GeriGündem Ölmeyeceğiz ineceğiz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ölmeyeceğiz ineceğiz


Nafiz ALBAYRAK

Uçak yükseklik kaybediyordu. İnmemiz şarttı. Yoksa baraj üzerindeki yüksek gerilim hatlarına çarpabilirdik. Herşeyi göze alıp iniş yaptık. Uçak yere vurunca tutunamadı ve sol kanat kayalara çarptı. Uçaktan çıkınca krize girip dakikalarca güldük.’

Uçağın şanslı pilotlarından biri endüstri tasarımcısı evli ve 2 çocuk babası 43 yaşındaki Melih Öztürk. Diğeri ise Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü son sınıf öğrencisi 23 yaşındaki Kerem Baykurt.

Kazadan sonra İstanbul’a dönerken Samandıra Askeri Havaalanı kulesine, ‘‘Yaşama yeniden merhaba’’ diye çağrı yapan Kerem Baykurt, kuleden ‘‘Sizi yeniden aramızda görmek çok güzel’’ yanıtını aldı.

CESSNA 172 tipi uçakla, Samandıra'daki askeri havaalanından Ankara'ya gitmek için kalkan, ancak Eskişehir üzerinde motor güç kaybedince dağ yoluna mecburi iniş yapıp, dere yatağına yuvarlanan uçağın pilotları, dehşet anlarını Hürriyet'e anlattı. Bir anda bin metre yükseklik kaybeden uçakta ölümle burun buruna gelen Melih Öztürk ve Arif Kerem Baykurt, ‘‘Çam ormanıyla kaplı daracık dağ yoluna mecburi iniş yapmaktan başka seçeneğimiz kalmayınca, birbirimize ‘ölmeyeceğiz, ineceğiz' dedik. Gördüğümüz eğitim ve deneyimi kullanarak, uçağı indirdik. İşte, hayattayız ve ayaktayız’’ dediler.

Pilotlar 43 yaşındaki Melih Öztürk ile 23 yaşındaki Kerem Baykurt, dere yatağında son bulan dehşet dolu dakikaları şöyle anlattılar:

HER ŞEY NORMALDİ

‘‘Ada Havacılık'a ait tek motorlu uçağımızla cuma günü Ankara'ya gitmek için Samandıra'dan kalktık. Sarıyer Barajı yakınındaki vadi üstünde, Atatürk Havalimanı Uçuş kontrol kulesi ile konuşarak yüksekliğimizi 4 bin 500 feet'e indirip yolumuza devam ettik. İki saat sonra, uçağın motor sesinde bir değişiklik olduğunu hissettik.

Cessna 172 tipi uçaklarda, motor göstergesi 2000'i gösterdiğinde, normal ularak düz uçuş yaparsınız. Ama bizim uçağımızın devri 1500'ü gösteriyordu. Gazı tam açmamıza karşın devri yükseltemedik ve hızla irtifa kaybetmeye başladık. Soğukkanlılığımızı koruyarak, check-list'teki bütün prosedürleri uyguladık. Bujilerde yağlanma olasılığına karşı karıştırıcı valfı geri çekip, tekrar bıraktık. Ama devir yükselmiyor ve yüksekliğimiz düşüyordu. Baraj üzerindeki yüksek gerilim hatları bizim için büyük bir risk oluşturuyordu. Motor devrini yükseltmeyi başaramayınca, mecburi inişten başka seçeneğimiz kalmamıştı.

KAPILARI KİLİTLEDİK

Soğukkanlılığımızı koruyup, birbirimize 'ikimiz de sağ kalmak için iniyoruz' dedik. Son ana kadar inip kurtulmaya odaklandık. ‘‘İşimiz bitti, öleceğiz’’ demedik ve denetimi hep elimizde tuttuk. Uçağın iki kapısını da açarak, yere çarpma sırasında oluşabilecek sıkışıklığa karşı, açık durumda kilitledik. Uçağın hızını iyice düşürerek mecburi iniş için uygun bir yer aramaya başladık. Altımız, sık çam ormanlarıyla kaplı bir alandı. Gözümüze bir dağ yolunu kestirdik, ama yol uçak kanat genişliğinden dardı. Herşeyi göze alıp dağ yoluna süzülerek iniş yaptık.

GÜLME KRİZİ TUTTU

Uçak kendi ağırlığıyla yere vurduğunda tutunamadı ve sol kanat kayalara çarptı. Bu sırada Kerem'in koltuğu rayından çıktı ve öne fırladı. Kerem, başını ön panele çarparak yaralandı. Kayalara çarpınca uçak hemen sağ yandaki dere yatağına yuvarlanıp, sürüklenmeye başladı. Durdurabilmek için sağ kanadı dere yatağı içindeki bir ağaca çarptırdık. Durduktan sonra tüm sistemi devre dışı bırakıp, yakıt vanalarını kapattıktan sonra, uçaktan çıkıp güvenli bir uzaklığa çekilip bekledik. Bu arada bizi bir gülme krizi tuttu, dakikalarca güldükten sonra birbirimizi kutladık.

BAĞLANTI KURAMADIK

Yapabileceğimizin en iyisini yapmıştık, yere inmiştik, hayatta ve ayaktaydık. Helikopterin bile inemeyeceği yere uçağımızı indirmiştik.

Kerem'in başındaki, sonradan 5 dikiş atılan yara ve derede ıslandığımız için üşüyor olmaktan başka bir sorunumuz yoktu. Uçakta patlama olmayacağından emin olduktan sonra tekrar dönüp telsizin başına geçtik. Ama kimseyle haberleşme kuramadık. Uçaktan eşyalarımız toplayıp dağ yolunda yürümeye başladık. Karşımıza üstünde 5 kişi olan bir traktör çıktı. Onlara neler olduğunu anlattık. Bizi Karacaören Köyü'ne götürdüler. Jandarmayı ve İstanbul Havacılık Kulübü Derneği'ne haber verdik.

HELİKOPTER GELDİ

Burada içtiğimiz çay hem şoka girmemizi engelledi hem de titrememizi kesti. Köyde geçen 10 dakikadan sonra bir ambulans ve bir jandarma minibüsü geldi. Daha sonra uçağın başına döndük. Kazayı haber vermemizden 10 dakika sonra ambulans, 15 dakika sonra da Atak 201'inci Filo'dan arama kurtarma helikopteri geldi. Ama helikopter, uçağımızın yanındaki yol çok dar olduğu için inemiyordu. Arama kurtarma ekibi helikopterden vinçlerle indi. Helikopter daha ilerde açık bir alan bulup inebildi. Daha sonra, ambulansla helikoptere ulaştık. Helikopterle önce Eskişehir'e gittik. Hastanede'de Kerem'in başındaki yaraya 5 dikiş atıldı.

UÇMAKTAN VAZGEÇMEK YOK

Tek motorlu dört kişilik uçaktan mucize eseri kurtulmasının üstünden daha birkaç saat geçmeden ünde tekrar uçak kullanan Arif Kerem Baykurt ve kazadan bir gün sonra soluğu göklerde alan Melih Öztürk, uçmaktan vazgeçmeye niyetleri olmadığını söylediler. Eskişehir dönüşü, Samandıra Askeri Havaalanı kulesine, ‘‘Yaşama yeniden merhaba’’ diye çağrı yapan Kerem Baykurt, kuleden ‘‘Sizi yeniden aramızda görmek çok güzel’’ yanıtını aldı. Baykurt,‘‘Kaza sonrası fobi oluşmaması için, hemen uçmamız çok önemliydi. Buna fırsat vermemek için ben kaza günü, Melih de ertesi gün kokpite girip uçuş yaptık’’ dedi. Havacılığın kendileri için vazgeçilmez bir tutku olduğunu belirten 180 saat uçuşlu ve 3 yıllık lisanslı Arif Kerem Baykurt ile 75 saat uçuşlu, bir yıllık lisanslı Melih Öztürk, yaşadıkları kazadan kurtulmalarında çok emeği olduklarını söyledikleri hocalarına teşekkoür ettiler.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle