ÇAVEZ: BUSH BENİ..." />ÇAVEZ: BUSH BENİ..." />

Muhtelif gündem konuları (Medyadan alıntı)

Güncelleme Tarihi:

Muhtelif gündem konuları (Medyadan alıntı)
Oluşturulma Tarihi: Eylül 24, 2006 19:46

Haberin Devamı

/images/100/0x0/55ea6986f018fbb8f87e3744
ÇAVEZ: BUSH BENİ ÖLDÜRTEBİLİR... Venezuella'nın sert açıklamalarıyla gündeme gelen Devlet Başkanı Hugo Çavez, 'şeytan' dediği ABD Başkanı George Bush'un kendisini öldürtmeye çalışabileceğini söyledi." www.acikgazete.com

adresindeki AÇIK GAZETE'dendi...  (Yanda)

 

 

*

 

Geçen haftanın, gerçekten, en komik savunması buydu.

 

İstanbul Belediyesi şirketlerinden Belbim’in Genel Müdürü’nün iki kadını bir arada idare ettiği ortaya çıktı: nikâhlı karısı türbanlı, sevgilisi açık. Bu ilişkinin fotoğrafları da ortaya çıktı.

/images/100/0x0/55ea6986f018fbb8f87e3746

Haberin Devamı

 

Müdür Adnan Şahin, yandaki fotoğraf için (karısını ve sevgilisini yanına alarak yaptığı basın toplantısında) kendini : ÇAYDAN GEÇME POZU VERİYORDUK diyerek savundu. (Gazeteler, 18 eylül)

 

Not: Bu arada, AKP’li müdürün marifetleri bir bir ortaya çıkıyor. Mesela bir iddiaya göre, iyi derecede İngilizce biliyor diye yanına aldığı ve 2.500 lira maaşla özel kalem müdürü yaptığı kadına, daha sonra, ücreti Belbim tarafından ödenmek üzere İngilizce hocası tutmuş. Bir diğer iddiaya göre işten attığı bir adamın karısına ‘Kocan seni aldatıyordu. Ben de işten çıkarttım. İstersen onun yerine seni işe alayım’ diye iş (?) teklif etmiş... (Hürriyet, 18 eylül)

 

AKP’nin gerçek yüzü ortaya çıkıyor...

 

 

Haberin Devamı

*

 

Gündeme bomba gibi düştü ama… gündem bile fark etmedi!

 

Gazetelerin, televizyonların ‘gündemi biz belirledik, haberimiz çok ses getirdi’ demesi kadar görgüsüzlük olamaz. Hepsi yapıyor.

 

Akşam geçenlerde birinci sayfadan ANKARA GÜNDEMİNİ AKŞAM BELİRLİYOR diye yazdı:

 

7 eylül: Serdar Turgut’un Papermoon darbecileri haberi siyasi literatüre girdi
12 eylül: ABD Elçiliği’nin Türkiye’deki imaj operasyonunu Akşam fark etti

14 eylül: Camide siyasileri cemaatten ayıran yolu Akşam yazdı, gündem değişti.

Dün: Kocatepe imamının koruma istediğini Akşam yazdı...

 

İyi de bu haberlerin hiç biri ses getirmedi ki... Demek ki Akşam gündemi sarsmış, ama gündemin bile haberi olmamış!

Haberin Devamı

 

Akşam, 18 eylül

 

 

*

 

Artık bu kadar özele ‘girmemiz’ şart mıdır?

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın eşi Şeyma Hanım genç yaşta 6 çocuk doğurduktan sonra pes etmiş, hastaneye yatıp ‘tüplerini bağlatmış’. (Akşam, 18 eylül)


Bize ne yahu! İnsanların artık bu kadar da… mahremine girmenin anlamı var mı?

 

... diyorum ama, bu haberi ben, herkesten önce alsaydım, bangır bangır kullanırdım, itiraf ediyorum! Ama haber ‘daatsız’ !

 

Not: Ertesi gün Şok manşet yaptı bu haberi, ‘Üreyin diyen Sağlık Bakanı Akdağ’ın eşi Şeyma Akdağ geri dönüşü olmayan bir yöntemle ‘üremeyi’ durdurdu...’ diyordu. (19 eylül)

 

Şeyma Hanım genç yaşında yeteri kadar ‘üremiş’ de ondan, maşallah dört kız ve iki oğlan annesi!

Haberin Devamı

 

 

*

 

Ruhat Mengi’nin ‘zor’ yazıları!

 

Çarşamba günü, Fatih Altaylı “Gazetecilere ahlaksız teklif” başlıklı yazısında, bir ayakkabı firmasının promosyon çalışmasını deşifre ediyordu:

 

“İsmi lazım değil bir ayakkabı firması gazetecilere ‘rüşvet’ dağıtmak için müthiş bir yol bulmuş. Diyor ki, ‘Gelin bir mağazamıza. Hediye ayakkabınızı alın. Bu ayakkabılarla atacağınız her adım için bilmemne vakfına bağışta bulunacağız’. Yani ‘Size ayakkabı hediye ediyoruz ve siz bu hediyeyi alarak bir de hayır işlemiş olacaksınız’. Altında da bir not: ‘Proje için ayrılan modellere bot ve çizmeler dahil değildir’. Yani ‘Satılıksınız ama çok da para etmezsiniz.’Okudum ve kusura bakmayın ama ‘Yuhhh’ dedim. Bu botları alacak gazeteciler 16 Eylül pazar sabahı Nişantaşı'nda buluşup yürüyüş yapacakmış. Kimler olacak çok merak ediyorum. Not: Bu yazıdan sonra pek kimse olmaz herhalde...” (Sabah, 13 eylül)

Haberin Devamı

 

Bu yazıdan sonra sadece bir köşe yazarı bu davete icabet etti, hem de kim biliyor musunuz, Fatih Altaylı ile ‘büyük aşk’ (!) yaşayan (bir yazı yüzünden davalık olmuşlardı biliyorsunuz bir zamanlar) Ruhat Mengi!

 

Ruhat Mengi belli ki, yürüyüşe katılmış ve sonra, birisi onu uyandırmış, Fatih Altaylı böyle böyle yazdı diye...

 

Mengi 17 eylül tarihli yazısında durumu kurtarmaya çalışıyordu, “Ahlaklı gazeteciden ‘ahlaksız teklif’ yazısı!’” başlıklı yazısında, önce Fatih Altaylı’nın “etik özürlü” olduğunu iddia ediyor, Altaylı başına geçeli beri Sabah gazetesini eline alıp okumadığını söylüyor ve şöyle diyordu:

 

“Bunu neden yazdım, çünkü aynı ‘etiğe önem veren’ gazeteci geçen hafta son derece güzel ve iyi niyetli bir girişim için ‘Gazetecilere ahlaksız teklif’ başlıklı bir yazı yazmış. Ben kendisini (ve onun yüzünden yönettiği gazeteyi ki orada 13 yıl çalışmama rağmen) okumuyorum, dün katıldığım ‘o yazıyla ilgili yürüyüşte’ duydum ve sonra yazıyı bir başkasına okutarak dinledim...”

 

Başkasına okutunca Sabah’ı ve Fatih Altaylı’yı okumamış sayılıyor demek ki...

 

Ve itiraf ediyordu: “Bana davetiye geldi, yürüyüşe katıldım. Hem eğlendim, hem de katkıda bulunabildiğim için büyük mutluluk duydum.” (Vatan, 17 eylül)

 

Ertesi gün, Fatih Altaylı konuya girmek istemedi herhalde, Sabah’ta Özay Şendil çaktı:

 

200 YTL'lik ayakkabıyı güle güle giyin Ruhat Hanım!

 

“... Dün köşesinden öğrendik ki, Ruhat Mengi de bu yürüyüşe katılıp, 200 YTL'lik ayakkabı almış; el kesesinden vakfa da bağışta bulunmuş. Yeni ayakkabınız hayırlı olsun Ruhat Hanım!” (Sabah’la Günaydın, 18 eylül)

 

Halbuki Ruhat Hanım, aynı gün, bir önceki yazısının “açığını” fark etmiş, yahut birisi uyarmış ve “en iyi savunma saldırıdır” misali üste çıkmaya çalışıyordu:

 

“O gün, belki de söz konusu gazetecinin ‘Ahlaksız teklif’ yazısında ‘Bu yazıdan sonra kimse gitmez herhalde’ baskısını ısrarla yapması nedeniyle, ‘isimleri anons edilecek’ endişesiyle olmalı benden başka yazar yoktu. Ben de tesadüfen, geç kaldığım için Camper almadım, kendi ayakkabılarımla yürüdüm ama söz konusu yazı tüm gazetecilere büyük bir hakarettir. Bu ülkenin basınının bir çift ayakkabı için kalemini satacak kadar ucuz insanlardan oluştuğunu ‘aynı işi yapan biri’ ne cesaretle söyleyebilir? Atalarımız bu gibi durumlar için güzel söz üretmişler doğrusu: ‘Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş!..” (Vatan, 18 eylül)

 

Çok komik bir ‘basın tartışması’ daha yaşadık yahi…

 


*

 

Nazlı Ilıcak, Başbakan’ı Faye Dunaway’e benzetmiş!

 

Vallahi kendisi yazdı, şöyle diyordu:

 

Tayyip Erdoğan'ı rüyamda gördüm

 

İlk gece rüyamda Tayyip Erdoğan'ı gördüm. Hayli yıpranmış ve yaşlanmış gibiydi. Hatta Faye Dunaway'e benziyordu. "Ne olmuş, televizyon ekranlarında bu kadar bitkin görünmüyor" diye aklımdan geçirdim.

Gittim ona sarıldım, çok samimi bir hava içinde bana "1.5 yıldan daha uzun süre başbakanlık yapamayacağım, çok yoruldum" dedi.

Bu cümlesini duyunca, şöyle düşündüm: "Demek cumhurbaşkanı olacak, beni yakın gördü ki bu konuyu açtı. Aman sakın ağzımdan kaçırmamayım."

Dilimi tutmam gerektiğini kendi kendime tekrar edip dururken, uyandım.

Hayırlara vesile olması dileğiyle, rüyamı aktarıyorum. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim:

Dervişin fikri neyse, zikri de odur. Altın Portakal Festivali'ne gelsem bile demek siyaset aklımdan çıkmıyor. Hatta Tayyip Erdoğan Faye Dunaway görüntüsüyle düşüme giriyor.”

 

Takvim, 19 eylül

 

 

*

 

Hakkımızda iyi söyleyenler de var, hemi de yunanlı!

 

Yeni Şafak’ta Oktay Mehmet imzalı küçük bir haber:

 

“Yunanlı sanat tarihi profösörü ve Atina News gazetesi yazarı İoanna Kapsiofli, Türk-Yunan dostluğu için 29 Temmuz'da Atina İstanbul güzergahında bin 300 kilometrelik 'Barış Yürüyüşü' başlattı. Kırkyedi gündür sırtındaki 20 kiloluk yüküyle barış için yürüyen Kapsofli, hedefinin, Türklerin çok misafirperver bir millet olduğunu bütün dünyaya duyurmak olduğunu söylüyor. Kapsiofli, ‘Türkiye'ye geleli iki gün olmuştu. Yorulmuştum. Malkara'nın bir köyüne giderek, ilk evin kapısıın çaldım. Ocağın başındaki teyze, bana yemek koydu ve akşam da beni evinde misafir etti. Gece kaç kez uykusunu bölerek, benim üşüyüp hastalanmamam için üzerimi örtmüş’ dedi.” (19 eylül)

 

Tuhaf bir millettir bizimki!..

 

 

*

 

Mehmet Ağar da babadır…

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın kızı Yasemin, 1997’de beynindeki bir tümörden öldüğünde daha 18 yaşındaydı. Babası, İzmir’deki bir onkoloji hastanesinde kızı adına bir oda yaptırdı.

 

Geçenlerde, Yasemin çocuğun adını taşıyan bu odada tedavi gören 6 yaşındaki bir lösemili hastayı, Fatih’i ziyaret eden Ağar, bir ara ‘Beni buradan çıkarın, fena oluyorum’ demiş. (Hürriyet, 20 eylül)

 

Allah kimseye evlat acısı göstermesin!

 

 

*

 

Amerikalı kadınlar neden İslam’ı seçiyormuş…

 

Habere göre, Amerika’da her sene 20.000 Hıristiyan kadın, din değiştirip İslam’ı seçiyormuş. (Radikal, 20 eylül)

 

ABD Müslüman Kadınlar Derneği’nden Prof. Yvonne Haddad’a göre bunun sebebi neymiş biliyor musunu?

 

Geleneksel olarak Müslüman kadının evdeki konumunun çok güçlü olması...’

 

Bu salakların Bush’u iki kere başkan seçmesine şaşmamak lazım!

 

 

*

 

Kafa yerine futbol topu taşıyan milletin ölçü birimi…

 

Dedim ya bir ara ‘orman yangınlarında yeni bir ölçü birimi ortaya çıktı: futbol sahası’ diye... (Hürriyet-internet, 23 ağustos)

 

Vakıflar Müdürlüğü Antalya’nın göbeğindeki 2.600 dönümlük zeytinliği aylık 2.500 liraya kiraya veriyormuş. (Kime diye sormayın, ya bir Arap’a ya da bir ‘Müslüman’ işadamına...)

 

Takvim haberi: ... 375 futbol sahası büyüklüğünde, diye veriyor.

 

Yani 2.630 dönüm deyince insarların gözünün önüne gelmez de, 375 futbol sahası deyince mi gelir sanıyorlar?

 

Takvim, 20 eylül

 


*

 

Kaynana kimbilir kızı nasıl delirtti!

 

22 yaşındaki gelin, yıllarca birlikte yaşadığı kaynanasını kalbinden vurarak ve 5 yaşındaki kayınbiraderini boğazını keserek öldürdü, baba evine kaçtı. Babası, polisi arayarak kızını adalete teslim etti. (Gazeteler, 20 eylül)

 

Tuğba işlediği korkunç cinayetin cezasını hapiste çürüyerek ödeyecek.

 

Ama insanlar böyle kendilerini de mahvedecek bir delilik yaptıklarında hep düşünürüm, bu noktaya nasıl geldi acaba, diye: Kaynana, genç gelinini katil yapmak için neler etti kim bilir!

 

 

*

 

Sağlıklı okur refleksi: Bu gazete bu haberi acaba NİYE yaptı?

 

“Bu ne rezillik sayın başkan’ diyen manşeti...

 

“Milyonlarca YTL'lik masrafı devlet kesesinden ödeyen Doğan Cansızlar, şimdi skandalın hesabını ödeyecek” diyen spotu...

 

“İşte Cansızlar’a can veren düzen : SPK = Süpür Paketle Kullan” diyen başlığı görünce, hemen aklınıza gelmesi gereken soru şudur:

 

Tercüman’ın patronunun Sermaye Piyasası Kurulu ve Başkanı Doğan Cansızlar ile ne alıp veremediği vardır? SPK’dan bir beklentisi mi vardır yahut SKP üstüne gelmekte de tehdit ve şantajla sindirmeye mi çalışmaktadırlar?

 

Bu kadar dürüst ve namuslu bir basın olunca memlekette... okurun ilk sorması gereken sualler budur!

 

Tercüman, 20 eylül

 


*

 

Çevir kazı yanmasın!

 

‘GAZİLERİMİZ GURURUMUZ!’


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

 

Star, 20 eylül

 


*

 

Ya kağıdı taşıyan hammal, o da sakın ‘Türk düşmanı’ olmasın!

 

İddiaya göre Genelkurmay istemiş, John Tirman’ın ‘Savaş Ganimetleri: Amerikan Silah Ticaretinin İnsani Bedeli’ adlı kitabının yayımcısına dava açılmış, yetmemiş... çevirmene de (herhalde ‘yazara yardım ve yataklık’ suçundan) dava açılmış. (Birgün, 20 eylül)

 

Bence yetmez, kitabı basan matbaaya, cilt işlerini yapan mücellite, taşıyan kamyon şoförüne, satan kitapçıya da dava açmalı!


*

 

Cehaletin ve taassubun Allah belasını versin!

 

Küçücük bir haber. Malatya’da yaşayan 14 yaşındaki kızcağız tecavüze uğramış, gebe kalmış. 17 yaşındaki tecavüzcüsüyle imam nikâhıyla evlendirilmiş. Hayvan oğlu hayvan tecavüz ederek zorla evlendiği kızcağızı sürekli dövmüş. Çocuk baba evine sığınmış. Ve habere göre, dün, üç aylık bebeğini geride bırakarak, 15 yaşında intihar etmiş.

 

Hürriyet’in haberine göre, tecavüzcü it hakkında ‘reşit olmayan kızla ilişkiye girmek’ suçundan dava açılmış. (21 eylül)

 

Ya kızın babası? Ya kızın anası? 14 yaşındaki kızlarını, tecavüzcüsüyle hem de imam nikâhıyla evlenmeye zorlayan o cahiller, o hayvanlar?

 

 

*

 

Günaydın AA1 Hocam, günaydın, diyordu Özay Şendir:

 

“Ali Atıf Bir, SABAH gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'in bir yazısını, 'okur yorumu' olarak köşesine taşımıştı. Okurlar ve internet siteleri durumu fark edip de, kendisini uyarınca, perşembe günü köşesinde bir açıklama yaptı. AA1 açıklamasında, biraz kaderin ağlarını örmesinden; çokça da, hatayı fark eden 'internet teröristlerinden' söz etmiş. Bu arada bir cümlesinde "Hürriyet'te yazmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim ve silkindim" demeyi de ihmal etmemiş. Ali Atıf Bir, zahmet edip de daha önce silkinseymiş!.. Belki o zaman ayıların kış uykusuna yattıklarını unutup, Tarkan'ın karda ayı ile karşılaştığı reklam filmine övgüler düzmezdi... Hoş o zaman da nadide bir zeytinyağlık örneği sergileyerek bu hatayı "Sadece insanların mı uykusu kaçar sanıyorsunuz?" sözleriyle açıklamıştı. Ama haksızlık yapmamak lazım, Ali Atıf Bir kendince cesur bir kalemdir. Mesela gala ile prömiyer arasındaki farkı bilmeden tiyatro eleştirisi yazabilir. Bir de Müşfik Kenter'e, Yılmaz Erdoğan kadar seyirci toplaması için akıl verdiği yazısı vardır ki, unutulmaz... Aslında Ali Atıf Bir'in bu tür hatalarını hoş görmek gerek... En azından bunların hiçbiri danışmanlık yaptığı firmanın rakipleri aleyhine yazmasından daha kötü değil...” (Sabah’la Günaydın-22 eylül)

 

Allah Allah, ne istiyorlar Ali Atıf Bir’den yahu?

 


*

 

Canım gazetem benim!

 

Televizyon sunucusu-manken -oyuncu (kızlarımız da pek bir becerikli oluyorlar yahu!) Melike Emiroğlu’na adamın biri tecavüze yeltendi.

 

Hürriyet gazetesindeki haberden bir alıntı:

 

“… bağırmaya başladı. İkili arasında otomobilin içinde arbede çıktı.”

 

Hürriyet, 22 eylül

 

 

*

 

Bir dahaki papanın adını Çince koyalım, çeşit olsun!

 

Mehmet Y.Yılmaz’ın bir yazısı, konu eski yeni papalar.

 

XVI.Benedictus’un adı Almanca 16.Benedikt olmuş.

 

Papa XXIII.Johannus’un adı da İngilizce 23.John olmuş.

 

(Biliyorsunuz Polonyalı II.Johannus Paulus’un adını da yıllar yılı Jean-Paul diye yani Fransızca

yazdık biz…)

 

Hürriyet’in bir de düzeltme servisi var üstelik…

 

Şu kadarcık bir kuralı uygulamaktan bile acizsek, biz nasıl gazetecilik yapacağız acaba?

 

Hürriyet, 22 eylül

 


*

 

Mecburi din dersi kaldırılsın!

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara dağıttığı ve 11.sınıfta okutulan ‘Din kültürü ve ahlâk bilgisi’ ders kitabından alıntı:

 

Abdest tansiyonu normalleştirir, alyuvarları artırır!” (Milliyet, 22 eylül)

 

Okullarda din dersinin yasaklanması için bir sebep daha…

 


*

 

Sopalık tüketici…

 

Melih Aşık’ın bir okuru yazıyor:

 

Havayolu rekabeti!

Pegasus Havayolları şehirlerararası yolculuk fiyatını 25 YTL'ye düşürdü... Onur Air de bir hamle yaptı, sınırlı sayıda yolcu için de olsa, fiyatı 1 YTL'ye kadar indirdi...

Okurumuz Ender Aslan diyor ki:

- Havaalanlarında bir sandviç 8 YTL, bir bardak çay 6 YTL'ye satılıyor... Ankara - İstanbul bilet fiyatına ancak bir kahvaltı edebilirsiniz. Bilet fiyatını düşürmek marifet değil... Siz alandaki fiyatları düşürebiliyor musunuz, ona bakın. (Milliyet, 22 eylül)

 

Buna sopalık tüketici derler!

 

 

*

 

Olur mu olur!

 

Yeni Şafak’ın manşeti çok ilginçti, tabii ki ispatı imkansız ama müthiş bir komplo teorisi…

 

Lübnan’da binden fazla ‘sivilin’ ölümüne sebep olan İsrail uçakları ve topçuları… fırsattan istifade İsrail ürünlerine rebaket eden şirketleri ve fabrikaları bombalamış, yani rakiplerini ortadan kaldırmış.

 

Yeni Şafak, 22 eylül

 

 

*

 

Tecahülüarifane

 

Taha Kıvanç, ABD’ye davetliymiş, Harvard’da katıldığ bir toplantıdan alıntılar yapıyordu köşesinde. Fehmi Koru da aynı gün Boston’dan yazıyordu.

 

Allah Allah, Amerikalılar aynı gazeteden niye iki gazeteci birden davet etmişler acaba? J

 

Yeni Şafak, 22 eylül

 

 

*

 

Deveyi hamuduyla yuttular sıra kemikleri sıyırmak için birbirini yemeye geldi

 

AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, Ordu’da fındık üreticilerinin saldırısına uğradı, linç edilmekten zor kurtuldu. Fatsa, o zaman ‘Arkalarında yasadışı örgütlerin olduğu provokatörler var” demişti.

 

Polis kamerasının kayıtları incelendi ve Fatsa’ya saldıranların arasındaki bir provokatör tespit edildi ve tutuklandı. Ama talihsizliğe bakın ki linç girişiminden tutuklanan Yılmaz Akyol’un … AKP örgütü üyesi olduğu anlaşıldı! (Hürriyet, 23 eylül)

 

Bu iş böyledir, leş yiyiciler önce rakiplerine saldırır, sonra birbirlerine…

 

 

*

 

Fatih Altaylı’nın NE ZAMAN ADAM OLURUZ kutusundan:

 

Nezaketin hiçten gelip, her şeyi aldığını unutmadığımız zaman!

 

İeeeyt be!

 

Sabah, 23 eylül

 

 

*

 

Olmamış!

 

Melih Aşık’ın köşesinden Akif Kökçe imzalı espricik:

 

Fındığın fiyatı 2 liraya kadar düştü. Çaykovski’nin Fındıkkıran Balesi yerine, Cüneytkovski’nin ‘Fındık Üreticisini Kıran Balesi’ izleniyor…”  (Milliyet, 23 eylül)

 

Biraz zorlanmışız galiba bu espriyi bulurken…

 

 

*

 

Daha etiketinden bile korktum…

 

Radikal’ın YORUM sayfasında güzel, öğretici makaleler yer alır. Türk basınında nadirdir. İlgiyle okurum.

 

Cumartesi günü ‘Kim, her sorunu çözmüş ki?’ başlıklı yazıyı okumadan evvel, imza sahibi Leylâ Pervizat kimmiş diye baktım, yazının dibindeki ‘tanıtımı’ görünce, içime bir korku geldi, yazıyı okumaktan vaz geçtim:

 

Dr. Leylâ Pervizat: Feminist araştırmacı ve kadının insan hakları savunucusu

 

Ben almayayım, teşekkür ederim!

 

Radikal, 23 eylül

 

 

*

 

CHP için de geçerli…

 

“Ümmetçi ve Arap hayranı AKP ve Erdoğan boşuna milliyetçi ayaklarına yazılmasın, aslı (yani MHP ve kısmen Mehmet Ağar) varken kimse size oy vermez” demeye getiren bir şeyler yazdım geçenlerde. (“Türkçü Tayyip mi, hadi canım sen de!” 21 eylül)

 

Halit Kakınç cumartesi günü CHP’nin ve Baykal’ın milliyetçi - tutucu söylemlerinden bahisle “Aslı varken kimse CHP’ye oy vermez” diyordu. (Star, 23 eylül)

 

Yerinde bir tespit, kural CHP için de geçerli!

 

 

*

 

İmaminin kitabı böyle olur!

 

İmamîler’in eline geçen Milli Eğitim Bakanlığı’nın dağıttığı ilkokul kitaplarından bir alıntı:

 

Matematik öğretmeni, küçük Mustafa’ya şöyle demiş:

 

Sana Kemal ismini verelim, çünkü senin kemâle edeceğini görüyorum…”

 

Posta, 23 eylül

 

 

*

 

Bugün gazetesinde HAYIRLI RAMAZANLAR başlıklı bir köşe yazısından alıntılar:

 

“Bugün hazırlıklar sona erdi. Hayırlısı ile bu gece sahura kalkacağız. İçim kıpır, kıpır... Heyecanlıyım... İnşallah, bu sene de kesintisiz oruç tutmayı Allah nasip eder. (…) Yaradan'a hep şükrettim ve hep ona sığındım... (…) Ramazan ayı bütün İslam Alemi için kutsal bir ay. Sadece oruç tutmak kafi değil. Muhtaca, akrabaya, dostlara yardım etmek, sahip çıkmak gerekir. Hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor. Sevdiklerimiz yaşlanıyor, büyüklerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Bilinmeyene doğru hızla ilerliyoruz. Yaşadığımız süreyi doğru değerlendirelim. Hayır yapalım, iman edelim, insanlara sevgi, saygı besleyelim ve Allah'ın bize lütfettiği bu hayatı, ona layık birer kul olarak sürdürelim. Hepinize hayırlı, sağlıklı bir ramazan ayı diliyorum.” (Bugün, 23 eylül)

 

Kemal Ilıcak’ın oğlu Nazlı’dan olma Mehmet Ali Ilıcak Bey evladımız pek hayırlı bir delikanlıdır; dini bütündür, iyi bir Müslümandır; insanlara sevgi, saygı besler; kimsenin hele hele fakir fukaranın beş kuruşuna tenezzül etmez, her zaman hayır dualarını alır!..

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!