Ölüme ya da cennete

Güncelleme Tarihi:

Ölüme ya da cennete
Oluşturulma Tarihi: Ocak 18, 1998 00:00

Haberin Devamı

Atina'nın kuzeyindeki Pendeli Dağı. Çam ormanı içinden dağın tepesine doğru ilerliyorum. Yolun iki yanında lüks villalar var. Belli ki zengin Atinalılar şehrin gürültüsünden kaçabilmek için zaman zaman çam ağaçları arasındaki villalarına sığınıyorlar.

Ama Pendeli dağına sığınanlar sadece zengin Atinalılar değil. Binlerce kilometre uzaktan, ölüm yolculuğunu hiçe sayarak gelen Iraklı Kürtler de Pendeli dağının tepesindeki çam ormanının konukları. Dağın yeniden denize doğru açılan tepesinde göçmen çadırlarıyla villaların içiçe görüntüsü inanılmaz bir çelişki oluşturuyor.

Kampın etrafı telle çevrilmiş. Ama kapısı tamamen açık... İsteyen istediği zaman girip çıkabiliyor. Kampın girişinde ilk göze çarpan Dünya Doktorlar Birliği'nin amblemi. Göçmen kampına dünya doktorları yardım ediyor.

Elinde cep telefonuyla 35-40 yaşlarında bir görevli yanımıza geliyor. İsminin Stefanos olduğunu söylüyor. Gazeteci olduğumuzu söylüyoruz. Hemen bilgi vermeye başlıyor. Göçmenlerle konuşmak için birlikte kampın içine doğru yürüyoruz. ‘‘Türk gazeteci olduğunuzu söylemezseniz daha iyi olur. Çünkü tepki görebilirsiniz’’ diyor. ‘‘Neden?’’ diye soruyorum, ‘‘Bir Türk gazeteciye nedenini anlatmama gerek yok herhalde’’ diye karşılık veriyor ve devam ediyor: İstanbullu bir Ermeni'ymiş. Dört yaşında Türkiye'den ayrılmış. Dünya Doktorlar Birliği'nde çalışıyormuş. Ama yarattığı imaj Yunanistan'da 4 ayrı yerde kurulan kamplarda görülen ve Yunanlı gazeteciler tarafından da son derece şüpheli olarak nitelendirilen cep telefonlu garip kişilerin imajına uyuyor.

Kim bu cep telefonlu adamlar? Gerçekten yardım kuruluşlarında mı çalışıyorlar? Yoksa, insan tacirleri mi? Bu soru şimdi Yunanistan'da herkesin kafasını kurcalıyor.

Kampın geniş meydanına bakan çadırlardan birinin kapısında başörtülü genç bir kadın oturuyor. Ayakta da iki adam sohbet ediyor... Biri Hasan. 35 yaşlarında. Erbil'de eczanesi varmış. Kırık dökük İngilizcesiyle milyonlarca Kürt'ün ‘‘Cennete ulaşmak’’ hayaliyle çıktığı ölüm yolculuğunu anlatmaya başlıyor: ‘‘Benim için kolay oldu. Çünkü Irak pasaportumuz var. Ailemi aldım. Normal yollarla Türkiye'ye girdik. İstanbul'a geldik. Erbil'de tanıdıklarım İstanbul'da bazı telefon numaraları vermişti. Hemen aradım, her şey hazırdı. İstanbul'da iki gün kaldık. İki gün sonra otobüsle İzmir'e getirdiler. Limanda bir tekne bekliyordu. Bindik, 49 kişiydik. Samos'a sığındık. Ve bizi Pendeli kampına gönderdiler.’’

Eczacı Hasan, bütün ailesini cennete, yani batıya getirebilmek için 3500 dolar ödemiş. Adam başına 1500 dolar. Peki İzmir Limanı'nda tekneye binerken polis durdurmadı mı? Gülümseyerek yanıtlıyor: ‘‘Türk mafyası polise ödemeyi yapmıştı. Kimse bizi durdurmadı.’’

Hasan ve ailesi hayatlarından memnun görünüyorlar. Barzani ve Talabani arasındaki çatışmadan, Saddam korkusundan uzak çam ormanı içindeki kampta, çadır içinde bile olsa geleceğe umutla bakabiliyorlar. ‘‘Ben Yunanistan'da kalmak istiyorum. Burası da Avrupa’’ diyor Hasan. Tek isteği iş bulabilmek.

HEDEF İSTANBUL

Mukaddam'ın kaçış hikâyesi ise acıklı. Süleymaniye'den yola çıkmışlar. Dağlardan yürüyerek kaçak olarak Türkiye'ye girmişler. Tabii milyonlarca Kürt göçmeni gibi, Mukaddam'ın da hedefi İstanbul. O da İstanbul'da bazı telefon numaralarını arayarak kaçış yolculuğuna başlamış. İnsan tacirleri Mukaddam'la ailesini otomobille Yunan sınırına getirmişler. Sonra Meriç Nehri'ni yüzerek Yunan topraklarına geçiş ve mayın tarlalarında ölüm yürüyüşü...

‘‘Kız kardeşim bir mayına bastı, ayağı koptu’’ diye anlatıyor Mukaddam. Ama yaşadıkları acılara rağmen yine de umutlu. Kampta konuştuğum hemen her göçmenin olduğu gibi, Mukaddam'ın da tek rüyası var: ‘‘Almanya'ya kapağı atabilmek.’’

Kampın doğusundaki tellere doğru yürüyoruz. Tellerin diğer yanında başka bir kamp daha var. Ama kamptan çok bir çöplüğe benziyor. Tellere yaklaştıkça pis koku daha da kesif hale geliyor. Burada da 500 Iraklı Kürt barınıyor ve Doktorlar Birliği bu kampa yardım etmiyor.

Tellere dayanmış sohbet eden birkaç göçmene yaklaşıyoruz, ama anlaşamıyoruz. Meraklı çocuklar etrafımızı sarıyor. Küçük bir kız çocuğunu elinden tutan genç bir Iraklı Kürt de bizimle sohbet etmek için geliyor. Kırık dökük İngilizcesiyle cennete ya da ölüme kaçışlarının benzer hikâyesini anlatıyor: Dağlardan yürüyerek Türkiye'ye giriş... Bazı telefonlarla insan tacirleriyle kurulan bağlantılar. Ödenen binlerce dolar. Ege'nin karanlık sularına doğru açılan batmak üzere tekneler... Ve en yakın Yunan adalarından birinin sahillerinde ya da karanlık sularda biten yolculuk...

İsmini gizleyen Süleymaniyeli hayatlarında bırakın denizi, küçük bir gölü bile görmeyip, Ege'nin karanlık sularına açılan ya da mayın tarlalarında yürüyen Iraklı Kürtlerin en şanslılarından biri.

Yunanca eğitim

Aslında Kuzey Irak'tan Avrupa'ya göç yeni değil. Yaklaşık 10 yıldır Yunan Adaları'na ve Meriç sınırına doğru bir göç yaşanıyor. Bu göç, son iki yıldır şiddetlenmiş durumda. Yunanistan Kuzey Irak Kürtleri için sadece bir köprü. Çoğu Almanya, Hollanda ya da İtalya'ya gitmek istiyor ve gidiyor. Halen Yunanistan'da bulunan dört göçmen kampında yaklaşık iki bin göçmen ‘‘cennete’’ gidebilmek için hayal kuruyor.

Pendeli kampının kapısına doğru yöneliyoruz. Kapıya yakın barakadan ezan sesi yükseliyor. Baraka aslında tek odalık bir ilkokul. Kürt çocuklara Yunanca öğreten Katerina öğretmenin adı verilmiş. Ramazan dolayısıyla bu tek odalık okul mescide çevrilmiş. Genç bir Iraklı Kürt'ün okuduğu ezan bütün kampa ve Pendeli tepelerindeki lüks villalara yükseliyor. Kampa veda ediyoruz.

Kaçış rehberi!

Yunanistan'da yayınlanan haftalık To Vima gazetesindeki imzasız yazı, İstanbul'da insan ticaretinin adreslerini veriyor. İşte göçmenlere kaçış rehberi:

Eğer Asya'dan Avrupa'ya gitmek istiyorsanız, İstanbul'a gitmelisiniz. Aksaray'a gidin, Abdüllatif Sokağı'nı bulun. Otobüs durağında durun ve etrafınıza bakın. Hemen ülkenizin mafyasının temsilcisini görebilirsiniz. Hemen yanaşın, size Avrupa yolunu açacaktır. Abdüllatif Caddesi ve etrafındaki yollar seyahat acenteleri, pansiyonlar ve genelevlerle doludur. Hiç endişelenmeyin... Bu bölgede göçmenler yaşar.

