Medyadan - Muhtelif alıntılar

Güncelleme Tarihi:

Medyadan - Muhtelif alıntılar
Oluşturulma Tarihi: Eylül 03, 2006 21:10

Haberin Devamı

/images/100/0x0/55ea79e0f018fbb8f8826ebb
BABACAN'DAN “ÇALIŞMIYOR DEMESİNLER” TURU... Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, önümüzdeki hafta, Hollanda ve Brüksel'i kapsayacak bir AB turuna çıkıyor. Batı basını Türkiye'de hükümetin AB reformları konusunda hız kestiği ve AB'ye ilgisininin azaldığını öne sürüyor...www.acikgazete.com adresindeki AÇIK GAZETE'dendi... (Yanda)


*

ABUK SABUK BİR MEMLEKET

Allah sizi inandırsın, senelerdir yabancı basını takip ederim (yabancı basın dediğim batı basını, muhtemelen Afganistan, Bengladeş yahut Malezya’da çıkan gazeteleri okusam çok farklı düşünürdüm) ‘BÖYLE HABERLER’e hiç rastlamadım.

Haberin Devamı

Gün yok ki Türkiye’de böyle ABUK SABUK kazalar, cinayetler, hadiseler meydana gelmesin! Cehaletimizden mi, iptidailiğimizden mi? Bilmiyorum...

Alın size 28 ağustos pazartesi tarihli, bir günlük Hürriyet’ten bir iki alıntı:

- 14 yaşındaki çocuk babasının av tüfeğiyle oynarken 6 yaşındaki kardeşini öldürdü.
- Beden ve zihin engelli kız, boynu çekyata sıkışarak öldü.
- Karayolları’nın açtığı ve en küçük bir ikaz bile koymadığı 6 metrelik çukura düşen araçta 7 kişi öldü.
- Konya’da bir akaryakıt istasyonunun park alanında, çakmak ve maytap yüklü kamyonun (NE İŞİ VAR?) yanında piknik tüpüyle yemek yapan (VAY HAYVANLAR VAY) şoförler faciaya neden oldu: 7 ölü, 2 yaralı
- İki otobüs takla attı: 5 ölü, 97 yaralı

Veeee...

- MGK elindeki stokları eritmek için kredi kartına 10 taksitle tabanca satacak!

Hürriyet, 28 ağustos


*

21.YÜZYILDA GÜCÜNÜ DUADAN ALAN BAKAN


2006 yılında, laik TC’nin Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan açıklama:

- Gücümüzü aziz milletimizin dualarından alıyoruz! (Hürriyet, 28 ağustos)

Eğer duaların gücüne inanıyorsanız, bedduaların etkisine de hazırlıklı olun!


*

DANİMARKA TÜRK’E KARŞI diyor başlık.

Türk işyerlerine tehdit mektupları gönderen Danimarkalı milliyetçiler, önceki gün de Türk restoranına molotofkokteylli saldırı düzenledi.” (Milliyet, 28 ağustos)

Çok acıdım bu... Danimarkalı faşistlere, ben olsam Türkler’e bulaşmazdım!
J

Haberin Devamı


*

19 KERE TEKRARLANAN MUCİZE OLUR MU?

Mert Civan adlı bir galerici, Boğaziçi Köprüsü’nden atlamış ama 64 metreden denize çakılmasına rağmen kırıksız çıkıksız kurtulmuş.

Gazeteler (mesela Posta) 19’UNCU MUCİZE diye verdi haberi.

1973’te açılan Boğaziçi Köprüsü’nden atlayıp da ölmeyen 15, FSM Köprüsü’nden atlayıp da kurtulan 3 kişiyle beraber... 19 etmiş ‘MUCİZE ESERİ’ hayatta kalanların sayısı.

64 metreden denize (bir garip karaya düştü ya geçenlerde) atlayıp da ölmemek mucizeye benzese de... 19 kere tekrarlanın mucize olur mu?

Gazeteler, 28 ağustos

*


KOMŞUNUN GAZETESİNDEN SANA NE!

Yeni Şafak’ın Okur Sözcüsü Yusuf Ziya Cömert, pazartesi köşesine mahşet yaptığı yorum yazıda ‘Hürriyet dinci gazete olacak diyen yok ama...’ başlığıyla, Ertuğrul Özkök’ün bir yazısını tartışıyordu. (28 ağustos)

Haberin Devamı

 

Dünyanınz hiçbir yerinde, rakip bir gazeteyi, rakip bir gazetenin genel yayın yönetmeninin köşesinde savunduğu bir fikri tartışan ‘OKUR SÖZCÜSÜ’ var mıdır acaba?

 

 

*

 

BİLİRİM, O ACIYI İYİ BİLİRİM AMA…

 

Engin Ardıç’ın 12 yıllık sevgilisi ölmüş. ‘O benim hem kedim, hem canım, hem kızım, hem sevgilimdi. Ben hayatımın on iki yılını onunla paylaştım, o bütün ömrünü benimle geçirdi’ diyordu. Kedisi ölmüş, şaka etmiyorum, bu acıyı bilirim: Allah sabır versin!

 

Ama, bana çok tuhaf gelen bir şey yapmışlar karı koca, ve hemen Pusi’nin yerine bir Musi almışlar. Üç aylık bir yavru. Ben bu işe çok şaşarım. Karısı ölünce koşup yenisini alan erkekler, çocuğu ölünce hemen yenisini yapan çiftler gibi. Ama Ardıç’ları anlıyorum, “Yapamayacaktık, evdeki boşluğa dayanamayacaktık. Çıldıracaktık...” diyor. Doğrudur…

Haberin Devamı

 

Ama yine de, belli ki içi rahat değil, “Ben de karısını aldatan bir erkeğin çektiği vicdan azabına benzer duygular içindeyim. Bizim hanımı değil, eski kediyi. Şaşırdım kaldım. Tarifsiz kederlere düştüm” diyor Engin Ardıç. Ve ekliyor: “Bir de, o eşsiz ‘Summer of 42’ filminde, yeni evli olduğu ve çok sevdiği kocasının savaşta ölüm haberi gelen Dorothy’nin, hemen o akşam, komşunun oğlu tıfıl Herman’la niçin yattığını anladım…”

 

Akşam, 28 ağustos


*



LÜBNAN’A SPOR OLSUN DİYE ASKER GİDER Mİ?

 

Lübnan’a asker gönderme konusunda, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ‘Kale arkasından maç seyretmeyelim’ demiş. (Sabah, 29 ağustos)

 

Savaş maç değildir, bu bir.

Haberin Devamı

 

Ölüme göndereceğimiz evlatlarımız da oyuncu değildir.

 

Hükümet belli ki ısrarlı, dikkat edelim, kendi kalemize gol atmayalım!

 

*



ULUÇ BİLE BİR SONUÇ ALAMIYORSA…

 

Hıncal Uluç ısrarla trafik yazıyor. Demek ki benim yazmamam gerek. Uluç sonuç alamıyorsa, bizi kim dinler !?

En son çok doğru bir konuya parmak bastı yine:

 

“Işık yok.. Yüz defa ilgililerden rica ettim, yoğun saatlerde trafik polisi diye.. O da yok. Trafik polisleri göz önünde olan, renkli kavşaklarda yığınla.. Mesela Ortaköy'de 50 metre içinde iki ekip arabası, 8 polis görebilirsiniz. Ama 100 metre içeride, Dereboyu yolu ile Portakal Yokuşu kavşağı asıl sorun. Her an trafik ihlalleri, ters yönde kaçmalar, trafiği kilitlemeler, yasak yere park edip yolun canına okuyanlar orda, ama orda polis yok. Çünkü orası Ortaköy kadar keyifli geleni gideni seyredecek yer değil..” (Sabah, 29 ağustos)

 

Türk polisinin bu sözleri yalayıp yutması ne kadar üzücü!

 


*

 

TÜRK İŞÇİLER NERELİYDİ ACEP?

 

Muhteşem bir haberdi:

 

Moskova'da kaçak olarak çalışan 300 Türk işçi, ikamet adresi olarak aynı adresi verdi. Durumdan şüphelenen polis kaçakları yakaladı...”

 

Milliyet, 30 ağustos

 

 

*

 

AMA EN AKILLI KADIN, ERKEĞİN APTALLIĞINDAN YARARLANANDIR

Vatan’ın eski başaltı yazarı Ruhat Mengi’nin köşesinden: (Bazı günler ikinci sayfada bir hanım yazıyor, o yüzden Ruhat Hanım bir alt basamağa indi, ‘eski’ dememin sebebi budur. Şimdi ‘büyük orta’ desem espriyi kimse anlamaz...)

İyi mi, akıllı mı?

Dün Mehmet Barlas’la konuşurken ona ‘Lübnan’a asker gönderilmesi konusunda bugün Güngör Mengi’yle tamamen zıt görüşler içeren yazılar yazmışız, gördün mü?’ diye sordum.
“Evet” anlamında başını salladı. Devam ettim:
‘Sen herhalde Güngör’le aynı fikirdesindir’...
Yine “Evet” dedi, biraz durdu ve ekledi:
“Sen çok iyi bir insansın, Güngör çok akıllı”...
Anında gözlerimi kısarak öfkeli bir bakış fırlattım ona: ‘Yenir yutulur bir hakaret değil bu, aynen iade ediyorum; sen çok iyi bir insansın, Canan çok akıllı!’
Aslında bana takıldığını biliyordum, yine de bir süre sonra kızgınlığım daha da arttı; ‘İşte’ dedim ‘Medyayı istila etmiş erkeklerin kadın meslektaşlarına genel bakış açısı bu... Ama değişeceksiniz, istemeseniz bile kadınların en az sizin kadar akıllı olduğunu kabul edeceksiniz yakında. Artık meydan eskisi kadar boş değil!’

Vatan, 30 ağustos

*

BASINDA UZMANLAŞMA İŞARETLERİ

Bugün’ün yeni yazarı, sahi nasıldı dur... “Türk medyasının gündeme damgasını vuracak genç yıldızı” Mehmet Ali Ilıcak Şişli Bomonti Bira Fabrikası ile ilgili olarak: ‘İÇİME SİNMEYEN İHALE’ diye yazdı. (29 ağustos)

 

Hemen ertesi gün, PKK’dan ve İslami terörden bahsettiği yazısının başlığı ‘ŞEREFSİZ, HER YERDE ŞEREFSİZDİR’ diyordu. (30 ağustos)

 

Bu delikanlı, bir ihalete fesat, bir üçkağıt kokusu aldıysa, söylediğini çok iyi dinleyin! Şereften ve şerefsizlikten bahsediyorsa, dikkatli okuyun!

 

 

*

 

BİR AHMET HAKAN YORUMU

 

İslamcı basından entelektüel çıkmıyor, diye “iddialı bir iddia” ortaya attı Oray Eğin.

 

Yazısında “Oysa yıllar içinde o cenahtan merkez medyaya hiç kimse geçmedi” diyordu, “Bir Ahmet Hakan oradan sıyrıldı ama o da ancak döneklikten sonra ivme kazandı, yoksa onun da zamanında Yeni Şafak'taki yazıları son derece renksizdi” ve ekliyordu: “Zaten o da İslamcı Basın'ın Kürşat Bumin'i olarak değil, Nur Çintay'ı olarak girdi hayatımıza...”

 

Akşam, 30 ağustos

 


*

 

PAZARLAMACI GÖZÜYLE FORMULA 1 UYANIKLIĞI

 

Akşam’da ‘reklamcı’ kadrosundan yazan Ali Saydam, F1 kupasının KKTC Cumhurbaşkanı Talat’a verdirilmesi konusunda, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na (galiba) destek verdiği yazısında “Şimdi sorumluların yapması gereken işi idare edip ortada top çevirmektir. 'Vah biz ne büyük halt ettik', diye yakınıp el alemin eline koz vermek değil. Çünkü ortada halt edilmiş bir durum yoktur. Tabii 'aramızdaki İrlandalılar' gibi Kıbrıs meselesine onların penceresinden bakmadıkça..” diyordu. (Akşam, 30 ağustos)

 

‘Pazarlamacı’ penceresinden bakınca mesele belki de böyle görünüyordur, bilemem.

 

Ama bildiğim bir şey varsa, o da “Gol neden gayrı nizami olsun ki? Onlara göre ofsayt. Bize göre değil ki. Biz tanımıyor muyuz KKTC'yi, Talat'ı? Eee, neden Talat veremiyormuş Formula 1 birincisine ödülünü? Haa, 'emrivaki' imiş.. 'Oldu bitti'ye getirilmiş. Onların anladığı dilde de söyleyelim: 'Fait a complis!' Ya da spora siyaset katmışız?” diyen Ali Saydam’ın... Fransızca bilmediği.

 

‘Fait a complis’ dediği, ‘fait accomplis’ olacak herhalde...

 


*

 

BU DA SERDAR TURGUT’UN YORUMU

 

Akşam’ın Gen.Yay.Yön.ü Serdar Turgut yazdı:

Türk'ün dehası yine kendisini gösterdi ve Formula-1 Kupası'nı M. Ali Talat'a verdirerek dünya televizyonlarında KKTC Cumhurbaşkanı sıfatını geçirmiş oldular.
Bu olay, tarihe Türk'ün Türk'e propagandası şaheseri olarak geçecektir
. Bu tür olaylar bizim memlekette övünç kaynağı olabilmektedir çünkü bizim memlekette benzin istasyonuna içi maytap dolu kamyonla girip de kamyonun altında tüp yakıp yemek pişirmekte sakınca görmeyen insanlar da vardır ve onlar vatandaştır ve onların bir oyuyla sizin bir oyunuz maalesef aynı sayılmaktadır (sonra da AKP nasıl iktidar olabildi diye tartışıyor millet).”

Akşam, 30 ağustos

 

*

 

İMAM KADROSUNDAN TAYİN…

 

Gerçi haberin yeni bir tarafı yok, artık alıştık ama...

 

İmamdı, şimdi müdür oldu” diyor başlık. Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet eden (ve ‘türban davası’nı kaybeden) Leyla Şahin’in babasıymış, adı Alaaddin Şahin, imam. İETT’de Müşteriler Daire Başkanlığı’na getirilmiş, yazı işleri, reklam, seyahat kartları ve halkla ilişkilerden sorumlu... (Milliyet, 31 ağustos)

 

Eee, ne var bunda? İmamdan belediye başkanı oluyor hatta başbakan oluyor da... İETT müdürü niye olmasın?

 

*

 

BU DA DÜNÜR KADROSUNDAN…

 

Recep Tayyip Bey’in dürünü Sadık Albayrak’ın oğlu Serhat, Star Gazetesi’ne genel müdür olmuş!

 

Oğlanın babası Sadık Bey ‘Teklif gazeteden geldi’ diyor.

 

Mutlaka!

 

Milliyet, 31 ağustos

 


*

 

AYNI KAFA

 

İstanbul Emniyet Müdürü, pankart açan üniversite öğrencilerini linç etmeye kalkışan güruhu alkışladı. Ve tepki çekti…

 

Ama sadece Emniyet Müdürü değil, RTE’nin dünürünün oğlunu genel müdür yapan Star gazetesi de aynı kafaya sahip!

 

30 Ağustos töreninde savaş karşıtı pankart açanları linç etmeye kalkışan kalabalıkla ilgili haberin resimaltı:

 

İstanbul’daki törende protesto gösterisi yapmak isteyen gençleri, vatandaş etkisiz hale getirdi...”

 

El Star gazetesi, 31 ağustos

 


*

 

SİYASAL İSLAMIN BİTTİĞİ ANDIR!

 

Ahmet Kekeç, Hz.Muhammed’in peygamber olduğunu anlayan ve cenaze namazında eli kulağında saf tutan Doğu Perinçek’in fırdönüşlerinden başının döndüğünü yazdı. Kısaca (çünkü dönüşü çoktur zâtın) Perinçek’in geçtiği evreleri hatırlattı. Maocu, Pol-Potçu, Apocu, Kemalist-ulusalcı filan derken... şimdi de geçici bir süre için ‘SİYASAL İSLAMCI’ ! (Star, 31 ağustos)

 

Gerçekten de… Perinçek’in bir cenaze namazında saf tutmuş, avuç açmış dua eder fotoğraflarını gördük basında. Fetullahçı Zaman gazetesine ‘nezaket ziyareti’ yaptığını duyduk. Bir yerlerde de Hazreti Muhammed’in peygamber ve büyük bir devrimci olduğunu, kendisinin de 40 yıldır namaz kıldığını söylüyordu.

 

Gerçekten takibi zor, insanın değil başını döndürmek, midesini bulandıran bir hareketlilik.

 

 

 

Ama size bir şey söyleyeyim mi, Perinçek’in uğradığı son durak, Türkiye’de ve dünyada… siyasal islamın bittiğinin işaretidir! Çünkü Doğu Perinçek yolu üzerindeki her ideolojik durağına, en az 10 yıl geç varmıştır!!

 

 

*

 

MEMURUN BABASI

 

Memur sendikalarıyla, Hükümet adına zam görüşmelerini yürüten Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bugün’e konuştu: MEMURUN BABASIYIM! (31 ağustos)

 

Memurun anasını... ağlatmalarından belli!

