Muhteşem yaratık

Gösterimdeki mendil ıslatan ‘‘Omuz Omuza’’da en iyi arkadaşı Julia Roberts ile oynayan Susan Sarandon, sinema kariyeri boyunca hep güçlü ve bağımsız kadınları canlandırdı.

Ona böyle dememiz boşuna değil. Çünkü o Susan Sarandon, 53 yaşında ve cinsel tercihlerimiz ne olursa olsun, gözümüzü hâlâ ondan alamıyoruz. Özellikle de alamet-i farikası olan gözlerinden. Bu muhteşem aktrisin sırf ismi bile bizleri heyecanlandırmaya yetiyor. O tam anlamıyla nev-i şahsına münhasır bir insan: iyi bir oyuncu, eylemci ve üç çocuk annesi. Susan Sarandon, 1946 yılında Susan Tomaling adıyla New York'ta doğdu; İtalyan kökenli, katolik bir ailenin dokuz çocuğundan en büyüğü. Etrafındaki yaşıtı genç kızların çoğu gibi o zamanlar kendinde dini bir eğilim hissetmiş, ama kendini hiçbir zaman bir rahibe olarak tasavvur edememiş. O doğrudan en üst dereceye atlamış, azize olacağını tasavvur etmiş. Genç kızlıktan evli kadın statüsüne çok çabuk geçmiş; ilk erkek arkadaşı ve ilk kocası Chris Sarandon'la Washington Katolik Üniversitesi'nde tiyatro öğrenimi görürken tanışmış. İlk rolünü de onunla birlikte rol seçmelerine gidrerken almış: ‘‘Sinemada çok şanslıydım. Bir rol için her başvurduğumda işler yolunda gidiyordu. İyi de oldu, çünkü yıllarca bekleyecek kadar sabırlı değildim. Başka şey yapardım.’’ İyi ki onu seçenler ferasetli davranmışlar, yoksa Amerikan sineması (ve biz seyirciler de) en değerli aktrislerinden birinden mahrum kalacaktı. Sarandon'un sinemadaki ilk rolü John G. Avildsen'in ‘‘Joe’’ (1970) filminde. İrili-ufaklı birkaç rolden sonra 1975'te Jim Sharman'ın ‘‘The Rocky Horror Picture Show’’ filminde Janet rolüyle dikkatleri çekti. Çoğu kadın oyuncu yaşlı görünmekten korktukları için beyazperdede anne rollerinden kaçınırken, o 1978'de 32 yaşındayken Fransız yönetmen Louis Malle'in ‘‘Pretty Baby/Güzel Bebek’’ filminde Brooke Shields'in annesini canlandırdı. 1980'de yine Louis Malle yönetiminde ‘‘Atlatic City’’de dev oyuncu Burt Lancaster ile birlikte oynadı. 1983'te ise Tony Scott'un ‘‘Hunger/Açlık’’ filminde Catherine Deneuve'le şahane bir vampir çifti oluşturdu (filmdeki David Bowie faktörü de cabası). 1987'de ‘‘Kasabanın Cadıları’’ndan biriydi Sarandon; diğer cadılar Cher ve Michelle Pfeiffer'la birlikte şeytan Jack Nicholson'la baş etmeye çalışıyorlardı. 1988'de Kevin Costner'la başrolleri paylaştığı ‘‘Bull Durham’’da bir beyzbol takımının kırk yaşlarındaki seksi maskotu oldu. Bu filmin çekimleri sırasında tanıştığı yetenekli oyuncu Tim Robbins on yıldır onun hayat arkadaşı ve iki çocuğunun babası. 1990'da ‘‘White Palace’’ta kendinden çok genç ve üst sınıftan bir adamla (James Spader) tutkulu bir aşk yaşayan kadın rolündeydi. Ve 1991'de ‘‘Thelma & Louise’’; Geena Davis'le harika bir çift oluşturdukları Ridley Scott'un bu yol filmi, hafızlarda yer ederek bir kült film mertebesine erişti. 1992'de George Miller'ın filmi ‘‘Lorenzo's Oil/Lorenzo'nun Yağı’’nda çaresiz bir hastalığa yakalanan bir çocuğun annesini canlandırdı (baba da Nick Nolte'ydi). 1994'te Joel Schumaher’ın filmi ‘‘The Client/Müşteri’’de avukat rolündeydi. Ve nihayet 1996'da, daha önce defalarca aday gösterilip alamadığı Oscar ödülünü ‘‘Dead Man Walking/Ölüm Yolunda’’ filmindeki idam cezasına karşı olan rahibe Helen Prejean rolüyle aldı. Tim Robbins'in yönettiği bu filmde idam mahkûmunu Sean Penn canlandırıyordu.

Susan Sarandon ve Tim Robbins Hollywood'un sözlerini esirgemeyen çiftlerinden. Sarandon, Oscar Ödülleri töreni sırasında En İyi Kadın Oyunucu Ödülü'nü alırken, alışılagelmiş duygusal teşekkür konuşması yerine, AIDS'e yakalanmış Haitili mültecilerin kaderiyle ilgili bir konuşma yapınca, daha sonraki ödül törenlerine katılması men edildi. O zaten her fırsatta bir davanının savunuculuğunu üstleniyor. ‘‘Stepmom / Omuz Omuza’’nın çekimleri sırasında da bir insani yardım örgütü için para toplamış, çocuk oyunculardan bile.

Haberle ilgili daha fazlası: