GeriGündem Osmanlı tokadı dimdik ayakta
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Osmanlı tokadı dimdik ayakta

Faruk BİLDİRİCİ

Kadına yönelik erkek şiddetine dünyanın hemen tüm ülkelerinde rastlanıyor. Erkeklerin en yaygın olarak başvurduğu şiddet türü fiziksel şiddet. ‘Dünya magandalar klasmanı’ diyebileceğimiz, erkeklerin kadına fiziksel şiddet uygulama oranları bazı ülkelerde şöyle: Tanzanya yüzde 60, Meksika yüzde 56.7, Uganda yüzde 46, Kenya yüzde 42, Zambia yüzde 40, Kore yüzde 37.5, Kanada yüzde 36.4, Hindistan yüzde 36, Türkiye yüzde 30.2, Amerika yüzde 28, Belçika yüzde 25, Danimarka yüzde 20.8. Türkiye'de son olarak Ankara Batıkent'te 810 kadın arasında yapılan bir araştırma, kadının eğitim düzeyi arttıkça erkek dayağının da arttığını ortaya çıkardı. Eğitimli kadınlar arasında, üniversite bitirmiş olanlar, ilkokul mezunu olanlardan daha çok dayak yiyor. Hiç eğitim almayan ve okuma yazma bilmeyen kadınların ise tamamı koca dayağından kurtulamıyor.

Kadının eğitim düzeyi yükseldikçe aile içi fiziksel şiddet artıyor! Eğitimli kadınlar arasında üniversite bitirmiş olanlar, ilkokul mezunu olanlardan daha çok dayak yiyor! Eşlerini en az döven erkekler ilkokul mezunları, en az dayak yiyen kadınlar da ortaokul mezunları.

Şaşırtıcı ama Hacettepe Üniversitesi'nden beş öğretim üyesinin hazırladığı ‘Ankara Batıkent’te aile içi şiddet olayı' araştırmasının sonuçları bunlar. 810 kadına yöneltilen anket çalışmasının sonuçlarını içeren araştırma, geçtiğimiz günlerde yapılan Üçüncü Ulusal Nüfusbilim Konferansı'na sunuldu. 20-49 yaş grubu evli kadınlarda aile içi şiddeti inceleyen araştırmaya göre, okuma yazma bilmeyen kadınların hemen tamamı erkek dayağına hedef oluyor. Kadının eğitim düzeyi ile dayak arasındaki garip ilişkinin rakamlara yansıyan hali şöyle:

Okuma yazma bilmeyenlerin yüzde 100'ü, üniversite mezunlarının yüzde 38.5'u, okur yazar olanların yüzde 32.8'i, lise mezunlarının yüzde 30.8'i, ilkokul mezunu olan kadınların yüzde 27.3'i, ortaokul mezunlarının yüzde 22.2'i koca dayağına maruz kalıyor.

Araştırma, dayak atan erkekleri de eğitim durumlarına göre sınıflandırıyor. Erkekler kategorisinde de üniversite mezunları fena durumda değil; üniversite mezunu erkeklerin yüzde 31.8'i, lise mezunu erkeklerin ise yüzde 31.9'u eşlerini dövüyor. Aynı oran ortaokul mezunları erkeklerde yüzde 30'a, ilkokul mezunu erkeklerde de yüzde 28.6'ya iniyor. Bu oranlar, arasında kadınlarda olduğu gibi büyük farklar sözkonusu değil. Türk erkeklerinin kadına fiziksel şiddet uygulamasıyla eğitimli olup olmaması arasında ciddi bir bağlantı görülmüyor. İşsiz erkeklerin neredeyse tamamı eşlerini döverken, bu oran çalışanlarda yüzde 30.6. Emekli erkeklerde ise dayak oranı yüzde 20.3'a düşüyor.

VUR ÇOCUKLUYA!

Dayak yiyen kadınların yaş gruplarına göre yapılan değerlendirme, gençlerin daha az şiddete hedef olduklarını gösteriyor. En az dayak yiyen kadınlar yüzde 6 ile 20-24 yaş grubunda, en çok dayak yiyen ise yüzde 50 ile 40-45 yaş grubunda.

Kadının çalışıp çalışmaması dayağı fazla etkilemiyor. Ancak evlilik süresi arttıkça dayak olasılığı da yükseliyor. Yeni evliler, dayak atmıyor ve dayak yemiyor. En çok dayak olayı 10 yıl ve daha fazla süren evliliklerde görülüyor. Çocuksuz ailelerde, çocuklulara oranla dayağa daha az rastlanıyor. Kocası alkol kullanan kadınların hemen tamamı dayak yiyor. Dayak atılan kadınların yüzde 21'i, ‘‘Kocanız neden dövüyor?’’ sorusuna, ‘‘Herşey dayağa neden oluyor’’ karşılığını veriyor. Diğer dayak nedenleri ise yüzde 16 dedikodu, yüzde 14 kıskançlık, yüzde 12 yoksulluk, yüzde 6 da çocuklar olarak sıralanıyor. En büyük oran, nedeni belirsiz dayaklarda. Kadınların yüzde 30.6'sı, ‘sebepsiz’ dayak yediklerini söylüyorlar. Ya da dayağın nedenini onlar bilmiyor...

DAYAĞA TEPKİ YOK

Araştırma, kadınların çoğunlukla dayağa karşı tepkisiz kaldıklarını ortaya koyuyor. Kocasının dövdüğü kadınların yüzde 75.9'u boşanmayı düşünmüyor. Çünkü ekonomik bağımsızlıkları yok. O nedenle de dayağa razı olup evliliğini sürdürmek isteyen kadınlar ezici çoğunluğu oluşturuyor. Dayak yiyen kadınların sadece yüzde 24.1'i boşanmayı istiyor. Onların ortak özelliği ekonomik bağımsızlıklarının olması. Dayak yedikten sonra bir sağlık kurumuna başvuran kadınların oranı ise sadece yüzde 4.5.

Peki, kadınlar eşi kendisini döverken nasıl bir tepki gösteriyor? Kadınların yüzde 18'i hiçbir tepki göstermiyor. Ne elini kaldırıyor, ne de sözle karşılık veriyor. Bu ünlü televizyon dizisindeki ‘Kakılmış’ların, Türkiye'deki kadınlar arasında azımsanamayacak rakamda olduğunu ortaya koyuyor. Kadınların dayağa karşı genel tepkisi sözle karşılık vermek ya da başka yere kaçmak. Yüzde 45.3'ü sözle karşılık veriyor; yüzde 26.5'u kaçıyor. Polis çağıranların oranı ise sadece yüzde 4.1.

Bu araştırmanın tek sevindirici yanı, erkeklerin dayak atma oranlarının son yıllarda azalma eğilimine girdiğini göstermesi. Bu araştırma, Aile Araştırma Kurumu'nun Kasım 1995'te açıkladığı araştırma ile karşılaştırıldığında küçük bir farklılık olduğu açığa çıkıyor. O dönemde erkeklerin yüzde 34.04'ü eşlerine dayak atıyormuş; şimdi o oran 30.2'ye düşmüş. İki yıl arayla yapılan iki araştırmada yaklaşık yüzde 2'lik bir fark bulunması olumlu bir gelişmeye işaret ediyor. Erkeğin fiziksel şiddeti konusundaki son araştırmalar bunlar...

ŞİDDETİN DİĞER BİÇİMLERİ

Kadına yönelik erkek şiddeti, sadece dayak (fiziksel şiddet) olarak ortaya çıkmıyor. Erkeğin kadına yönelik şiddeti, hakaret (sözel şiddet), duygusal (tehdit), ekonomik (parasal baskı), cinsel şiddet (zorla ilişki) biçiminde de uygulanabiliyor.

Hacettepe Üniversitesi'nden araştırma görevlileri Hacer Çetin, Nerin Kuzu, Yardımcı Doçentler Erdal Sargutan ve Bilal Ak, Prof. Dr. Hikmet Pekcan'ın araştırması sadece fiziksel şiddeti içeriyor. Ancak Aile Araştırma Kurumu'nun 1995'teki çalışması şiddetin bu biçimlerini de kapsıyor. Buna göre, Türkiye'de erkeklerin en çok başvurdukları şiddet yöntemi hakaret. Sözel şiddet, yüzde 84 oranıyla başı çekerken, duygusal şiddet yüzde 29.3, cinsel şiddet ise yüzde 9.1 düzeyinde.

Fikir vermesi açısından bakılırsa, Japon erkeklerinin kadınlara yönelik şiddeti içerisinde duygusal istismar yüzde 57, cinsel istismar ise yüzde 59.4 düzeyinde. Japonya ile karşılaştırınca Türkiye'deki duygusal ve cinsel şiddet oranları oldukça düşük görünüyor. Erkeğin şiddet eğilimi duygusal ve cinsel baskıyı da beraberinde getiriyor. Türkiye'deki bu rakamların düşük çıkması, kadınların bu tür baskıyı, şiddeti gizli tutma eğilimlerinden kaynaklanabilir. Ancak kadınların korkmadan söyleyebildiği kadarıyla bile görülüyor ki, Türkiye'deki erkeklerin çoğu bu ilkel davranış biçiminden vazgeçmemiş...

Edebiyatta azaldı ama hayatta!

Aile Araştırma Kurumu'nun araştırmasına göre, Türk edebiyatında 1980'lerden sonra aile içi şiddet unsuru önceki yıllara oranla azaldı. Aile içi şiddet, Türk edebiyatında en yoğun olarak 1950-1970 arasında işlendi. 1950'lere kadar bu konuya girmeyen Türk edebiyatında, özellikle 1960 sonrasında aile içi şiddet konusunda tam bir patlama yaşandı. 1950 öncesinde beş öykü, yedi roman ve beş tiyatro eserinde aile içi şiddet ögesine yer verilmişken, bu sayı 1960-1970'li yıllar itibarıyla öyküde 50, romanda 11, tiyatroda 18'e yükseldi. 1980'lerden sonra ise edebiyatta aile içi şiddet unsuru yok denecek kadar azaldı.

Araştırmada, şu değerlendirme yapıldı:

‘‘Genelde erkek yazarlar aile içi şiddet olgularını şiddet uygulayandaki karakter bozukluğu, zorbalık ya da münferit aile ortamlarının sevgisiz ve pasta tip aileler olmasına dayandırmaktadır. Feminist ve İslami yazarlar (hareket noktaları çok farklı da olsa) özellikle kadınlara yönelik aile içi şiddete bireysel aile sorunları olarak bakmamakta; feministler bunu ataerkil bir düzenin yaptırıcı bir unsuru, İslamcılar da şiddeti dini değerlerden uzaklaşmış, şaşkın insanların genel boşluğu ve ahlaksızlığı olarak sergilemektedir.’’

Korku, nefret, tiksinti

Anketlerin yanısıra yüzyüze yapılan derinlemesine görüşmeler sırasında, cinsel şiddet ve cinsel taciz konusunda da önemli bulgular ortaya çıktı:

Cinsel şiddet, erkeğin kadına cinsel temas talebinde bulunması ve kadının bu talebe karşılık vermek istememesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Takiben, erkek kadını dövmekte ve zorla cinsel ilişkide bulunmaktadır.

Cinsel tacizin gözlendiği durumlarda ileri derecede fiziksel şiddet, cinsel şiddete eşlik etmektedir.

Cinsel şiddet uygulayan erkekler, eşlerini hamileyken dövüyor.

Cinsel şiddete hedef olan kadınlar, kendilerini ‘çok kötü’, ‘mutsuz’, ‘yıkılmış’, ‘aşırı yıpranmış’ ve ‘duygusal olarak boşlukta’ hissediyor. Bu durumdaki kadınlar, kocalarından duygusal olarak tamamen kopuyorlar. Korku, nefret ve tiksinti devreye giriyor.






False