 

 

*

 

BASIN TOPLUMUN AYNASIDIR DEDİKLERİ…

İlk üç haber başlıklı yazısında, Yalçın Doğan şöyle diyordu:

Benzin istasyonu yanında piknik tüpüyle yemek pişirenlerin yarattığı felakette 7 kişi ölüyor.
Anayolda açtığı çukuru işaretlemeyenler 7 kişinin ölümüne yol açıyor.
Yangınlarla kül ormanlarda, jandarmanın uyarısına rağmen hala piknik yapanlar, buna direniyor.
Bültenlerdeki bu ilk üç haber, toplumun zeka testini yansıtıyor. Eğitim düzeyini anlatıyor.
Derin felsefi yorumlar, ayrıntılı arayışlar gereksiz. Günlük hayat, halimizin aynası
. (Hürriyet, 31 ağustos)

Bu açıdan bakarsan, basın da toplumun zeka seviyesinin aynası!

 

 

*

 

HAFTANIN TRAJEDİYİSDİ, BOĞAZIM DÜĞÜMLENDİ!

 

Hanife daha 7 yaşındaydı. Arkadaşlarıyla Adana-Akkapı Mahallesi’ndeki parka gitti. Hava çok sıcaktı, arkadaşlarına özendi, eteğini beline toplayıp havuza girdi. Ama beton zemin yosun tutmuştu, ayacığı kaydı, düştü ve çırpınmaya başladı. Bir yandan da çığlık çığlığa bağırıyor, yardım istiyordu. Ama yardımına koşan olmadı.

 

Hanife kız, altmış santim derinliğindeki suda boğularak öldü… Havuz başında oturan insanlar onun çığlıklarını duymadılar, duyamadılar, çünkü dünyalar güzeli Halife… dilsizdi.

 

Hürriyet, 2 eylül

 

 

*

 

HABERİ KULLANMADAN EVVEL BİRAZ DÜŞÜNSELER…

 

Evrensel gazetesi okurlarından özür diledi: Lübnan Hizbullah’ının lideri Nasrallah ile yapıldığı iddia edilen röportaj… sahte çıktı. (Hürriyet, 2 eylül)

 

Evrensel ve Evrensel’den alıntı yapan Hürriyet dahil bütün gazeteler nasıl şüphelenmedi hayret ediyorum. Hatırlar mısınız, ben de alıntı yapmış ve Seyid Hassan Nasrallah’ın söylediği iddia edilen “1960’larda İsrail’e karşı savaşmak için Filistin’e giden Türkiyeli sosyalist kardeşlerimiz vardı. Ve bunlardan biri halen benim belleğimde ve kalbimdedir. Deniz Gezmiş…” lafına takılmıştım. Nasrallah 1960 doğumlu, Deniz’ler Filistin’e 1969’a gitti. Nasrallah o zaman 9 yaşındaydı. Demek ki çok ‘erken gelişmiş bir çocuk’ imiş… demiştim.

 

Şimdi taşlar yerli yerine oturdu…

 


*

 

BİZ SENİ İYİ TANIRIZ!

 

İtalya Dışişleri Bakanı Massimo d’Alema, Abdullah Gül’e ‘kaleminden bal damlayan’ bir mektup göndermiş, Türk askerinin Lübnan’da ne kadar faydalı olacağını söylüyor(Hürriyet, 2 eylül)

 

Bu herif “Aman Türk askeri Lübnan’a gitsin” diyorsa, mutlaka altında bir cenabetlik vardır.

 

Bu PKK yalakasının ne biçim bir ‘DALLAMA’ olduğunu daha unutmadık herhalde!..

 

 

*

 

MEDYAMIZIN GENÇ YILDIZINDAN ARİSTO MANTIĞI

 

Vallahi ne kadar uyanık bir çocuk bu Mehmet Ali. Kemal oğlu Nazlı’dan olma Mehmet Ali Ilıcak’tan bahsediyorum. Hani “Türk medyasının gündeme damgasını vuracak genç yıldızı” var ya…

 

Bugün’kü yazısından anladık ki, oğlumuz Türk askerinin Lübnan’a gitmesinden yanaymış. Kendisi dağ başında 18 ay (!) askerlik yapmış ve vatan için göğsünü siper etmiştir ya… konuşmaya hakkı vardır elbet!

 

Halkın karşı çıkmasına rağmen Lübnan’a asker gönderilmesini şu mantıkla savunuyor:

 

Bugün anket yapılsa halkın % 90’ı asker göndermeye karşı çıkacaktır. Aynı vatandaşa vergi toplansın mı diye sorsak, % 90 ‘hayır’ cevabı verir…”

 

Bugün, 2 eylül

 


*

 

BAŞBAKAN’I İMAM OLAN MEMLEKETTE..

Zonguldak İl Sağlık Müdür Yardımcılığı’na Selahattin Çolak atandı. (Milliyet, 2 eylül)

 

Bilin bakalım Çolak’ın mesleği nedir?

 

Eveeet, Selahattin Çolak ‘imam’… Nasıl bildiniz?!

 

Boyunları devrilsin, ne diyeyim!

 

 

*

 

SADECE HIRSIZ MI SUÇLU?

 

Gelir İdaresi Başkanlığı vergi yüzsüzlerini açıkladı.

 

Borç rekortmeni (Kızılay’ın açtığı çadır ihalesinde rüşvet skandalına karıştığı için adını bildiğimiz) Yaşar Bahçıvan adlı dokumacı çıktı.

 

700 trilyona yakın vergi borcu olan dolandırıcı ‘Emekli maaşımla zor geçiniyorum. Vergi borcumu ödeyemem…’ diye kestirip atıyor. (Milliyet, 2 eylül)

 

Parayı eğer bu yüzsüzden alamayacaklarsa… bağlı olduğu vergi dairesi personelinden, ilin defterdarından alsınlar!

 

Vergi borcu 700 trilyona ulaşana kadar neredeymiyler, niye gereğini yapmamışlar?

 

 

*

 

TONY’NİN LATİNCESİ ANTHONY

 

İngiltere Başbakanı Tony Blair’in kullandığı kahva fincanının üzerinde cesaret verici hatta gaza getirici bir takım laflar yer alıyormuş. Haberde bu fincanın fotoğrafını da kullanmışlar:

 

Kocaman mavi ANTHONY diye bir yazı altında da işte “Your refined inner voice drives your thoughts and your deeds…” filan bir şeyler.

 

Haberin içindeki bir laf beni bitirdi: “Tony isminin Latincesi ‘Anthony’ başlıklı bardağın altında…”

 

Doğrudur, Roma’lı meşhur komutanın adını hatırlarsınız: Anthony! Kleopatra ona ‘İngilizce’ Tony derdi! J

 

Nasıl da sallıyorlar, inanılır gibi değil!

 

Sabah, 3 eylül

 

 

*

 

DERKENE…

 

“Nasıl da uyduruyorlar” dedim de; Hakan Aygün yazıyordu:

 

Zıtların birliği, yeşillerin yakınlığı

İslamın sembol rengi ne? “Hacı yeşili”Askerlerin sembol rengi ne?“Haki yeşili”. Fundamentalizme en karşı kurumolan orduyla, İslamın renkleri birbirinene kadar yakın değil mi? Tıpkı, sosyalim ile nasyonal sosyalizm gibi. Gel de zıtların birliğine inanma… (Evet, 3 eylül)

 

Hadi “hacı yeşili” diye bir renk var diyelim; hadi aslında sarının bir tonu olan hâkî için de “haki yeşili” benzetmesi yapalım…

 

Peki sosyalizm ile nasyonal-sosyalizmin ortak rengi ne ola ki? Biri kırmızı, diyeri siyah!...

 

Anlatırım ya hep, Vecihe Teyzem’in evinde çalışan kadının bir gün yağ çekesi tutmuş:

“Veciha’nım, senin kızlarının isimleri de ne kadar uyumlu, bak ‘Se-ma-rûr’ ve ‘Ni-yaz’ ...”

 


*

 

ŞİMDİ KENDİNİ BİLMEZİN BİRİ…

 

Lübnan’a gönderilecek Türk askeriyle ilgili tartışmaya açıklama getiren Başbakan içimize su serpti:

 

Hizbullah’ın silahsızlandırılması istenirse askerimizi çekeriz!” (Gazeteler, 3 eylül)

 

İnşallah bu laf üstüne, kendini bilmezin biri çıkıp sormaz: “Kimi korumak için, Türk askerini mi, Hizbullah’ı mı?”

 

 

*

 

VE KORKULAN BAŞIMIZA GELDİ

 

Hürriyet-internet sitesinin haberi:

 

Fatih'te İsmailağa Camii'nin emekli imamı Bayram Ali Öztürk bıçaklanarak öldürüldü. Öztürk'ü bıçaklayan kişi ise linç edilerek öldürdüldü.” (3 eylül)

 

Şimdi, İstanbul Emniyet Müdürü’nden bir açıklama bekliyoruz:

 

- CEMAATİMİZİN ELİNE SAĞLIK, ÇOK GÜZEL BİR TEPKİ VERDİLER!

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!