünce hep yaygın oldu. Lazio’nun en başarılı dönemlerini geçirdiği 1990’larda ise faşist taraftar grupları seslerini daha fazla duyurmaya başladı.
Örneğin 1990’larda Bosna savaşında etnik temizlik yapan Sırp paramiliter lideri Zeljko Raznjatovic namı diğer Arkan’ı da desteklemiş, tribünü onu yücelten pankartlarla donatmışlardı. Keza 1999’da Roma derbisindeki pankart ise ırkçılıkta bir zirve noktasıydı. Çok sayıda Yahudi taraftarı olduğu bilinen AS Roma maçında tam 50 metrelik bir pankart astı Lazio taraftarları. Pankartta “Auschwitz kasabanız, fırınlar eviniz” yazacak kadar ileri gtimişlerdi.

DI CANIO’NUN FAŞİST SELAMI

2000’lerde takımın yıldız isimlerinden Paolo Di Canio ise tribündeki bu eğilimin sahadaki yansıması oldu adeta. Di Canio, daha önce de faşist eğilimleriyle bilinen bir futbolcuydu. Kolunda Mussolini’nin unvanı Duce’nin Latince karşılığı Dux kelimesini dövme yaptıracak kadar hayrandı İtalyan lidere.
Bir keresinde ezeli rakipleri Roma karşısında da faşist selamı çakmış, sonrasında da özür dilemeye bile gerek görmemişti. Ama Aralık 2005’te taraftarlarının aşırı solculuğuyla bilinen Livorno maçında aynı hareketi tekrarlayınca yankısı daha büyük oldu. Di Canio bu maçta da faşist ve Neonazi eğilimleriyle bilinen Lazio taraftar grubunun önünde selamı verince İtalya Futbol Federasyonu tarafından cezaya çarptırılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Sonrasında gazetelere “Dün verdiğim selamı her zaman veririm. Çünkü bu bana halkıma ait olma hissi veriyor demecini de vermişti.
Di Canio bir maç oynamama ve 10 bin Euro para cezasına çarptırıldı. Ama siyasi destek bile aldı. Neofaşist parti Alleanza Nazionale’den milletvekili Ignazio La Russa bu hareketin destekçisi kesilirken dönemin başbakanı Berlusconi bile bu selamın faşist olmadığı yönünde ısrarlıydı.
Gamalı haçları pankartlardan eksik etmeyen Lazio taraftarları son aylarda da boş durmadı. Tam dört ayrı Avrupa Ligi maçında ırkçı tezahürat yaptılar. Bu sebeple Lazio da UEFA tarafından iki maç seyircisiz oynama cezasına çarptırıldı. Bu cezanın ikincisini de Fenerbahçe karşısından çekecekler.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle