GeriGündem Parolamız ‘Şenlik başladı’ydı ama...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Parolamız ‘Şenlik başladı’ydı ama...


Tufan TÜRENÇ

Taner Baytok'un ‘‘Bir asker, bir diplomat’’ kitabından Kocatepe'nin batırılış öyküsü

İki durum arasında karar vermek zorundaydım. Terk emri versem, personel turuncu can yelekleriyle güvertede toplanacak, havadaki uçaklara hedef olacaklardı. Beklesem geminin infilak riski vardı.

Taner Baytok’un ‘‘Bir Asker, Bir Diplomat’’ kitabından seçtiğimiz bölümlerin sonuncusunu bugün yayınlıyoruz. Kıbrıs Barış Harekatı'nda yanlış bir istibarat sonucu batırılan Kocatepe’nin kara yazgısını komutanının ağzından okumak gerçekten çok ilginç. Güven Erkaya bu olayı hiçbir ayrıntıyı atlamadan ve tarihten saklamadan anlatıyor. Bu olay savaşların insanlara ne büyük felaketler getirdiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Baytok'un kitabında bizim yazdıklarımızdan başka birçok ilginç olay daha var. Gerek Güven Erkaya'nın, gerek yıllarca bir diplomat olarak çok önemli toplantılara katılmış olan Taner Baytok'un anlattıkları yakın tarihimize ışık tutacak nitelikte.

Yunan konvoyunun bulunduğu istihbar edilen sahaya iyice yaklaştık. Bölge bizim radarlarımıza girdi. Ama konvoy falan görünmüyor. Sadece bizim güneyimizde iki gemi göründü, iki tekne arasında da 5 mile yakın mesafe var.

Diğer muhriplerimizin radar görüntülerini istedim. Onlar da sadece bu iki gemiyi teyid ettiler.

Şöyle bir şey geldi aklıma; burada gemi topluluğu yok, 2 tane gemi var. Deniz karakol uçağının pilotu durmadan konvoy rapor ediyor. Öyle bir durum olacak ki, o iki gemi, biz de onları korumakla mükellef üç muhrip 5 gemi olacağız. Konvoy olarak rapor edilen gemiler bir anda biz oluvereceğiz. Hava Kuvvetleri'ne mensup uçaklar da gelip bize saldıracaklar.

Bundan endişe ederek Ankara'ya bir rapor geçtim ve uyardım.

BOMBARDIMAN BAŞLADI

Deniz Karakol uçağının pilotundan gelen cevapta, karakol uçağının bahsettiğimiz iki geminin üzerinde olduğu, bizi de gördüğü bildiriliyordu. Konvoy denen topluluk bu raporda iki gemiye inmişti. Gemilerden birinin Yugoslav, diğerinin İtalyan ticaret gemisi olduğu nihayet anlaşılmıştı. Deniz Kuvvetleri'ne, Ankara'ya bir mesaj yolladım.

Bu sırada çarkçıbaşım Metin Sürüş köprü üstüne benim yanıma geldi. ‘‘Komutanım, buraya Yunan uçakları gelir mi?’’ diye sordu. ‘‘Hayır gelmez, ama biraz sonra Türk uçaklarının gelmesinden endişe ediyorum. Konvoy sanıp bize taarruz etmelerinden korkuyorum’’ dedim.

Ben daha lafımı bitiremeden, radardan Türkiye yönünden gelen uçakları rapor ettiler. Üzerimizden iki roket geçip hemen yanıbaşımızda denize düştü. Ancak o zaman atış serbest emrini verdim. Birinci ve ikinci roketleri sıyırmıştık, ama üçüncü ve dördüncü roketlerle tam isabet aldık.

Bunlardan birisi kıçtaki topu vurdu. Diğeri de bacayı deldi ve savaş harekat merkezine girdi. Ben o roketleri görünce hemen telsiz kamarasına inip birliğin roket saldırısına uğradığını rapor ettim. Gemi o sırada bir daha sarsıldı. Hemen savaş harekat merkezine çıktım. Roket bu kez harekát merkezinde patlamıştı. Bütün radarlar, atış kontrol kulesi devreden çıkmış, içeride yangın başlamıştı.

GEMİMİZ YANIYOR

Bu arada diğer iki muhribimiz de yara almışlardı. Bizde harekat merkezinden sonra telsiz kamarasında da yangın çıktı. Bir anda gemi çöküp kalmıştı.

Uçaklar mermileri bitince döndüler, ama yine geliyorlar. Diğer iki muhribimiz kuzeye doğru devam ettiler. Biz bir anda kucakta kaldık.

Personel geminin içine girdi. Işıklar sönmüş, içerisi duman içinde. Deniz savunma subayı geldi, efendim geminin su üstünde durma kabiliyeti kalmadı, gemiyi terk kararı vermeniz lazım dedi.

Şimdi iki durum arasında karar vermek zorundaydım. Terk emri versem, personel turuncu can yelekleriyle güvertede toplanacak, havadaki uçaklara hedef olacaklardı. Veya daha can salı denize inmeden kendilerini denize atıp telef olacaklardı. Beklesen geminin infilak riski var. Tümü birden gidecekti.

Ben şöyle düşündüm: Uçaklar havadayken terk emri verirsem, bu uçaklar hemen saldıracaklar. Bütün personeli kaybedeceğiz. Geminin ne zaman infilak edeceği ise belli değil. Onun için uçaklar gidene kadar beklemeliyim.

Uçaklar ortadan kaybolduktan sonra gemiyi terk düzenine geçtim. Personeli indirmeye başladık. Ben, köprü üzerindeyimdim. Geminin terkini köprü üzerinden idare ediyordum. Herkes sala binip gemiyi terk etti. Benim yanımda muhabere subayı ve seyir astsubayı kaldı. Gemiyi o halde bırakıp gidemiyordum. Çakılıp kaldım. İradem beynime hükmedemiyordu. Topçu subayı kuledeydi. Ben uçakların olası bir saldırısına karşı top personeliyle cephanelik personelinin en sona kalmalarını istemiştim. Herkes terk ettikten sonra baş taraftaki bu personelin de sallara binmesini söyledim.

Onlar da ayrıldıktan sonra, seyir ve muhabere subaylarını yanıma alarak baş öne gittim. Muhabere subayı Necati Gürkaya, evladım seyyar telsiz cihazını almış, bir naylon torbaya koymuş boynuna bağlamıştı. Can yelekleri şişirmeli. Baktım can yeleğini şişirmeden atıyordu kendini. ‘‘Şişir de öyle atla’’ dedim. ‘‘Efendim, usul şişirmeden atlamaktır. Denizde şişireceğim’’ yanıtını verdi ve atladı. Boynundaki telsizin ağırlığıyla olsa gerek gömüldü gitti. Yeleğin içindeki karbondioksit gazı bitmişti.

Seyir astsubayının arkasından ben atladım. Böylece geminin terki tamamlanmıştı. Ercan Dinçoğlu'nun salına geçtim. Şiddetli rüzgarda sallar kayıyordu. Biz salların üstünden kayıyorduk. Gemi alev alev yanıyordu.

VE KOCATEPE BATIYOR

Bir süre sonra kuzeyden bir geminin yaklaştığını gördüm. Mareşal Çakmak gemisi. Herhalde denizin üstünde bizi gördü. Toplamaya geliyor diye düşündüm. Yanılmıştım. Saat 18.30 sularında, bir hava saldırısı daha oldu. Ama sallara değil. Yanan Kocatepe'ye. Çakmak gemisi havaya doğru ateş etmeye başladı. Sonra rotasını kuzeye çevirdi.

Saat 21 sularında Kocatepe büyük bir infilakla battı. Geminin akaryakıt ve cephanesiyle birlikte infilak edişini ve batışını unutamıyorum. Saldaki çocuklardan bir kısmı, saldırı sırasında kendilerini denize attılar. 5-6 kişiyi de böylece kaybettik. (...)

Ertesi sabah da geçti.

Öğleden sonra saat 16'ya doğru, bir geminin bize yaklaştığını gördük. Ufak bir balıkçı gemisi görünümünde, İsrail Deniz Ticaret Okulu'nun eğitim ve gezi teknesi imiş. Kaptanı İstanbul'da kalmıştı ve Türkçe konuşuyordu. Beni gemiye aldı.

Hemen bizim soldaki ve etrafımızda görebildiğimiz 3-4 saldaki çocukları aldık tekneye. Etrafta görünen sal kalmayınca, Hayfa'ya doğru yola çıktık.

Kaptana duş yapabilmek için su olup olmadığını sordum. Olumlu yanıtı üzerine en çok ihtiyacım olan şeyi yaptım. Üzerimdeki işbaşıları çıkarıp beraberimdeki büfeciye yıkatıp ütülettim. Geminin kaptanı Binasi, bana kendi işbaşılarından birini benimkiler kuruyana kadar giymek üzere verdi.

Kaptan Binası telsizle durumu Hayfa'ya bildirdi. Kurtarılan personelin listesini verdi. Bir Türk Hava Yolları uçağının Hayfa'ya gelip, bizleri Türkiye'ye götürmesini sağladı.

Ankara'ya vardığımızda, bizi karargaha aldılar. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kayacan çocukların kahramanlıklarını ve kendilerine geçmiş olsun dileklerini dile getiren bir konuşma yaptı.

Bizim İsrailliler tarafından kurtarılışımızın ardından bir grup personelimiz de Libyalılarca kurtarıldı.

Talihsiz rastlantı Kanaatimce, olanların tek bir izah yolu var: Basiret bağlanması.

Yalnız konuyu kapatmadan ilginç bir şey söyleyeceğim. Kafamıza bomba yağan bu hava harekatının parolası neydi biliyor musun? ‘‘Şenlik başladı.’’ Ne talihsiz rastlantı değil mi?

HERKESİ ÖLÜM KORKUSU SARMIŞTI

Ben 24 saat suda kaldım. O suda kalma sırasında, herkesin ruh haleti değişik oluyor, ama herkesi bir ölüm korkusu sarıyordu. Bir kısmı suyunun aşının biteceğinden, bir kısmı hava saldırısından endişe ediyordu. Bu korkuyla bazıları kendilerini denize atarak karaya yüzerek çıkmayı denediler. Birkaç kişiyi de bu yüzden kaybettik. Salın içinde bulunsa, sürüden ayrılmasa, bir şey olmayacak, ama anlatamıyorsun.

Gece olunca ben, kötü düşünüp kötü şeyler yapmasınlar, biraz oyalansınlar diye bir vardiya sistemi kurdum. Bazılarına gözetleme, bazılarına hafif hafif kürek çekmek, bazılarına salı temizlemek, bazılarına da olayları not etmek görevi verdim.

Bütün gece boyunca morallerini yüksek tutmaları için suyumuz, erzakımız, şekerimiz, sigaramız var diye konuştum. Susuzluktan korktuklarını görünce gece boyunca su içmeyip mesaj vermeye çalıştım.

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

Kripto Para Piyasaları için Bigpara

False