Türkiyeli Kürtler en aktif olan gruptur. Eğer İranlıysanız Abdüllatif Caddesi'ndeki Lalezar Lokantası'na gidin. Eğer Azeriyseniz, astragandan kalpak satan dükkanı arayın. Ukraynalıysanız, Odesa pansiyonunu bulmanız gerekir veya levhaları Rusça yazılı dükkânlara girin. Aynı yolda biraz ileride bir Afgan kahvesi... Ve bazı Pakistan otelleri göreceksiniz. Yolun sonuna doğru üç dükkânın levhası sizi Budapeşte ve Bulgaristan'a gidiş yolunu gösteriyor. Bu yol aslında Almanya'nın yoludur.

Seylan Sokağı'ndaki Tuy Turizm acentesini aramayın, çünkü polis Türk sahibiyle Lübnanlı sekreterini tutukladı. Efrun Turizm şirketini de aramayın. Çünkü oradakiler korku içinde. Akgün otelinin sahibi Nihat Akgün'ü veya Zürih Oteli'nin sahibi Yaşar Aktürk'ü de aramayın, nereye gideceğinize hemen karar vermeyin. Pasaportlu ya da pasaportsuz ya da sahte pasaportla bir seyahat yapmak istiyorsanız, polise yüzde 10 ile yüzde 20 arasında komisyon vermeniz gerekiyor.

Eğer Kuzey Irak Kürtüyseniz, otobüsle Almanya'ya kadar 12 bin dolar gerekir. Eğer Barzani'nin partisindeyseniz, fiyat sekiz bin dolar olur. En ucuz ve riski en az olan yolculuk Türkiye'den Sakız Adası'na geçmektir. Ama bu yolu seçerseniz Yunanistan'da daha yüksek para ödeyerek Avrupa'ya geçebilirsiniz.''

İtalya’dan mülteci manzaraları

Türkiye kaçak mültecilerle İtalya'ya giden gemilerden ve bu görüntülerden çok önce tanıştı. Çeşme, Marmaris, Bodrum gibi Yunan adalarına yakın yerlerde batan teknelerden Kuzey Iraklılar'ın cesetleri çıktı. Sahile vuran cesetler insan ticaretinin kara lekeleri olarak gazete sayfalarına yansıdı. Kaçakları Yunan adalarına götürürken alabora olan küçük teknelerin yerini şimdi büyük yük gemileri aldı.

Gelen-giden tablosu

Gemilerle İtalya'ya kaçak göç akınının yarattığı tartışma, Türkiye'ye ‘gelen ve giden’ mülteci-sığınmacı tablosunu da netleştirdi. 1997 yılında, ‘daha rahat yaşamak için’ Türkiye'ye çoğunluğu Irak ve İran'dan olmak üzere, toplam 5 bin 638 kişi geldi. Aynı yıl Avrupa'ya yine ‘daha rahat yaşamak‘ amacıyla giden Türk vatandaşlarının sayısı ise yaklaşık 35 bin.

GELENLER...

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 1997 verilerine göre, Türkiye'de yaşamak için başvuran 5 bin 638 kişiden, 4 bin 617'sine mülteci, 1021'ine de sığınmacı statüsü verildi. Türkiye'ye gelenlerin 1.537'si İranlı, 2.846'sı Iraklı, 968'i Bosnalı, 267'si de Cezayirli. Ayrıca Suriye, Mısır, Lübnan, Sudan ve Filistin'den de sığınmacılar geldi.

Türkiye'de sığınmacılara sadece üçüncü bir ülke kendilerini kabul edene kadar ülkede kalma izni veriliyor. Türkiye'ye gelen sığınmacılar, ‘geçici ikamet izni' verilerek, ‘uydu kent' olarak belirlenen Afyon, Ağrı, Silopi, Aksaray, Amasya, Antalya, Orta Anadolu, Çankırı, Çorum, Hakkari, Van, Ağrı, Konya, Kayseri, Niğde, Sıvas, Nevşehir ve Yozgat'a yerleştiriliyor.

VE GİDENLER

Yine BM verilerine göre, 1997 yılında Avrupa'ya göç eden Türk vatandaşlarının sayısı ise yaklaşık 35 bin. Avrupa'ya sığınan Türk vatandaşlarının tercihi daha çok Almanya oldu. Bunu, ‘insan hakları konusunda daha duyarlı' olan Kuzey Avrupa ülkeleri izledi. Ayrıca 1997 yılında Avrupa'ya sığınan Irak vatandaşlarının sayısı da daha önceki yıllara oranla büyük ölçüde arttı.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!